
Ağır Hasarlı Bina Tespitine Nasıl İtiraz Edilir?
Bu rehber, ağır hasarlı bina tespitine itiraz sürecinde hangi merciin görevli olduğunu, itiraz sürelerini, dilekçede bulunması gereken bilgileri, teknik itiraz gerekçelerini, dava yolunu ve yürütmenin durdurulması imkânını açıklar.
Hasar Tespiti ile Riskli Yapı Tespitinin Ayrımı
Ağır hasarlı bina tartışmasında en kritik hukuki ayrım, söz konusu tespitin 7269 sayılı Kanun kapsamında afet hasar tespiti mi yoksa 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı tespiti mi olduğunun doğru belirlenmesidir. Bu iki tespit rejimi farklı hukuki nitelik taşır, farklı merciler tarafından yapılır ve farklı süreler ile sonuçlar doğurur. Bir binanın afet sonrası hasar tespitinde “ağır hasarlı” olarak sınıflandırılması ile bir binanın riskli yapı tespitine konu edilmesi aynı hukuki süreç değildir. Özellikle itiraz merci, süre, teknik heyet yapısı, dava süresi ve yıkım prosedürü bu ayrıma göre şekillenir.
7269 Kapsamında Hasar Tespiti
7269 sayılı Kanun kapsamındaki hasar tespiti, afet sonrasında idarece resen yapılır ve yapının meydana gelen afetten ne ölçüde zarar gördüğünü belirler. Bu tespit, yapının genel yapısal riskini veya gelecekte oluşabilecek bir depreme dayanıklılığını değil, belirli bir afet olayı sonrasında ortaya çıkan hasarın derecesini ortaya koyar. Bu nedenle hasar tespiti, afet hukuku ile doğrudan ilişkili bir idari teknik değerlendirmedir.
7269 sayılı Kanun kapsamındaki hasar sınıfları şu şekilde belirlenir:
- yıkık
- acil yıktırılacak
- ağır hasarlı
- orta hasarlı
- az hasarlı
- hasarsız
Bu sınıflandırma, afetin yapıda bıraktığı fiili hasarın idare tarafından derecelendirilmesine dayanır. Hasar tespitinin niteliği, Hasar Tespit Genelgesi (14.04.2014 tarihli ve 952.99-7663 sayılı) ile de ortaya konulmuştur. Buna göre hasar tespiti, depremin yapıda oluşturduğu hasarın gözlemsel olarak derecelendirilmesidir. Bu tespit, yapının gelecekte oluşabilecek bir depreme dayanıklılığını veya performansını belirlemez.
Bu ayrım, uygulamada sıkça karıştırılan bir noktayı da netleştirir: Bir yapının az hasarlı veya hasarsız olarak tespit edilmesi, o yapının riskli olmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde riskli yapı tespiti yapılmamış olması da yapının dayanıklı olduğu anlamına gelmez. 7269 sayılı Kanun kapsamında hasar tespiti, afet hasarını; 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı tespiti ise yapısal riski değerlendirir.
Danıştay 4. Daire Başkanlığı, 06/02/2023 depremi sonrası hasar tespitinde 'az hasarlı' olarak belirlenen konutun itirazın reddine ilişkin işlemin iptali ve mali-sosyal hakların karşılanması istemine dair davada, bilirkişi incelemesiyle yapının 'orta hasarlı' olduğunun tespit edildiğini; ancak 7269 sayılı Kanun'un 13. maddesi, Geçici 27. maddesi ve Hasar Tespit Genelgesi uyarınca hasar tespitinin salt depremin yapıda meydana getirdiği hasarı gözlemsel olarak derecelendirdiğini, yapının gelecekteki deprem performansını veya riskli yapı olup olmadığını ortaya koymadığını; orta hasarlı yapının doğrudan yıkılmasına cevaz verilmediğini, güçlendirilmesinin fen ve sanat kurallarına göre uygun olmadığının ayrıca tespit edilmesi gerektiğini; idarenin yapının yıkımına ilişkin süreci ve mevzuatı bu dosya kapsamında değerlendirmesinin hukuki isabeti olmadığını belirtmiştir. Daire, Bölge İdare Mahkemesi kararındaki Geçici 27. maddeye ilişkin gerekçenin karar metninden çıkarılması gerektiğini, ancak kararın sonucu itibarıyla hukuka aykırı olmadığını kabul ederek temyiz isteminin reddine ve Bölge İdare Mahkemesi kararının belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 05/03/2026 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar vermiştir.
