
Kredi Borcu Ödenmezse Ne Olur?
Kredi borcunun ödenmemesi halinde bankanın izlediği aşamaları, gecikme faizinin nasıl işlediğini ve tüm borcun ne zaman muaccel hale geldiğini bu yazıda ele alıyoruz. Ayrıca icra takibinde ödeme emrine itiraz süresi, maaş ve emekli aylığı haczinin yasal sınırları, ipotekli konutta satış süreci ile borcun zamanaşımı ve kişisel sorumluluk konularını okuyacaksınız.
Gecikme Faizi ve Bildirim Süreci
Gecikme Faizinin Sınırı
Vadesinde ödenmeyen tüketici kredisi taksidi bakımından gecikme faizi uygulanır. Faiz, ödenmeyen anapara üzerinden işler ve ödeme yapılmadığı sürece borç hesabına eklenir. Tüketici kredilerinde uygulanabilecek temerrüt veya gecikme faizi sınırsız değildir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.4/7 uyarınca bu faiz, sözleşmede belirlenen akdi faizin yüzde otuz fazlasını aşamaz. Aynı düzenleme, temerrüt hâlinde bileşik faiz uygulanmasını da engeller.
Bu sınır, gecikme faizinin akdi faizden bağımsız biçimde artırılabileceği anlamına gelmez. Hesaplama, sözleşmede kararlaştırılan akdi faiz oranı esas alınarak yapılır. Akdi faizin yüzde otuz fazlası, bu oranın üzerine yüzde otuz oranında artış yapılmasını ifade eder; akdi faiz oranına ayrıca otuz puan eklenmesi anlamına gelmez. Faiz hesabında ödenmeyen anapara esas alınmalı, önceki ödemeler ve kapatılan taksitler ayrıca ayrıştırılmalıdır.
Tüketici Kredisi Sözleşmeleri Yönetmeliği m.18/2 de temerrüt faizinin akdi faizin yüzde otuz fazlasını aşamayacağını düzenler. Bu sınırı aşan tahsilatın geri ödenmesi gerekir. Bu nedenle borç hesabında uygulanan akdi faiz oranı, gecikme faizi oranı, faiz başlangıç tarihi, hesaplama dönemi ve yapılan ödemeler birlikte incelenmelidir. Sözleşmede veya banka hesap dökümünde yer alan toplam tutar, faiz hesabının mevzuata uygun olduğunu tek başına göstermez.
Gecikme faizi ile diğer borç kalemleri birbirinden ayrılmalıdır. Ödenmeyen anapara, işleyen gecikme faizi ve sözleşmeden veya takip işleminden kaynaklanan masraflar aynı toplam içinde gösterilse bile her kalemin dayanağı ve hesaplanma yöntemi farklıdır. Bileşik faiz uygulanması veya akdi faizin yüzde otuz fazlasını aşan temerrüt faizi talep edilmesi hâlinde hesaplamanın denetlenmesi gerekir. Fazla tahsilat yapılmışsa, Tüketici Kredisi Sözleşmeleri Yönetmeliği m.18/2 uyarınca bu tutarın geri ödenmesi gündeme gelir.
Bildirim ve İhbarname Aşaması
Ödeme gecikmesi başladığında banka telefon, kısa mesaj veya e-posta yoluyla bildirim yapabilir. İlk iki taksidin ödenmemesi üzerine borçlunun adresine ihbarname gönderilmesi uygulamada görülen aşamalardan biridir. İhbarnamede çoğunlukla 30 günlük ödeme süresi belirtilir. Bu süre içinde ödeme yapılmaması, bankanın sonraki tahsil ve takip işlemlerine geçmesine neden olabilir.
Yasal takibin uygulamada çoğunlukla 90 gün civarında başlatıldığı belirtilir. Ancak 90 gün, bütün krediler bakımından kanunda öngörülmüş otomatik bir takip veya haciz eşiği değildir. Takibin ne zaman başlatılacağı; kredi sözleşmesine, ödenmeyen taksitlerin durumuna, yapılan bildirimlere ve borcun muaccel hâle gelip gelmediğine göre değerlendirilir. Bu nedenle yalnızca gecikme gün sayısına bakılarak tüm borcun kesin olarak istendiği veya haciz işleminin başlayacağı söylenemez.
