
2026’da Kısmi Dava Rehberi
2026’da Kısmi Dava Rehberi, belirsiz alacak davasının kaldırılmasından sonra uygulanacak yeni usul rejimini açıklamaktadır. Rehberde kısmi davanın şartları, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar, talep artırımı, zamanaşımı, faiz, harç, arabuluculuk ve geçiş hükümleri ele alınmakta; özellikle işçilik alacakları ve diğer bölünebilir para alacakları bakımından dikkat edilmesi gereken noktalar özetlenmektedir.
Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması ve Yeni Usul Rejimi
7589 Sayılı Kanun’un Getirdiği Değişiklikler
7589 sayılı Kanun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda önemli bir usul değişikliği meydana getirmiştir. Kanunla, belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK m.107 yürürlükten kaldırılmış; buna karşılık kısmi davaya ilişkin HMK m.109’a dördüncü fıkra eklenmiştir. Yeni düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu değişiklikle birlikte, yeni dönemde bölünebilir nitelikteki alacaklar bakımından temel dava modeli kısmi dava hâline gelmiştir. Davacı, alacağın tamamını başlangıçta talep etmek yerine, alacağın belirli bir bölümünü dava konusu yapabilecektir. Alacağın miktarının dava açılırken tam olarak hesaplanıp hesaplanamaması, yeni sistemde tek başına belirsiz alacak davası açılmasını gerektiren bir neden değildir. Belirleyici husus, talep konusunun bölünebilir olup olmadığı ve davacının kısmi dava açmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığıdır.
HMK m.109/4, kısmi davanın önceki uygulamadan ayrılan en önemli yönünü oluşturmaktadır. Bu hüküm uyarınca, dava konusu edilen talep, karşı tarafın muvafakati aranmaksızın ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan, aynı dava içinde bir defaya mahsus artırılabilir. Ancak bu işlem için tahkikatın sona ermemiş olması gerekir. Böylece davacı, yargılama sırasında yapılan incelemeler ve dosyaya giren deliller sonucunda alacağın daha yüksek olduğunu tespit ettiğinde, talep miktarını belirlenen usul çerçevesinde genişletebilir.
Yeni düzenlemenin uygulanmasında iki ayrı kurum birbirine karıştırılmamalıdır:
- HMK m.109/4 kapsamındaki talep artırımı, kısmi davaya özgü ve bir defaya mahsus bir imkândır.
- HMK m.176 ve devamındaki ıslah, tarafın yaptığı usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltmesine yarayan ayrı bir kurumdur.
Bu ayrım, kullanılacak hukuki yolun, sürelerin ve talep artırımının sonuçlarının doğru belirlenmesi bakımından önem taşır. Davacı, dilekçesinde ve sonraki usul işlemlerinde talep artırımının hangi hukuki dayanağa göre yapıldığını açıkça göstermelidir.
Geçiş Hükümleri ve Derdest Davalar
Yeni düzenleme, yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davaların tamamını aynı şekilde etkilememektedir. HMK Geçici m.1/10, 31 Temmuz 2026’dan önce açılan belirsiz alacak davaları bakımından özel bir geçiş rejimi öngörmektedir. Buna göre, bu tarihten önce açılmış belirsiz alacak davalarında mülga HMK m.107 hükümleri uygulanmaya devam eder.
Bu nedenle bir davanın hangi usul hükümlerine tabi olduğu belirlenirken öncelikle dava tarihine ve dava dilekçesindeki hukuki nitelendirmeye bakılmalıdır. 31 Temmuz 2026’dan önce açılmış ve belirsiz alacak davası olarak kurulmuş dosyalar, sırf HMK m.107’nin yürürlükten kaldırılması nedeniyle kendiliğinden kısmi davaya dönüşmez. Bu dosyalar bakımından mülga hükümlerin uygulanmasını sağlayan geçiş düzenlemesi dikkate alınır.
Buna karşılık 31 Temmuz 2026’dan sonra açılan yeni davalarda yürürlükten kaldırılmış HMK m.107’ye dayanılması mümkün değildir. Yeni dava dilekçesinde, dava konusu alacağın bölünebilir olduğu ve davanın kısmi dava olarak açıldığı açıkça ortaya konulmalıdır. Eski döneme ait belirsiz alacak davası şablonlarının yeni davalarda aynen kullanılması, talebin hukuki niteliği ile sonuç bölümü arasında uyumsuzluk yaratabilir.