(Danıştay 4. Daire Başkanlığı, E.2026/763, K.2026/1087, 05/03/2026)
Bu karar, hasar tespiti ile riskli yapı tespiti arasındaki sınırın yargısal olarak da açık biçimde korunduğunu gösterir. Hasar tespiti, deprem sonrası hasar derecesini belirler; yapının gelecekteki deprem performansını veya riskli yapı olup olmadığını ortaya koymaz. Dolayısıyla hasar tespitinde orta hasarlı olarak değerlendirilen bir yapının doğrudan yıkılmasına cevaz verilmez. Güçlendirilmesinin fen ve sanat kurallarına göre uygun olmadığı ayrıca tespit edilmelidir. Bu nedenle hasar tespitine ilişkin uyuşmazlıklarda, 6306 sayılı Kanun’daki riskli yapı sürecinin kuralları doğrudan uygulanamaz.
6306 Kapsamında Riskli Yapı Tespiti
6306 sayılı Kanun m.1/d uyarınca riskli yapı; ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı bilimsel ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıdır. Bu tanım, riskli yapı tespitinin afet sonrası hasar tespitinden farklı bir hukuki amaca hizmet ettiğini açıkça ortaya koyar. Riskli yapı tespiti, belirli bir afetin yapıda bıraktığı hasarı değil, yapının yapısal güvenliği açısından taşıdığı riski konu alır.
6306 sayılı Kanun kapsamındaki riskli yapı tespiti, kural olarak afetten bağımsız olarak yapılır. Tespit, Bakanlıkça lisanslandırılmış kurum ve kuruluşlarca gerçekleştirilebilir. Bu tespit, yapının ekonomik ömrünü tamamlamış olması veya yıkılma ya da ağır hasar görme riski taşıması hâlinde gündeme gelir. Burada kritik ölçüt, bilimsel ve teknik verilere dayalı yapısal risk değerlendirmesidir.
Bu nedenle bir yapı, afet sonrası 7269 sayılı Kanun kapsamında az hasarlı veya hasarsız olarak sınıflandırılmış olsa bile, 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı olarak tespit edilebilir. Aynı şekilde bir yapının 6306 sayılı Kanun kapsamında henüz riskli yapı olarak tespit edilmemiş olması, o yapının depreme dayanıklı olduğu anlamına gelmez. İki tespit rejimi aynı binaya uygulanabilir; ancak her birinin hukuki niteliği, itiraz yolu ve süreleri ayrıdır.
6306 sayılı Kanun kapsamındaki riskli yapı tespiti, bir idari işlem niteliği taşır ve tapu kaydına belirtme yapılması, tahliye, yıkım ve yeniden yapım süreçlerini tetikleyebilir. Bu yönüyle riskli yapı tespiti, yalnızca teknik bir değerlendirme değil; mülkiyet hakkını, konut kullanımını, kiracı ve paydaş ilişkilerini doğrudan etkileyen idari bir işlemdir. Dolayısıyla riskli yapı tespitine karşı başvuru yolları, hasar tespitine karşı başvuru yollarından farklıdır.
Özetle 7269 sayılı Kanun kapsamındaki hasar tespiti, afetin yapıda oluşturduğu hasarın gözlemsel derecelendirilmesidir. 6306 sayılı Kanun m.1/d kapsamındaki riskli yapı tespiti ise yapının ekonomik ömrünü tamamlamış olması veya yıkılma ya da ağır hasar görme riski taşımasının bilimsel ve teknik verilerle ortaya konulmasıdır. Ağır hasarlı bina sürecinde hangi kanun rejiminin uygulanacağının doğru belirlenmesi, itiraz merciinin ve sürelerinin doğru seçilmesi bakımından zorunludur.
İtiraz Süresi, Başlangıcı ve Yetkili Başvuru Yeri
Ağır hasarlı bina tespitine karşı başvuru yollarının etkin biçimde kullanılması, sürenin doğru hesaplanmasına ve dilekçenin yetkili mercie eksiksiz sunulmasına bağlıdır. Her iki tespit rejiminde süreler hak düşürücü nitelik taşır; kaçırılması hâlinde idari itiraz yolu kendiliğinden kapanır ve yalnızca sonraki işlemlere ilişkin süre veya usul hatalarına karşı yollar değerlendirilebilir.
