Kollektif Şirketlerde Ortakların Sınırsız Sorumluluğu

Kollektif Şirketlerde Ortakların Sınırsız Sorumluluğu

Ticari hayatta güven ilişkisinin en yoğun hissedildiği yapı olan kollektif şirketlerde, ortakların şahsi malvarlıklarını riske atan 'sınırsız sorumluluk' ilkesi büyük önem taşır. Bu rehberde, 6102 sayılı TTK çerçevesinde kollektif şirket ortaklarının hukuki statüsünü, alacaklılara karşı sorumluluk sınırlarını ve yönetimsel yetkilerini derinlemesine inceliyoruz.

Kollektif Şirketin Tanımı ve Kuruluş Esasları

Türk ticaret hukukunun en köklü yapı taşlarından biri olan kollektif şirketler, özellikle ortaklar arasındaki güven ilişkisinin en üst seviyede olduğu ticari modellerden biridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında düzenlenen bu şirket türü, bir ticari işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve ortakların sorumluluklarının sınırlandırılmadığı bir şahıs şirketi modelidir. Kollektif şirketlerin hukuki çerçevesi, TTK m. 211 hükmü ile çizilmiştir. İlgili madde uyarınca; bir ticari işletmeyi, bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla, gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlanmamış olan şirket, kollektif şirkettir.

Bu tanım, kollektif şirketi diğer sermaye şirketlerinden ayıran en temel unsurları barındırır. Şirketin tüzel kişiliği bulunmakla birlikte, ortakların şahsi malvarlıklarının şirket borçlarından dolayı risk altında olması, bu yapının "şahıs şirketi" niteliğini pekiştirmektedir. Kollektif şirket, ticaret siciline tescil edilmesiyle birlikte tüzel kişilik kazanır. Bu aşamadan sonra şirket, kendi adına haklar edinebilir, borçlar altına girebilir ve mahkemelerde davacı veya davalı olarak taraf olabilir.

Kurucu Nitelikleri ve Unvan

Kollektif şirketlerin kuruluş aşamasında en dikkat çekici kısıtlama, kurucu ortakların niteliğine ilişkindir. Kanun koyucu, TTK m. 211 uyarınca kollektif şirketlerin sadece gerçek kişiler arasında kurulabileceğini emretmiştir. Bu hüküm gereği, bir anonim şirketin, limited şirketin veya herhangi bir vakıf ya da derneğin kollektif şirkete ortak olması hukuken mümkün değildir. Bu kısıtlamanın temel nedeni, kollektif şirket ortaklarının şirket borçlarından dolayı tüm malvarlıklarıyla sınırsız ve müteselsil sorumlu tutulmasıdır; tüzel kişilerin bu denli ağır bir sorumluluk rejimine dahil edilmesi, ticaret hukukunun genel sistematiği ile bağdaşmamaktadır.

Şirketin dış dünyadaki kimliğini belirleyen en önemli unsur ise ticaret unvanıdır. TTK m. 42/1 uyarınca, kollektif şirketlerin bir ticaret unvanı altında işletilmesi zorunludur. Bu unvanın oluşturulmasında belirli yasal kurallar mevcuttur:

  • Unvanda, ortaklardan en az birinin adının ve soyadının bulunması şarttır.
  • Unvanın sonunda şirketi ve türünü gösterecek "Kollektif Şirket" ibaresinin açıkça yer alması gerekir.
  • Unvan, üçüncü kişilerde şirketin faaliyet alanı veya ortaklık yapısı hakkında yanıltıcı bir izlenim uyandırmamalıdır.

Kuruluş süreci günümüzde dijitalleşen bürokrasiye uygun olarak MERSİS (Merkezi Sicil Kayıt Sistemi) üzerinden başlatılır. Ortaklar tarafından hazırlanan şirket sözleşmesi MERSİS’e girilir, imzalar yetkili makamlarca tasdik edilir ve ardından ticaret siciline tescil süreci tamamlanır. Tescil ile birlikte şirket tüzel kişilik kazanırken, aynı zamanda ticaret unvanı da koruma altına alınmış olur. Kuruluşun tamamlanması için sermayenin on binde dördü oranındaki Rekabet Kurumu payının ödenmesi ve durumun Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilmesi yasal bir zorunluluktur.