İhbarname, borçlunun hangi taksitleri ödemediğini ve ödeme yapılması gereken süreyi göstermelidir. Bildirimde yer alan tutar ile banka hesap dökümündeki tutar karşılaştırılmalı; ödenen taksitler, kalan anapara ve uygulanan faiz ayrı ayrı kontrol edilmelidir. Bankanın bildirim göndermesi, tek başına tüm kredi borcunu muaccel hâle getirmez. Tüm borcun istenebilmesi için tüketici kredilerine ilişkin muacceliyet şartlarının ayrıca gerçekleşmesi gerekir.
Tahsil edilemeyen borç, yasal işlemlerden yaklaşık bir yıl sonra BDDK lisanslı varlık yönetim şirketlerine devredilebilir. Devir gerçekleşse bile borç hesabındaki anapara, faiz ve masraf kalemlerinin incelenmesi gerekir. Bankanın veya varlık yönetim şirketinin bildirdiği toplam tutar, hangi döneme ait faiz ve masrafları içerdiği gösterilmeden denetlenemez. Bu aşamada ihbarname, hesap dökümü ve ödeme belgeleri birlikte değerlendirilir.
Tüm Borcun Muaccel Olma Şartları
Muacceliyet Uyarısı ve Süresi
Belirli süreli tüketici kredisinde vadesi gelmemiş taksitlerin tamamının istenebilmesi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.28’deki şartların birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. Sözleşmede kredi verenin kalan borcun tamamını muaccel kılabileceğine ilişkin hüküm bulunmalı, kredi veren kendi edimlerini yerine getirmiş olmalı, tüketici birbirini izleyen en az iki taksitte temerrüde düşmeli ve tüketiciye en az otuz günlük süre veren muacceliyet uyarısı yapılmalıdır.
Bu şartlardan biri gerçekleşmeden kalan taksitlerin tamamı talep edilemez. Bir taksidin gecikmesi veya tek bir taksidin ödenmemesi, tek başına bütün kredi borcunu muaccel hâle getirmez. İki taksidin birbirini izlemesi gerekir; farklı dönemlere ait ve aralarında ödeme bulunan taksitler, bu koşul bakımından aynı şekilde değerlendirilemez. Ayrıca kredi verenin sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirip getirmediği de incelenmelidir.
Muacceliyet uyarısı, tüketiciye borcun hangi taksitler bakımından geciktiğini ve verilen sürede ödeme yapılmazsa kalan borcun tamamının isteneceğini bildirmelidir. Uyarıda en az otuz günlük süre tanınması gerekir. Bu süre dolmadan tüm borcun muaccel olduğu kabul edilemez. Bankanın telefon, kısa mesaj veya e-posta yoluyla yaptığı genel ödeme hatırlatması, içeriğine ve hukuki niteliğine göre değerlendirilir; tüm borcun muaccel olması için gereken uyarının yerine geçip geçmediği bildirimin içeriğinden anlaşılır.
Tüketici Kredisi Sözleşmeleri Yönetmeliği m.18, muacceliyet uyarısı ile temerrüt faizi bakımından uygulanacak düzenlemelerden biridir. Muacceliyet hesabında vadesi gelmemiş taksitlere ilişkin faiz, komisyon ve benzeri henüz işlememiş masraflar otomatik olarak borca eklenemez. Takip hesabında hangi taksitlerin vadesinin geldiği, hangi taksitlerin uyarı sonrasında muaccel olduğu ve her kalem için hangi tarihten itibaren faiz işletildiği ayrılmalıdır.