7269 Kapsamında 30 Gün
7269 sayılı Kanun m.13 uyarınca hasar tespit raporlarına itiraz süresi, raporların mahallî ilanından itibaren 30 gündür. Bu sürenin başlangıç noktası, uygulamada en sık hata yapılan husustur. Süre;
- afetin meydana geldiği tarihten,
- yapıda inceleme yapılan tarihten,
- e-Devlet üzerinden sonucun ilk kez görüntülendiği tarihten
itibaren işlemez. Kanun, sürenin yalnızca mahallî ilan tarihinden itibaren başlayacağını açıkça düzenlemiştir. İlan tarihi; ilan tutanağı, askı kayıtları ve AFAD duyurusundan belirlenir. Kanun metninde "30 gün" ifadesi ilanda ayrıca belirtilmese de bu süre esas alınır.
Hasar tespitine itirazdan bağımsız olarak, 7269 sayılı Kanun m.13 kapsamında yıkım bildirimine karşı 3 günlük ayrı bir itiraz süresi öngörülmüştür. Bu iki süreç birbirinden bağımsız yürütülmelidir. Hasar derecesine itiraz ile yıkım bildirimine itiraz aynı dilekçede karıştırılmamalı; her birinin kendi süresi ve hukuki niteliği ayrıca gözetilmelidir.
İtiraz, yetkili idareye yazılı olarak yapılır. Başvuru, ilgili AFAD veya valilik duyurusunda gösterilen birime yönlendirilmelidir. Başvurunun süresinde yapıldığını ispat eden evrak kayıt numarası veya elektronik başvuru belgesi mutlaka saklanmalıdır. Telefonla arama, sosyal medya mesajı veya genel içerikli bildirimler kanuni itiraz yerine geçmez.
6306 Kapsamında 15 Gün
6306 sayılı Kanun kapsamındaki riskli yapı tespitine itiraz süresi, 7471 sayılı Kanun'la 07/11/2023 tarihinde yapılan değişiklikle birlikte tebliğ tarihinden itibaren 15 gündür. Ancak burada "tebliğ" kavramı, uygulamada en çok yanılgı yaratan unsurdur.
Riskli yapı tespit tutanağı yapıya asılır, maliklere e-Devlet üzerinden bildirim gönderilir ve muhtarlıkta 15 gün süreyle ilan edilir. Süre; tutanağın yapıya asıldığı tarihten, e-Devlet bildirim tarihinden veya muhtarlık ilanının ilk gününden değil, muhtarlıkta yapılan 15 günlük ilanın son gününde başlar. Bu hesaplama yöntemi, malikin fiilen haberdar olmasından bağımsızdır.
e-Devlet bildirimi bu süreçte kritik bir risk faktörüdür. Bildirimden haberdar olmamak süreyi durdurmaz, başlangıç tarihini ileri atmaz. E-Devlet bildirimini düzenli kontrol etmemek, süreyi kaçırmanın uygulamadaki en sık nedenidir.
İtiraz, malik veya kanuni temsilcisi tarafından Kentsel Dönüşüm Başkanlığı'nın ilgili il müdürlüğüne yazılı olarak yapılır. Yetki devri söz konusuysa başvuru, yetkilendirilmiş belediye veya il özel idaresine de yönlendirilebilir. Süre geçirilirse riskli yapı tespiti kesinleşir; tapu kütüğündeki belirtme kaldırılmaz ve tahliye ile yıkım süreci başlatılır.
İtiraz hakkı, malikler, maliklerin mirasçıları ve kanuni temsilcilerle sınırlıdır. Kiracılar ve malik sıfatı taşımayan kişiler 6306 sayılı Kanun kapsamında idari itirazda bulunamaz. İtiraz bireysel bir hak olduğundan, tüm maliklerin birlikte başvurması zorunlu değildir; bir malikin itirazı diğerlerini bağlamaz.
| Tespit Rejimi | İtiraz Süresi | Sürenin Başlangıcı | Başvuru Merci | |---|---|---|---| | 7269 m.13 – Hasar tespiti | 30 gün | Mahallî ilan tarihi | Yetkili idare / AFAD birimi | | 7269 m.13 – Yıkım bildirimi | 3 gün | Yıkım bildirim tarihi | İlgili idare | | 6306 – Riskli yapı tespiti | 15 gün | Muhtarlık ilanın son günü | Kentsel Dönüşüm İl Müdürlüğü |
Her iki rejimde de süreler hak düşürücüdür. 15 günlük itiraz süresi kaçırılırsa idari başvuru hakkı ortadan kalkar; ancak 30 günlük dava süresi henüz dolmamışsa doğrudan iptal davası açılma imkânı devam eder. İtiraz yolu, dava açmanın zorunlu ön şartı değildir; iki yol birbirinin ön şartı olarak düzenlenmemiştir.