Geçiş hükmünün kapsamı da sınırlıdır. HMK Geçici m.1/10, mülga HMK m.107’ye dayanan belirsiz alacak davaları yönünden düzenleme getirmektedir; kısmi davaları belirsiz alacak davasına dönüştüren genel bir hüküm niteliğinde değildir. Derdest bir kısmi davanın yalnızca yeni düzenleme yürürlüğe girdi diye belirsiz alacak davası olarak yeniden nitelendirilmesi mümkün değildir.
Kısmi Dava ile Belirsiz Alacak Davasının Ayrımı
Kısmi dava ile belirsiz alacak davası aynı hukuki kurum değildir. Kısmi davada davacı, alacağın bölünebilir olduğunu kabul ederek alacağın yalnızca bir kısmını dava eder. Talep edilmeyen bakiye bölüm, açıkça feragat edilmediği sürece varlığını korur. Belirsiz alacak davasında ise önceki rejim bakımından temel mesele, alacağın miktarının dava tarihinde tam ve kesin olarak belirlenememesidir.
Bu iki dava türü arasındaki fark, yalnızca dava dilekçesinde kullanılan başlıktan ibaret değildir. Davanın niteliği; talep sonucu, açıklanan vakıalar, istenen miktar ve davacının alacağın kalan kısmına ilişkin iradesi birlikte değerlendirilerek belirlenir. Bununla birlikte bir dava türü sonradan diğerine dönüştürülerek farklı usul sonuçlarından yararlanılamaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.05.2022 tarihli, E. 2019/332, K. 2022/724 sayılı kararında kısmi dava ile belirsiz alacak davasının farklı dava türleri olduğunu ve açılmış kısmi davanın sonradan belirsiz alacak davasına dönüştürülemeyeceğini kabul etmiştir.
Bu yaklaşım, dava türünün başlangıçta doğru belirlenmesini zorunlu kılar. Davacı, yeni dönemde bölünebilir bir alacağın yalnızca bir bölümünü talep ediyorsa kısmi dava kurumuna dayanmalı; talep miktarının artırılması gerekiyorsa HMK m.109/4’teki tek seferlik artırım imkânını tahkikat sona ermeden kullanmalıdır. Önceki döneme ait belirsiz alacak davası hükümleri ise yalnızca geçiş hükmünün kapsamına giren derdest davalar bakımından korunmaktadır.
Kısmi Davanın Şartları ve Dava Konusu Alacaklar
Bölünebilir Alacaklarda Kısmi Dava
Kısmi dava, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olması hâlinde, alacağın yalnızca bir bölümünün dava edilmesidir (HMK m.109/1). Davacının başlangıçta alacağın tamamını istemesi zorunlu değildir. Ancak dava konusu yapılan bölümün, aynı hukuki ilişkiden doğan ve miktar bakımından birbirinden ayrılabilen bir alacağın parçası olması gerekir.
Para alacakları, nitelikleri gereği çoğunlukla bölünebilir. Bu yönüyle Türk Borçlar Kanunu m.84, para borçlarının bölünebilirliği bakımından kısmi davanın temel hukuki dayanakları arasında yer alır. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, fazla çalışma, maddi tazminat, kira ve satım bedeli gibi para alacakları, somut olayın özelliklerine göre kısmi davaya konu edilebilir. Davacı, alacağın tamamı yerine belirli bir tutarı talep ederken hangi hukuki ilişkiden doğan alacağın bir bölümünü istediğini açıkça göstermelidir.
Kısmi dava açılabilmesi için alacağın yalnızca bölünebilir olması yeterli değildir. Davacının, alacağın tamamını aynı anda talep etmeyip bir bölümünü dava etmesinde hukuki yararının bulunması gerekir. Alacağın keyfî biçimde küçük parçalara ayrılması ve aynı hukuki ilişki bakımından birden fazla dava açılarak birden fazla vekâlet ücreti elde edilmeye çalışılması, TMK m.2 kapsamında hakkın kötüye kullanılması değerlendirmesine konu olabilir. Bu nedenle kısmi dava, yargılama giderlerini yapay biçimde çoğaltmak amacıyla değil, alacağın niteliğine ve somut uyuşmazlığın koşullarına uygun biçimde kullanılmalıdır.
Dilekçede başlangıçta talep edilen miktar belirli olmalı ve bu miktarın toplam alacağın hangi bölümünü oluşturduğu anlaşılmalıdır. “Şimdilik” veya “fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla” gibi ifadeler, davacının alacağın tamamından vazgeçmediğini ortaya koyar; ancak dava edilen bölümün miktarını belirsiz bırakmamalıdır.