Sözleşmenin kuruluş tarihi de uygulanacak sürenin belirlenmesinde önem taşır. 28.05.2014 tarihinden önce kurulan sözleşmeler bakımından, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga düzenleme ve bu düzenlemeye uygun ihtar şartları dikkate alınabilir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin E.2016/27882, K.2019/4137 sayılı kararında, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanması ve mülga düzenlemedeki bir haftalık sürenin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir:
28.03.2019 tarihli kararda, ihtarnamenin sözleşme tarihinde yürürlükte olan mevzuata uygun düzenlendiği ve borçlunun birbirini izleyen ikiden fazla taksidi ödemede temerrüde düştüğü tespit edilmiştir. Mahkeme, bu ihtarın muacceliyet uyarısı olarak kabul edilmesinde ve tüm kredi borcu için takip yapılmasında yasal bir engel bulunmadığına hükmetmiştir. Uygulanacak kanun olarak sözleşmelerin kurulduğu tarihte yürürlükte olan hükümler esas alınmıştır.
Buna göre sözleşmenin imzalandığı tarih belirlenmeden yalnızca güncel mevzuata dayanılarak muacceliyet süresi belirlenemez. Sözleşme tarihi, ihtarnamenin içeriği, temerrüde konu taksitler ve tanınan süre birlikte incelenmelidir.
Usulsüz İhtarın Sonucu
Muacceliyet uyarısında ödenmeyen taksitler belirtilmeden doğrudan kredi borcunun tamamının ödenmesi istenirse ihtar usulsüz olur. Aynı sonuç, tüketiciye gereken süre tanınmadan kalan taksitlerin tamamının talep edilmesi hâlinde de doğar. Usulsüz ihtar, vadesi gelmemiş taksitleri kendiliğinden muaccel hâle getirmez.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin E.2016/12706, K.2016/22449 sayılı kararında şu değerlendirmeye yer verilmiştir:
30.11.2016 tarihli kararda, bankanın ödenmeyen taksitler yerine borcun tamamının ödenmesini isteyen ihtarnamesinin usulüne uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Muacceliyet hakkının kullanılabilmesi için birbirini izleyen en az iki taksidin belirlenerek ödenmesi, aksi halde bakiye tüm taksitlerin muaccel olacağı uyarısını içeren bir ihtarname gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkeme, usulsüz ihtar nedeniyle tüm kredi borcu için takip yapılamayacağına, ancak ödenmeyen veya geç ödenen taksitler için gecikme faizi ve ferileriyle takip yapılabileceğine karar vermiştir.
Buna göre usulsüz ihtarın sonucu, bankanın hiçbir alacak talep edememesi değildir. Vadesi gelmiş ve ödenmemiş taksitler, bunlara ilişkin gecikme faizi ve ferileriyle birlikte takip edilebilir. Ancak vadesi henüz gelmemiş taksitler, usulüne uygun muacceliyet uyarısı bulunmadığı sürece takip hesabına eklenemez.
İcra takibinde bu ayrım, takip talebindeki alacak kalemleri üzerinden denetlenir. Borçlu, ihtarnamenin tebliğ tarihini, ihtarda belirtilen taksitleri, verilen sürenin uzunluğunu ve takip tarihinde hangi taksitlerin vadesinin geldiğini karşılaştırmalıdır. Tüm borç için takip yapılmışsa, muacceliyet şartlarının gerçekleşmediği yönündeki itiraz takipte talep edilen vadesi gelmemiş kısım bakımından önem taşır. Usulüne uygun ihtar ve birbirini izleyen en az iki taksitte temerrüt bulunmuyorsa, kalan kredi borcunun tamamı üzerinden takip yapılamaz.
İcra Takibi ve Ödeme Emri Süreci
Ödeme Emrine İtiraz Süresi
İcra takibi, ödeme emrinin borçluya tebliğ edilmesiyle birlikte borçlunun ödeme veya itiraz hakkını kullanabileceği bir aşamaya gelir. İcra ve İflas Kanunu m.62 ve m.66 uyarınca borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borcu ödeyebilir veya ödeme emrine itiraz edebilir. Bu süre, ödeme emrinin düzenlendiği tarihten ya da bankanın ihtarname gönderdiği tarihten değil, ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği tarihten itibaren hesaplanır.