Sermaye Yapısı

Kollektif şirketleri girişimciler için cazip kılan veya diğer şirket türlerinden ayıran bir diğer önemli özellik ise sermaye yapısındaki esnekliktir. Anonim veya limited şirketlerin aksine, kollektif şirketler için kanunda öngörülmüş asgari bir sermaye tutarı bulunmamaktadır. Bu durum, düşük sermaye ile ticari faaliyete başlamak isteyen ancak ortaklar arası güvenin tam olduğu küçük ve orta ölçekli işletmeler için büyük bir avantaj sağlar.

Sermaye olarak şirkete nelerin getirilebileceği konusunda da geniş bir serbesti söz konusudur. Ortaklar, şirkete şu unsurları sermaye olarak koyabilirler:

  • Nakit Para: Türk lirası veya döviz cinsinden ödemeler.
  • Ayni Sermaye: Taşınır veya taşınmaz mallar, makineler, araçlar veya ticari işletmeler.
  • Emek ve Mesai: Bir ortağın kişisel emeği, mesleki bilgisi veya ticari tecrübesi de kollektif şirkette sermaye olarak kabul edilebilir. Bu özellik, sermaye şirketlerinde (A.Ş. ve Ltd. Şti.) yasaklanmış olup sadece şahıs şirketlerine tanınan bir imkandır.
  • Ticari İtibar: Bir ortağın piyasadaki saygınlığı ve kredi değerliliği de sermaye unsuru olarak değerlendirilebilir.

Sermaye olarak konulan malvarlığı değerlerinin (ayni sermaye) tescilden önce bilirkişilerce değerlenmesi gerekebilir. Ancak nakdi sermayede, anonim şirketlerdeki gibi belirli bir kısmın tescilden önce bankaya bloke edilmesi zorunluluğu kollektif şirketlerde bulunmaz. Ortakların sermaye payları, aksi şirket sözleşmesinde kararlaştırılmadıkça kâr ve zarar dağıtımında temel ölçüt olarak kabul edilir. Ancak her ortağın sorumluluğunun sınırsız olması, koydukları sermaye miktarından bağımsız olarak şirketin tüm borçlarından şahsen sorumlu oldukları gerçeğini değiştirmez.

Ortakların Sorumluluk Rejimi ve Alacaklılarla İlişkiler

Kollektif şirketleri diğer şirket türlerinden ayıran en temel özellik, ortakların şahsi sorumluluklarının ağırlığıdır. Bir şahıs şirketi olmasının doğal bir sonucu olarak, ortaklar ile şirket tüzel kişiliği arasındaki hukuki bağ, alacaklılar nezdinde oldukça güçlü bir teminat oluşturur. Bu yapı, üçüncü kişilere karşı güven telkin ederken, ortaklar için de ciddi bir mali risk yönetimini zorunlu kılar.

Sınırsız ve Müteselsil Sorumluluk

Kollektif şirket ortaklarının sorumluluğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 236. maddesi ile net bir şekilde düzenlenmiştir. İlgili madde uyarınca, ortaklar şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün malvarlıkları ile sorumludur. Buradaki "sınırsızlık" kavramı, ortağın sadece şirkete koymayı taahhüt ettiği sermaye ile değil, evinden aracına, bankadaki mevduatından diğer taşınmazlarına kadar tüm kişisel varlığıyla borçtan sorumlu olması anlamına gelir.

Müteselsil sorumluluk ise alacaklıya büyük bir kolaylık sağlar. Şirketten alacağını tahsil edemeyen bir kişi, borcun tamamı için ortaklardan herhangi birine veya hepsine birden başvurabilir. Borcun ortaklar arasında paylaştırılması alacaklıyı bağlamaz; alacaklı, ödeme gücü en yüksek gördüğü ortağa giderek borcun tamamının ifasını talep etme hakkına sahiptir.

