
Ev Arama Kararı Olmadan Arama Yapılabilir Mi?
Kolluk tarafından evde veya başka bir kapalı alanda arama yapılabilmesi için hangi şartların gerektiği, arama kararını hangi makamın verebileceği ve hukuka aykırı aramada elde edilen delillerin akıbeti önem taşır. Bu yazıda adli arama ile önleme araması arasındaki farklar, gecikmesinde sakınca bulunan hâller, gece araması ve arama sırasında uyulması gereken usuller açıklanmaktadır.
Konut Aramasında Hâkim Kararı ve Makul Şüphe Şartı
Konut araması, konut dokunulmazlığına doğrudan müdahale eden bir koruma tedbiridir. Anayasa m.21 uyarınca konut dokunulmazlığı güvence altındadır ve konutta arama yapılabilmesi kural olarak hâkim kararına bağlıdır. Bu nedenle kolluğun yalnızca genel bir ihbarı, soyut bir değerlendirmeyi veya kişisel kanaati arama için yeterli kabul etmesi mümkün değildir. Aramanın hukuka uygun sayılabilmesi için hem aramayı gerektiren makul şüphenin hem de usulüne uygun karar veya yazılı emrin bulunması gerekir.
CMK m.116 kapsamında adli arama yapılabilmesi için şüpheli veya sanığın yakalanabileceği ya da suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunmalıdır. Makul şüphe, arama yapılacak kişi, konut veya olayla bağlantılı somut olgulara dayanmalıdır. Belirli bir suçun işlendiği yönündeki genel değerlendirme, kişinin geçmişi veya yalnızca kolluk görevlilerinin varsayımı, tek başına konut aramasını haklı kılmaz. Şüphenin, aramanın gerekli olduğunu gösterecek nitelikte olması ve arama tedbiriyle ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir bağlantı bulunması gerekir.
Konut aramasında hâkim kararı, müdahalenin sınırlarını belirleyen temel hukuki güvencedir. Karar alınırken aramanın hangi fiil nedeniyle yapılacağı, kimin veya neyin aranacağı ve işlemin hangi yerde gerçekleştirileceği belirli olmalıdır. CMK m.119 uyarınca karar veya emirde aramanın kapsamının gösterilmesi gerekir. Bu kapsam, kolluğa sınırsız bir araştırma yetkisi vermez. Arama sırasında kararın sınırları aşılarak farklı bir kişi, yer veya eşya üzerinde işlem yapılması, ayrıca hukuki dayanak gerektiren yeni bir müdahime niteliği taşıyabilir.
Arama Kararının Kapsamı
Arama kararının kapsamı, kararın uygulanacağı kişi veya yeri ve aramanın konusunu açıkça ortaya koymalıdır. Aranacak konutun belirlenebilir olması, aramanın hangi amaçla yapıldığının anlaşılması ve kararın belirlediği sınırlar içinde hareket edilmesi gerekir. Kararda belirli bir suç delilinin aranacağı belirtilmişse kolluk, bu amacın dışına çıkarak ilgisiz ve sınırsız bir araştırma yapamaz. Böylece hem konut sahibinin temel hakları korunur hem de koruma tedbirinin ölçülü uygulanması sağlanır.
Şüpheli veya sanığın kendi konutunda yapılacak arama bakımından CMK m.116 kapsamında makul şüphe aranır. Buna karşılık arama şüpheli veya sanık dışındaki bir kişiye ait yerde gerçekleştirilecekse daha özel bir bağlantının ortaya konulması gerekir. CMK m.117/2, aranan kişi veya delilin söz konusu yerde bulunduğunu düşündüren olayların mevcut olmasını şart koşar. Bu düzenleme, üçüncü kişilerin konutlarının yalnızca şüphelinin başka yerde bulunması veya soyut bir ihtimal nedeniyle aranmasını engeller.