İtiraz, borcun tamamına veya bir bölümüne ilişkin olabilir. Borçlu, borcun hiç bulunmadığını, talep edilen miktarın hatalı olduğunu, faiz hesabının yanlış yapıldığını, önceki ödemelerin dikkate alınmadığını ya da takipte istenen bazı kalemlerin muaccel olmadığını ileri sürebilir. İtirazın kapsamı, takibin hangi bölümü bakımından sonuç doğuracağını belirler. Süresinde yapılan itiraz, itiraz edilen kısım yönünden takibi durdurur (İİK m.66). Bu nedenle ödeme emrinde talep edilen anapara, faiz, masraf ve diğer kalemler ayrı ayrı incelenmelidir.
Borçlu yalnızca borcun bir bölümüne itiraz ediyorsa, itiraz edilmeyen kısım bakımından takip işlemlerinin durumu ayrıca değerlendirilir. İtiraz dilekçesinde hangi borç kalemine veya hangi miktara itiraz edildiği açıkça belirtilmelidir. Özellikle önceki bölümlerde açıklanan muacceliyet şartları gerçekleşmeden vadesi gelmemiş taksitler takip hesabına eklenmişse, itirazın bu kısma yöneltilmesi gerekir. Ödeme emrinin ekindeki hesap dökümü, takip talebi, kredi sözleşmesi, ödeme planı ve yapılan ödemelere ilişkin belgeler birlikte karşılaştırılmalıdır.
Yedi günlük süre içinde itiraz edilmez ve ödeme de yapılmazsa takip kesinleşebilir. Sürenin geçirilmesi, borçlunun ödeme emrindeki bütün iddiaları daha sonra aynı şekilde ileri sürebileceği anlamına gelmez. Bu nedenle tebliğ tarihi, ödeme emrinin içeriği ve itiraz süresinin son günü gecikmeden belirlenmelidir. Tebligatın usulüne uygun olup olmadığı konusunda bir sorun varsa, tebligat belgesi ve dosya kapsamı ayrıca incelenmelidir.
Ödeme emrine itiraz edilmesi borcu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İtiraz, itiraz edilen kısım yönünden icra takibini durdurur; alacağın gerçekten mevcut olup olmadığı ve hesaplamanın doğru yapılıp yapılmadığı ise uyuşmazlığın niteliğine göre değerlendirilir. Bu aşamada borçlu, yalnızca banka tarafından bildirilen güncel toplam tutara dayanmak yerine takip talebinde gösterilen alacak kalemlerini ve bunların dayanaklarını kontrol etmelidir.
Mal Beyanı ve Tazyik Hapsi
Takip başladıktan ve ödeme emri tebliğ edildikten sonra borçlunun mal beyanında bulunma yükümlülüğü doğar. İİK m.74 uyarınca mal beyanı, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde verilmelidir. Mal beyanı, borçlunun kendisine ait malvarlığını, gelirlerini ve borcun ödenmesini sağlayabilecek ekonomik durumunu bildirmesine ilişkin icra yükümlülüğüdür.
Mal beyanında bulunmak, borcun kabul edildiği veya borçlunun ödeme gücüne sahip olduğu anlamına gelmez. Borçlu adına kayıtlı taşınır, taşınmaz, banka hesabı, düzenli gelir veya başka bir malvarlığı değeri bulunmuyorsa bu durum da beyanın içeriğinde belirtilmelidir. Gerçeğe aykırı veya eksik beyanda bulunulması ayrıca hukuki sonuç doğurabileceğinden, malvarlığı ve gelir bilgileri mevcut duruma uygun şekilde açıklanmalıdır.
Sırf kredi borcunun ödenememesi hapis cezası verilmesini gerektirmez. Anayasa m.38 uyarınca yalnızca sözleşmeden doğan bir borcun yerine getirilememesi nedeniyle hapis uygulanamaz. Bu nedenle ödeme güçlüğü yaşayan borçlunun, kredi borcunu zamanında ödeyememesi tek başına hapis nedeni değildir.
