
Mevsimlik Tarım İşçisi Barınma Koşulları ve İşveren Yükümlülükleri
Mevsimlik tarım işçileri, üretim dönemlerinde farklı illere göç ederek çoğunlukla geçici ve yetersiz barınma alanlarında yaşamaktadır. Bu makalede, mevsimlik tarım işçilerinin barınma koşullarına ilişkin hukuki çerçeve; geçici yerleşim alanlarının taşıması gereken özellikler; işveren, tarım aracısı ve kamu kurumlarının sorumlulukları; iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik ve çocuk işçiliği bakımından uygulanması gereken temel kurallarla birlikte ele alınmaktadır.
Mevsimlik Tarım İşçilerinin Hukuki Statüsü
İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu Kapsamı
Mevsimlik tarım işçilerinin tabi olduğu hukuki rejim, öncelikle çalışmanın gerçekleştirildiği tarım veya orman işyerinin niteliğine ve işyerinde çalışan işçi sayısına göre belirlenir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun m.4/b hükmü uyarınca 50 veya daha az işçi çalıştırılan tarım ve orman işyerlerinde İş Kanunu hükümleri uygulanmaz. Bu kapsam dışında kalma, işçilerin hukuki korumadan tamamen yoksun olduğu anlamına gelmez; işçi ile işveren arasındaki ilişki, kural olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
Bu ayrım, mevsimlik tarım işçilerinin ücret, çalışma ilişkisinin sona ermesi ve sözleşmeden kaynaklanan diğer alacaklarının hangi hükümlere göre inceleneceği bakımından doğrudan sonuç doğurur. İşyerinin İş Kanunu kapsamı dışında kaldığı durumlarda uyuşmazlığın çözümünde, taraflar arasındaki hizmet ilişkisinin varlığı, yapılan işin niteliği, çalışmanın sürekliliği, ücret kararlaştırılıp kararlaştırılmadığı ve işverenin yönetim ve denetim yetkisi gibi unsurlar dikkate alınır. Tarım işçisinin geçici veya mevsimlik çalışması, tek başına iş ilişkisinin bulunmadığı sonucunu doğurmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, tarım ve orman işlerinin yapıldığı, 50'den az işçi çalıştıran işyerlerinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamı dışında kaldığını, bu nedenle bu işçiler ile işverenleri arasındaki hukuki ilişkilerde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağını belirtmiştir. Tarım işinin tanımlanmasında 4857 sayılı Kanun'un 111. maddesi ve ekindeki listenin dikkate alınacağını, tarım işçisinin bunun yanında bekçilik veya şoförlük gibi başka bir iş de yapması halinde ağırlıklı (baskın) işin araştırılması ve buna göre sonuca gidilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda işçinin bahçenin bakımı, ilaçlanması, gübrelenmesi ve traktörle sürülmesi işlerini yaptığı, bekçiliği ise yalnızca asıl bekçinin izninde geçici olarak yaptığı; baskın işin tarım işi olduğu ve traktör kullanımının şoförlük sayılamayacağı sonucuna varılarak işçinin İş Kanunu kapsamı dışında kaldığına hükmedilmiştir. Uyuşmazlığın, dava tarihinde yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca genel mahkemelerin görevine girdiği, 7036 sayılı Kanun'un geçiş hükümlerinin bu davada uygulanamayacağı belirtilmiştir. Direnme kararının sonucunun doğru olduğu, ancak hüküm fıkrasındaki 'görev yönünden ret' ifadesinin HMK 114/1-c ve 115/2 uyarınca 'dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden ret' ifadesiyle değiştirilerek düzeltilmek suretiyle onanmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Bu yaklaşım, işyerinde yapılan faaliyetin gerçek niteliğinin ve işçinin fiilen üstlendiği görevin belirlenmesini zorunlu kılar. İşçinin tarımsal üretimin yürütülmesine yönelik bakım, ilaçlama, gübreleme veya benzeri işleri yapması hâlinde tarım işinin baskın faaliyet olup olmadığı araştırılır. Buna karşılık tarım işi yanında gerçekleştirilen başka bir görevin baskın nitelik taşıması, uygulanacak hukuki rejimin farklı değerlendirilmesine neden olabilir.