Bu nedenle kararın gerekçesinde, aramanın yapılacağı yer ile aranan kişi veya delil arasındaki bağlantı ortaya konulmalıdır. Örneğin yalnızca bir kişinin suçla ilişkilendirildiği iddiası, o kişiye ait olmayan bir konutta arama yapılmasını kendiliğinden haklı kılmaz. Aranan kişi ya da delilin o konutta bulunabileceğini gösteren olayların bulunması gerekir. Bu bağlantı kurulmadan verilen veya uygulanan arama kararı, makul şüphe şartı bakımından hukuka uygunluk sorunu doğurur.
CMK m.119, adli aramanın kural olarak hâkim kararıyla yapılacağını, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise yetkili makamların yazılı emrinin gündeme gelebileceğini düzenler. Ancak yazılı emir veya karar bulunması, makul şüphe şartını ortadan kaldırmaz. Karar ya da emir, somut olayda aramayı gerekli kılan nedenleri ve işlemin sınırlarını göstermelidir. Bu şartlardan birinin bulunmaması hâlinde konutta yapılan aramanın hukuka uygunluğu tartışmalı hâle gelir. Arama kararının kapsamı dışında elde edilen bulguların hukuki değeri de ayrıca değerlendirilmelidir.
Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hâllerde Yazılı Arama Emri
Gecikmesinde sakınca bulunan hâl, hâkim kararının beklenmesi durumunda aramanın amacının gerçekleşmesinin tehlikeye gireceği istisnai bir durumu ifade eder. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m.4 uyarınca bu hâlin varlığından söz edilebilmesi için delillerin kaybolması veya şüphelinin kaçması ihtimalinin ortaya çıkması ve hâkimden karar almak için yeterli zaman bulunmaması gerekir. Bu iki unsurdan birinin bulunmaması, gecikme gerekçesine dayanılarak doğrudan arama emri verilmesini haklı kılmaz.
Gecikmesinde sakınca bulunduğu iddiası, arama işleminin niteliğinden veya kolluğun genel değerlendirmesinden kendiliğinden doğmaz. Somut olayda hâkim kararının beklenmesi hâlinde hangi delilin kaybolabileceği, şüphelinin kaçma ihtimalinin neden ortaya çıktığı ve karar alınması için neden yeterli zaman bulunmadığı belirlenebilir olmalıdır. Bu nedenle gecikme gerekçesi, arama emrinde somut olayla bağlantılı şekilde gösterilmelidir. Sadece “gecikmesinde sakınca vardır” şeklindeki soyut ifade, kanunun aradığı istisnai koşulu ortaya koymaz.
Savcının ve Kolluk Amirinin Yetki Sınırları
CMK m.119/1 uyarınca adli arama kural olarak hâkim kararıyla yapılır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı yazılı arama emri verebilir. Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması durumunda ise kolluk amirinin yazılı emir verme yetkisi gündeme gelir. Ancak bu yetki, hâkim kararının veya Cumhuriyet savcısının yazılı emrinin yerine geçen genel ve sınırsız bir yetki değildir. Kolluk amiri yalnızca kanunun izin verdiği kapsamda ve öngörülen koşullar gerçekleştiğinde işlem yapabilir.
Konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar bakımından yetki sınırı daha belirgindir. Bu yerlerde kolluk amirinin yazılı emri yeterli değildir. Gecikmesinde sakınca bulunsa dahi arama, hâkim kararıyla veya Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle yapılmalıdır. Savcıya ulaşılamadığı gerekçesiyle kolluk amirinin konut ya da diğer kapalı alanlar hakkında emir vermesi, kanunun yetki düzenlemesine aykırılık oluşturur. Bu ayrım, konut dokunulmazlığı ve özel hayatın korunması bakımından temel bir güvencedir.
Kolluk amirinin yetkisi bulunan hâllerde dahi yazılı emir, aramanın kapsamını açıkça belirlemelidir. CMK m.119/1-2 kapsamında karar veya emirde aramanın nedenini oluşturan fiil, aranacak kişi ya da yer ve geçerlilik süresi gösterilmelidir. Böylece kolluk, yalnızca belirtilen kişi, yer ve fiille sınırlı olarak hareket edebilir. Yazılı emrin belirsiz olması veya aramanın emirde gösterilen kapsamı aşması, işlemin hukuka uygunluğunu etkiler.
