Hakkımda Şikayet Olup Olmadığını Nasıl Öğrenirim?

Hakkımda Şikayet Olup Olmadığını Nasıl Öğrenirim?

Hakkınızda şikâyet olup olmadığını öğrenmek ve olası bir soruşturma karşısında haklarınızı korumak için UYAP, e-Devlet ve Cumhuriyet Başsavcılığı başvuru yolları hakkında bilgi sahibi olmanız gerekir. Bu yazıda şikâyet ile dava arasındaki farkı, soruşturma dosyalarına erişim imkânlarını, ifade sürecindeki temel hakları, dosya kısıtlamalarını ve soruşturmanın olası sonuçlarını açıklıyoruz.

Şikâyet ve Soruşturma Dosyasını Öğrenme Yolları

UYAP Vatandaş Portalı ve E-Devlet Üzerinden Sorgulama

Hakkınızda bir şikâyet veya soruşturma bulunup bulunmadığını öğrenmek için öncelikle UYAP Vatandaş Portalı ve e-Devlet üzerindeki Adalet Bakanlığı hizmetleri kontrol edilebilir. UYAP Vatandaş Portalı, vatandaşların adli ve idari mahkemeler ile icra dairelerindeki dosyalarını elektronik ortamda takip edebildiği resmî hizmettir. Sistemde taraf olunan dosyaların safahat bilgileri, duruşma günleri ve dosyanın işlem aşaması görüntülenebilir.

Adalet Bakanlığı Dava Dosyası Sorgulama hizmetine erişim için kimlik doğrulaması yapılması gerekir. Kullanılabilecek başlıca giriş yöntemleri şunlardır:

  • e-Devlet şifresi,
  • mobil imza,
  • elektronik imza,
  • T.C. kimlik kartı,
  • internet bankacılığı.

UYAP ve e-Devlet üzerinden yapılan incelemede dosya numarası, ilgili yargı birimi, taraf sıfatı ve dosyanın görünen aşaması dikkatle kontrol edilmelidir. Bir kaydın mahkeme dosyası olarak görünmesi, soruşturma aşamasının tamamlandığı ve kamu davası açıldığı anlamına gelebilir; ancak yalnızca soruşturma aşamasındaki her işlem aynı şekilde ekranda yer almayabilir. Bu nedenle sorgulama sonucunda görülen kayıt, dosyanın hangi aşamada bulunduğu değerlendirilerek incelenmelidir.

Portalda herhangi bir dosya kaydına rastlanmaması da tek başına hakkınızda hiçbir adli işlem bulunmadığını kesin biçimde göstermez. Soruşturmanın niteliği, dosyanın sisteme aktarılma zamanı ve erişim sınırlamaları bu sonucu etkileyebilir. Bu nedenle UYAP sorgulaması, soruşturma hakkında bilgi edinmenin önemli bir yolu olmakla birlikte tek başına kesin ve kapsamlı bir doğrulama yöntemi olarak değerlendirilmemelidir.

Soruşturma Dosyalarının Görünmemesinin Nedenleri

Soruşturma dosyaları, kovuşturma aşamasındaki dava dosyalarıyla aynı kapsamda ve aynı zamanda görünmeyebilir. Bunun temel nedenlerinden biri, soruşturma işlemlerinin gizlilik içinde yürütülmesidir. Savcılık tarafından henüz delil toplama, ifade alma veya diğer araştırma işlemleri devam ederken dosyanın bütün içeriği ilgili kişinin elektronik erişimine açılmayabilir.

Ayrıca soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek hâllerde dosya inceleme yetkisi kısıtlanabilir. CMK m.153 uyarınca müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin örneklerini alabilir. Ancak CMK m.153/2 kapsamında, soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği durumlarda hâkim kararıyla dosya incelemesine sınırlama getirilebilir. Bu sınırlama, dosyanın tümüyle veya belirli belgeler bakımından erişilememesine yol açabilir.

Bununla birlikte CMK m.153/3 uyarınca bazı belgeler kısıtlama dışında tutulur. Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifade tutanakları, bilirkişi raporları ve müdafinin hazır bulunmaya yetkili olduğu adli işlemlere ilişkin tutanaklar bu kapsamda değerlendirilir. Dolayısıyla dosyada kısıtlama kararı bulunsa bile kanunda belirtilen bazı kayıtların incelenmesi mümkün olabilir.