Mevsimlik çalışma, iş sözleşmesinin mutlaka belirli süreli kurulmasını gerektirmez. Aynı işveren yanında her sezon düzenli ve tekrarlanan biçimde çalışan işçinin çalışma ilişkisi, yalnızca hasat veya üretim dönemleri arasında fiilî kesinti bulunması gerekçesiyle otomatik olarak belirli süreli kabul edilemez. Sözleşmenin türü belirlenirken çalışmanın fiilî sürekliliği ve belirli süreli sözleşme kurulmasını haklılaştıran esaslı bir nedenin bulunup bulunmadığı incelenir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E.2007/36309, K.2009/10880, T.16.04.2009 ve E.2012/11047, K.2013/1524, T.01.02.2013 tarihli kararlarında benimsenen yaklaşım da bu yöndedir. Mevsimlik çalışmanın her durumda belirli süreli sözleşme kurulmasını haklı kılmayacağı; aynı işveren yanında düzenli ve tekrarlanan çalışmanın fiilî süreklilik oluşturabileceği kabul edilmektedir. Esaslı neden olmaksızın yenilenen belirli süreli sözleşmeler, bu değerlendirme sonucunda belirsiz süreli sayılabilir.
Mevsimlik tarım işçilerinin sosyal güvenlik statüsü ise iş sözleşmesinin tabi olduğu hukuk rejiminden ayrı olarak değerlendirilir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Ek m.5 hükmü, tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz çalışanların sigortalılığına ilişkin düzenleme içerir. Bu hüküm, mevsimlik tarım işçilerinin sosyal güvenlik sistemine dahil olabilmesi bakımından temel dayanaklardan biridir. Dolayısıyla bir işyerinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamı dışında kalması, işçinin sosyal güvenlik bakımından hiçbir hukuki korumaya sahip olmadığı sonucunu doğurmaz. İş ilişkisinin niteliği, çalışma biçimi ve sigortalılık koşulları ayrı ayrı incelenmelidir.
Geçici Yerleşim Alanlarında Barınma Standartları
Altyapı, Hijyen ve Güvenlik Koşulları
2024/5 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, mevsimlik tarım işçileri ile ailelerinin geçici barınma ihtiyaçlarının plansız ve sağlıksız alanlarda karşılanmasını önlemek amacıyla geçici yerleşim alanlarının oluşturulmasına ilişkin temel çerçeveyi belirlemiştir. 27 Nisan 2024 tarihli ve 32529 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Genelge uyarınca bu alanların yalnızca çadırların kurulacağı boş arazilerden ibaret olmaması; eğitim, sağlık, sosyal faaliyetler ve temel ihtiyaçlar bakımından kullanılabilir ortak merkezlerle birlikte planlanması gerekir.
Geçici yerleşim alanları, işçilerin sayısına uygun büyüklükte ve elektrik, su ve kanalizasyon altyapısına sahip olmalıdır. Alanın seçiminde yalnızca ulaşım kolaylığı değil, sağlık ve güvenlik koşulları da dikkate alınır. Yerleşim alanlarının mevcut yollara ve altyapı hizmetlerine elverişli olması, işçilerin temel hizmetlere erişimini kolaylaştıracak şekilde konumlandırılması gerekir. Bu planlama, geçici barınmanın üretim döneminde zorunlu olarak ortaya çıkan bir ihtiyaç olduğu gerçeğini göz ardı etmeden, asgari yaşam koşullarının sağlanmasını amaçlar.
Alan seçiminin ilk aşamasında doğal afet ve çevresel tehlike riski değerlendirilmelidir. Geçici yerleşim alanları sel ve su baskınından etkilenmeyecek yerlerden seçilmelidir. Ayrıca tehlikeli ve yasak yerlere yeterli mesafede bulunmaları, ulaşım ve altyapı hizmetlerinin yürütülmesine uygun olmaları gerekir. Bu alanların kamu veya Hazine taşınmazları arasından belirlenmesi öngörülmektedir. Hazine taşınmazlarının tahsisi ilgili kamu idaresi tarafından, diğer kamu taşınmazlarının tahsisi ise ilgili kurumlar arasında yapılacak protokoller çerçevesinde gerçekleştirilir. Tahsis ve protokol belgelerinin e-METİP sistemine aktarılması, alanların kayıt altına alınmasını ve kurumlar arası koordinasyonun izlenmesini sağlar.
Barınma koşullarının yeterliliği yalnızca alanın konumuyla sınırlı değildir. İçme ve kullanım suyunun sağlanması, kanalizasyon veya uygun atık yönetimi sisteminin kurulması, tuvalet ve banyo imkânlarının oluşturulması, çöplerin düzenli biçimde uzaklaştırılması ve çevrenin temiz tutulması gerekir. Haşere ilaçlaması, atıkların uzaklaştırılması ve temiz su hizmetleri, yerleşim alanının belediye sınırları içinde veya dışında bulunmasına göre ilgili yerel idareler tarafından yürütülür. Böylece hijyen hizmetlerinin kişisel imkânlara bırakılması ve işçilerin sağlıksız çevre koşullarında yaşamaya zorlanması önlenmeye çalışılır.