Fazlaya İlişkin Hakların Korunması
Kısmi dava açılması, davacının alacağın dava edilmeyen bölümünden kendiliğinden feragat ettiği anlamına gelmez. HMK m.109/3 uyarınca, alacağın kalan kısmından açıkça feragat edilmedikçe bakiye alacak korunur. Bu nedenle dava dilekçesinde, talep edilen miktarın alacağın tamamı olmadığı ve kalan bölüm bakımından hakların saklı tutulduğu açıkça belirtilmelidir.
Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, davacının ileride kalan alacak bakımından talep artırımında bulunabilmesi veya ayrı bir dava açabilmesi açısından önem taşır. Bununla birlikte saklı tutma beyanı, tek başına bütün usulî riskleri ortadan kaldırmaz. Kalan alacak yönünden zamanaşımı, dava edilen bölümden bağımsız olarak değerlendirilir. Kaynaklarda aktarılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.10.2018 tarihli, E. 2016/1082, K. 2018/1719 sayılı kararı da kısmi davada bakiye alacaktan feragat edilmediğini ve zamanaşımının dava edilen miktar bakımından değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu nedenle davacı, dava dilekçesinde hem başlangıçta istediği tutarı hem de fazlaya ilişkin haklarını koruduğunu açıkça göstermelidir. Açık bir feragat beyanı bulunmadıkça dava edilmeyen kısım bakımından hak kaybı doğmaz; ancak bu bölümün talep edilmesi, uygulanacak usul yoluna ve ilgili zamanaşımı hükümlerine uygun biçimde gerçekleştirilmelidir.
Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, alacağın tamamının dava edilmiş olduğu anlamına da gelmez. Mahkeme, hüküm kurarken kural olarak yalnızca dava konusu yapılan miktar bakımından karar verir. Bakiye bölümün aynı dosyada talep edilmesi, yeni düzenlemenin öngördüğü talep artırımı veya uygulanabilir diğer usul kurumları çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Kısmi Davaya Elverişli Olmayan Talepler
Kısmi dava yalnızca bölünebilir talepler bakımından kullanılabilir. Talebin niteliği gereği bölünmesi mümkün değilse, bunun belirli bir bölümünün dava edilmesi kısmi dava oluşturmaz. Aynı şekilde, bir edimin parçalara ayrılması talebin hukuki niteliğini değiştirecekse kısmi dava yoluna başvurulamaz.
Para alacaklarının çoğunlukla bölünebilir olması, her para talebinin otomatik olarak kısmi davaya elverişli olduğu anlamına gelmez. Talebin dayandığı hukuki ilişki, istenen edimin niteliği ve davacının talep sonucu birlikte incelenmelidir. Bölünemeyen bir hakkın yalnızca bir bölümünün ileri sürülmesi, mahkemenin talep sonucunu hukuka uygun biçimde kurmasını engelleyebilir.
Kısmi davaya elverişli olmayan talepler arasında, niteliği gereği tek ve bütün olarak ileri sürülmesi gereken bölünemez edim talepleri bulunur. Bu tür taleplerde davacı, talebin yalnızca bir kısmını değil, hukuki ilişkinin gerektirdiği bütün edimi dava konusu yapmalıdır. Aksi hâlde dava türü ile talep sonucu arasında uyumsuzluk meydana gelir.
Sonuç olarak kısmi davanın kurulabilmesi için üç temel unsur birlikte bulunmalıdır: Talep konusu bölünebilir olmalı, davacı yalnızca alacağın belirli bir bölümünü istemeli ve kalan kısımdan açıkça feragat etmemelidir. Bu çerçevede dava dilekçesi, hem talep edilen miktarı hem de korunan bakiye alacağı tereddüde yer bırakmayacak biçimde göstermelidir.
Talep Artırımı, Zamanaşımı ve Faiz Uygulaması
Tek Seferlik Talep Artırımı
Kısmi davada başlangıçta talep edilen miktarın, yargılama sırasında ortaya çıkan bilgi ve hesaplamalar doğrultusunda yükseltilmesi HMK m.109/4 kapsamında mümkündür. Bu düzenleme, davacıya talebini aynı dava içinde bir defaya mahsus artırma imkânı tanır. Artırım için karşı tarafın muvafakati aranmaz ve işlem, iddianın genişletilmesi yasağına tabi tutulmaz.