İtiraz Dilekçesinin İçeriği ve Teknik Deliller
Süre ve başvuru mercii doğru belirlendikten sonra itirazın kabul edilme ihtimalini belirleyen asıl unsur, dilekçenin teknik ve hukuki denetim niteliğidir. İtiraz dilekçesi, “rapor yanlıştır” veya “bina sağlamdır” gibi soyut ifadelerle yetinmemeli; tespitin hangi teknik varsayımlarının, hangi ölçüm ve inceleme adımlarının hatalı olduğunu somut biçimde göstermelidir. 7269 sayılı Kanun m.13 kapsamındaki hasar tespitine itirazda hasar derecesinin doğruluğu tartışılırken, 6306 sayılı Kanun m.3/1 ve Uygulama Yönetmeliği m.7/5 çerçevesindeki riskli yapı tespitine itirazda yapının bilimsel ve teknik verilere dayanıp dayanmadığı, inceleme ve hesaplamaların mevzuata uygun yapılıp yapılmadığı gündeme gelir.
Dilekçede Bulunması Gereken Bilgiler
İtiraz dilekçesinin ilk bölümü, başvurunun kim tarafından, hangi taşınmaz bakımından ve hangi işleme karşı yapıldığını tereddütsüz ortaya koymalıdır. Dilekçede yer alması gereken temel bilgiler şunlardır:
- İtiraz edenin kimlik bilgileri, açık adresi ve malik, mirasçı, paydaş, kat maliki veya kanuni temsilci gibi sıfatı.
- Taşınmazın açık adresi, bina numarası, ada-parsel bilgisi ve varsa bağımsız bölüm numarası.
- İtiraz konusu tespitin kayıt numarası, rapor veya tutanak tarihi ile mevcut hasar sınıfı ya da riskli yapı belirtmesi.
- İtirazın hangi işleme karşı yapıldığının açıkça belirtilmesi: 7269 sayılı Kanun kapsamındaki hasar tespiti mi, yoksa 6306 sayılı Kanun kapsamındaki riskli yapı tespiti mi olduğu.
- İtiraz gerekçelerinin kısa, teknik ve doğrudan tespitle bağlantılı biçimde yazılması.
- Talep bölümünde yeniden inceleme, yerinde inceleme, yeni numune alınması, hasar sınıfının değiştirilmesi, riskli yapı kaydının düzeltilmesi veya riskli yapı belirtmesinin kaldırılması gibi somut istemlerin yer alması.
Riskli yapı tespitine itirazda başvuru, malik veya kanuni temsilcisi tarafından Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın ilgili il müdürlüğüne yapılır. Yetki devri varsa başvuru yetkilendirilmiş idareye yönlendirilir. Bu başvuruda kimlik belgesi, güncel tapu bilgisi ve varsa bağımsız teknik rapor eklenmelidir. Hasar tespitine itirazda ise başvuru, ilgili AFAD veya valilik duyurusunda gösterilen birime yazılı olarak yapılmalıdır.
Dilekçenin en az dilekçe kadar önemli tamamlayıcısı, başvurunun süresinde yapıldığını belgeleyen kayıtlardır. Başvurunun süresinde yapıldığını gösteren evrak kayıt numarası veya elektronik başvuru belgesi mutlaka saklanmalıdır. Telefonla arama, sosyal medya üzerinden mesaj gönderme, genel içerikli bildirimler veya yalnızca sözlü beyanlar kanuni itiraz yerine geçmez. Dilekçenin içeriği kadar, başvurunun usulüne uygun yapılıp yapılmadığı da sonradan doğabilecek hak kayıplarını önlemek bakımından kritiktir.
Teknik Hataların Somutlaştırılması
İtirazın kabul edilme ihtimali, teknik hataların soyut eleştiri olmaktan çıkarılıp resmi rapordaki ilgili bölümlere atıfla somutlaştırılmasına bağlıdır. 7269 sayılı Kanun m.13 kapsamındaki hasar tespitine itirazlarda tartışma konusu, depremin yapıda meydana getirdiği hasarın doğru derecelendirilip derecelendirilmediğidir. Bu nedenle dilekçede özellikle şu hususlar ortaya konulabilir:
- Taşıyıcı sistemin, kolon, kiriş, perde veya taşıyıcı duvarların yanlış incelenmesi.
- Başka bir binaya ait verilerin veya bina kimliğinin karışması.
- Bağımsız bölüm ile ana yapının farklı değerlendirilmiş olması.
- Kolon, kiriş, perde veya taşıyıcı duvarlardaki somut hasarların raporda yeterince karşılanmaması.
- Yapının mevcut hasar sınıfının, yerinde görülen fiili durumla örtüşmemesi.