Bununla birlikte icra sürecindeki bazı yükümlülüklerin ihlali, kredi borcunun kendisinden ayrı sonuçlar doğurabilir. Borçlu, icra dairesinde usulüne uygun bir ödeme taahhüdünde bulunmuş ve bu taahhüdü haklı bir sebep olmadan ihlal etmişse İİK m.340 kapsamında en fazla üç aya kadar tazyik hapsi uygulanabilir. Buradaki değerlendirme, sıradan ödeme gecikmesinden değil, icra sürecinde verilmiş usulüne uygun ödeme taahhüdünün yerine getirilmemesinden kaynaklanır.
Bu nedenle borçlu, icra dairesinde veya alacaklıyla yapılan ödeme görüşmelerinde imzaladığı belgelerin niteliğini ve içerdiği ödeme tarihlerini dikkatle incelemelidir. Gerçekçi olmayan bir ödeme planı veya yerine getirilemeyecek bir taahhüt, borcun yapılandırılmasından farklı bir hukuki risk yaratabilir. Mal beyanı yükümlülüğü ile ödeme taahhüdü birbirinden ayrılmalıdır. Mal beyanının verilmesi, tek başına ödeme taahhüdü anlamına gelmez; ödeme taahhüdünün ihlali bakımından ise İİK m.340’taki şartların ayrıca oluşması gerekir.
Haciz Sınırları ve Korunan Mallar
Maaş ve Emekli Aylığı Haczi
Takibin kesinleşmesinden sonra borçlunun düzenli gelirleri bakımından haciz uygulanabilir; ancak maaşın tamamı haczedilemez. İcra ve İflas Kanunu m.83 uyarınca maaş ve diğer gelirlerde borçlunun geçimi için gerekli miktar dikkate alınır. Maaş haczi kural olarak dörtte birle sınırlıdır. İşçi ücretleri bakımından 4857 sayılı İş Kanunu m.35 de işçi ücretinin dörtte birinden fazlasının haczedilemeyeceğini düzenler. Nafaka hakları bu sınırlamanın dışındadır.
Bu sınır, alacaklının maaşın tamamını veya dörtte birden fazlasını doğrudan kesinti yoluyla tahsil edemeyeceği anlamına gelir. Haciz yazısında belirtilen kesinti oranı, borçlunun ücretinin niteliği ve uygulanabilecek özel hükümler birlikte değerlendirilmelidir. Birden fazla icra dosyası bulunması da maaşın tamamının haczedilmesine yol açmaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E.2020/2345, K.2020/3456 sayılı kararında maaş haczinin üst sınırının toplam kesinti bakımından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir:
Maaş haczinin üst sınırının tartışıldığı olayda, Yargıtay İİK m.83 uyarınca maaşın en fazla dörtte birinin haczedilebileceğini belirtmiştir. Birden fazla icra dosyasında toplam haczin dörtte biri aşamayacağı vurgulanarak fazla kesinti yapılmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Buna göre aynı maaş üzerinde birden fazla haciz bulunması, toplam kesintinin dörtte bir sınırını aşmasını haklı kılmaz. Ücretten yapılan kesintinin bu oranı aştığı düşünülüyorsa maaş bordroları, icra müdürlüğünün haciz yazıları ve banka hesap hareketleri karşılaştırılmalıdır. Nafaka alacakları bakımından ise dörtte birlik genel sınırlamanın dışında kalan özel değerlendirme yapılır.
Emekli aylığı bakımından farklı bir koruma uygulanır. 5510 sayılı Kanun m.93 uyarınca emekli aylığı, borçlunun rızası olmadan haczedilemez. Borçlunun açık rızası bulunması hâlinde haciz mümkün olabilir. Bu nedenle emekli aylığından yapılan kesintinin hukuka uygunluğu incelenirken yalnızca icra dosyasının bulunup bulunmadığına bakılmaz; borçlunun hacze rıza verip vermediği ve bu rızanın hangi belgeyle ortaya konulduğu da değerlendirilir.
Maaş haczi ile emekli aylığı üzerindeki haciz aynı kurallara tabi değildir. İşçi ücretinde dörtte birlik üst sınır uygulanırken emekli aylığında rıza şartı öne çıkar. Gelirin niteliği belirlenmeden kesintinin hukuka uygunluğu hakkında kesin sonuca varılamaz.