Talep artırımının kullanılabileceği son aşama tahkikatın sona ermesidir. Bu nedenle artırım dilekçesi, tahkikat tamamlanmadan ve mahkemece tahkikatın sona erdiği aşamaya geçilmeden dosyaya sunulmalıdır. Tahkikat sona erdikten sonra yapılan artırım, HMK m.109/4’teki özel imkândan yararlanamaz. Davacı, artırım hakkını kullanırken dosyadaki delilleri, bilirkişi raporlarını, yapılan ödemeleri, mahsupları ve hesaplamaya esas alınan diğer unsurları birlikte değerlendirmelidir.
Talep artırımının bir defayla sınırlı olması, bu işlemin aceleyle kullanılmamasını gerektirir. Özellikle alacak miktarının bilirkişi incelemesiyle belirlendiği dosyalarda, raporun denetlenmesi ve varsa itirazların değerlendirilmesi önem taşır. İlk artırımda eksik kalan tutarın daha sonra aynı hükme dayanılarak yeniden istenmesi mümkün olmayacağından, artırılacak miktar açık ve hesaplanabilir biçimde gösterilmelidir.
Artırım dilekçesinde en azından şu hususlar yer almalıdır:
- Davanın esas numarası ve taraf bilgileri,
- İlk dava dilekçesinde talep edilen miktar,
- Artırılan miktar,
- Artırım sonrasında ulaşılan toplam talep,
- Talebin HMK m.109/4 uyarınca artırıldığı,
- Artırımın dayandığı bilirkişi raporu veya diğer deliller,
- Artırılan kısım bakımından faiz talebi,
- Noksan harcın tamamlanmasına ilişkin bilgiler.
Bu işlem, yeni bir dava açılması anlamına gelmez. Mevcut kısmi davada talep sonucunun, kanunun izin verdiği sınırlar içinde yükseltilmesidir. Dolayısıyla artırımın dava dosyasıyla bağlantısı korunur ve işlem aynı yargılama içinde sonuçlandırılır.
Artırılan Kısımda Zamanaşımının Kesilmesi
Kısmi davada zamanaşımının hangi tarihte ve hangi miktar bakımından kesileceği, yeni düzenlemenin en önemli sonuçlarından biridir. Önceki rejimde zamanaşımının yalnızca dava edilen miktar bakımından kesildiği kabul edilmekteydi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.02.2024 tarihli, E. 2023/915, K. 2024/80 sayılı kararı da önceki uygulamada zamanaşımının yalnızca dava konusu yapılan miktar yönünden kesildiğini ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.02.2024 tarihli, E. 2023/915, K. 2024/80 sayılı kararında, önceki rejim bakımından zamanaşımının yalnızca dava edilen miktar yönünden kesildiği belirtilmiştir.
HMK m.109/4 ile getirilen yeni sistemde ise tahkikat sona ermeden usulüne uygun şekilde artırılan bölüm bakımından zamanaşımı, artırım tarihinde değil, ilk dava tarihinde kesilmiş sayılır. Böylece davacı, kısmi dava açıldığı tarihte süresi içinde talep edebildiği alacağın daha sonra belirlenen bakiye bölümünü aynı dosyada ileri sürdüğünde, artırılan kısım yönünden ilk dava tarihinin koruyucu etkisinden yararlanır.
Bu sonuç, zamanaşımının maddi hukuk kaynaklı süresini ortadan kaldırmaz. Dava açıldığı tarihte zamanaşımı süresi dolmuşsa, sonradan yapılan talep artırımı geçmişte sona ermiş bir süreyi yeniden canlandırmaz. Talep artırımının koruyucu etkisi, süresi içinde açılmış bir davanın kapsamının kanuni koşullara uygun olarak genişletilmesiyle sınırlıdır.
Ayrıca bu düzenleme, hak düşürücü süreler bakımından genel bir koruma sağlamaz. Zamanaşımı ile hak düşürücü süre aynı hukuki sonuçlara sahip değildir. Bu nedenle artırılan bölüm yönünden süre değerlendirmesi yapılırken alacağın dayandığı özel mevzuat ve süre türü ayrıca incelenmelidir.
Davacı, artırım dilekçesinde ilk dava tarihini, başlangıçta talep edilen miktarı ve artırılan bölümü birbirinden açıkça ayırmalıdır. Bu ayrım, hangi kısmın dava tarihinde talep edildiğinin ve hangi kısmın sonradan artırıldığının belirlenmesi bakımından zorunludur.