Gecikme koşulunun bulunmadığı bir durumda Cumhuriyet savcısı tarafından verilen arama emri de hukuka uygun kabul edilemez. Hâkimden karar alınmasına imkân bulunduğu hâlde istisnai yetkinin kullanılması, hâkim kararını kural olmaktan çıkarır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2014/166, K. 2014/514 sayılı kararında, gecikmesinde sakınca bulunmayan durumda verilen arama emrinin hukuka aykırı olduğu ve sonradan gerçekleştirilen elkoyma işleminin bu aykırılığı gidermeyeceği belirtilmiştir.
Bu nedenle arama emrinin ardından yapılan elkoyma işlemi, önceki aramanın hukuka aykırılığını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Elkoymanın ayrıca usulüne uygun yapılmış olması, arama sırasında elde edilen bulguların hukuka uygun hâle gelmesini sağlamaz. Öncelikle arama emrinin hangi makam tarafından verildiği, gecikme koşulunun gerçekten bulunup bulunmadığı, emrin yazılı olup olmadığı ve kapsamının açıkça belirlenip belirlenmediği incelenmelidir. Savcının veya kolluk amirinin yetkisi bu sınırların dışına taşırılırsa, arama işlemi hukuki dayanağını kaybeder.
Adli Arama ile Önleme Araması Arasındaki Hukuki Ayrım
Adli arama ile önleme araması, amaçları ve dayandıkları hukuki şartlar bakımından birbirinden ayrılır. Adli arama, işlenmiş olduğu değerlendirilen bir suçun aydınlatılması, şüphelinin veya sanığın yakalanması, suç delillerinin elde edilmesi ya da müsadere edilecek eşyanın bulunması amacıyla uygulanır. Bu arama türünün hukuki çerçevesi CMK m.116-134 arasında düzenlenen koruma tedbirleriyle belirlenir.
Önleme araması ise henüz işlenmiş ve belirli bir kişiye yönelmiş suçun delillerini elde etmeyi değil, suçun veya tehlikenin ortaya çıkmasını engellemeyi amaçlar. Bu aramanın temel yasal dayanağı PVSK m.9 hükmüdür. Dolayısıyla önleme aramasında hareket noktası, belirli bir suçun işlendiğine ilişkin adli şüphe değil; kamu güvenliği, kamu düzeni veya kişilerin güvenliği bakımından ortaya çıkan tehlikenin önlenmesidir.
Suç Şüphesi Doğduğunda Uygulanacak Arama Türü
Bir olayda belirli bir suçun işlendiğine, belirli bir kişinin bu suçla bağlantılı olduğuna veya belirli bir yerde suç delili bulunduğuna ilişkin somut şüphe ortaya çıktığında uygulanması gereken tedbir adli aramadır. Kolluğun başlangıçta önleme amacıyla yürüttüğü bir kontrol sırasında suç şüphesine ulaşılması hâlinde işlemin hukuki niteliği ayrıca değerlendirilmelidir. Önleme araması kararı, suç şüphesi doğduktan sonra adli arama kararı veya yazılı emri yerine geçecek şekilde kullanılamaz.
Bu ayrım, yalnızca aramanın adına değil, işlemin gerçek amacına ve uygulanış biçimine göre yapılır. Kolluk işlemi “önleme araması” olarak adlandırsa dahi, esas amaç belirli bir suçun delilini bulmak, belirli bir şüpheliyi araştırmak veya kapalı bir bölmede gizlenen eşyaya ulaşmak ise adli aramaya ilişkin şartların bulunması gerekir. Önleme araması kararı, adli aramanın gerektirdiği güvenceleri etkisiz hâle getiren bir araç olarak kullanılamaz.
Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m.18-26, önleme aramasının uygulanabileceği yerleri, şartları ve usulü düzenler. Bu kapsamda önleme araması, konutlarda ve kamuya açık olmayan işyerlerinde yapılamaz. Önleme aramasının uygulanabileceği alanlar bakımından işlemin kamuya açıklık niteliği, aramanın amacı ve somut tehlikeyle bağlantısı birlikte değerlendirilmelidir. Bir yerin yalnızca kolluk tarafından ulaşılabilir olması, o yerde adli arama yapılabilmesi için tek başına yeterli değildir.