İpotekli Konutta Satış Süreci
İpotekli konut bakımından alacaklının başvuracağı takip yolu, alacağın ve ipoteğin hukuki niteliğine göre belirlenir. Konut finansmanı kredisinden doğan ve ipotekle güvence altına alınan alacakta ilamlı takip yapılamaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E.2016/31150, K.2018/3597 sayılı kararında şu değerlendirme yapılmıştır:
25.04.2018 tarihli kararda, konut finansmanı kredisinin teminatı olan ipoteğe dayanılarak ilamlı takip yapılamayacağına hükmedilmiştir. Mahkeme, konut finansmanı kredisinin tüketici kredisi niteliğinde olduğunu ve alacağın varlığı, miktarı ve muacceliyetinin Tüketici Kanununa tabi bulunduğunu belirtmiştir. Yol olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip yapılmasına ve borçluya ödeme emri tebliğ edilmesine engel bulunmadığı kabul edilmiştir. Yanlış takip yoluna karşı şikâyet süresiz olup mahkemece re’sen dikkate alınmalıdır.
Buna göre konut finansmanı ipoteğine dayalı alacakta takip, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip şeklinde yürütülmelidir. Borçluya gönderilecek ödeme emrinde takip yolunun ve talep edilen alacak kalemlerinin incelenmesi gerekir. Alacağın varlığı, miktarı veya muacceliyeti Tüketici Kanunu hükümlerine tabi olduğundan, ipoteğin bulunması bankaya tüm borcu her durumda ve doğrudan ilamlı takip yoluyla isteme yetkisi vermez.
İcra ve İflas Kanunu m.82 kapsamında tek ve haline münasip konut ile zorunlu ev eşyaları bakımından haczedilmezlik hükümleri uygulanabilir. Ancak bir konutun ipotekli olması, bu konut hakkında hiçbir icra işlemi yapılamayacağı anlamına gelmez. İpotek, taşınmazın borca teminat oluşturması nedeniyle ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip konusu yapılabilir. Konutun niteliği, ipoteğin kapsamı, kredi sözleşmesi ve takip belgeleri birlikte incelenmelidir.
Zorunlu ev eşyaları bakımından da borçlunun ve ailesinin temel ihtiyaçları korunur. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E.2017/4567 sayılı kararında, borçlu ve ailesinin ihtiyacı olan lüzumlu ev eşyalarının haczedilemeyeceği kabul edilmiştir:
Ev eşyası haczinin hukuka aykırılığının tartışıldığı olayda, Yargıtay İİK m.82 uyarınca borçlu ve ailesinin ihtiyacı olan lüzumlu ev eşyalarının haczedilemeyeceğini belirtmiştir. Buzdolabı, çamaşır makinesi, yatak ve mutfak eşyalarının haczinin hukuka aykırı olduğu kabul edilmiştir.
Bu nedenle ipotekli konutun takibe konu edilmesi ile konut içindeki zorunlu eşyaların haczi ayrı değerlendirilir. İpotekli taşınmaz bakımından takip yolu incelenirken, ev eşyaları bakımından İİK m.82’deki koruma hükümleri ayrıca uygulanır.
Borcun Kişisel Niteliği ve Zamanaşımı
Kredi borcundan kural olarak kredi sözleşmesinin tarafı olan borçlu sorumludur. Borçlunun eşi, anne ve babası, kardeşleri, çocukları, eski eşi veya aynı evde yaşayan diğer kişiler, yalnızca bu yakınlıkları nedeniyle borçtan sorumlu tutulamaz. Borçlunun ailesiyle kirada oturması da aile bireylerinin mallarını kredi borcunun teminatı hâline getirmez. Takip, borçlunun kendi gelirine ve malvarlığına yöneltilir.