Faiz Başlangıcı ve Islah İlişkisi
Talep artırımının zamanaşımı bakımından dava tarihine bağlanması, faiz başlangıcının da her olayda otomatik olarak aynı tarihe çekildiği anlamına gelmez. Faiz talebi, dava dilekçesindeki açıklamalar ve artırma dilekçesinin içeriği birlikte değerlendirilerek belirlenir. Davacı, faiz türünü, başlangıç tarihini ve artırılan kısma ilişkin faiz istemini açıkça göstermelidir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli, E. 2017/8, K. 2019/3 sayılı kararı, dava dilekçesinde faiz talebi bulunması hâlinde, talep artırımıyla belirlenen artırılmış miktar bakımından da faiz uygulanabilmesiyle ilgilidir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli, E. 2017/8, K. 2019/3 sayılı kararında, dava dilekçesinde faiz talebi bulunması hâlinde talep artırımıyla belirlenen artırılmış miktar yönünden de faiz uygulanabileceği kabul edilmiştir.
Bu yaklaşım, artırılan miktarın faiz bakımından tamamen karşılıksız bırakılmasını önler. Ancak dava dilekçesinde hiç faiz istenmemişse, sonradan yalnızca talep artırımı yapılması faiz talebinin kendiliğinden doğduğu anlamına gelmez. Bu nedenle faiz talebi, başlangıç dilekçesinde ve gerektiğinde artırım dilekçesinde açık biçimde kurulmalıdır.
Talep artırımı, HMK m.176-177 kapsamında düzenlenen ıslahtan ayrı bir usul kurumudur. Islah, tarafın yaptığı usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltmesine ve kanuni koşulları çerçevesinde iddia veya savunmasını değiştirmesine imkân veren ayrı bir yoldur. HMK m.109/4 kapsamındaki talep artırımı ise kısmi davaya özgü, tek kullanımlık ve tahkikatın sona ermesiyle sınırlı özel bir artırım mekanizmasıdır.
Bu iki kurumun aynı işlem gibi gösterilmesi, artırımın hukuki dayanağı ve sonuçları bakımından belirsizlik yaratabilir. Davacı, dilekçesinde işlemin HMK m.109/4 uyarınca talep artırımı mı yoksa HMK m.176-177 uyarınca ıslah mı olduğunu açıkça belirtmelidir. Böylece mahkeme, talebin kapsamını, zamanaşımı etkisini ve faiz sonucunu doğru biçimde değerlendirebilir.
Dava Dilekçesi, Harç ve Dava Şartları
Kısmi Dava Dilekçesinde Bulunması Gerekenler
Kısmi dava dilekçesi, yalnızca başlangıçta talep edilen miktarı göstermekle sınırlı değildir. Davanın hangi hukuki ilişkiden kaynaklandığı, alacağın hangi bölümünün istendiği ve bakiye alacağın hangi iradeyle korunacağı dilekçeden açıkça anlaşılmalıdır. Bu çerçevede HMK m.119 kapsamında dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlar eksiksiz şekilde gösterilmelidir.
Dilekçede öncelikle görevli ve yetkili mahkeme belirtilmeli; davacı ile davalının kimlik ve adres bilgileri yazılmalıdır. Taraf bilgilerinin eksik veya hatalı gösterilmesi, tebligat ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesi bakımından sorun doğurur. Davacının varsa kanuni temsilcisi veya vekili de dilekçede usulüne uygun biçimde gösterilmelidir.
Dava konusu vakıalar, alacağın doğumuna neden olan olaylar kronolojik ve denetlenebilir biçimde açıklanmalıdır. İşçilik alacağı bakımından çalışma ilişkisi, işin niteliği, ücret, çalışma dönemi, iş sözleşmesinin sona erme biçimi ve talep edilen alacak kalemleri somutlaştırılmalıdır. Diğer para alacaklarında ise sözleşme, ödeme, teslim, hizmet veya borç ilişkisini ortaya koyan vakıalara yer verilmelidir. Salt “alacağım bulunmaktadır” şeklindeki genel bir anlatım, talebin dayanağını açıklamak için yeterli değildir.