Dosyanın UYAP’ta görünmemesinin başlıca nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Soruşturmanın henüz erken aşamada bulunması,
  • Dosyanın elektronik sisteme aktarılmamış olması,
  • Soruşturma dosyasına erişim hakkında kısıtlama kararı verilmesi,
  • Dosyanın ilgili kişi bakımından portalda görüntülenebilir nitelikte olmaması,
  • Dosyanın henüz dava dosyasına dönüşmemiş olması.

Bu nedenlerle sistemde kayıt bulunmaması, kesin olarak soruşturma olmadığı sonucunu doğurmaz. Özellikle ifadeye çağrı, resmî bildirim veya kolluk aracılığıyla yapılan bir davet varsa, portalda kayıt görülmese dahi ilgili soruşturmanın niteliği ve dosya bilgileri ayrıca araştırılmalıdır.

Cumhuriyet Başsavcılığı ve Avukat Aracılığıyla İnceleme

UYAP veya e-Devlet üzerinden yeterli bilgiye ulaşılamadığında Cumhuriyet Başsavcılığına başvurularak soruşturma dosyasının mevcut olup olmadığı ve kişinin dosyadaki sıfatı hakkında bilgi edinilmeye çalışılabilir. Başvuruda, kimlik bilgileriyle birlikte öğrenilmek istenen soruşturmanın konusu, varsa dosya numarası ve ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı belirtilmelidir. Ancak soruşturmanın gizliliği veya mevcut kısıtlama kararı nedeniyle her bilgi doğrudan paylaşılmayabilir.

Dosya incelemesinin en etkili yollarından biri avukat aracılığıyla başvurmaktır. CMK m.153, müdafiin soruşturma dosyasını incelemesi ve belgelerden örnek alabilmesi bakımından temel düzenlemeyi içerir. Suçtan zarar gören kişinin vekili de belirli koşullarda bu haklardan yararlanabilir. Avukat, dosyada kısıtlama kararı bulunup bulunmadığını, hangi belgelerin erişime açık olduğunu ve soruşturmanın hangi aşamada bulunduğunu inceleyebilir.

Başvuru sırasında özellikle şu hususların yazılı olarak öğrenilmesi önem taşır:

  • Soruşturma dosyasının numarası,
  • Dosyanın yürütüldüğü Cumhuriyet Başsavcılığı,
  • Kişinin şüpheli, müşteki, mağdur veya başka bir sıfatla dosyada yer alıp almadığı,
  • Dosya hakkında kısıtlama kararı bulunup bulunmadığı,
  • İncelenmesine izin verilen belge ve tutanaklar,
  • Dosyanın güncel işlem aşaması.

Dosya erişimi sınırlıysa kısıtlamanın dayanağı ve kapsamı ayrıca incelenmelidir. CMK m.153/2-3 hükümleri birlikte değerlendirilerek hangi belgelerin erişime kapalı olduğu, hangi tutanakların ise kısıtlama dışında kaldığı belirlenebilir. Böylece yalnızca sistemde kayıt bulunmadığı gerekçesiyle yanlış bir sonuca varılması önlenir.

Şikâyetin Dava ve Adli Sicil Bakımından Hukuki Sonuçları

Şikâyet ile Kamu Davası Arasındaki Fark

Bir kişi hakkında şikâyette bulunulması, doğrudan kamu davası açıldığı veya şikâyet edilen kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Şikâyet, Cumhuriyet savcılığının olay hakkında soruşturma yürütmesini ve iddiaları değerlendirmesini sağlayan başvurudur. Kamu davası ise soruşturma sonucunda yeterli şüphe bulunduğunun değerlendirilmesi ve iddianamenin düzenlenmesiyle gündeme gelen ayrı bir aşamadır.

Soruşturma aşamasında henüz mahkeme tarafından verilmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmaz. Bu nedenle şikâyet edilen kişi bakımından suçluluk sonucu doğuran kesin bir hukuki durumdan söz edilemez. Savcılık, yalnızca şikâyette bulunan kişinin iddialarını esas almakla yetinmez; olayın bütün yönlerini araştırır ve mevcut delilleri değerlendirir.

5271 sayılı Kanun m.160 uyarınca Cumhuriyet savcısı, soruşturma sırasında şüphelinin hem lehine hem de aleyhine olan delilleri toplamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, soruşturmanın yalnızca suçlayıcı delillerin araştırıldığı tek taraflı bir süreç olmasını engeller. Şüphelinin lehine olan açıklamalar, belgeler, tanık anlatımları veya diğer deliller de soruşturma kapsamında dikkate alınmalıdır.