Kişisel sorumluluğun kapsamı, sözleşmede kimin borçlu, kefil veya birlikte borçlanan kişi olarak yer aldığına göre belirlenir. Kefalet verilmişse kefilin sorumluluğu, kefalet sözleşmesinin geçerliliği ve kapsamı çerçevesinde ayrıca incelenir. Bir kişinin kredi borcuna birlikte imza atması veya borcu üstlenmesi de onu yalnızca aile ilişkisi nedeniyle değil, kendi hukuki taahhüdü nedeniyle sorumlu hâle getirir. Mirasçılık bakımından da mirasın ve mirasçıların hukuki durumunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Borçlunun aile evinde bulunması, o evdeki bütün eşyaların borçluya ait olduğu anlamına gelmez. Başka kişilere ait mallar, borçlunun kişisel borcu nedeniyle haczedilemez. Eşyanın kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık çıkarsa mülkiyeti gösteren fatura, ödeme belgesi, sözleşme veya diğer belgeler önem taşır. Borçluya ait olmayan malvarlığı değerleri ile borçluya ait gelir ve mallar birbirinden ayrılmalıdır.
Borçlunun adına kayıtlı mal veya düzenli gelir bulunmaması, borcun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bu durumda takip dosyasında o anda fiilen haczedilecek bir değer bulunmayabilir; ancak borç açık kalabilir. Borçlu ileride gelir elde eder veya adına malvarlığı kaydedilirse, alacaklı takip dosyasındaki hakları çerçevesinde haciz talep edebilir. Bu nedenle işsiz kalmak, kirada oturmak veya mevcut durumda üzerine kayıtlı mal bulunmaması borcu kendiliğinden sona erdirmez.
Kredi borçlarında genel zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu m.146 uyarınca on yıldır. Bu süre, borcun kendiliğinden silinmesini sağlamaz. Zamanaşımı, borçlunun ileri sürmesi gereken bir hukuki savunma niteliğinde değerlendirilir; yalnızca uzun süre ödeme yapılmamış olması, alacağın otomatik olarak hükümsüz hâle geldiğini göstermez. Kredi sözleşmesi, borcun hangi tarihte muaccel olduğu, yapılan ödemeler ve alacaklının başlattığı işlemler birlikte incelenmelidir.
Zamanaşımının başlangıcı ve hesabı, borcun niteliğine ve talep edilen alacak kalemine göre belirlenir. Kredi borcunun tamamının muaccel olup olmadığı, yalnızca sözleşmenin imzalandığı tarihe bakılarak saptanamaz. Vadesi gelen taksitler, sonradan muaccel hâle getirilen bakiye borç, faiz ve masraf kalemleri bakımından tarihler ayrı ayrı değerlendirilebilir. Bu nedenle banka hesap dökümü, ödeme planı, muacceliyet ihtarı, ödeme belgeleri ve icra takip evrakı birlikte karşılaştırılmalıdır.
Türk Borçlar Kanunu m.154 uyarınca dava açılması veya icra takibi başlatılması zamanaşımını etkileyebilir. Bu nedenle alacaklının takip başlatıp başlatmadığı, takibin hangi tarihte yapıldığı ve takip işlemlerinin hangi borç kalemlerine ilişkin olduğu belirlenmeden zamanaşımının dolduğu sonucuna varılamaz. Bankanın alacağı varlık yönetim şirketine devretmesi de borcun niteliğini tek başına değiştirmez; devir, zamanaşımı hesabının takip edilmesi bakımından ayrıca incelenmelidir.
Borçlu, zamanaşımı iddiasını değerlendirmek için kredi sözleşmesini, ödeme planını, son ödeme tarihlerini, banka tarafından gönderilen bildirimleri ve varsa icra dosyasını temin etmelidir. İcra dosyasında takip tarihi, talep edilen anapara, faiz başlangıcı ve yapılan işlemler kontrol edilmelidir. Borçlu olmayan aile bireyleri adına kayıtlı mallar için mülkiyet belgeleri korunmalı; kefalet, birlikte borçlanma veya mirasçılık bulunup bulunmadığı ayrıca belirlenmelidir. Hesaplama ve sorumluluk kapsamı belgeler üzerinden netleştirilmeden borcun silindiği veya aile bireylerinin sorumlu olduğu kabul edilmemelidir.