Bu sorumluluk rejimi, şirkete sonradan katılan ortaklar için de oldukça katıdır. 6762 sayılı mülga TTK’nın 178. maddesinde de vurgulandığı ve güncel hukuk doktrininde kabul edildiği üzere; şirkete yeni giren bir ortak, giriş tarihinden önce doğmuş olan şirket borçlarından da tıpkı eski ortaklar gibi tüm malvarlığıyla ve müteselsilen sorumlu tutulur. Bu durum, kollektif şirkete ortak olmayı planlayan kişilerin, şirketin geçmiş mali kayıtlarını ve borç yükünü detaylı bir şekilde incelemesini zorunlu kılan hayati bir unsurdur.

Önemli bir diğer husus ise sözleşme serbestisinin sınırıdır. Ortaklar kendi aralarında yapacakları bir sözleşme ile sorumluluklarını sınırlandırabilir veya bazı ortakları sorumluluk dışı bırakabilirler. Ancak TTK’nın emredici hükümleri gereği, bu tür sözleşme kayıtları üçüncü kişilere (alacaklılara) karşı geçersizdir. Alacaklı, bu kısıtlamalardan haberdar olsa dahi, kanundan doğan sınırsız sorumluluk hakkını kullanabilir.

İkinci Derece Sorumluluk İlkesi

Her ne kadar ortakların sorumluluğu sınırsız ve müteselsil olsa da, bu sorumluluk doğrudan değil, ikinci dereceden bir sorumluluktur. TTK’nın 237. maddesi, alacaklıların doğrudan ortaklara gitmesinin önüne bir set çeker. Bu ilkeye göre, şirket borçlarından dolayı birinci derecede sorumlu olan bizzat şirket tüzel kişiliğidir.

Alacaklıların ortakların şahsi malvarlığına yönelebilmesi için şu şartlardan birinin gerçekleşmesi gerekir:

  • Şirkete karşı yapılan icra takibinin tamamen veya kısmen semersiz (sonuçsuz) kalması,
  • Şirketin herhangi bir sebeple sona ermiş olması,
  • Şirketin iflasına karar verilmiş olması.

Şirketin iflası halinde, ortakların sorumluluğu daha karmaşık bir hal alır. İflas durumunda alacaklılar, öncelikle şirket varlıklarının paraya çevrilmesini beklerler. Eğer şirket varlıkları borçları karşılamaya yetmezse, eksik kalan kısım için ortakların şahsi malvarlıklarına müracaat edilir. Bu süreçte alacaklıların haklarını korumak adına kanun, ortaklara karşı yapılacak takipleri belirli bir usule bağlamıştır.

Kollektif şirket ortaklarının sorumluluğuna dair yargı pratiğinde, taraf teşkilinin ve şirketin güncel hukuki durumunun tespiti büyük önem arz eder. Yargıtay, bu konuda usuli eksikliklerin giderilmeden ortakların şahsi sorumluluğuna gidilmesini bozma sebebi saymaktadır:

Her ne kadar mahkemece eksik iş bedeli ve kira kaybı tazminatı nedeniyle davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına yönelik hüküm kurulmuş ise de, davacı vekilinin 29.10.2014 tarihinde sistem üzerinde gönderdiği dilekçesinde davalı şirketle ilgili atiye bırakma beyanı değerlendirilerek usuli işlemler tamamlanmadan, kollektif şirketin cins değişikliği iddiaları değerlendirilmeden bunun sonucuna uygun taraf teşkili sağlanmadan her iki davalı için müştereken ve müteselsilen sorumluluğa gidildiği anlaşılmıştır. Bu halde mahkemece davacının davalı şirketle ilgili atiye bırakma beyanına göre karşılık şirketin devam edip etmediği, devam ediyorsa hangi nam ve sicil adına devam ettiğinin tespiti ile taraf teşkili sağlandıktan sonra hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Yukarıdaki Yargıtay kararı, kollektif şirketlerde ortakların müteselsil sorumluluğuna hükmedilmeden önce, şirketin varlığının, tür değişikliği yapıp yapmadığının ve davanın usulüne uygun yürütülüp yürütülmediğinin titizlikle incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Şirket tüzel kişiliği üzerindeki hukuki süreçler netleşmeden ortakların malvarlığına el atılması, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma ilkeleri bakımından risk teşkil etmektedir.