- Bina numarası, ada-parsel, malik bilgisi veya tespit kayıt numarası gibi temel kimlik bilgilerine ilişkin maddi hatalar.
6306 sayılı Kanun kapsamındaki riskli yapı tespitine itirazda ise teknik tartışma daha geniş bir yapısal risk analizine yönelir. Bu tür itirazlarda ileri sürülebilecek somut teknik gerekçeler arasında karotların usulsüz alınması, numunelerin yetersiz veya yanlış yerlerden temin edilmesi, zemin verilerindeki tutarsızlık, taşıyıcı sistemin veya hesaplamaların hatalı değerlendirilmesi, matematiksel modelleme ve formül hataları, incelemenin eksik yapılması, bağımsız bölüme girilmemesi, eksik veya çelişkili veriler, yapının yanlış tanımlanması, ölçüm ile sonuç arasındaki tutarsızlık, tespitin yetkisiz kuruluşça gerçekleştirilmesi ve bilimsel dayanağın bulunmaması yer alır. Bu gerekçelerin dilekçede rapordaki ilgili bölümlere atıfla açıklanması, başvurunun teknik heyet veya idare tarafından değerlendirilme ihtimalini güçlendirir.
Teknik itirazı desteklemek için tarihli ve konumu belirlenebilir fotoğraflar, statik ve güçlendirme projeleri, yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi, tadilat kayıtları ve yetkin mühendis görüşü destekleyici delil olarak sunulabilir. Ancak özel teknik rapor resmî tespitin yerine geçmez. Özel mühendislik raporu, yalnızca idarenin yeniden inceleme yapmasını destekleyen bir delil niteliğindedir. Bu nedenle dilekçede “özel rapor vardır, resmi tespit geçersizdir” gibi mutlak bir sonuç ileri sürülmemeli; resmi tespitin hangi noktada teknik olarak yetersiz kaldığı ve neden yeniden değerlendirme yapılması gerektiği açıklanmalıdır.
Delil değerini korumak için inceleme öncesi kritik hatalardan kaçınılmalıdır. Tehlikeli veya giriş yasağı bulunan binaya izinsiz girilmemeli, inceleme yapılmadan önce çatlaklar kapatılmamalı ve taşıyıcı sisteme müdahale edilmemelidir. Aksi hâlde hem can güvenliği riski doğar hem de itirazın dayandığı teknik bulguların güvenilirliği zayıflar. İtiraz dilekçesi, bu nedenle yalnızca bir başvuru belgesi değil; aynı zamanda teknik delillerin düzenli, anlaşılır ve resmi tespitle doğrudan ilişkilendirilmiş biçimde idareye sunulmasıdır.
Ret Kararı Sonrası İdari Yargı ve Yürütmenin Durdurulması
İdari itiraz aşamasındaki asıl amaç, tespit işleminin idare içinde düzeltilmesini sağlamaktır. İtirazın reddi ise süreci sona erdirmez; uyuşmazlığı idari yargıya taşır. Ancak burada kritik nokta, hangi tespit rejimine karşı dava açıldığına göre dava açma süresinin değişmesidir. 7269 sayılı Kanun kapsamındaki hasar tespitine itirazın reddi ile 6306 sayılı Kanun kapsamındaki riskli yapı tespitine itirazın reddi, aynı idari yargı yoluna başvurmayı sağlasa da süre, yürütmenin durdurulması ve davalı idare bakımından farklı kurallara tabidir.
60 Günlük Genel Dava Süresi
İdari yargıda dava açma süresi, özel bir kanunda ayrıca düzenlenmemişse 2577 sayılı İYUK m.7 uyarınca 60 gündür. Bu süre, idari işlemin ilgilisine yazılı olarak bildirildiği tarihten veya işlemi öğrenme anından itibaren işlemeye başlar. 7269 sayılı Kanun m.13 kapsamındaki hasar tespitine itiraz, süresinde yapılıp reddedildiğinde, ret kararının tebliğinden itibaren genel dava açma süresi gündeme gelir. Uygulamada başlangıç tarihi, yazılı bildirim veya ilan usulüne göre belirlenir.
7269 rejiminde hasar tespitine itiraz, idari başvuru niteliği taşır. 2577 sayılı İYUK m.11 uyarınca idari başvuru, işlemekte olan dava süresini durdurabilir. Bu nedenle itiraz dilekçesinin süresinde ve usulüne uygun yapılması, yalnızca idarenin yeniden değerlendirme yapmasını sağlamakla kalmaz; dava açma süresinin korunması bakımından da önem taşır. Ancak hasar tespitinin reddi, yıkım bildirimi gibi ayrı ve acil nitelikte bir işleme dönüşürse, o işlemin kendi süreleri ayrıca takip edilmelidir.
