
Adli Sicil Kaydı Nasıl Silinir?
Adli sicil kaydının ne zaman silindiği, arşiv kaydının hangi sürelerde kaldırıldığı ve başvurunun nereye yapılacağı mahkûmiyetin türüne ve infaz durumuna göre değişir. Bu yazıda adli sicil ile arşiv kaydı arasındaki farkı, otomatik silinme hâllerini, memnu hakların iadesinin etkisini ve silme başvurusu için izlenmesi gereken süreci açıklıyoruz.
Adli Sicil Kaydının Kapsamı ve Silinme Hâlleri
Kesinleşmiş Mahkûmiyetlerin Kayda Alınması
Adli sicil kaydı, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine ilişkin bilgilerin tutulduğu resmî kayıt sistemidir. Bir kararın adli sicile işlenebilmesi için mahkûmiyet veya güvenlik tedbirine ilişkin hükmün kesinleşmiş olması gerekir. Bu kapsam, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca değerlendirilir. Kesinleşmemiş, itiraz veya kanun yolu incelemesi devam eden kararlar kesinleşmiş mahkûmiyet niteliği kazanmadığından adli sicil kaydının kapsamı içinde değerlendirilmez.
Adli sicile kaydedilebilecek bilgiler, yalnızca hapis cezasıyla sınırlı değildir. Adli para cezaları, bazı güvenlik tedbirleri ve mahkûmiyetin hukuki sonuçlarıyla bağlantılı kayıtlar da kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde sisteme işlenebilir. Bu nedenle kişinin yalnızca hapis cezası alıp almadığı değil, kararın niteliği, kesinleşme durumu ve uygulanmış yaptırımın türü birlikte incelenmelidir.
Buna karşılık her ceza veya yaptırım adli sicile kaydedilmez. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca disiplin ve sırf askerî suçlara ilişkin mahkûmiyetler, disiplin veya tazyik hapsi kararları ile idarî para cezaları adli sicile kaydedilmez. Dolayısıyla bir yaptırımın adli sicilde görünmesi için yalnızca “ceza” olarak nitelendirilmesi yeterli değildir; yaptırımın kanunda adli sicile kaydedilmesi öngörülen türlerden olması gerekir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları da normal adli sicil belgesinde gösterilmez. Bu kararlar, adli sicil kaydından farklı ve özel bir bölümde tutulur. Ancak kanunda belirtilen soruşturma veya kovuşturma makamlarının talebi üzerine bu özel bölümdeki bilgiler görülebilir. Bu nedenle HAGB kararının normal adli sicil belgesinde yer almaması, kararın bütün resmî sistemlerden tamamen kaldırıldığı anlamına gelmez. HAGB bakımından adli sicil belgesi ile yetkili makamların erişebileceği özel kayıt birbirinden ayrılmalıdır.
Adli sicil kaydının kapsamının belirlenmesinde kararın kesinleşme tarihi de önem taşır. Kesinleşmemiş bir kararın adli sicile kaydedilmesi mümkün olmadığı gibi, kesinleşmiş bir kararın daha sonra infaz edilmesi de kaydın hukuki durumunu değiştirir. Bu aşamada kayıt, aktif adli sicil kaydı olarak kalmak yerine kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesiyle arşiv kaydına aktarılabilir.
Adli Sicilden Arşive Aktarma
Adli sicil kaydının silinmesi her durumda mahkûmiyet bilgisinin tamamen yok edilmesi sonucunu doğurmaz. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 9. maddesi kapsamında, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde kayıt adli sicilden silinerek arşive alınır. Böylece kayıt, normal adli sicil belgesinde gösterilen aktif bölümden çıkarılır; ancak kanunda öngörülen süre ve koşullar çerçevesinde arşiv sisteminde tutulmaya devam eder.
Adli sicil kaydının arşive aktarılmasına yol açabilecek başlıca hâller şunlardır:
- Ceza veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması
- Ceza zamanaşımının dolması
- Genel af
- Cezayı bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikâyetten vazgeçme
- Cezayı bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran etkin pişmanlık
Bu hâllerden birinin gerçekleşmesiyle kayıt, gerekli inceleme ve kayıt doğrulama işlemlerinin ardından adli sicilden çıkarılarak arşive alınır. Bu işlem, mahkûmiyetin bütün hukuki sonuçlarının kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Adli sicil kaydı ile arşiv kaydı farklı hukuki niteliklere sahip olduğundan, kaydın adli sicilden çıkarılması ile arşivden tamamen silinmesi ayrı aşamalardır.