Önleme aramasında ele geçirilen bir eşya, ayrıca bir suç şüphesinin doğmasına neden olabilir. Ancak bu durumda önleme aramasının dayanağı, sonradan yürütülecek adli soruşturma bakımından otomatik ve sınırsız bir arama yetkisi sağlamaz. Suç deliline ulaşıldığında işlem derhâl adli soruşturma çerçevesine taşınmalı ve gerekli adli karar veya yazılı emir için kanuni usul işletilmelidir. Önleme araması sırasında elde edilen bulgunun niteliği ile bu bulguya dayanılarak yapılacak sonraki işlemlerin hukuki dayanağı ayrı ayrı incelenmelidir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin E. 2021/109, K. 2022/10567 sayılı kararında da somut suç şüphesi doğduktan sonra önleme araması kararına dayanılarak yapılan aramanın hukuka aykırı olabileceği ve bu yolla elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, aramanın hukuki niteliğinin işlem sırasında mevcut olan somut şartlara göre belirlenmesi gerektiğini ortaya koyar. Suç şüphesi adli nitelik kazandığında, önleme aramasının daha düşük güvenceli usulüyle delil araştırılması mümkün değildir. Her iki arama türünün amacı, yetkili makamı ve uygulanabileceği yerler farklı olduğundan, yanlış arama türüne dayanılarak gerçekleştirilen işlem hukuka uygunluk bakımından ciddi sonuçlar doğurur.
Aramanın Uygulanmasında Zorunlu Usul Güvenceleri
Konut, işyeri ve diğer kapalı yerlerde yapılan arama, yalnızca karar veya yazılı emrin varlığıyla hukuka uygun hâle gelmez. İşlemin uygulanma zamanı, arama sırasında bulunması gereken kişiler ve işlem sonunda düzenlenecek belgeler de hukuki güvencenin parçalarıdır. Bu usul kuralları, aramanın denetlenebilir olmasını ve müdahalenin karar veya emirle belirlenen çerçevede gerçekleştirilmesini sağlar.
Gece Araması ve Hazır Bulundurulacak Kişiler
CMK m.118 uyarınca konut, işyeri ve diğer kapalı yerlerde gece vakti arama yapılması kural olarak yasaktır. Bu yasak, aramanın yalnızca dayanağına değil, gerçekleştirildiği zamana da ilişkindir. Dolayısıyla geçerli bir arama kararı veya yazılı emir bulunsa dahi, işlemin gece vakti yapılması ayrıca hukuki değerlendirme gerektirir. Gece aramasına ancak kanunda öngörülen istisnai hâllerde başvurulabilir. Suçüstü ve gecikmesinde sakınca bulunan hâller, bu istisnalar arasında yer alır.
Gece vakti kavramının belirlenmesinde TCK m.6 esas alınır. Buna göre gece vakti, güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve güneşin doğmasından bir saat önce sona eren dönemdir. Aramanın başlangıç ve bitiş saatleri bu tanım dikkate alınarak değerlendirilmelidir. İşleme gündüz başlanmış olması, aramanın herhangi bir sınırlama olmaksızın gece boyunca sürdürülebileceği anlamına gelmez. Aramanın gece saatlerine taşınması bakımından kanuni istisnanın bulunup bulunmadığı ve gecikmenin aramanın amacını etkileyip etkilemediği somut biçimde ortaya konulmalıdır.
Gece araması yapılabilmesi için yalnızca kolluğun işlemi gece gerçekleştirmeyi tercih etmesi yeterli değildir. Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâlin gerçekten mevcut olması gerekir. Özellikle gecikme gerekçesine dayanılıyorsa, hâkimden karar alınmasının beklenmesi hâlinde aramanın amacının neden tehlikeye gireceği açıklanabilir olmalıdır. Bu değerlendirme, arama işleminin zamanı ile olayın özellikleri arasında somut bir bağlantı kurulmasını gerektirir.