Dava dilekçesinde kısmi dava açıldığı açıkça belirtilmeli ve başlangıçta talep edilen miktar her alacak kalemi bakımından ayrı ayrı gösterilmelidir. Örneğin toplam alacağın hangi bölümünün dava edildiği, her kalem için talep edilen tutar ve toplam dava değeri birbirinden ayrılmalıdır. “Şimdilik” veya “fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla” ifadeleri kullanılabilir; ancak bu ifadeler belirli bir miktar gösterme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Faiz talebi de açık şekilde kurulmalıdır. Faizin türü, başlangıç tarihi ve hangi alacak kalemine uygulanacağı dilekçede gösterilmelidir. Artırılabilecek bakiye alacak bakımından da faiz isteniyorsa, bu talebin kapsamı tereddüde yer vermeyecek biçimde belirtilmelidir. Talep sonucunda başlangıçta istenen miktar, faiz istemi, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu ve yargılama giderleriyle vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi talebi düzenli biçimde yer almalıdır.
Dilekçeye dayanılan deliller de vakıalarla bağlantılı olarak gösterilmelidir. Sözleşmeler, bordrolar, banka kayıtları, yazışmalar, tanık anlatımları, bilirkişi incelemesi ve diğer belgeler, hangi vakıanın ispatı için sunulduğu açıklanarak belirtilmelidir. Delil listesinin soyut biçimde sıralanması yerine, her delilin uyuşmazlıktaki işlevi ortaya konulmalıdır.
Harç ve Dava Değerinin Belirlenmesi
Kısmi davada dava değeri, başlangıçta talep edilen bölüm üzerinden belirlenir. Davacı, alacağın tamamını değil, yalnızca dava ettiği kısmı dava değeri olarak göstermelidir. Bu değer, dilekçedeki talep sonucu ile uyumlu olmalı; dava değeri ile talep edilen miktar arasında çelişki bulunmamalıdır.
Dava açılırken ödenecek harç da kısmi davada başlangıçta talep edilen miktar esas alınarak değerlendirilir. Bu durum, alacağın tamamına ilişkin harç yükünün tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Talep miktarının artırılması hâlinde artırılan bölüm bakımından noksan harç tamamlanmalıdır. Bu nedenle başlangıçta düşük bir miktar gösterilmesi, yalnızca harç ödemesinin dava sürecinin ilerleyen aşamasına bırakılması sonucunu doğurur.
Harç eksikliği, yargılamanın devamı bakımından doğrudan önem taşır. Kaynaklarda m.30 ve m.32 hükümleriyle birlikte açıklanan harç rejimi uyarınca, noksan harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilmez. Mahkemece harcın tamamlanması için gerekli işlem yapılmadan veya verilen süre içinde eksiklik giderilmeden yargılamanın esası hakkında ilerleme sağlanamaz. Bu nedenle talep artırım dilekçesi hazırlanırken yalnızca yeni toplam alacak değil, tamamlanması gereken harç da dikkate alınmalıdır.
Dava değeri belirlenirken faiz, yargılama giderleri ve vekâlet ücretiyle asıl alacak birbirinden ayrılmalıdır. Dilekçenin sonuç bölümünde yazılan toplam tutarın, harca esas değerle uyumlu olması gerekir. Birden fazla alacak kalemi bulunuyorsa her kalemin başlangıç miktarı ve toplamı açıkça gösterilmelidir. Bu yöntem, hem harç hesabının hem de hüküm kurulmasının denetlenebilir olmasını sağlar.
Arabuluculuk ve Görevli Mahkeme
Kısmi dava açılması, uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken dava şartlarını ortadan kaldırmaz. İşçilik alacağı davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması 7036 sayılı Kanun m.3 uyarınca dava şartıdır. Bu başvuru yapılmadan doğrudan dava açılması, dava şartı eksikliği nedeniyle usulî sonuç doğurabilir. Arabuluculuk sürecinin anlaşmayla veya anlaşmama ile sonuçlanması, dava dilekçesinde ilgili belgelerle ortaya konulmalıdır.
Arabuluculuk başvurusunda ileri sürülen alacak kalemleri ile dava dilekçesindeki talepler arasında uyum bulunması önemlidir. Kısmi dava açılması, arabuluculuk sürecinin kapsamını daraltan veya bu süreci gereksiz hâle getiren bir işlem değildir. İşçilik alacağının yalnızca bir bölümü dava edilecek olsa bile, uyuşmazlık bakımından arabuluculuk dava şartı yerine getirilmelidir.