Sonuç olarak, kollektif şirketlerde alacaklılar ile ortaklar arasındaki ilişki, "önce şirket, sonra ortak" hiyerarşisine dayanır. Ancak bu hiyerarşi bir kez aşıldığında, ortağın tüm malvarlığı borcun teminatı haline gelir ve bu durum kollektif şirketi ticari hayattaki en riskli fakat güvene dayalı ortaklık modellerinden biri yapar.

Yönetim, Temsil ve Denetim Yetkileri

Kollektif şirketler, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin en üst düzeyde olduğu yapılar olduğu için yönetim ve temsil mekanizmaları da bu kişisel güven esasına göre şekillenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), bu şirket türünde her ortağın kural olarak yönetim hakkına sahip olduğunu kabul ederek, sermaye şirketlerinden keskin bir şekilde ayrılan bir model öngörmüştür.

Yönetici Ortakların Görevleri

Kollektif şirketlerde yönetim yetkisi, şirketin iç işleyişine ilişkin kararların alınması ve uygulanması sürecini kapsar. TTK m. 218 uyarınca, şirket sözleşmesinde aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece, her ortak şirketi yönetme hak ve ödevine sahiptir. Bu "özden yönetim" ilkesi, ortakların sadece sermaye koyan pasif yatırımcılar değil, aynı zamanda işletmeyi bizzat yürüten aktif tacirler olduğunu gösterir. Ancak uygulamada, yönetim yetkisinin sözleşme ile veya ortaklar kurulu kararıyla bir veya birkaç ortağa, hatta nadiren de olsa (şirket sözleşmesinde öngörülmek kaydıyla) üçüncü kişilere devredilmesi mümkündür.

Yönetim yetkisine sahip olan ortaklar arasındaki hiyerarşi ve karar alma mekanizması TTK m. 221 ile düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, yönetim işleri birden çok ortağa verilmişse, her biri tek başına işlem yapabilir. Ancak, yönetici ortaklardan herhangi biri, bir işlemin yapılmasına o işlem tamamlanmadan önce itiraz ederse, itiraz edilen işlemin yapılması durdurulur. Bu durumda, yönetici ortakların salt çoğunluğu ile karar alınması zorunludur. Bu "itiraz hakkı", ortakların sınırsız sorumluluk taşıması nedeniyle birbirlerini denetleme ihtiyacından doğan hayati bir koruma mekanizmasıdır.

Şirketin dış dünyadaki hukuki statüsünü ise "temsil yetkisi" belirler. TTK m. 233 ve 234 hükümleri, temsilin kapsamını netleştirmiştir. Temsil yetkisi, şirketin işletme konusuna giren her türlü işlemi yapabilme yetkisini verir. Şirket sözleşmesiyle temsil yetkisinin sınırlandırılması, kural olarak iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez; ancak temsil yetkisinin sadece merkez veya bir şubenin işlerine özgülenmesi ya da birlikte temsil (çift imza) şartı tescil ve ilan edilmişse hüküm ifade eder. Ayrıca, temsilcilerin şirketin işlerini yürütürken işledikleri haksız fiillerden dolayı da şirket doğrudan sorumlu tutulur.

Karar alma süreçlerinde ise TTK m. 226 genel kuralı belirler: Şirket sözleşmesinin değiştirilmesi gibi temel yapısal değişiklikler için oybirliği aranırken, diğer olağan kararlar için aksi sözleşmede belirtilmemişse salt çoğunluk yeterlidir.