Şikâyet ile kamu davası arasındaki temel farklar şu şekilde ortaya çıkar:

  • Şikâyet, adli makamların olay hakkında araştırma yapmasını sağlayan başvurudur.
  • Kamu davası, soruşturma sonunda yeterli şüphe bulunduğu değerlendirilirse iddianame düzenlenmesiyle açılır.
  • Şikâyet edilmek, tek başına suçun işlendiğini veya kişinin cezalandırılacağını göstermez.
  • Soruşturma sonucunda kamu davası açılmadan dosya kapatılabilir.
  • Dava açılması hâlinde dahi suçluluk, ancak yargılama sonucunda verilecek ve kesinleşecek mahkûmiyet kararıyla hukuki sonuç doğurur.

Bu nedenle şikâyet haberinin alınması, öncelikle iddianın içeriğinin ve soruşturmanın hangi aşamada olduğunun belirlenmesini gerektirir. Şikâyetçinin ileri sürdüğü iddia ile savcılığın elde ettiği deliller aynı kapsamda olmayabilir. Soruşturmanın sonucu, yalnızca şikâyet dilekçesine değil, dosyada toplanan tüm bilgi ve belgelere göre belirlenir.

Savcılığın Soruşturma Sonuçları

Cumhuriyet savcısı, soruşturma sürecinde olayın suç oluşturup oluşturmadığını ve kamu davası açılması için yeterli şüphe bulunup bulunmadığını değerlendirir. Bu değerlendirme sonucunda dosyanın önünde iki temel yol bulunur: yeterli şüphe varsa iddianame düzenlenmesi, yeterli şüphe elde edilemezse kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi.

CMK m.170, yeterli şüphe bulunması hâlinde Cumhuriyet savcısı tarafından iddianame düzenlenmesine ilişkin hükümleri içerir. İddianamenin düzenlenmesi, soruşturma evresinin tamamlanarak konunun mahkemenin önüne taşınması anlamına gelir. Ancak iddianame düzenlenmesi de kişinin suçlu olduğu sonucunu doğurmaz. Bu aşamadan sonra mahkeme, isnadı ve delilleri değerlendirerek yargılama yapar.

Yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi hâlinde ise CMK m.172 kapsamında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilebilir. Bu karar, kamu davası açılmadan soruşturmanın sona ermesini sağlar. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, dosyada kamu davası açılması için gerekli şüphe seviyesine ulaşılamadığını gösterir.

Savcılığın soruşturma sonunda değerlendirebileceği başlıca sonuçlar şunlardır:

  • Yeterli şüphe bulunması üzerine iddianame düzenlenmesi,
  • Yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi,
  • Soruşturma kapsamında elde edilen delillerin şüphelinin lehine ve aleyhine birlikte değerlendirilmesi.

Şikâyetçinin iddialarının gerçeğe aykırı olduğu ve bilerek asılsız biçimde isnatta bulunulduğu somut biçimde ortaya çıkarsa, koşulları bulunması hâlinde TCK m.267 kapsamında iftira suçu gündeme gelebilir. Bunun değerlendirilebilmesi için yalnızca soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanması yeterli değildir. İsnadın bilerek ve asılsız biçimde yapılıp yapılmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Adli Sicil Kaydına Etkisi

Şikâyette bulunulması veya kişi hakkında soruşturma başlatılması, tek başına adli sicil kaydı oluşturmaz. Soruşturma dosyasının bulunması, ifadeye çağrılma ya da savcılık tarafından delil toplanması da adli sicile işlenmiş bir mahkûmiyet anlamına gelmez.

Adli sicil bakımından esas alınan sonuç, kesinleşmiş mahkûmiyet kararıdır. Verilen bilgiler kapsamında adli sicile kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının kaydedildiği belirtilmiştir. Bu nedenle yalnızca şikâyetçi olunması veya şüpheli sıfatıyla soruşturma yürütülmesi, kişinin adli sicilinde suç kaydı bulunduğu anlamına gelmez.

Soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanması hâlinde kamu davası açılmaz ve bu süreç, tek başına adli sicil kaydı meydana getirmez. İddianame düzenlenerek dava açılması da henüz adli sicil kaydı doğurmaz; çünkü dava aşamasında mahkemenin değerlendirmesi devam eder. Mahkûmiyet kararı verilse bile adli sicil bakımından esas alınan sonuç, kesinleşmiş mahkûmiyettir.

Bu ayrım, adli sicil kaydı ile soruşturma veya dava dosyası arasındaki farkın açık biçimde ortaya konulmasını sağlar:

  • Şikâyet, adli sicil kaydı oluşturmaz.
  • Soruşturma yürütülmesi, adli sicil kaydı oluşturmaz.
  • İddianame düzenlenmesi ve kamu davası açılması, tek başına adli sicil kaydı oluşturmaz.
  • Adli sicile kesinleşmiş mahkûmiyet kararları kaydedilir.