60 günlük genel süre, 6306 sayılı Kanun kapsamındaki riskli yapı tespitine karşı açılacak iptal davalarında doğrudan uygulanmaz. Zira 6306 sayılı Kanun, kendi idari işlemlerine karşı daha kısa bir dava süresi öngörür. Bu nedenle bir binanın hem 7269 kapsamında hasar tespiti hem de 6306 kapsamında riskli yapı tespiti ile gündeme gelmesi hâlinde, her işlem için ayrı süre ve merci hesaplanmalıdır. Bir işleme karşı açılan dava, başka bir idari işlemi kendiliğinden kapsamaz.
30 Günlük Özel Süre ve Yürütmenin Durdurulması
6306 sayılı Kanun m.6/9 uyarınca, Kanun kapsamındaki idari işlemlere karşı dava açma süresi, işlemin tebliğinden veya öğrenilmesinden itibaren 30 gündür. Bu süre, İYUK’taki genel 60 günlük sürenin istisnasıdır ve hak düşürücü nitelik taşır. Riskli yapı tespitine karşı iptal davası açılırken süre başlangıcı iki ihtimalde netleşir: malik veya kanuni temsilci idari itirazda bulunmamışsa dava süresi riskli yapı tespitinin tebliğinden; idari itiraz yapılıp reddedilmişse teknik heyet kararının tebliğinden itibaren işlemeye başlar.
İdari itirazın yapılmamış olması, 6306 sayılı Kanun m.6/9 kapsamındaki dava hakkını kendiliğinden düşürmez. İdari itiraz, dava açmanın zorunlu ön şartı değildir. Bu nedenle idari itiraz aşaması geçirilmiş olsa bile, 30 günlük dava süresi henüz dolmamışsa riskli yapı tespitine karşı doğrudan iptal davası açılabilir. Davada yalnızca teknik hata değil; tebligat usulsüzlüğü, yetkisiz merci, eksik inceleme, rapor içeriğindeki çelişkiler ve ölçülülük ilkelerine aykırılık da ileri sürülebilir. Davalı idare olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı gösterilebilir; hakları etkilenebilecek diğer malikler ise menfaat koşulu bulunması hâlinde idarenin yanında feri müdahil olarak davaya katılabilir.
Dava açılması, riskli yapı tespitinin kesinleşmesini veya yıkım sürecini kendiliğinden durdurmaz. Bu nedenle iptal davasıyla birlikte 2577 sayılı İYUK m.27 uyarınca yürütmenin durdurulması talep edilmelidir. Yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması. Yıkım, taşınmazın fiilen ortadan kalkması, tapudaki belirtmenin kalıcı sonuçlar doğurması ve konut kullanımının kesintiye uğraması gibi hâller, telafisi güç zarar iddiasını güçlendirebilir.
6306 sayılı Kanun’un eski metninde yer alan yürütmenin durdurulması yasağı, Anayasa Mahkemesi kararıyla ortadan kaldırılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, 6306 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 9. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan 'Bu davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemez' hükmünü, yürütmenin durdurulmasına kanunla istisna getirilebilmesi için üstün bir kamu yararı bulunması gerektiği, somut olayda bu yasağı meşru kılacak düzeyde bir kamu yararı bulunmadığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Karar 27/02/2014 tarihlidir.
(Anayasa Mahkemesi, E.2012/87, K.2014/41, 27/02/2014)
Bu iptal kararı, riskli yapı tespitine karşı açılan iptal davalarında yürütmenin durdurulması isteminin önünü açmıştır. Anayasa Mahkemesi, iptal kararının sonuçsuz kalmaması ve sonradan giderilmesi güç zararların önlenmesi amacıyla yürürlüğü durdurma kararı da vermiştir.
Anayasa Mahkemesi, iptal kararının sonuçsuz kalmaması ve hükümlerin uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi amacıyla E.2012/87, K.2014/5 sayılı yürürlüğü durdurma kararı vermiştir. Bu karar 01/03/2014 tarihli ve 28928 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
(Anayasa Mahkemesi, E.2012/87, K.2014/5)
Yürütmenin durdurulması talebi, dava dilekçesinde ayrıca ve gerekçeli biçimde ileri sürülmelidir. Dilekçede açık hukuka aykırılık, usul aykırılığı, telafisi güç zarar, aciliyet, delil başlıkları ve yıkımın geri döndürülemezliği somutlaştırılmalıdır. Talep reddedilirse, tebliği izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus itiraz edilebilir. Yürütmenin durdurulması kararı alınmadan açılan dava, idarenin yıkım işlemini fiilen durdurmadığından, sürelerin ve tebligatların sıkı biçimde takip edilmesi zorunludur.
