
Çocukla Kişisel İlişki Tesisi (Şahsi Münasebet) Davası
Boşanma süreci çocuk için zorlu bir dönemdir ve ebeveynleriyle olan bağının kopmaması psikososyal gelişimi açısından hayati önem taşır. 'Çocukla Kişisel İlişki Tesisi (Şahsi Münasebet) Davası' başlıklı bu rehberimiz, Türk Medeni Kanunu hükümleri ve Yargıtay'ın güncel içtihatları ışığında; görüşme günlerinin belirlenmesi, yatılı ziyaret kriterleri, uzman raporlarının rolü ve üçüncü kişilerin (büyükanne/büyükbaba) ziyaret hakları gibi kritik konuları detaylı bir şekilde ele almaktadır.
Kişisel İlişki Tesisinin Hukuki Dayanağı ve Temel İlkeler
Boşanma veya ayrılık süreci, yalnızca eşler arasındaki hukuki bağı sona erdirmekle kalmaz, aynı zamanda müşterek çocukların gelecekteki sosyal ve psikolojik gelişimlerini de doğrudan etkiler. Türk aile hukukunda, velayet hakkı kendisine verilmeyen ebeveyn ile çocuk arasındaki bağın kopmaması, çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişebilmesi için hayati kabul edilir. Bu bağın hukuki zemindeki karşılığı olan "kişisel ilişki tesisi" (eski adıyla şahsi münasebet), sadece ebeveynin bir hakkı değil, aynı zamanda çocuğun da anne ve babasıyla görüşme, onları tanıma ve bağ kurma hakkıdır.
Kişisel ilişki tesisinin temel hukuki dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 182 hükmüdür. Bu madde uyarınca mahkeme, boşanma veya ayrılığa karar verirken, velayetin kullanılmasına yönelik düzenlemeleri yaparken aynı zamanda velayet hakkı kendisine bırakılmayan eş ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi de düzenlemekle yükümlüdür. Kanun koyucu, bu düzenlemenin yapılmasında ana ve babanın görüşlerini alırken, aynı zamanda çocuğun görüşlerine de başvurulmasını öngörür. Bu süreçte kişisel ilişki, ebeveynlerin tatmininden ziyade çocuğun ihtiyaçları doğrultusunda şekillenir.
TMK m. 323 ise bu hakkın kapsamını daha geniş bir perspektiften ele alır. Madde metnine göre; ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocukla uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak, ebeveynlik sıfatından doğan ve kural olarak feragat edilemeyen, devredilemeyen bir kişilik hakkıdır. Ancak bu hakkın kullanımı mutlak değildir; her zaman çocuğun huzuru, güvenliği ve menfaatleri ile sınırlandırılmıştır.
Çocuğun Üstün Yararı ve Tedbir Kararları
Kişisel ilişki tesisinde mahkemelerin ve uygulayıcıların uyması gereken en temel ve sarsılmaz ilke, "Çocuğun Üstün Yararı" ilkesidir. Bu ilke, sadece iç hukukumuzda değil, Çocuk Hakları Sözleşmesi m. 3 uyarınca uluslararası bir zorunluluk olarak karşımıza çıkar. Mahkeme, kişisel ilişki günlerini ve saatlerini belirlerken; "Anne ne istiyor?" veya "Baba ne talep ediyor?" sorularından önce, "Çocuk için en sağlıklı olan nedir?" sorusuna yanıt arar. Çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimi, ebeveynlerin her türlü kişisel arzusunun üstünde tutulur.
Boşanma davaları doğası gereği uzun sürebilen yargılamalardır. Bu süreçte çocuğun ebeveynlerinden biriyle olan bağının aylar hatta yıllar boyunca kopuk kalması, çocukta telafisi güç psikolojik yaralar açabilir. İşte bu noktada TMK m. 169 devreye girer. Bu maddeye göre hakim, boşanma veya ayrılık davası açılınca, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen (kendiliğinden) alır.
Yargılama devam ederken verilen bu "geçici kişisel ilişki" kararları (ara kararlar), çocuğun ebeveyn yabancılaşması yaşamasını engellemeyi amaçlar. Hakim, dava dosyasındaki ilk verileri, uzman (pedagog, psikolog) görüşlerini ve tarafların sosyal durumlarını değerlendirerek, nihai karara kadar geçecek sürede çocuğun diğer ebeveyniyle hangi zaman dilimlerinde görüşeceğini belirler. Bu tedbir kararları, davanın seyrine veya çocuğun durumundaki değişikliğe göre her zaman revize edilebilir.