Mersin’de mevsimlik tarım işçilerinin barınma koşullarını inceleyen araştırmada 120 kişiyle görüşülmüş ve barınaklarda yalıtım, alan, temizlik, güvenlik, temiz su, tuvalet, banyo, elektrik ve kanalizasyon bakımından ciddi eksiklikler tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, geçici barınakların çoğu zaman ailelerin temel ihtiyaçlarını aynı dar alanda karşılamaya çalıştığını, hijyen ve mahremiyet bakımından yeterli imkân sunmadığını göstermektedir. Temiz suya ve uygun banyo-tuvalet alanlarına erişimin sınırlı olması, özellikle kadınlar ve çocuklar bakımından barınma koşullarının doğrudan sağlık ve güvenlik sorunu hâline gelmesine neden olur.
Elektrik altyapısı da barınma standardının temel unsurlarındandır. Araştırmada barınakların %64,16’sında elektrik bulunmadığı belirlenmiştir. Elektrik eksikliği, aydınlatma ve günlük yaşam faaliyetlerini güçleştirdiği gibi kaçak bağlantı, yangın ve enerji kesintisi risklerini de artırmaktadır. Bu nedenle geçici yerleşim alanlarında elektrik hizmetinin güvenli ve denetlenebilir biçimde sağlanması gerekir. Standart dışı bağlantılar veya kontrolsüz enerji kullanımı, yalnızca maddi zarar bakımından değil, can güvenliği bakımından da ciddi tehlike oluşturur.
Geçici yerleşim alanlarının işçi sayısına uygun planlanması, çadırların veya diğer geçici barınma birimlerinin gelişigüzel yerleştirilmemesi ve ortak kullanım alanlarının düzenli denetlenmesi gerekir. Alanın fiziksel düzeni; temizlik, güvenlik, ulaşım ve acil durumlara müdahale bakımından işlevsel olmalıdır. Sağlık şartlarını karşılamayan, sel ve su baskını riski taşıyan, temel altyapıdan yoksun veya tehlikeli bölgelere yakın alanlarda barınma sağlanması, geçici yerleşim amacına ve belirlenen standartlara aykırı bir uygulama oluşturur.
Bu standartların uygulanması, yalnızca barınak kurulmasını değil, barınma alanının bütün hizmetleriyle birlikte işletilmesini gerektirir. Elektrik, su, kanalizasyon, temizlik, atık yönetimi ve güvenlik hizmetleri birbirinden bağımsız değerlendirilemez. Mevsimlik tarım işçilerinin insan onuruna uygun koşullarda yaşayabilmesi için geçici yerleşim alanlarının dönemsel ihtiyaçlara cevap veren, kayıtlı, denetlenebilir ve temel altyapıya sahip merkezler olarak düzenlenmesi zorunludur.
İşverenin Barınma, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Yükümlülükleri
Kayıtlı İstihdam ve Güvenli Çalışma
Geçici yerleşim alanının altyapı ve güvenlik standartlarını karşılaması, işverenin işçiyi çalıştırmasından doğan borçlarını ortadan kaldırmaz. İşverenin sorumluluğu, barınma yerinin gösterilmesinden ibaret değildir. İşçinin hangi kanalla istihdam edildiği, ücretin hangi kesintilerle eline geçtiği, çalışma ve ulaşım ortamındaki risklerin dikkate alınıp alınmadığı ve sosyal güvenlik kaydının görünür olup olmadığı da bu sorumluluğun içindedir. 2024/5 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, tarım işçisiyle kurulan ilişkinin izlenebilir hâle gelmesini kayıtlı istihdam kanallarına bağlamıştır.
Genelge, işverenlerin işçileri özel istihdam büroları veya Türkiye İş Kurumuna kayıtlı tarım aracıları aracılığıyla istihdam etmesini teşvik eder. Bu yönlendirme, tarla veya bahçe sahibi ile işçi arasındaki bağı yalnızca sözlü anlaşmaya ve denetlenemeyen aracılara bırakmamayı amaçlar. Çalışma ve sosyal güvenlik il müdürlükleri, kayıtlı istihdam konusunda bilgilendirme yapar ve gerekli kolaylığı sağlar. Kayıtlı kanalın kullanılması, işverenin işçiye karşı borçlarını aracıya devrettiği anlamına gelmez. Aracının devrede olması, işçiyi fiilen çalıştıran kişinin ücret borcunu düşürmez. İstihdam ilişkisinin izlenebilir olması, ücretin kimden doğduğunu ve kime ödendiğini de görünür kılar.