Bu yönetim yapısının sermaye şirketlerinden farkını vurgulayan önemli bir yargı kararı aşağıda sunulmuştur:

Yasamızın kollektif şirketler hakkındaki 189. maddesi hükmünün sermaye şirketi olan anonim ortaklıklara uygulanması olanağı yoktur. Yasa koyucu, anonim ortaklıklar için anılan madde hükmüne benzer bir düzenlemeyi öngörmüş değildir. Şirketin süresi uzatılmak isteniyorsa, esas sözleşmede belirtilen süre bitiminden önce TTK.nun esas sözleşmenin değiştirilmesine ilişkin 386 ve onu izleyen maddeleri uyarınca sözleşme değişikliğine gidilerek ortaklığın süresi uzatılmalı ve bu karar yine sözleşmedeki süre bitmeden Ticaret Bakanlığı’na tasdik ettirilerek tescil ve ilan edilmelidir (Halil Arslanlı, Anonim Şirketler, Sh. 168 -169). Aksi halde sürenin dolmasıyla, anonim şirket kendiliğinden ve yasa uyarınca sona ereceğinden ve bunun sonucu olarak da tasfiye haline girmiş olacağından (TTK. 438, 439) fiilen işlere devam edilse bile, sürenin uzatılması ya da belirsiz süreli duruma dönüşmesinden söz edilemez (Prof. Oğuz İmregün “Anonim Ortaklıkları” İstanbul 1974 Sh. 351, 352; İsmail Doğanay “Türk Ticaret Kanunu Şerhi” Ankara1981, C. 2, Sh. 990; Doç. Dr. Nahiman Tekil “Şirketler Hukuku” 1976, Cilt 2, Sh. 646 649).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararı, kollektif şirketlerin şahıs şirketi olma özelliğinin, yönetim ve süre uzatımı gibi konularda sermaye şirketlerine kıyasen uygulanamayacağını kesin bir dille belirtmektedir. Karar, her şirket türünün kendi yasal prosedürlerine tabi olduğunu ve kollektif şirketlere özgü esnek veya katı kuralların anonim şirketlerin kurumsal yapısıyla karıştırılmaması gerektiğini vurgular.

Bilgi Alma Hakkı

Kollektif şirketlerde yönetici olmayan ortaklar, şirketin borçlarından dolayı tüm malvarlıklarıyla sorumlu oldukları için, şirketin gidişatı hakkında bilgi sahibi olma konusunda mutlak bir hakka sahiptirler. TTK m. 225, bu denetim mekanizmasını "Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı" başlığı altında düzenlemiştir.

Yönetim yetkisi bulunmayan her ortak;

  • Şirketin işleyişi hakkında bizzat bilgi alabilir,
  • Şirketin defterlerini ve belgelerini inceleyebilir,
  • Şirketin finansal durumu hakkında özet raporlar isteyebilir.

Bu hakkın en kritik özelliği, emredici nitelikte olmasıdır. Kanun maddesi açıkça belirtir ki; ortağın bu denetleme ve bilgi alma hakkını kısıtlayan veya ortadan kaldıran her türlü sözleşme şartı geçersizdir. Ortaklar, şirketin finansal tablolarının onayı ve kâr dağıtımı süreçlerinde (TTK m. 227-228) bu haklarını kullanarak, yönetici ortakların faaliyetlerini denetlerler. Eğer bir yönetici ortak, diğer ortağın bilgi alma talebini haksız yere reddederse, ilgili ortak mahkemeye başvurarak bu hakkın kullanımını talep edebilir.

Ayrıca, temsil yetkisinin kötüye kullanılması veya yönetim görevinde ağır ihmal gösterilmesi durumunda, TTK m. 235 uyarınca haklı sebeplerin varlığı halinde, her ortak mahkemeden yöneticinin yetkisinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını isteyebilir. Bu denetim ve müdahale yetkileri, kollektif şirketlerdeki "sınırsız sorumluluk" riskinin ortaklar tarafından kontrol altında tutulmasını sağlayan yasal supaplardır.