Görevli mahkeme, talep edilen miktarın düşük veya yüksek olmasına göre değişmez. Uyuşmazlığın hukuki niteliği ve özel kanun hükümleri görev belirlemesinde esas alınır. İşçilik alacağı davalarında görevli mahkeme iş mahkemesidir. Yetkili mahkemenin belirlenmesinde ise 7036 sayılı Kanun m.6 kapsamında öngörülen kurallar dikkate alınmalıdır. Bu nedenle dava dilekçesinde yalnızca görevli mahkemenin değil, davanın hangi yer mahkemesinde açıldığının dayanağı da açıklanmalıdır.
Sonuç olarak kısmi dava dilekçesi; dava türünü, talep edilen başlangıç miktarını, alacak kalemlerini, faiz istemini, delilleri, dava şartlarını ve harç sonuçlarını birlikte göstermelidir. Bu unsurların birbirinden kopuk biçimde düzenlenmesi, dava değerinin hatalı belirlenmesine veya dava şartlarının eksik bırakılmasına yol açabilir. Dilekçenin her bölümü, talep sonucu ile uyumlu ve uygulanacak usul rejimini açıkça ortaya koyacak şekilde hazırlanmalıdır.
İşçilik Alacaklarında Kısmi Dava Uygulaması
Kıdem, İhbar ve Fazla Mesai Alacakları
İşçilik alacakları, niteliği itibarıyla bölünebilir para alacakları olduğundan kısmi davaya konu edilebilir. Davacı; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile kullanılmayan yıllık izin ücretinin tamamı yerine belirli bir bölümünü dava edebilir. Her alacak kalemi bakımından başlangıçta istenen miktar ayrı gösterilmeli ve talep sonucunda toplam dava değeri açıkça belirtilmelidir.
Kıdem tazminatı yönünden dava dilekçesinde çalışma süresi, iş sözleşmesinin sona erme biçimi, son ücret ve tazminat hesabına esas alınan unsurlar açıklanmalıdır. İhbar tazminatı bakımından ise fesih şekli ile tarafların fesihteki konumu ortaya konulmalıdır. İş sözleşmesini kendisi fesheden işçinin ihbar tazminatı talep edemeyeceği yönündeki değerlendirme, talebin hukuki dayanağı kurulurken dikkate alınmalıdır.
Fazla çalışma alacağında çalışma düzeni, haftalık çalışma süresi, işyerindeki vardiya veya mesai sistemi ve çalışmanın hangi delillerle ispatlanacağı somutlaştırılmalıdır. 45 saati aşan haftalık çalışmalar, kaynaklarda fazla mesai kapsamında değerlendirilen çalışmalar arasında gösterilmektedir. Ayrıca günlük çalışma süresinin 11 saati aşması, kaynaklarda yasaklanan ve bazı koşullarda haklı fesih sebebi oluşturabilen bir durum olarak belirtilmiştir. Bu nedenle fazla çalışma iddiası yalnızca toplam saat üzerinden değil, çalışma günleri ve günlük çalışma düzeniyle bağlantılı biçimde açıklanmalıdır.
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu dosyalarda, sorumluluğun kapsamı ayrıca değerlendirilmelidir. İş Kanunu m.2/6 uyarınca asıl işverenin, alt işverenle birlikte işçilik alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumluluğu gündeme gelir. Dilekçede işçinin hangi işveren bünyesinde çalıştığı, iş organizasyonunun nasıl kurulduğu ve asıl işveren-alt işveren ilişkisinin hangi olgulara dayandığı gösterilmelidir.
1 Ocak 2022 tarihinden itibaren Asgari Geçim İndirimi’nin kaldırıldığı bilgisi de ücret ve işçilik alacağı hesaplamalarında dikkate alınmalıdır. Bu tarih, ücret bordroları ve hesaplamaya esas dönemler değerlendirilirken göz önünde bulundurulmalıdır.
Faiz ve Zamanaşımı Hesaplaması
İşçilik alacaklarında faiz talebi, her alacak kaleminin niteliğine ve talebin dayanağına göre kurulmalıdır. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, fazla çalışma ve yıllık izin ücreti bakımından faiz başlangıcı dilekçede açıkça belirtilmelidir. Kısmi dava açılırken başlangıçta talep edilen miktar yönünden faiz istenmeli; ileride talep artırımı yapılması ihtimalinde artırılan bölüm bakımından faiz talebinin kapsamı da açıkça ortaya konulmalıdır.