Tarım aracısının mevzuata uygun faaliyet gösterebilmesi için İŞKUR onaylı Tarım Aracısı Belgesi alması gerekir. Belgesiz veya usulsüz aracılık denetime ve yaptırıma konu olur. Tarımda İş Aracılığı Yönetmeliği aracı kullanılmasını mümkün kılar. Buna karşılık araştırmada iş ilişkilerinin %65’i elçi, çavuş veya dayıbaşı aracılığıyla kurulmuş; işçiler ile toprak sahipleri arasındaki bağın uygulamada çoğunlukla gayriresmî aracılar eliyle kurulduğu tespit edilmiştir. İşveren bakımından asgari koşul, işçiyi getiren kişinin Türkiye İş Kurumuna kayıtlı olması ve Tarım Aracısı Belgesi bulunmasıdır. Belgesiz kişi aracılığıyla işçi çalıştırılması, ücretin, kaydın ve çalışma koşullarının doğurduğu borçları kaldırmaz. Bu tür bir ilişki, çalıştırmanın denetim dışında kaldığını gösterir.
Ücretin eksiksiz ödenmesi, kayıtlı istihdamdan ayrılmaz. Araştırma verilerine göre bazı tarım aracıları, işçilerin yevmiyelerinden %10 ila %20 arasında pay almaktadır. Aracı, hem işçiden hem işverenden komisyon aldığı için kazançlı konumdadır. Kışın verdiği borçla işçiyi yaz işine bağlayabilmekte; hastane, yol ve benzeri masrafları karşılayıp sonra işçiden tahsil edebilmektedir. Avans ve komisyon, kararlaştırılan yevmiyenin altında ödemeye yol açıyorsa ücret borcu kendiliğinden sona ermez. İşveren, yevmiyeden düşülen payın oranını ve dayanağını belirsiz bırakarak ücreti ödemiş sayılamaz. Aracı komisyonunun denetlenmesi, eksik ücretin tespitinin ön şartıdır. İşçi ile yüzlerce ayrı pazarlıktan kurtulmak için aracıya başvurulması, ödenmesi gereken ücreti belirsiz bir kesintiye dönüştürmez.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşulları ve iş sağlığı ve güvenliği bakımından başvurulan temel kanunlardan biridir. İşveren, işin ve çalışma ortamının doğurduğu riskleri dikkate almak zorundadır. Bu risk, yalnızca tarla veya bahçedeki bedensel çalışma ile sınırlı tutulamaz. Mersin’de incelenen işçilerin ulaşımında en çok minibüs kullanıldığı (%69,16); eski, bakımsız ve kapasitesinin üzerinde yolcu taşıyan araçlar ile kamyon kasası ve traktör römorklarının iş sağlığı ve güvenliği önlemi olmaksızın tercih edildiği belirlenmiştir. İşçinin işe bu koşullarda götürülmesi, çalışma ortamının parçasıdır. İşveren, elverişsiz taşımayı işin ve çalışma ortamının doğurduğu risklerin dışında tutamaz.
Barınma da ücret ve çalışma ilişkisinin dışında bırakılamaz. İşverene ait kulübe veya evde kalmak, somut olayın özelliklerine göre çalışmanın karşılığı sayılır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, narenciye bahçesinin bakımını yapan ve bahçedeki kulübede kalan tarım işçisinin davasında bu sonucu kurmuştur.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, narenciye bahçesinin bakımını yapan ve bahçedeki kulübede kalan tarım işçisinin davasında, tanık beyanlarına göre taraflar arasında iş ilişkisinin varlığını ve işçinin davalıya ait işyerinde kesintisiz 5 yıl çalıştığını kabul etmiştir. İşin tarım işi olması nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirten Daire, kıdem tazminatı hakkı bulunmasa da ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının hesaplanarak hüküm altına alınması gerektiğine hükmetmiştir. Ayrıca işçinin çalıştığı süre boyunca davalıya ait evde kaldığı anlaşıldığından, asgari ücret üzerinden hesaplanan toplam ücretten evin kira bedelinin mahsup edilmek suretiyle ödenmeyen ücret ve asgari geçim indirimi alacaklarının da hüküm altına alınması gerektiğine karar vermiştir. Bu gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İş Mahkemesi kararının bozulmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.