Sona Erme, Tasfiye ve Zamanaşımı

Kollektif şirketlerin ticari hayat döngüsü, kuruluş ve işletme aşamalarından sonra hukuki bir süreç olan sona erme ve tasfiye ile tamamlanır. Bir şahıs şirketi olması hasebiyle, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesi veya kanunda öngörülen belirli şartların gerçekleşmesi, tüzel kişiliğin nihayete ermesine yol açar. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), bu süreci hem ortakların hem de üçüncü kişilerin haklarını koruma altına alacak şekilde detaylıca düzenlemiştir.

Fesih Nedenleri

Kollektif şirketin sona ermesi, kanunda "infisah" (kendiliğinden sona erme) ve "fesih" (bir irade beyanı veya mahkeme kararıyla sona erme) halleri olarak iki ana grupta incelenir. TTK m. 243 uyarınca, kollektif şirketin genel sona erme sebepleri şunlardır:

  • Amacın Gerçekleşmesi veya İmkansızlaşması: Şirket sözleşmesinde belirlenen işletme konusunun gerçekleşmesi veya bu amacın elde edilmesinin artık imkansız hale gelmesi.
  • Sürenin Dolması: Sözleşmede şirketin faaliyet göstereceği süre belirlenmişse ve bu süre uzatılmamışsa, sürenin bitimiyle şirket kendiliğinden sona erer.
  • Ortakların Kararı: Tüm ortakların oybirliği ile alacağı bir karar doğrultusunda şirket her zaman sona erdirilebilir.
  • İflas Hali: Şirketin iflasına karar verilmesi durumunda, tüzel kişilik tasfiye sürecine girer.
  • Sermayenin Kaybı: Şirket sermayesinin üçte ikisinin kaybedilmesi ve ortakların bu açığı kapatma veya kalan sermaye ile yetinme kararı almaması.
  • Diğer Şirketle Birleşme: Şirketin başka bir şirket bünyesinde erimesi veya yeni bir şirket kurmak üzere birleşmesi.

Bunların yanı sıra, TTK m. 245 hükmü, ortaklardan her birine "haklı nedenlerin" varlığı halinde mahkemeden şirketin feshini isteme hakkı tanır. Kanun koyucu burada sınırlayıcı bir sayım yapmamış olsa da; bir ortağın şirkete ihanet etmesi, yönetim görevini ağır şekilde ihmal etmesi, şirketin temel amacına ulaşmasını engelleyecek nitelikte kişisel ihtilafların baş göstermesi veya bir ortağın sürekli hastalığı gibi durumlar haklı neden olarak kabul edilmektedir. Bu tür durumlarda mahkeme, fesih kararı yerine ortağın çıkarılmasına veya başka bir çözüme de hükmedebilir.

Tasfiye Memurlarının Sorumluluğu

Şirket sona erdiğinde, malvarlığının nakde çevrilmesi, borçların ödenmesi ve kalan tutarın ortaklar arasında paylaştırılması sürecine "tasfiye" denir. Tasfiye süreci, TTK m. 273 uyarınca atanan tasfiye memurları tarafından yürütülür. Tasfiye memurları, şirket sözleşmesiyle belirlenebileceği gibi ortakların kararıyla veya mahkemece de atanabilir.

Tasfiye memurlarının görevleri arasında; şirketin başlangıç envanterini ve bilançosunu düzenlemek, devam eden işleri tamamlamak, şirket alacaklarını tahsil etmek ve alacaklıları ilan yoluyla davet ederek borçları ödemek yer alır. Ancak bu görevlerin ifası sırasında memurların kusurlu hareket etmeleri, ağır hukuki sonuçlar doğurur. TTK m. 285 uyarınca, tasfiye memurları görevlerini yerine getirirken kusurlu davranmaları durumunda; hem şirkete hem ortaklara hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zararlardan dolayı müteselsilen sorumlu tutulurlar.