Hapis cezası bakımından infazın tamamlanması, cezanın infaz hukukuna göre sona erdiği tarihle bağlantılıdır. Adli para cezasında ise ödemenin yapılması veya infazın tamamlandığını gösteren durumun ortaya çıkması önem taşır. Somut dosyada infazın tamamlanıp tamamlanmadığı, ilgili infaz kayıtları ve belgeler üzerinden belirlenir. Bu nedenle adli sicil kaydının hâlen görünmesi durumunda yalnızca karar tarihine bakılması yeterli değildir; infazın tamamlandığını gösteren kayıtların da incelenmesi gerekir.
Arşive aktarılan kayıtların tamamen silinmesi için uygulanacak süre, mahkûmiyetin niteliğine göre değişir. Diğer mahkûmiyetler bakımından kaynaklarda belirtilen genel süre, arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren 5 yıldır. Bu sürenin hesabında, kaydın adli sicilden çıkarılarak arşive alınmasına neden olan hukuki koşulun hangi tarihte gerçekleştiği dikkate alınır. Daha uzun süre öngören özel düzenlemeler ise ayrıca değerlendirilir.
Bu nedenle adli sicil belgesinde kaydın görünmemesi ile arşiv kaydının tamamen silinmesi aynı işlem değildir. Kişi, aktif adli sicil kaydının kaldırılmasını sağlayan şartların gerçekleştiğini düşündüğü hâlde kayıt görünmeye devam ediyorsa, kaydın hangi aşamada bulunduğunu ve infaz bilgilerinin sisteme işlenip işlenmediğini kontrol etmelidir. Arşiv kaydının silinmesi bakımından ise mahkûmiyetin niteliğine göre uygulanacak yasal sürenin dolup dolmadığı ayrıca incelenmelidir.
Arşiv Kaydının Silinme Süreleri ve Hakların İadesi
15 Yıllık ve 30 Yıllık Süreler
Arşiv kaydının tamamen silinmesinde uygulanacak süre, mahkûmiyetin yalnızca ceza türüne göre değil, aynı zamanda doğurduğu hak yoksunluğuna ve ilgili özel düzenlemelere göre belirlenir. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 12. maddesi, arşiv kayıtlarının hangi şartlarda ve ne zaman tamamen silinebileceğini düzenleyen temel hükümdür. Bu kapsamda, Anayasa’nın 76. maddesi veya Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlar uyarınca hak yoksunluğu doğuran mahkûmiyetler bakımından özel süreler uygulanır.
Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınmışsa, arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren 15 yıllık sürenin dolması gerekir. Bu süre, mahkûmiyet kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, kaydın adli sicilden çıkarılarak arşive alınmasına esas olan koşulların gerçekleştiği tarihten itibaren hesaplanır. Bu nedenle yalnızca karar tarihi veya kesinleşme tarihi esas alınarak yapılan hesaplama doğru sonucu vermeyebilir. İnfazın tamamlanması ve kaydın arşive alınmasını gerektiren hukuki şartların hangi tarihte oluştuğu belirlenmelidir.
Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınmamışsa, aynı nitelikteki bazı mahkûmiyetler bakımından 30 yıllık süre uygulanabilir. Bu düzenleme, hak yoksunluğu doğuran mahkûmiyetlerin arşiv kaydının daha uzun süre korunmasını öngörür. Dolayısıyla mahkûmiyetin arşivden silinmesi bakımından yalnızca cezanın infaz edilmiş olması yeterli değildir. Hak yoksunluğunun niteliği, özel kanun hükmü ve yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin kararın bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Bu süreler, bütün arşiv kayıtları için otomatik olarak uygulanmaz. Mahkûmiyetin Anayasa’nın 76. maddesi veya Türk Ceza Kanunu dışındaki bir kanun nedeniyle hak yoksunluğu doğurup doğurmadığı öncelikle tespit edilmelidir. Böyle bir hukuki neden bulunmuyorsa, önceki bölümde belirtilen diğer silinme rejimi dikkate alınır. Bu ayrım yapılmadan her kayıt için doğrudan 15 veya 30 yıllık süre kabul edilmesi hatalıdır.