Bu karar, işverenin tahsis ettiği yerde kalmayı iş ilişkisinden kopuk bir iyilik sayan savunmayı kapatır. Tanık beyanlarıyla kesintisiz 5 yıl çalışma ve iş ilişkisi kabul edilmiş; evde kalma, çalışma karşılığı olarak ücret hesabına dâhil edilmiştir. Evin kira bedeli, asgari ücret üzerinden bulunan toplam ücretten mahsup edilir. Mahsup, ödenmeyen ücreti ve asgari geçim indirimi alacağını ortadan kaldırmaz. Tarım işi nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanmış; kıdem tazminatı hakkı bulunmasa da ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının hesaplanarak hüküm altına alınması gerekmiştir. İşveren, sağladığı barınmayı bu alacakların sönmesi için gerekçe gösteremez.
Sosyal güvenlik boyutu, çalıştırmanın görünürlüğünden ayrılmaz. 2925 sayılı Kanun kapsamındaki süreksiz tarım işçileri, 5510 sayılı Kanun ile 4/a kapsamında sigortalı olmuştur. 6111 sayılı Kanun, özel sektördeki mevsimlik işçilerin sosyal güvenlik haklarını düzenlemiştir. İşçiler %34,5 oranında prim öder. Geliri asgari ücretin üçte birinden az olanların genel sağlık sigortası primini devlet karşılar. Hastalık ve analık primi ödemeyenler, bu primlere bağlı yardımlardan yararlanamaz. Sigortalılığın isteğe bağlı olması, kayıt dışılığı ve sahte sigortalılığı doğurur. İşverenin işçiyi belgesiz aracıyla ve izlenemeyen bir düzen içinde çalıştırması, primin ve sağlık yardımının bağlanacağı çalışmayı belirsizleştirir. Kayıtlı istihdam kanalı, çalışmanın tespitini mümkün kılar.
İşverenin bu başlık altındaki borçları birlikte durur:
- İşçiyi özel istihdam bürosu veya Türkiye İş Kurumuna kayıtlı tarım aracısı aracılığıyla istihdam etmek
- Aracının İŞKUR onaylı Tarım Aracısı Belgesi bulunmasını gözetmek; belgesiz aracılığı istihdamın temeli yapmamak
- Yevmiyeden düşülen %10 ila %20 arasındaki aracı payını, denetlenmeden ücretin ödenmiş sayılmasına dayanak yapmamak
- 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde işin ve çalışma ortamının doğurduğu riskleri, elverişsiz taşıma dâhil, dikkate almak
- Tahsis edilen barınmayı çalışma karşılığı olarak ücret hesabına dâhil etmek; kira mahsubundan sonra kalan ücret, asgari geçim indirimi, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağını söndürmemek
- Süreksiz tarım çalışmasını belirsiz ve kayıtsız bırakmamak; hastalık ve analık primine bağlı yardımların, prim ödenmemesi nedeniyle doğmamasına yol açan düzenden çıkmak
Kayıt, ücret, risk ve barınmadan doğan alacaklar birbirinin yerine geçmez. Geçici yerleşim alanının kamu eliyle düzenlenmesi, işverenin bu borçlarını devralmaz.
Sağlık, Eğitim ve Çocukların Korunmasına İlişkin Sorumluluklar
Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi
Mevsimlik tarım işçilerinin çocukları bakımından sağlık, eğitim ve korunma hizmetleri, geçici yerleşim alanlarının kurulmasıyla sınırlı değildir. Çocukların tarımsal üretim sürecinde çalıştırılmasının önlenmesi, eğitim bağlarının korunması ve yaşlarına uygun bakım hizmetlerine erişmeleri birlikte yürütülmelidir. Bu nedenle kamu kurumları, işverenler, tarım aracıları, tarla veya bahçe sahipleri ve işçi aileleri, çocukların korunmasına ilişkin görevleri ayrı ayrı yerine getirmelidir.
İl sağlık müdürlükleri, geçici yerleşim alanlarında periyodik sağlık izlemleri yürütmekle görevlidir. Bu kapsamda aşılama hizmetleri ile kadın, gebe, bebek, çocuk ve gençlik izlemleri gerçekleştirilir. Ayrıca bulaşıcı hastalıklar, kanser, verem ve kronik hastalıklar bakımından tarama ve takip faaliyetleri yapılır. Bu hizmetlerin geçici yerleşim alanlarına ulaştırılması, sağlık kuruluşlarına uzaklık veya ailelerin çalışma düzeni nedeniyle çocukların sağlık hizmetlerinden mahrum kalmasını önlemeye yöneliktir. Sağlık izlemleri yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahaleyi değil, çocukların gelişim ve sağlık durumlarının düzenli biçimde takip edilmesini de kapsar.