Tasfiye sürecinde dikkat edilmesi gereken bir diğer kritik husus ise zamanaşımıdır. TTK m. 264 hükmüne göre, kollektif şirket alacaklılarının ortaklara karşı sahip oldukları talep hakları, şirketin ticaret sicilinden silindiği (terkin edildiği) tarihten itibaren üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre geçtikten sonra, ortakların sınırsız ve müteselsil sorumluluğuna dayanarak dava açılması hukuken mümkün olmayacaktır.

Kollektif şirketlerin yapısı ve bu yapıya özgü hükümlerin diğer şirket türleriyle karıştırılmaması gerektiği yargı kararlarında da sıklıkla vurgulanmaktadır. Özellikle şahıs şirketi olan kollektif şirketlere dair hükümlerin, sermaye şirketlerine kıyasen uygulanıp uygulanamayacağı hususu hukuki bir tartışma konusudur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 1983/218, K. 1985/561: "Yasamızın kollektif şirketler hakkındaki 189. maddesi hükmünün sermaye şirketi olan anonim ortaklıklara uygulanması olanağı yoktur. Yasa koyucu, anonim ortaklıklar için anılan madde hükmüne benzer bir düzenlemeyi öngörmüş değildir. Şirketin süresi uzatılmak isteniyorsa, esas sözleşmede belirtilen süre bitiminden önce TTK.nun esas sözleşmenin değiştirilmesine ilişkin 386 ve onu izleyen maddeleri uyarınca sözleşme değişikliğine gidilerek ortaklığın süresi uzatılmalı ve bu karar yine sözleşmedeki süre bitmeden Ticaret Bakanlığı’na tasdik ettirilerek tescil ve ilan edilmelidir (Halil Arslanlı, Anonim Şirketler, Sh. 168 -169). Aksi halde sürenin dolmasıyla, anonim şirket kendiliğinden ve yasa uyarınca sona ereceğinden ve bunun sonucu olarak da tasfiye haline girmiş olacağından (TTK. 438, 439) fiilen işlere devam edilse bile, sürenin uzatılması ya da belirsiz süreli duruma dönüşmesinden söz edilemez (Prof. Oğuz İmregün “Anonim Ortaklıkları” İstanbul 1974 Sh. 351, 352; İsmail Doğanay “Türk Ticaret Kanunu Şerhi” Ankara1981, C. 2, Sh. 990; Doç. Dr. Nahiman Tekil “Şirketler Hukuku” 1976, Cilt 2, Sh. 646 649)."

Yukarıdaki Yargıtay kararı, kollektif şirketlere özgü süre uzatımı ve sona erme rejiminin anonim şirketler gibi sermaye şirketlerine doğrudan teşmil edilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, her şirket türünün kendi kanuni prosedürlerine tabi olduğunu ve şahıs şirketlerindeki esnekliklerin sermaye şirketlerinde şekil şartlarına bağlı olduğunu hatırlatması bakımından emsal niteliğindedir.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Kollektif şirketler, güven temelinde yükselen, asgari sermaye zorunluluğu bulunmayan ancak ortaklarına "sınırsız ve müteselsil sorumluluk" gibi ağır bir yükümlülük yükleyen dinamik bir yapıya sahiptir. Kuruluşundan tasfiyesine kadar geçen süreçte, ortakların şahsi malvarlıkları her zaman şirket borçlarının teminatı hükmündedir. Her ne kadar sorumluluk ikinci dereceden olsa da, şirketin borçlarını ödeyememesi durumunda ortaklar tüm varlıklarıyla risk altındadır. Bu nedenle, yönetim süreçlerinin şeffaf yürütülmesi, temsil yetkilerinin sınırlarının net belirlenmesi ve sona erme aşamasında tasfiye işlemlerinin titizlikle tamamlanması, hem ortakların kişisel malvarlıklarını korumak hem de hukuki ihtilafların önüne geçmek adına hayati önem taşımaktadır. Güncel TTK düzenlemeleri ve Yargıtay içtihatları, bu şirket modelinin ticari dürüstlük ve güven ilkeleri çerçevesinde sürdürülmesini hedeflemektedir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.