6290 sayılı Kanun ile 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun arşiv kayıtlarının silinmesine ilişkin 12. maddesinde değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklik sonrasında arşiv kaydının silinmesi bakımından yetkili makam, uygulanacak süre ve hak yoksunluğunun niteliği birlikte ele alınmalıdır. Süre dolmadan arşiv kaydının silinmesi mümkün olmadığı gibi, sürenin dolup dolmadığı incelenmeden yalnızca mahkûmiyetin infaz edilmiş olması gerekçe gösterilerek kayıt kaldırılmaz.
Memnu Hakların İadesinin Etkisi
Memnu hakların iadesi, mahkûmiyet nedeniyle kullanılamayan veya sınırlandırılan bazı hakların, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi üzerine yeniden kullanılabilmesini sağlayan hukuki kurumdur. Arşiv kaydının silinmesi bakımından önemi ise, bazı hak yoksunluğu doğuran mahkûmiyetlerde uygulanacak sürenin belirlenmesinde ortaya çıkar. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması hâlinde 15 yıllık süre, bu kararın alınmaması hâlinde ise 30 yıllık süre gündeme gelebilir.
Bu nedenle memnu hakların iadesi kararı, arşiv kaydını tek başına ve derhâl ortadan kaldıran bir işlem olarak değerlendirilmemelidir. Kararın alınması, ilgili mahkûmiyet bakımından daha kısa süreli silinme rejiminin uygulanabilmesini sağlayan şartlardan biridir. Arşiv kaydının tamamen silinebilmesi için ayrıca 15 yıllık sürenin dolması ve diğer kanuni koşulların gerçekleşmesi gerekir. Karar alınmış olsa dahi sürenin henüz dolmadığı durumlarda kayıt arşivde tutulabilir.
Mahkûmiyetin bazı hak yoksunluklarına etkisi TCK m.53 kapsamında değerlendirilir. Bununla birlikte, her hak yoksunluğu bakımından aynı sonuç ortaya çıkmaz. Mahkûmiyetin TCK m.53 ile ilişkisi, özel kanunlarda öngörülen hak sınırlamaları ve arşiv kaydının hangi hukuki nedenle tutulduğu somut dosya üzerinden incelenmelidir. Özellikle Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda belirli mahkûmiyetlere özel hak yoksunlukları bağlanmışsa, arşiv kaydının silinme süresi bu özel düzenlemelerden etkilenebilir.
Arşiv kaydının tamamen silinmesini sağlayan bazı durumlarda memnu hakların iadesi kararına veya 15 ve 30 yıllık sürelerin dolmasına ihtiyaç bulunmayabilir. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m.12 kapsamında ilgilinin ölümü, fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması ya da kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi, arşiv kaydının tamamen silinmesi bakımından doğrudan önem taşıyabilir. Bu hâllerde kaydın hukuki dayanağı ortadan kalktığından ayrıca genel süre hesabı yapılması gerekmeyebilir.
Sonuç olarak memnu hakların iadesi, arşiv kaydının silinmesi sürecinde özellikle hak yoksunluğu doğuran mahkûmiyetler bakımından belirleyici bir unsurdur. Ancak kararın varlığı, kaydın otomatik olarak silindiği anlamına gelmez. Mahkûmiyetin niteliği, arşive alınma koşullarının oluştuğu tarih, kararın bulunup bulunmadığı ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m.12 kapsamında başka bir silinme nedeninin mevcut olup olmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Adli Sicil Silme ve Düzeltme Başvuru Süreci
Başvuru Makamı ve Elektronik Hizmet
Adli sicil veya arşiv kaydının silinmesi için başvuru, şartların oluşmasına rağmen kaydın sistemde görünmeye devam ettiği ya da kayıtta maddi hata bulunduğu durumlarda yapılır. Bu işlemler bakımından yetkili kurum Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüdür. Kayıt üzerindeki isim, karar bilgisi, ceza türü, infaz durumu veya tarih gibi unsurlarda hata bulunması hâlinde talep yalnızca silme değil, aynı zamanda düzeltme istemini de içerebilir.