Bu nedenle hakkında şikâyet bulunduğunu öğrenen kişinin, durumu doğrudan suçluluk veya adli sicil kaydı olarak değerlendirmemesi gerekir. Öncelikle soruşturmanın sonucu, dosyada yeterli şüphe bulunup bulunmadığı ve kamu davası açılıp açılmadığı belirlenmelidir. Adli sicil bakımından ise belirleyici olan, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının bulunup bulunmadığıdır.

İfadeye Çağrılma ve Şüphelinin Temel Hakları

İfade ve Sorgu Arasındaki Fark

Ceza muhakemesi hukukunda şüphe altındaki kişinin beyanının alınması aşamaları, işlemi gerçekleştiren makama ve yargılamanın evresine göre kesin sınırlarla ayrılmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu bu iki temel usulü açık biçimde tanımlamıştır.

CMK m.2/g uyarınca ifade alma ile sorgu arasındaki yasal ayrım şu şekildedir:

  • İfade alma; şüphelinin kolluk görevlileri (polis, jandarma) veya Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmesidir.
  • Sorgu; şüpheli veya sanığın hâkim veya mahkeme tarafından dinlenmesidir.

Soruşturma evresinde kolluk birimlerine veya savcılığa çağrılan kişinin gerçekleştirdiği işlem teknik anlamda ifade vermedir. Kovuşturma evresinde mahkeme huzuruna çıkıldığında veya soruşturma evresinde sulh ceza hâkimliği tarafından dinlenilme söz konusu olduğunda yapılan işlem ise sorgudur. Dolayısıyla ifade alma soruşturma makamlarının yürüttüğü bir delil toplama işlemi niteliğindeyken, sorgu doğrudan yargısal bir makam tarafından icra edilir.

Çağrı, Zorla Getirme ve İfade Usulü

Hakkında soruşturma yürütülen kişinin beyanının alınabilmesi için belirli usul kurallarına uyulması zorunludur. Soruşturma makamları keyfi yöntemlerle kişiyi hazır edemez ve usulsüz sorgulama yapamaz.

Şüphelinin çağrılması ve gelmemesi hâlinde uygulanacak tedbirler CMK m.145 ve CMK m.146 hükümlerinde düzenlenmiştir:

  • CMK m.145 uyarınca; şüpheliye çağrı kâğıdı (davetiye) gönderilir. Bu çağrıda kişinin hangi nedenle çağrıldığı açıkça belirtilir ve geçerli bir mazereti olmaksızın gelmediği takdirde zorla getirileceği ihtarı yer alır.
  • CMK m.146 uyarınca; hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için kanuni nedenler bulunan veya çağrıldığı hâlde gelmeyen şüpheli hakkında zorla getirme kararı verilebilir. Zorla getirme, gözaltı işleminden farklıdır ve temel amacı kişinin ifade veya sorgu işlemi için hazır edilmesini sağlamaktır. Zorla getirilen kişi derhâl, bu mümkün değilse yol süresi hariç en geç yirmidört saat içinde ilgili makamın önüne çıkarılmak zorundadır.

İfade alma işlemi başladığında yetkili makamın uyması gereken yasal usul kuralları CMK m.147 kapsamında belirlenmiştir. Bu usul gereğince ifade alma işlemi şu aşamalarla yürütülür:

  • Şüphelinin kimliği tespit edilir; şüpheli kimliğine ilişkin soruları doğru cevaplamakla yükümlüdür.
  • Şüpheliye kendisine isnat edilen suçlama ve isnadın fiili unsurları açıkça bildirilir.
  • Müdafi seçme hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse ve talep ederse baro tarafından kendisine bir avukat görevlendirileceği anlatılır.
  • İsnat edilen suç hakkında açıklamada bulunmama, yani susma hakkı olduğu bildirilir.
  • Şüpheliye aleyhindeki şüpheleri ortadan kaldırmak için lehine olan delillerin toplanmasını isteme imkânı tanınır.
  • Kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.

İfade alma işlemi mutlaka tutanağa bağlanır. Tutanakta işlemin yapıldığı yer, tarih, hazır bulunan kişiler, yasal hakların hatırlatılıp hatırlatılmadığı ve beyanlar yer alır; ilgililer tarafından imzalanır ve bir nüshası ifade verene teslim edilir. Şüphelinin çağrıya uymaması tek başına susma hakkı olarak yorumlanamaz; susma hakkı ancak yetkili makam huzurunda kimlik tespitinden sonra suç isnadına karşı kullanılabilir.