Geçici yerleşim alanlarında bulunan çocukların eğitimden kopmaması için zorunlu eğitim çağındaki çocuklara yönelik eğitim tedbirleri uygulanmalıdır. Çocukların eğitim kurumlarına yönlendirilmesi, geçici yerleşim alanlarında eğitim faaliyetlerinin desteklenmesi ve daimi okullara dönüşte ortaya çıkabilecek öğrenme kayıplarının giderilmesi bu yaklaşımın parçalarıdır. Şartlı nakit transferi, kıyafet ve eğitim malzemesi desteği gibi araçlar, ailelerin ekonomik nedenlerle çocuklarını eğitim dışında bırakmasını önlemeye yönelik olarak kullanılabilir. Eğitim desteğinin amacı, çocuğun mevsimlik işçilik döngüsü nedeniyle okuldan tamamen uzaklaşmasını engellemektir.
Okul çağından önceki çocuklar bakımından ayrıca bakım ve gözetim ihtiyacı doğar. 0-6 yaş grubundaki çocuklar için eğitim ve bakım personeli görevlendirilebilir. Kreş uygulaması dışında bu çocukların bir yetişkinin refakatinde bulunması gerekir. Bu düzenleme, küçük çocukların tarla veya bahçeye götürülmesini ve çalışma ortamındaki risklere maruz bırakılmasını önlemeye yöneliktir. Çocukların oyun, bakım ve gelişim ihtiyaçları, yetişkinlerin çalışma zorunluluğu gerekçe gösterilerek göz ardı edilemez. Bakım hizmetlerinin bulunmadığı durumlarda çocuğun güvenli bir yetişkin gözetiminde tutulması temel koruma tedbiridir.
Çocuk işçiliğiyle mücadele birimleri, yalnızca işçi ailelerine yönelik faaliyet yürütmez. İşçilere, tarım aracılarına, tarla veya bahçe sahiplerine, işletici ve işverenlere yönelik bilgilendirme ve denetim çalışmaları da yapılır. Böylece çocukların çalıştırılmasına ilişkin sorumluluk yalnızca ailelerin ekonomik koşulları üzerinden değerlendirilmez; çocuğu çalıştıran veya çalıştırılmasına göz yuman diğer kişiler de izleme sürecine dâhil edilir. Tarım aracıları, işçilerin çalışma düzenini ve işverenle kurulan ilişkiyi yönlendiren kişiler olarak çocukların tarlada çalıştırılmasını önleme konusunda bilgilendirilmeli ve denetlenmelidir.
Çocuğun tarımsal işlerde çalıştırılmasının önlenmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin sürekli izlenmesini gerektirir. Geçici yerleşim alanlarına gelen çocukların kimlik ve eğitim bilgilerinin ilgili kurumlarla paylaşılması, hangi çocuğun eğitime devam ettiğinin ve hangi çocuğun sağlık hizmetlerinden yararlandığının takip edilmesini kolaylaştırır. Kurumlar arası bilgi akışı, çocukların dönemsel göç nedeniyle hizmet kayıtlarının dışında kalmasını önleyen bir araçtır.
Sosyal güvenlik eksikliği de çocukların korunmasını güçleştiren yapısal sorunlardan biridir. Mersin’de yapılan araştırmada işçilerin %35’inin sosyal güvencesinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu veri, yetişkin işçilerin kayıtlı çalışma ve sosyal güvenlik sistemine dâhil edilmesindeki eksikliğin aile üyelerinin hizmetlere erişimini de etkileyebildiğini göstermektedir. Bu nedenle çocuk işçiliğiyle mücadele, yalnızca çalışma alanındaki denetimlerle sınırlı tutulmamalı; ailelerin sağlık, eğitim ve sosyal destek hizmetlerine erişimiyle birlikte ele alınmalıdır.
Bu kapsamda temel sorumluluklar şunlardır:
- Çocukların tarımsal işlerde çalıştırılmasını önlemek ve çalışma alanlarından uzak tutmak.
- Zorunlu eğitim çağındaki çocukların eğitim kurumlarına kaydını ve devamını izlemek.