11 Nisan 2012 tarihinden itibaren adli sicil ve arşiv kayıtlarının silinmesine ilişkin işlemlerin Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce yürütüldüğü belirtilmektedir. Bu nedenle, arşiv kaydının doğrudan bir ceza mahkemesi tarafından silinmesine karar verilmesi, yetki bakımından sorun doğurabilir. Başvurunun doğru makama yöneltilmesi, talebin görev yönünden reddedilmesini veya işlemin uzamasını önler.
Başvuru elektronik ortamda, e-Devlet üzerinden sunulan “Adli Sicil Silme ve Düzeltme Talebi” hizmeti kullanılarak yapılabilir. Bu hizmetten yararlanabilmek için kimlik doğrulaması gerekir. Kullanıcı, elektronik kimlik doğrulama yöntemlerinden biriyle sisteme giriş yaptıktan sonra silme veya düzeltme talebini ve talebin dayanağını belirtir. İlgili belgeler elektronik başvuruya eklenebiliyorsa sisteme yüklenir; belgelerin niteliğine göre ayrıca sunulması gereken evrak bulunup bulunmadığı başvuru sırasında dikkate alınır.
Elektronik başvuruda talebin açık biçimde kurulması önemlidir. Örneğin talep, “adli sicil kaydının silinmesi”, “arşiv kaydının silinmesi” veya “kaydın infaz bilgilerinin düzeltilmesi” şeklinde somutlaştırılmalıdır. Adli sicil kaydı ile arşiv kaydı aynı işlem olmadığından, başvuruda hangi kaydın kaldırılmasının veya düzeltilmesinin istendiği açıkça yazılmalıdır. Yanlış kaydın silinmesi isteniyorsa kararın ve kaydın ayırt edici bilgileri de belirtilmelidir.
Elektronik hizmetin kullanılamadığı veya başvurunun belgeyle desteklenmesinin gerekli olduğu hâllerde Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne dilekçeyle başvurulabilir. Dilekçede başvuranın kimlik bilgileri, kayda konu mahkûmiyetin mahkemesi ve dosya bilgileri, talep edilen işlem ve talebin hukuki veya fiilî nedeni açıklanmalıdır. Özellikle infazın tamamlanmasına rağmen kayıt güncellenmemişse, bu durumun hangi belgeyle kanıtlandığı belirtilmelidir.
01.06.2005 öncesine ait kayıtlar bakımından 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun geçici 2. maddesi ayrıca önem taşır. Bu geçiş düzenlemesi kapsamında, eski kayıtların değerlendirilmesinde 3682 sayılı mülga Adli Sicil Kanunu hükümleri ile 5352 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir. Bu nedenle eski tarihli kayıtlarda yalnızca güncel süreler esas alınmamalı; suç tarihi, kayıt tarihi ve uygulanacak geçiş hükmü birlikte incelenmelidir.
Sunulabilecek Belgeler
Silme veya düzeltme başvurusunda sunulacak belgeler, talebin türüne ve kaydın hangi nedenle kaldırılmasının istendiğine göre değişir. Her başvuruda aynı belgelerin zorunlu olduğu söylenemez. Bununla birlikte, talebi destekleyen ve kaydın güncel hukuki durumunu gösteren belgelerin sunulması incelemenin sağlıklı yapılmasına yardımcı olur.
Başvuruda sunulabilecek başlıca belgeler şunlardır:
- Kimlik bilgilerini gösteren belge veya bilgiler
- Kayda konu mahkeme kararının örneği
- Kararın kesinleştiğini gösteren kesinleşme şerhi veya ilgili kayıt
- İnfazın tamamlandığını gösteren belge
- Adli para cezasının ödendiğini gösteren ödeme belgesi
- Hapis cezasında bihakkın tahliye durumunu veya denetim süresinin sona erdiğini gösteren belge
- Varsa daha önce verilmiş memnu hakların iadesi kararının örneği
- Yanlışlığın hangi noktada bulunduğunu gösteren kayıt veya belge
- Başvuru talebini açıklayan dilekçe
İnfazın tamamlandığını gösteren belge, başvurunun dayanağı bakımından özellikle önemlidir. Hapis cezası yönünden bihakkın tahliye veya denetim süresinin sona ermesi, infazın tamamlandığını ortaya koyabilir. Adli para cezasında ise ödemenin yapıldığını veya cezanın başka bir infaz yöntemiyle tamamlandığını gösteren belge sunulabilir. Belgenin, yalnızca cezanın verildiğini değil, infaz aşamasının sona erdiğini göstermesi gerekir.