Müdafi Yardımından Yararlanma

Ceza muhakemesinde savunma hakkının eksiksiz kullanılabilmesi ve silahların eşitliği ilkesinin korunması müdafi güvencesine bağlıdır. Şüphelinin ifadesinin alınmasında veya sorgusunda avukat yardımı alması anayasal ve yasal bir haktır.

Müdafi yardımından yararlanma ve ifadenin hukuki geçerliliği CMK m.148, m.149 ve m.150 maddelerinde düzenlenmiştir:

  • CMK m.149 uyarınca; şüpheli, soruşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanma hakkına sahiptir. Kolluk veya savcılıkça bu hakkın kısıtlanması hukuka aykırıdır.
  • CMK m.150 uyarınca; şüpheli müdafi seçecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi hâlinde baro tarafından kendisine bir müdafi görevlendirilir. Belirli hâllerde ise şüphelinin talebi aranmaksızın zorunlu müdafi tayin edilir:
  • On sekiz yaşını doldurmamış olanlar,
  • Kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz kişiler,
  • Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturmalar,
  • Hakkında tutuklama talep edilenler ve seri muhakeme usulü uygulanan şüpheliler.
  • CMK m.148 uyarınca; şüphelinin beyanı mutlaka özgür iradesine dayanmalıdır. Yasak usullerle ifade alma kesin olarak menedilmiştir. Kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bedensel veya ruhsal müdahalelerle iradeyi sakatlama ve kanuna aykırı vaatlerde bulunma yasaktır. Yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler, şüpheli rıza gösterse dahi delil olarak kabul edilemez ve hükme esas alınamaz.

İfade alma sürecinde hakların bilinmesi, isnadın somutlaştırılması ve savunmanın kayıt altına alınması bakımından müdafi yardımı hukuki güvenliğin temel unsurudur. İfadeye davet edilen kişinin, hak kaybı yaşamamak adına isnadı öğrenip müdafi eşliğinde beyanda bulunması yasal sürecin sağlıklı işlemesini sağlar.

Dosya İnceleme, Delil Toplama ve Mağdur Hakları

Soruşturma Dosyasına Erişim

Soruşturma dosyasına erişim, şüpheli bakımından müdafi; suçtan zarar gören bakımından ise vekil aracılığıyla kullanılabilen bir usulî güvencedir. CMK m.153/1 uyarınca müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir. Suçtan zarar görenin vekili de ilgili düzenleme kapsamında dosya inceleme ve belge örneği alma imkânından yararlanabilir. Bu yetki, savunmanın veya mağdurun dosyadaki bilgi ve delillerden haberdar olmasını, iddialara karşı açıklama yapılmasını ve gerekli taleplerin zamanında sunulmasını sağlar.

Soruşturma dosyasına erişim hakkı, dosyada bulunan her belgenin hiçbir sınırlama olmaksızın incelenebileceği anlamına gelmez. Soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği hâllerde erişim, kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde kısıtlanabilir. Bununla birlikte kısıtlama kararının kapsamı somut biçimde belirlenmeli ve hangi belgelerin erişime kapatıldığı ortaya konulmalıdır. Kısıtlama, dosyadaki tüm belgelerin otomatik olarak incelenemeyeceği sonucunu doğurmaz.

CMK m.153/3 uyarınca yakalanan kişinin veya şüphelinin ifade tutanakları, bilirkişi raporları ve müdafinin hazır bulunmaya yetkili olduğu adli işlemlere ilişkin tutanaklar kısıtlama dışında kalır. Bu belgeler, soruşturma dosyasına erişim sınırlanmış olsa dahi incelenebilecek nitelikteki kayıtlar arasında yer alır. Böylece şüphelinin beyanının içeriği, teknik değerlendirmeler ve müdafinin katılma hakkı bulunan işlemlere ilişkin tutanaklar bakımından asgari bir inceleme güvencesi korunur.

İddianamenin kabul edilmesinden sonra dosyaya erişim imkânı genişler. CMK m.153/4 kapsamında müdafi, dosya içeriğini, muhafaza altındaki delilleri ve tutanakları inceleyebilir; bunların örneklerini alabilir. Bu aşamada dosyanın mahkeme önüne taşınması nedeniyle tarafların yargılamaya hazırlanabilmesi, delilleri değerlendirebilmesi ve savunma veya katılma haklarını etkili biçimde kullanabilmesi amaçlanır.