- Şartlı nakit transferi, kıyafet ve eğitim malzemesi gibi desteklerden yararlanma imkânını değerlendirmek.
- Okul çağına gelmemiş çocuklar için bakım ve eğitim personeli görevlendirmek.
- Kreş bulunmayan durumlarda 0-6 yaş grubu çocukların bir yetişkin refakatinde bulunmasını sağlamak.
- Aşılama, çocuk ve gençlik izlemleri ile bulaşıcı ve kronik hastalık taramalarını düzenli yürütmek.
- İşçilere, aracılara, işverenlere ve tarımsal işletme sahiplerine çocuk işçiliğinin önlenmesine ilişkin bilgilendirme yapmak.
- Çocukların eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere erişimini kurumlar arası koordinasyonla takip etmek.
Çocukların korunması, mevsimlik tarımsal üretimin zorunlu koşullarına bırakılabilecek tali bir konu değildir. Eğitimden kopmanın, sağlık izlemlerinin aksamasının ve tarımsal işlerde çalıştırılmanın önlenmesi; geçici yerleşim alanlarının planlanması, ailelerin desteklenmesi ve işverenlerle aracıların denetlenmesiyle birlikte sağlanır.
Denetim, Koordinasyon ve Uyuşmazlıkların Çözümü
İl ve İlçe Düzeyinde İzleme
Mevsimlik tarım işçilerinin barınma, çalışma, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere erişiminin sürdürülebilir biçimde sağlanması, yalnızca geçici yerleşim alanlarının kurulmasına bağlı değildir. Bu hizmetlerin hangi işçiye, hangi dönemde ve hangi kurum tarafından sunulduğunun izlenmesi; kamu kurumları, yerel yönetimler, işverenler, tarım aracıları ve işçi temsilcileri arasında düzenli koordinasyon kurulmasını gerektirir. 2024/5 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi bu koordinasyonu il ve ilçe düzeyindeki kurullar ile dijital kayıt sistemi üzerinden yapılandırmaktadır.
Bu kapsamda e-METİP, geçici yerleşim alanlarına ilişkin tahsis veya protokol belgelerinin, eylem planlarının, gerçekleştirilen faaliyetlerin ve işçilerle aile bireylerine ilişkin bilgilerin kurumlar arasında paylaşılmasını sağlayan temel sistemdir. Alanların hangi taşınmazda oluşturulduğu, hangi hizmetlerin planlandığı ve uygulamada hangi sonuçların elde edildiği bu sistem üzerinden takip edilir. Böylece geçici yerleşim alanlarının yalnızca dönem başında kurulup sonrasında denetimsiz bırakılması önlenmeye çalışılır.
Eylem planları, ildeki mevsimlik tarım işçilerinin sayısı, hareket dönemleri, barınma ihtiyacı ve sunulacak kamu hizmetleri dikkate alınarak hazırlanır. Planlanan faaliyetlerin gerçekleşme durumu belirlenen aralıklarla sisteme işlenir. Bu kayıtlar, sonraki dönemlerde ödenek tahsisi ve hizmet önceliklerinin belirlenmesinde esas alınır. Özellikle geçici yerleşim alanlarına yönelik ihtiyaçların önceliklendirilmesi, kaynakların dağınık ve denetimsiz biçimde kullanılmasını önleyen bir izleme mekanizması oluşturur.
İşçi gönderen ve işçi alan her il ve ilçede İl/İlçe Mevsimlik Tarım İşçileri İzleme Kurulu kurulması öngörülmektedir. Kurula il düzeyinde vali, ilçe düzeyinde kaymakam veya ilgili mülki idare amiri başkanlık eder. Kurulun yapısında ilgili kamu kurumları, muhtarlar, işçiler, tarım aracıları ve işveren temsilcileri yer alır. Bu yapı, mevsimlik tarım işçiliğinden kaynaklanan sorunların yalnızca idari makamların değerlendirmesine bırakılmamasını; çalışma ilişkisinin taraflarının ve yerel aktörlerin de sürece katılmasını sağlar.
Kurul, her çalışma dönemi başlamadan önce iş koşullarını ele alır. İşçilerin hangi bölgelere gideceği, barınma alanlarının durumu, ulaşım güvenliği, işveren ve tarım aracısı ilişkileri, eğitim çağındaki çocukların durumu ve sağlık hizmetlerine erişim gibi konular bu değerlendirme içinde ele alınır. Dönem içinde ortaya çıkan ücret, çalışma koşulları, barınma veya aracılık kaynaklı uyuşmazlıklar da öncelikle bu kurullarda incelenir. Kurul mekanizması, tarafların doğrudan bir araya getirilmesini ve sorunların büyümeden kayıt altına alınarak çözülmesini amaçlar.