Aramanın uygulanmasında bir diğer zorunlu güvence, Cumhuriyet savcısının hazır bulunmadığı kapalı yerlerde belirli kişilerin aramaya katılmasıdır. CMK m.119/4 uyarınca konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapılırken Cumhuriyet savcısı hazır değilse ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması gerekir. Bu kişilerin arama sırasında hazır bulunması, işlemin dışarıdan denetlenebilmesini ve aramanın kapsamının sonradan değerlendirilebilmesini amaçlar.
Hazır bulundurulacak kişilerin seçimi de kanunda gösterilen çerçeveye uygun olmalıdır. İhtiyar heyetinden kişilerin veya komşuların bulunması, aramanın uygulanışına ilişkin tarafsız bir gözlem imkânı sağlar. Bu kişilerin varlığı, arama sırasında gerçekleştirilen işlemlerin, elde edilen eşyaların ve tutanağa geçirilen hususların daha sonra incelenebilmesi bakımından önem taşır. Cumhuriyet savcısının aramada bulunmadığı hâllerde bu usul güvencesinin yerine getirilmemesi, aramanın uygulanış biçimi bakımından hukuka uygunluk sorunu doğurabilir.
Arama sonunda yapılan belgelendirme de usul güvencelerinin tamamlayıcı unsurudur. CMK m.121 uyarınca istem üzerine ilgili kişiye aramanın dayanağını, isnat edilen fiili ve elkonulan eşyaları gösteren bir belge verilmelidir. Böylece kişi, hangi hukuki temele dayanılarak arama yapıldığını ve işlem sonucunda hangi eşyaların alındığını öğrenebilir. Belgenin içeriği, sonraki itiraz ve değerlendirmelerde aramanın kapsamının belirlenmesine yardımcı olur.
Bu nedenle arama tutanağında işlemin zamanı, dayanağı, arama sırasında hazır bulunan kişiler ve elkonulan eşyalar açık biçimde gösterilmelidir. Gece aramasına ilişkin istisnanın bulunup bulunmadığı, Cumhuriyet savcısının hazır olup olmadığı ve gerekli kişilerin aramada bulundurulup bulundurulmadığı da işlem belgelerinden anlaşılabilmelidir. Usul güvencelerinin amacı, aramayı şeklen kayıt altına almakla sınırlı değildir; müdahalenin kanuni sınırlar içinde, denetlenebilir ve ölçülü biçimde gerçekleştirilmesini sağlamaktır.
Hukuka Aykırı Aramada Elde Edilen Delillerin Sonucu
Hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen bulguların ceza yargılamasındaki değeri, aramanın yalnızca şeklen yapılmış olup olmadığına göre değil, temel haklara müdahalenin kanuni şartlara uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine göre belirlenir. Aramanın hukuki dayanağının bulunmaması, yetkisiz makam tarafından yapılması, karar veya yazılı emrin kapsamının aşılması ya da kanunda öngörülen usul güvencelerine uyulmaması hâlinde elde edilen bulgular bakımından hukuka aykırılık gündeme gelir.
Bu kapsamda hukuka aykırılık; arama kararının hiç bulunmamasıyla sınırlı değildir. Karar veya emrin kanunen yetkili makam tarafından verilmemesi, aramanın belirlenen kişi, yer, eşya veya süre dışında gerçekleştirilmesi, adli arama gerektiği hâlde önleme araması dayanağının kullanılması ve işlem sırasında zorunlu usul kurallarının ihlal edilmesi de delilin hukuki niteliğini etkileyebilir. Aramanın sonucunda ele geçirilen eşyanın suçun maddi konusu olması, eşyanın niteliği bakımından ayrıca değerlendirme yapılmasını gerektirse de hukuka aykırı elde edilme sorununu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Delilin Hükme Esas Alınamaması
Anayasa m.38/6, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini düzenler. Bu anayasal güvence, hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen eşya, belge veya diğer bulguların mahkûmiyet kararına dayanak yapılmasını engeller. Delilin maddi gerçeği gösterdiği ileri sürülse veya soruşturma bakımından önemli olduğu düşünülse dahi, kanuna aykırı yöntemle elde edilen bulgu hukuka uygun delil niteliği kazanmaz.