Kısıtlama kararının hukuka aykırı olduğu veya kapsamının kanuni sınırları aştığı düşünülüyorsa karara karşı başvurulabilir. CMK m.268/1 uyarınca kısıtlama kararına, öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir. İtirazda kararın hangi tarihte öğrenildiği, hangi belgeler bakımından erişimin engellendiği ve kısıtlamanın neden hukuka aykırı olduğu açıkça gösterilmelidir.

Delillerin Korunması ve Sunulması

Soruşturma sırasında delillerin korunması, yalnızca mevcut belgelerin saklanmasından ibaret değildir. Olayı aydınlatabilecek kayıtların zamanında belirlenmesi, kaybolmalarının veya değiştirilmelerinin önlenmesi ve yetkili makamlara usulüne uygun biçimde sunulması gerekir. Mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar gören kişi; olayla bağlantılı belge, kayıt, tanık ve diğer delillerin dosyaya kazandırılmasını talep edebilir.

CMK m.234 kapsamında mağdur ve şikâyetçinin delillerin toplanmasını isteme ve belge örneği talep etme hakları bulunmaktadır. Bu talepler, soruşturma makamına verilecek dilekçeyle veya vekil aracılığıyla ileri sürülebilir. Dilekçede delilin ne olduğu, hangi olayla bağlantılı bulunduğu, nereden temin edilebileceği ve soruşturmanın hangi yönünü açıklayacağı somut biçimde belirtilmelidir. Genel ve belirsiz talepler yerine, delilin dosyaya katkısı açıklanarak işlem yapılması istenmelidir.

Delillerin korunması bakımından özellikle dijital kayıtların ve üçüncü kişilerin elinde bulunan belgelerin gecikmeksizin belirlenmesi önem taşır. Bir kamera kaydının hangi yerde bulunduğu, hangi tarih aralığını kapsadığı ve kaydı kimin muhafaza ettiği açıklanmalıdır. Mesajlaşmalar, elektronik postalar, ödeme belgeleri, fotoğraflar veya diğer dijital veriler üzerinde değişiklik yapılmamalı; mümkünse mevcut hâlleri korunarak soruşturma makamına sunulmalıdır. Delilin kaynağı, elde edilme biçimi ve olayla bağlantısı hakkında açık bilgi verilmesi, değerlendirme yapılmasını kolaylaştırır.

Tanık deliline dayanılacaksa tanığın adı, iletişim bilgileri ve hangi olaya ilişkin bilgi sahibi olduğu belirtilmelidir. Bilirkişi incelemesi gereken teknik bir konu bulunuyorsa, incelemenin konusu ve cevaplanması istenen sorular açıkça yazılmalıdır. Delil toplama talebinin reddedilmesi veya karşılanmaması hâlinde bu durumun yazılı olarak bildirilmesi istenebilir. Böylece başvurunun yapıldığı, talebin içeriği ve soruşturma makamının yaklaşımı kayıt altına alınır.

Soruşturma belgeleri gizli olduğundan dosyada bulunan rapor, tutanak ve beyanların sosyal medya veya üçüncü kişilerle paylaşılması uygun değildir. CMK m.157 ve TCK m.285, soruşturmanın gizliliği ve bu gizliliğin ihlali bakımından uygulanacak çerçeveyi gösterir. Dosyadan elde edilen belgeler, yalnızca hukuki başvurular ve soruşturma veya yargılama kapsamındaki işlemler için kullanılmalıdır.

Mağdur ve Şikâyetçinin Usulî Hakları

Mağdur ve şikâyetçinin hakları, yalnızca şikâyet dilekçesi vermekle sınırlı değildir. CMK m.234 uyarınca mağdur ve şikâyetçi; delillerin toplanmasını isteme, soruşturma kapsamında belge örneği talep etme, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz etme, duruşmadan haberdar edilme ve kamu davasına katılma imkânlarına sahiptir. Bu hakların kullanılabilmesi için kişinin dosyadaki sıfatının ve soruşturmanın hangi makam tarafından yürütüldüğünün belirlenmesi gerekir.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi hâlinde, mağdur veya şikâyetçi kararın içeriğini inceleyerek kanuni başvuru imkânlarını değerlendirebilir. Karara itiraz edilecekse, hangi delillerin toplanmadığı, hangi açıklamaların değerlendirilmediği veya soruşturmanın hangi yönünün eksik bırakıldığı somut biçimde ortaya konulmalıdır. İtirazın yalnızca karara katılınmadığının belirtilmesiyle sınırlı kalmaması, dosyadaki eksiklikleri ve talep edilen işlemleri göstermesi gerekir.