Talep artırımının zamanaşımı bakımından dava tarihindeki koruyucu etkisi ile faiz başlangıcı aynı sonuç doğurmaz. Bu nedenle davacı, artırılan kısmın hangi tarihten itibaren faizlendirilmesini istediğini açıkça yazmalıdır. Faiz talebinin dilekçede hiç gösterilmemesi, sonradan yalnızca miktarın artırılmasıyla faiz isteminin kendiliğinden kurulması sonucunu doğurmaz.
İşçilik alacakları bakımından kaynak metinlerde genel olarak 5 yıllık zamanaşımı süresi belirtilmiştir. Bununla birlikte zamanaşımının başlangıcı, alacağın türü ve somut olayın özellikleri birlikte değerlendirilmelidir. Kısmi dava açılması, yalnızca dava edilen bölüm yönünden usulî koruma sağladığından, zamanaşımı bakımından dava edilmeyen kısım yönünden de gerekli değerlendirme yapılmalıdır. Talep artırımı yapılacaksa, ilk dava tarihi, başlangıçta istenen miktar ve artırılan bölüm birbirinden ayrılmalıdır.
Zamanaşımı hesabında çalışma dönemi, fesih tarihi, alacağın muaccel olduğu tarih, dava tarihi ve talep artırımının yapılacağı aşama birlikte incelenmelidir. İşveren tarafından yapılan ödemeler, mahsuplar ve daha önce ileri sürülen talepler de hesaplamaya dâhil edilmelidir. Özellikle ücret, fazla mesai ve izin alacaklarının dönemsel niteliği bulunduğundan, her alacak kaleminin hangi çalışma dönemine ilişkin olduğu gösterilmelidir.
İş Mahkemesinde Yargılama Süreci
İşçilik alacağı davasından önce arabuluculuk sürecinin tamamlanması gerekir. 7036 sayılı Kanun m.3 uyarınca arabuluculuğa başvuru, işçilik alacağı davalarında dava şartıdır. Kısmi dava açılması bu zorunluluğu ortadan kaldırmaz. Arabuluculuk son tutanağı dava dilekçesine eklenmeli ve dava konusu yapılan alacak kalemleriyle arabuluculuk başvurusunun kapsamı arasında uyum bulunmalıdır.
İş mahkemesindeki yargılamada çalışma ilişkisine dair kayıtlar, ücret bordroları, banka hareketleri, işyeri kayıtları, puantajlar, yazışmalar ve tanık anlatımları önem taşır. Davacı, hangi delilin hangi vakıayı ispatladığını açıklamalıdır. Fazla çalışma iddiasında çalışma saatleri ve işyerindeki uygulama; ücret alacaklarında ödeme kayıtları; feshe bağlı alacaklarda ise sözleşmenin sona erme biçimi belirleyici niteliktedir.
Dava sırasında bilirkişi incelemesi yapılması hâlinde raporun denetlenmesi gerekir. Hesaplama dönemi, ücretin esas alınma biçimi, yapılan ödemeler, mahsuplar, fazla çalışma süreleri ve faiz başlangıcı ayrı ayrı incelenmelidir. Eksik veya hatalı hesaplama tespit edilirse, talep artırım hakkı kullanılmadan önce rapora itiraz edilmelidir. HMK m.109/4 kapsamındaki artırımın bir defayla sınırlı olması, bu aşamada özellikle önem taşır.
İşçilik alacağı davasında başlangıçta düşük bir miktar talep edilmesi, alacağın tamamı bakımından harç ve gider yükünün ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bilirkişi raporu veya diğer deliller sonucunda alacak miktarı yükselirse, artırılan bölüm bakımından gerekli harç tamamlanmalıdır. Talep artırımının tahkikat sona ermeden yapılması ve artırılan miktarın açıkça gösterilmesi gerekir.
Sonuç olarak işçilik alacaklarında kısmi dava; alacak kalemlerinin doğru ayrılmasını, çalışma ilişkisinin somut biçimde açıklanmasını, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmesini, zamanaşımı ve faiz taleplerinin dikkatle kurulmasını gerektirir. Kıdem, ihbar ve fazla mesai alacaklarının her biri kendi hesaplama unsurlarıyla ele alınmalı; asıl işveren-alt işveren ilişkisi, deliller, harç ve tek seferlik talep artırımı birlikte değerlendirilmelidir. Bu unsurların dava dilekçesinden başlayarak yargılama boyunca tutarlı biçimde korunması, işçilik alacağının eksiksiz ileri sürülmesi bakımından temel önemdedir.