CMK m.206/2-a uyarınca hukuka aykırı elde edilen delilin duruşmada ortaya konulması reddedilmelidir. Bu düzenleme, hukuka aykırı delilin yargılamanın ilerleyen aşamalarında dosyaya sunulmasını veya duruşmada değerlendirilmesini önlemeye yöneliktir. Delilin reddedilmesi, yalnızca mahkûmiyet aşamasında dikkate alınmaması anlamına gelmez; delilin yargılamada ortaya konulabilirliği de ayrıca sınırlandırılır.
CMK m.217/2 gereğince yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilir. Bu nedenle arama sonucunda elde edilen bulgu dosyada mevcut olsa bile, mahkemenin mahkûmiyet değerlendirmesinde bu bulguyu hukuka uygun bir ispat aracı olarak kullanması mümkün değildir. Hukuka aykırı delil dışındaki kanıtların suçun işlendiğini ve sanığın sorumluluğunu ortaya koymaya yeterli olup olmadığı ayrıca incelenmelidir. Yalnızca hukuka aykırı aramada elde edilen bulguya dayanılması hâlinde, bu bulgunun hükümden çıkarılması sonrasında mahkûmiyet için yeterli hukuka uygun delil kalıp kalmadığı belirleyici olur.
Hukuka aykırı delilin dosyada bulunması, diğer bütün delillerin otomatik olarak geçersiz hâle geldiği anlamına gelmez. Ancak diğer delillerin aramadan bağımsız şekilde elde edilip edilmediği ve suçun ispatı bakımından kendi başlarına yeterli olup olmadıkları somut olarak değerlendirilmelidir. Arama sonucunda elde edilen bulgu, başka delillerin kaynağını oluşturuyorsa bu delillerin de hukuka aykırı işlemle bağlantısı ayrıca incelenmelidir. Mahkeme, hangi delili neden kabul ettiğini ve hukuka aykırılık iddiasını nasıl değerlendirdiğini kararında açıkça göstermelidir.
CMK m.230/1-b, hükmün gerekçesinde hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi bakımından önem taşır. Mahkeme, hükme esas aldığı delilleri hukuka uygunluk yönünden tartışmalı ve hukuka aykırı elde edildiği ileri sürülen bulguların neden kullanılabilir veya kullanılamaz olduğunu gerekçelendirmelidir. Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanılması ise CMK m.289/1-i kapsamında kesin hukuka aykırılık hâli oluşturur. Bu nedenle hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delilin hükmün dayanakları arasında kullanılması, kararın hukuki denetimini doğrudan etkileyen ciddi bir sakatlıktır.
Hukuka aykırı arama yalnızca delilin yargılamadaki kullanımını değil, ilgili kişinin uğradığı zararları da gündeme getirebilir. CMK m.141/1, koruma tedbirlerinin hukuka aykırı veya ölçüsüz uygulanmasından doğan zararlar bakımından Devletten tazminat talep edilmesine ilişkin hukuki dayanak içerir. Bununla birlikte tazminat değerlendirmesinde aramanın hangi yönlerden hukuka aykırı olduğu, kişinin somut bir maddi veya manevi zarara uğrayıp uğramadığı ve zarar ile işlem arasındaki bağlantı ayrıca ortaya konulmalıdır. Delilin hükme esas alınmaması ile tazminat sorumluluğu birbirinden farklı hukuki sonuçlardır; beraat veya delilin dosyadan çıkarılması tek başına her durumda otomatik tazminat sonucunu doğurmaz.
Sonuç olarak hukuka aykırı arama, elde edilen bulgunun delil niteliğini ortadan kaldırabilecek bir usul ihlalidir. Arama işleminin dayanağı, yetkili makam, kararın kapsamı ve uygulama biçimi birlikte incelenmeli; kanuna aykırı elde edilen bulgular yargılamanın dışında tutulmalı ve hüküm yalnızca hukuka uygun deliller esas alınarak kurulmalıdır.