Kovuşturma aşamasında mağdur, suçtan zarar gören gerçek veya tüzel kişi ile malen sorumlu olan kişi, hüküm verilinceye kadar davaya katılma talebinde bulunabilir. CMK m.237 ve m.238 uyarınca katılma talebi, mahkemeye sunulacak dilekçeyle veya duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürülebilir. Mahkeme, kişinin suçtan zarar görüp görmediğini ve katılma koşullarının bulunup bulunmadığını değerlendirerek karar verir.

Davaya katılma, mağdur veya suçtan zarar gören kişinin yargılamadaki konumunu güçlendirir. Katılan sıfatıyla kişi, dosyanın gelişimini takip edebilir, delillerle ilgili talepler ileri sürebilir ve kanunun tanıdığı sınırlar içinde yargılama işlemlerine katılabilir. Katılma talebinin hüküm verilmeden önce yapılması gerektiğinden, bu hakkın kullanılacağı aşamanın geciktirilmemesi önem taşır. Dosyada birden fazla mağdur veya suçtan zarar gören kişi bulunuyorsa, her kişinin kendi zararını ve dosyayla bağlantısını ayrıca açıklaması gerekir.

Bu usulî hakların etkili biçimde kullanılabilmesi için delil toplama talepleri, dosya inceleme başvuruları, kısıtlama kararına itirazlar ve katılma talepleri yazılı olarak kayda geçirilmelidir. Böylece mağdur veya şikâyetçi, soruşturma ve kovuşturma boyunca hangi işlemleri talep ettiğini belgeleyebilir ve haklarının kullanılmadığını düşündüğü durumlarda ilgili kanun yollarına başvurabilir.

Soruşturma Sürecinde Uygulanacak Hukuki Strateji

Çağrı Belgesinin ve Soruşturma Bilgilerinin Kontrolü

Hakkında soruşturma yürütüldüğünü öğrenen kişi, öncelikle kendisine ulaşan çağrı belgesinin veya bildirimin gerçekliğini ve içeriğini kontrol etmelidir. Belgede yer alan soruşturma numarası, Cumhuriyet Başsavcılığı, çağrının yapıldığı makam, işlem tarihi ve kişinin hangi sıfatla davet edildiği dikkatle incelenmelidir. Kişinin şüpheli, mağdur, müşteki, tanık veya bilgi sahibi sıfatlarından hangisiyle çağrıldığı, izlenecek hukuki yöntemin belirlenmesi bakımından önem taşır.

Çağrının telefonla yapılması hâlinde de çağrıyı yapan birimin, görevlinin ve işlem makamının kimliği doğrulanmalıdır. Sadece üçüncü kişilerden duyulan bilgiler veya karşı tarafın “hakkında şikâyette bulundum” şeklindeki beyanları, tek başına resmî bir soruşturma bulunduğunu göstermez. Bu nedenle işlem yapılacak makam, dosya numarası ve isnadın konusu mümkün olduğu ölçüde resmî kanallardan öğrenilmelidir.

İfadeye çağrılan kişi, çağrıyı görmezden gelmemeli; ancak hazırlık yapmadan ve isnadın kapsamını anlamadan açıklama da yapmamalıdır. Çağrı belgesindeki bilgilerle UYAP kayıtları arasında farklılık bulunuyorsa bu durum not edilmeli, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet Başsavcılığından veya müdafi aracılığıyla ilgili birimden açıklama istenmelidir. Özellikle dosya numarası, isnat edilen fiil, işlem tarihi ve ifade alınacak makam bakımından belirsizlik varsa, işlem öncesinde hukuki destek alınması gerekir.

İfade sırasında daha önce kollukta beyanda bulunulmuş olması, sonraki işlemlerin usule uygun yürütülmesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz. CMK m.148/4 uyarınca müdafi olmadan kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Aynı olayla ilgili yeniden ifade alınması bakımından ise CMK m.148/5 uygulanır; şüphelinin yeniden ifadesi kural olarak yalnızca Cumhuriyet savcısı tarafından alınabilir. Bu nedenle önceki beyanların içeriği ve yeni işlem arasındaki ilişki, müdafi tarafından ayrıca değerlendirilmelidir.

Dijital ve Fiziksel Delillerin Korunması

Soruşturma öğrenildiğinde olayla ilgili dijital ve fiziksel deliller gecikmeden belirlenmelidir. Mesajlaşmalar, elektronik postalar, fotoğraflar, kamera kayıtları, ödeme belgeleri, sözleşmeler, teslim tutanakları ve diğer belgeler olayın niteliğine göre önem taşıyabilir. Deliller üzerinde değişiklik yapılmamalı, kayıtlar silinmemeli ve cihazlar gereksiz biçimde sıfırlanmamalıdır.