Tespitin Kesinleşmesi, Tahliye ve Yıkım Süreleri
İtiraz ve dava aşamaları, tespit işleminin hukuki kaderini belirler; ancak sürelerin tüketilmesi, itirazın reddedilmesi veya dava yolunun sonuçsuz kalması hâlinde idarenin tahliye ve yıkım takvimi devreye girer. Ağır hasarlı bina uyuşmazlıklarında bu takvim, tespitin dayandığı kanuna göre iki ayrı rejimde işletilir. 7269 sayılı Kanun kapsamında hasar sınıfı belirleyici olurken, 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı tespitinin kesinleşmesi ve tebliğ tarihinden itibaren tanınan süreler esas alınır. Kesinleşme anı, maliklerin fiili konut kullanımını, paydaş ilişkilerini, tapu kaydını ve taşınmazın akıbetini doğrudan etkileyen kritik eşiktir.
7269 Kapsamında Yıkım Süreleri
7269 sayılı Kanun rejiminde hasar tespiti kesinleştiğinde, yapının afet sonrası hasar sınıfına göre farklı tahliye ve yıkım sonuçları doğar. Bu süreçte hasar sınıfı yalnızca teknik bir etiket değil; aynı zamanda idarenin hangi sürelerle işlem tesis edeceğini belirleyen hukuki ölçüttür.
Acil yıktırılacak yapılarda süre en kısa ve en ağır işler. Bu yapılarda itiraz ve tahliye aşamalarından sonra 10 günlük süre içinde yıkım gündeme gelir. Buradaki kısa süre, can ve mal güvenliğinin acil korunması gereksinimiyle bağlantılıdır. Maliklerin veya zilyetlerin bu tür yapılarda itiraz ve tahliye sürecini fiilen tamamlamadan binayı terk etmesi, idari işlemin uygulanabilirliğini hızlandırır.
Ağır hasarlı yapılarda ise yıkım takvimi acil yıktırılacak yapılara göre daha geniş bir zaman dilimine yayılır. Ağır hasarlı yapılar, itiraz ve tahliye aşamalarından sonra bir yıl içinde yıktırılır. Bu bir yıllık süre, maliklerin taşınmazı boşaltması, eşyalarını tahliye etmesi, paydaşlarla ilişkileri düzenlemesi ve yeniden yapım veya diğer hukuki alternatifler için hazırlık yapması bakımından önem taşır. Ancak bu süre, yapının kullanımına ilişkin izin anlamına gelmez; hasar sınıfı ve güvenlik gerekçeleri tahliyeyi zorunlu kılabilir.
Orta hasarlı yapılarda hukuki sonuç daha farklıdır. Orta hasarlı yapıların, tamir edilinceye kadar kullanılmasına izin verilmez. Bir yıl içinde tamir edilmez ve itiraz bulunmazsa yıkım gündeme gelir. İtiraz yerinde görülürse süre altı ay uzatılabilir. Bu nedenle orta hasarlı yapılarda maliklerin yalnızca hasar sınıfına itiraz etmekle yetinmemesi; güçlendirme, onarım ve idari başvuru süreçlerini ayrı ayrı takip etmesi gerekir.
7269 rejiminde sıkça karıştırılan bir diğer husus, hak sahipliği başvurusunun hasar itirazından bağımsız işlemesidir. 7269 sayılı Kanun m.28 kapsamındaki hak sahipliği başvurusu, iki aylık süreye tabidir ve hasar itirazının sonucunu beklemeyi gerektirmez. Bu nedenle malikler, hasar tespitine itiraz etseler bile hak sahipliği başvuru süresini ayrıca takip etmelidir. Hasar itirazının reddedilmesi, hak sahipliği başvurusunun kendiliğinden kabul edileceği anlamına gelmez; hasar itirazının kabul edilmesi de hak sahipliği başvurusunun otomatik olarak sonuçlandığı anlamına gelmez.
| Hasar Sınıfı | Temel Sonuç | Süre | |---|---|---| | Acil yıktırılacak | İtiraz ve tahliye sonrasında yıkım | 10 gün | | Ağır hasarlı | İtiraz ve tahliye aşamalarından sonra yıkım | 1 yıl | | Orta hasarlı | Tamir edilmez ve itiraz bulunmazsa yıkım | 1 yıl; itiraz yerinde görülürse 6 ay uzatma | | Hak sahipliği | Ayrı başvuru süreci | 2 ay (7269 m.28) |
7269 kapsamında hasar itirazının reddedilmesi, sürecin yalnızca idari itiraz aşamasını kapatır. Ancak yıkım bildirimi gibi ayrı ve acil nitelikte bir işlem varsa, bu işlemin kendi süreleri ayrıca işletilir. Bu nedenle malikler, hasar derecesine itiraz ile yıkım bildirimine itirazı aynı süreç gibi değerlendirmemeli; her bir idari işlemin tebliğ tarihini, süresini ve hukuki niteliğini ayrı ayrı takip etmelidir.