Kurulda çözülemeyen veya adli nitelik taşıyan olaylar bakımından ilgili idari ve adli makamların yetkileri saklıdır. Özellikle tehdit, şiddet, ciddi güvenlik ihlali veya başka bir suç şüphesi içeren fiiller, yalnızca yerel kurul görüşmesiyle sonuçlandırılamaz. Bu tür olayların gecikmeksizin yetkili makamlara bildirilmesi gerekir. Kurulların uyuşmazlıkları öncelikle ele alması, adli mercilere başvuru hakkını ortadan kaldıran bir ön koşul değildir.
Kimlik ve konaklama bilgilerinin düzenli tutulması da denetimin temel unsurlarındandır. 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu kapsamında geçici barınma merkezlerinde işçiler ile ailelerinin kimlik bilgileri kolluk tarafından alınır ve sisteme işlenir. Bu kayıtlar, merkezlerde kimlerin bulunduğunun belirlenmesine, güvenlik hizmetlerinin planlanmasına ve eğitim, sağlık ve sosyal yardım hizmetlerinden yararlanacak kişilerin tespitine imkân verir. Kimlik bilgilerinin ilgili sistemlere aktarılması, dönemsel göç nedeniyle kişilerin kamu hizmetlerinin dışında kalmasını önlemeye yöneliktir.
Geçici barınma merkezlerinin yönetimi, kayıt işlemleriyle sınırlı değildir. Temizlik, enerji kullanımı, yangın güvenliği, giriş ve çıkışların kontrolü, sağlık hizmetlerinin yürütülmesi, eğitim çağındaki çocukların izlenmesi ve çalışma ilişkilerinin denetlenmesi de il düzeyindeki idari koordinasyonun parçasıdır. Malatya Valiliğinin 2026/2 sayılı Genel Emri, bu alanlarda uygulanacak kayıt, güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal hizmet, çalışma, temizlik, enerji kullanımı, yangın güvenliği ve denetim esaslarına ilişkin il düzeyinde bir düzenleme getirmiştir.
Bu tür il düzeyindeki düzenlemeler, genel mevzuat ve üst idari düzenlemeler çerçevesinde geçici barınma merkezlerinin günlük işleyişini somutlaştırır. Merkezlerde konaklayan kişilerin uyması gereken kuralların açık biçimde belirlenmesi; yetkili personelin, kolluk birimlerinin, sağlık ve eğitim görevlilerinin görev alanlarının netleştirilmesi; ihlallerin kayıt altına alınması denetimin etkinliğini artırır. Ancak idari uygulamalar, işçilerin kanundan ve diğer mevzuattan doğan haklarını ortadan kaldıracak biçimde yorumlanamaz.
Malatya Valiliğinin 2026/2 sayılı Genel Emri’nde belirtilen kurallara aykırılıklar bakımından 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun m.66’sı ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun m.32’si kapsamında idari yaptırım uygulanabileceği belirtilmiştir. Yaptırım uygulanabilmesi için ihlalin ilgili düzenlemede belirtilen kurallara aykırı olması gerekir. Fiilin aynı zamanda suç oluşturması hâlinde, olay ayrıca adli makamlara bildirilir. Böylece idari yaptırım ile ceza soruşturması birbirinden ayrılır; bir davranışın idari düzeni ihlal etmesi, suç niteliği taşıyan yönlerinin soruşturulmasına engel oluşturmaz.
Denetim mekanizmasının etkili olabilmesi için kayıtların güncel tutulması, kurulların dönem başında ve ihtiyaç hâlinde toplanması, uyuşmazlıkların tutanak altına alınması ve alınan kararların uygulanmasının izlenmesi gerekir. İl ve ilçe düzeyindeki kurullar, e-METİP kayıtları ve geçici barınma merkezlerine ilişkin idari düzenlemeler birlikte çalıştığında; barınma, çalışma, sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetleri arasında süreklilik kurulabilir. Bu koordinasyon, mevsimlik tarım işçilerinin geçici ve hareketli çalışma düzeni nedeniyle kamu hizmetlerinden kopmasını önleyen, uyuşmazlıkların erken aşamada ele alınmasını sağlayan ve sorumlulukların ilgili kurumlar arasında görünür hâle gelmesini mümkün kılan temel idari çerçevedir.