Dijital veriler bakımından yalnızca ekran görüntüsü alınması her durumda yeterli olmayabilir. Mesajın hangi hesaptan gönderildiği, tarih ve saat bilgisi, konuşmanın önceki ve sonraki bölümleri ile kaydın hangi cihazda bulunduğu korunmalıdır. Bir kamera kaydının silinme ihtimali varsa kaydın bulunduğu yer, tarih aralığı ve kaydı muhafaza eden kişi veya kurum belirlenerek bu delilin soruşturma dosyasına alınması talep edilmelidir. Fiziksel belgelerin asılları korunmalı; başvurularda mümkünse sunulan belgelerin hangi olayla bağlantılı olduğu açıklanmalıdır.

Delillerin korunması kadar, bunların hukuka uygun biçimde sunulması da önem taşır. Soruşturma makamına verilecek dilekçede delilin niteliği, olayla bağlantısı ve hangi hususu kanıtladığı açıkça belirtilmelidir. Tanıkların adı ve olay hakkında hangi bilgiye sahip oldukları, teknik inceleme gerekiyorsa incelemenin konusu ve cevaplanması istenen hususlar gösterilmelidir. Bu yöntem, soyut iddialar yerine denetlenebilir ve somut bir delil sunumu yapılmasını sağlar.

Soruşturma dosyasındaki belge ve kayıtlar kamuya açık değildir. CMK m.157 ve TCK m.285, soruşturmanın gizliliği ve gizliliğin ihlali bakımından hukuki çerçeveyi oluşturur. Bu nedenle ifade tutanakları, bilirkişi raporları, yazışmalar veya diğer dosya belgeleri sosyal medyada paylaşılmamalı ve ilgisiz kişilere aktarılmamalıdır. Dosyadan elde edilen bilgiler, yalnızca hukuki başvurular ve savunma faaliyetleri kapsamında kullanılmalıdır.

Uzlaşma, Şikâyetten Vazgeçme ve Kanun Yolları

Soruşturma sırasında suçun şikâyete bağlı olup olmadığı ve uzlaştırma kapsamında bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Şikâyete bağlı suçlarda fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde başvuru yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu sürenin hangi tarihte başladığı, fiilin ve failin ne zaman öğrenildiğiyle bağlantılı olduğundan somut olayın tarihleri belgelerle birlikte değerlendirilmelidir.

Şikâyetten vazgeçmenin etkisi, isnat edilen suçun hukuki niteliğine göre değişir. Şikâyete bağlı suçlarda vazgeçme soruşturma veya dava bakımından sonuç doğurabilir; ancak kamu adına takip edilen suçlarda şikâyetten vazgeçilmesi süreci kendiliğinden sona erdirmeyebilir. Bu nedenle karşı tarafın şikâyetinden vazgeçtiğine ilişkin sözlü beyanla yetinilmemeli, vazgeçmenin dosyaya sunulup sunulmadığı ve hukuki sonuç doğurup doğurmadığı kontrol edilmelidir.

Uzlaşma teklifinin yapılması veya müzakere yürütülmesi, tek başına suçun kabul edildiği anlamına gelmez. Uzlaşma sürecinde verilen karar, teklifin kapsamı, yerine getirilmesi gereken edimler ve sürecin sonuçlanıp sonuçlanmadığı yazılı belgeler üzerinden incelenmelidir. Tarafların uzlaşma görüşmeleri sırasında yaptıkları açıklamalar, soruşturma stratejisi bakımından dikkatle ele alınmalı ve dosyanın diğer delilleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Kanun yolları bakımından kararın türü, tebliğ tarihi ve başvuru hakkının kime tanındığı belirleyicidir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı, mağdur veya şikâyetçi bakımından ayrıca incelenmeli; eksik araştırma, toplanmayan deliller veya değerlendirilmediği düşünülen hususlar somut biçimde ortaya konulmalıdır. Davaya katılma hakkı bulunan kurumlar bakımından 6284 sayılı Kanun m.20/2, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik şiddet veya şiddet tehlikesi nedeniyle açılan kamu davalarına katılabilmesine imkân tanır.

Soruşturma sürecinde güvenli hukuki yaklaşım; çağrı ve dosya bilgilerinin doğrulanması, delillerin korunması, gizlilik kurallarına uyulması ve her başvurunun süresinde yapılmasıdır. İfade veya uzlaşma gibi önemli işlemlerden önce dosyanın niteliği değerlendirilerek müdafi desteği alınması, kişinin beyanlarının ve usulî haklarının daha etkili biçimde korunmasını sağlar.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.