Düzeltme talebinde, mevcut kayıttaki hata ile doğru olması gereken bilgi karşılaştırmalı biçimde açıklanmalıdır. Örneğin karar numarasının, mahkeme adının, ceza türünün veya infaz tarihinin hatalı olduğu ileri sürülüyorsa, doğru bilgiyi gösteren karar ve infaz belgeleri başvuruya eklenmelidir. Böylece talep, soyut bir itiraz olmaktan çıkarak belirli bir maddi hatanın giderilmesine yönelir.
Arşiv kaydının silinmesi isteniyorsa, sürenin hangi tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini gösteren belgeler de sunulabilir. İnfazın tamamlandığı tarih, kaydın arşive alınmasına esas koşulun oluştuğu tarih veya hakların geri verilmesine ilişkin kararın kesinleşme durumu bu değerlendirmede önem taşıyabilir. Başvuru sahibi, talebini bu tarihler üzerinden açıklamalıdır.
Belgelerin eksik olması hâlinde başvurunun değerlendirilmesi için ek bilgi veya belge istenebilir. Bu nedenle dilekçede yalnızca “kaydın silinmesi” talebine yer verilmesi yerine, mahkûmiyetin infaz durumu, kaydın hangi bölümde göründüğü ve silme veya düzeltme koşullarının neden gerçekleştiği somut biçimde açıklanmalıdır.
Silme Talebinin Reddedilmesine Yol Açan Hukuki Engeller
Mahkemelerin Doğrudan Arşiv Kaydı Silememesi
Arşiv kaydının silinmesi talebinin reddedilmesine yol açan temel hukuki engellerden biri, başvurunun yetkili olmayan bir makama yapılması veya mahkemenin görev alanı dışında bir karar vermesidir. 11 Nisan 2012 tarihinden itibaren adli sicil ve arşiv kayıtlarının silinmesine ilişkin işlemler Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Bu nedenle, arşiv kaydının silinmesi isteminin doğrudan ceza mahkemesine yöneltilmesi veya mahkemeden arşiv kaydını silen bir ek karar vermesinin istenmesi, yetki bakımından hukuki engel oluşturur.
Mahkeme kararının kesinleşmesi, infazın tamamlanması veya arşiv kaydının oluşması, mahkemeye her durumda kaydı doğrudan silme yetkisi vermez. Mahkeme, kendi yargılama dosyası bakımından karar verebilir; ancak adli sicil ve arşiv sistemindeki silme işleminin hangi makam tarafından yapılacağı ayrıca kanuni düzenlemeye tabidir. Bu ayrım özellikle arşiv kaydının tamamen kaldırılması taleplerinde önem taşır. Başvurunun yanlış makama yapılması, kaydın silinme koşullarının maddi olarak oluşmuş olup olmadığı incelenmeden önce usulî bir ret sonucunu doğurabilir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin aşağıdaki kararında, arşiv kaydını silme işleminin Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne ait olduğu açıkça belirtilmiştir:
Karar tarihinden önce yürürlüğe giren 6290 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrası (b) bendi ile arşiv kayıtlarının silinme koşullarının yeniden düzenlendiği belirtilmiştir. 11.04.2012 tarihinden itibaren arşiv kayıtlarının silinmesi işleminin Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce yapılması gerektiği gözetilmeden arşiv kaydının silinmesine karar verilmesinin isabetsiz olduğu hükme bağlanmış, Bakırköy 40. Asliye Ceza Mahkemesinin kararı kanun yararına bozulmuştur.