6306 Kapsamında 90 Günlük Süre
6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı tespiti kesinleştiğinde, tahliye ve yıkım süreci farklı bir zaman çerçevesi içinde ilerler. Riskli yapı tespitinin kesinleşmesi hâlinde maliklere, yapının özelliğine göre belirlenen ve 90 günü aşmayan boşaltma ve yıkım süresi tanınır. Bu süre, kural olarak tebliğ ile işlemeye başlar.
Burada kritik nokta, 6306 rejiminde tahliye ve yıkım süresinin artık mutlak biçimde uzun bir asgari güvenceye bağlanmamasıdır. 7471 sayılı Kanun’la 7/11/2023 tarihinde yapılan değişiklikle tahliye ve yıkım süresi doksan günden fazla olmamak üzere belirlenmiştir. Bu değişiklik, uygulamada maliklerin lehine uzun bir süre garantisi bulunmadığı anlamına gelir. Dolayısıyla riskli yapı tespitine itiraz eden malik, yalnızca itiraz ve dava aşamalarını değil, kesinleşme hâlinde tanınacak tahliye süresini de baştan itibaren hesaplamalıdır.
6306 rejiminde sürelerin doğru hesaplanması, maliklerin mülkiyet hakkı bakımından hayati sonuçlar doğurur. İdari itiraz reddedilmişse veya itiraz süresi kaçırılmışsa tespit kesinleşir. Kesinleşme sonrası tahliye ve yıkım bildirimi maliklere ulaşır. Bildirimdeki süre, yapının özelliğine göre belirlenir; ancak bu süre 90 günü aşamaz. Malikler bu süre içinde binayı boşaltmazsa yapı idarece yıktırılabilir. Yıkımın idare tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde doğan masraflar, 6183 sayılı Kanun uyarınca maliklerden tahsil edilebilir. Bu nedenle 6306 kapsamındaki süreçte yalnızca hukuki itiraz değil, fiili tahliye hazırlığı da eşzamanlı olarak planlanmalıdır.
6306 rejiminde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, tahliye ve yıkım sürecinin yalnızca malik ile idare arasındaki bir işlem olmaktan çıkabilmesidir. Tapu kaydındaki belirtme, bağımsız bölüm ilişkileri, kiracıların fiili kullanımı, ortak alanlar ve yeniden yapım süreci bu aşamada birlikte değerlendirilmelidir. Ancak 6306 kapsamında idari itiraz hakkı malikler, mirasçılar ve kanuni temsilcilerle sınırlıdır. Kiracıların idari itiraz hakkı bulunmasa da menfaati etkilenen kiracıların iptal davası açma imkânı uygulamada tartışmalıdır; bu tartışma, kesinleşme sonrası tahliye sürecinin fiili baskısını azaltmaz.
Sonuç olarak ağır hasarlı bina tespitine itiraz süreci, yalnızca teknik bir rapora karşı başvuru yapmakla sınırlı değildir. Tespit kesinleştiğinde tahliye ve yıkım süreleri hızla işler. 7269 sayılı Kanun kapsamında acil yıktırılacak yapılarda 10 gün, ağır hasarlı yapılarda 1 yıl, orta hasarlı yapılarda ise 1 yıllık tamir süresi ve uygun itiraz hâlinde 6 aylık uzatma gündeme gelir. Hak sahipliği başvurusu ise 7269 sayılı Kanun m.28 uyarınca iki aylık bağımsız süreye tabidir. 6306 sayılı Kanun kapsamında ise tespit kesinleştiğinde maliklere yapının özelliğine göre belirlenen ve 90 günü aşmayan boşaltma ve yıkım süresi verilir; yıkım gerçekleşmezse idare yapıyı yıktırabilir ve masraflar 6183 sayılı Kanun uyarınca maliklerden tahsil edilebilir. Bu nedenle maliklerin, itiraz ve dava aşamalarını takip ederken kesinleşme sonrası tahliye-yıkım takvimini de baştan itibaren yönetmesi zorunludur.