Bu karar, arşiv kaydının silinmesine ilişkin talebin mahkemeye değil, yetkili idari makama yöneltilmesi gerektiğini göstermektedir. Mahkemenin doğrudan silme kararı vermesi hâlinde karar, 5271 sayılı CMK m.309/4-a kapsamında kanun yararına bozma incelemesine konu olabilir. Böyle bir denetim, silme koşullarının maddi olarak mevcut olup olmadığından bağımsız olarak, işlemi yapan makamın yetkisini de kapsar.
Eski tarihli kayıtlar bakımından ise 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu geçici m.2 ile 3682 sayılı Adli Sicil Kanunu m.8 hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekebilir. Ancak eski kayda ilişkin geçiş hükümlerinin uygulanması, mahkemeye güncel arşiv kaydını doğrudan silme yetkisi vermez. Bu nedenle başvuruda suç tarihi, karar tarihi, infaz durumu ve kaydın hangi hukuki rejime tabi olduğu açıklanmalı; fakat silme talebi görevli kuruma yöneltilmelidir.
Özel Kanunlardaki Daha Uzun Süreler
Silme talebinin reddedilmesine yol açan diğer önemli engel, mahkûmiyetin özel bir kanun kapsamında hak yoksunluğu doğurmasıdır. Her mahkûmiyet bakımından aynı arşiv kaydı silinme süresi uygulanmaz. Anayasa’nın 76. maddesi veya Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlar nedeniyle hak yoksunluğu doğuran mahkûmiyetlerde, arşiv kaydının silinmesi için daha uzun süreler ve ek koşullar öngörülebilir.
Bu tür dosyalarda yalnızca cezanın infaz edilmiş olması yeterli değildir. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınmışsa arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren 15 yıllık süre; bu karar alınmamışsa 30 yıllık süre gündeme gelebilir. Bu nedenle silme talebinde mahkûmiyetin hangi kanun kapsamında bulunduğu, hak yoksunluğu doğurup doğurmadığı ve memnu hakların iadesi kararının mevcut olup olmadığı birlikte incelenmelidir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.11.2021 tarihli, E. 2021/11577 ve K. 2021/13773 sayılı kararında bu konu şu şekilde ifade edilmiştir:
Kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçlarından verilen hapis cezasının infaz edilerek arşive alındığı, bu kayda ilişkin hak yoksunluğu bulunması nedeniyle arşiv kaydının silinmesi için yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla 15 yıl, bu karar alınmaksızın 30 yıl geçmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu süreler dolmadan arşiv kaydının silinmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olacağı hükme bağlanmıştır.
Kararın ortaya koyduğu temel sonuç, süreler dolmadan verilen silme kararlarının hukuka uygun kabul edilemeyeceğidir. Bu nedenle başvuru sahibi, infaz tarihini veya arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihi doğru belirlemeli; sürenin henüz dolmadığı durumlarda yalnızca kaydın uzun süredir görünmediği gerekçesine dayanarak silme talebinde bulunmamalıdır.
Özel kanun kaynaklı hak yoksunluğu, mahkûmiyetin türüne göre ayrıca değerlendirilir. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin K. 2017/2541 sayılı kararında vergi kaçakçılığı mahkûmiyeti yönünden şu değerlendirme yapılmıştır:
Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinde düzenlenen vergi kaçakçılığı suçundan verilen mahkûmiyetin, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 3. maddesinde hak yoksunluğu olarak yer alması nedeniyle, 5352 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesindeki açık düzenleme gereğince arşiv kaydının silinmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Talebin reddi yerine arşiv kaydının silinmesine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasına karar verilmiştir.
Bu yaklaşım, mahkûmiyetin yalnızca ceza miktarı esas alınarak değerlendirilemeyeceğini gösterir. Özel kanun, belirli bir mahkûmiyete ayrıca hak yoksunluğu bağlıyorsa, arşiv kaydının silinmesi bakımından bu düzenleme dikkate alınır. Sonuç olarak başvurunun reddedilmemesi için yetkili makama başvurulması, doğru geçiş hükümlerinin uygulanması, mahkûmiyetin özel kanun kapsamındaki etkilerinin incelenmesi ve 15 veya 30 yıllık sürenin somut dosyaya göre tamamlanmış olması gerekir.