Önemli bir diğer husus ise kişisel ilişkinin fiili durumudur. TMK m. 326/son fıkrası, bu konuda net bir sınır çizer: Resmi bir düzenleme (mahkeme kararı veya onaylanmış protokol) yapılana kadar, velayet sahibinin rızası dışında çocukla kişisel ilişki kurulamaz. Bu hüküm, keyfi çocuk kaçırmaların veya velayet hakkının ihlal edilmesinin önüne geçmek amacıyla getirilmiştir. Dolayısıyla, boşanma aşamasındaki ebeveynlerin, çocukla görüşme takvimi konusunda mahkemeden ivedilikle bir ara karar talep etmeleri, sürecin hukuki güvenliği açısından kritiktir.
Kişisel ilişki kurulurken dikkat edilen temel kriterler şunlardır:
- Çocuğun Yaşı ve Gelişimi: Özellikle anne şefkatine muhtaç olan bebeklerde (0-3 yaş), babayla kişisel ilişki genellikle yatısız ve daha kısa süreli belirlenir.
- Çocuğun Sağlığı ve Eğitimi: Görüşme saatleri çocuğun okul düzenini, kurslarını ve uyku saatlerini aksatmayacak şekilde planlanır.
- Ebeveynlerin Yaşam Koşulları: Tarafların ikametgahları arasındaki mesafe, ulaşım imkanları ve çalışma saatleri göz önünde bulundurulur.
- Güvenlik: Eğer ebeveynin çocukla baş başa kalması çocuk için bir risk teşkil ediyorsa (şiddet, bağımlılık vb.), kişisel ilişki bir uzman gözetiminde veya refakat eşliğinde gerçekleştirilebilir.
Sonuç olarak, kişisel ilişki tesisi sadece bir "ziyaret takvimi" değil, çocuğun çift ebeveynli büyüme hakkının hukuki güvencesidir. Mahkemeler, bu düzenlemeyi yaparken TMK'nın ilgili maddeleri ve uluslararası sözleşmeler ışığında, ebeveynler arasındaki çatışmadan çocuğu koruyarak en ideal dengeyi kurmaya çalışır.
Çocuğun Yaşı ve İdrak Gücünün Görüşme Usulüne Etkisi
Kişisel ilişki tesisi davalarında mahkemenin en temel önceliği, ebeveynlerin tatmininden ziyade çocuğun üstün yararı ilkesidir. Bu ilke doğrultusunda, velayet hakkı kendisine bırakılmayan anne veya baba ile çocuk arasında kurulacak bağın sıklığı, süresi ve niteliği belirlenirken çocuğun gelişimsel evreleri belirleyici rol oynar. Mahkeme, kişisel ilişki takvimini oluştururken çocuğun yaşına, sağlık durumuna, eğitim hayatına ve psikolojik olgunluğuna göre dinamik bir değerlendirme yapar. Özellikle çocuğun büyümesiyle birlikte değişen ihtiyaçlar, mahkemenin başlangıçta verdiği kararların da zaman içerisinde revize edilmesini zorunlu kılabilir.
0-3 Yaş Grubu ve Dinlenme Hakkı
Bebeklik ve erken çocukluk dönemi olarak adlandırılan 0-3 yaş grubu, kişisel ilişki tesisinde en hassas yaklaşılan dilimdir. Bu yaş aralığındaki çocukların biyolojik ve psikolojik olarak "anne şefkatine muhtaç" olduğu, özellikle anne sütü ile beslenme sürecinin devam edebileceği gerçeği hukuki kararların merkezinde yer alır. Yargıtay uygulamalarında, bu yaştaki çocukların alışık oldukları güvenli ortamdan (genellikle anne yanı) uzun süreli ve yatılı olarak uzaklaştırılmasının, çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkileyebileceği kabul edilir.
Bu kapsamda, özellikle süt çocukları ve henüz öz bakım becerilerini kazanamamış küçük çocuklar için babayla kurulacak kişisel ilişkinin yatısız ve kısa süreli olması esastır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin bu konudaki yerleşik içtihadı, somut durumun özelliklerine göre şekillenmektedir:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2018/457 E. ve 2019/1234 K. sayılı kararı: "2 yaşındaki ve anne sütüne muhtaç bir çocuğun babasıyla kişisel ilişkisinin yatısız ve günübirlik olması gerektiği hükme bağlanmıştır."
Bu karar, küçük yaştaki çocuğun biyolojik ihtiyaçlarının ebeveynin görüşme arzusundan üstün tutulduğunu açıkça göstermektedir. Ancak çocuk büyüdükçe ve anneye olan mutlak bağımlılığı azaldıkça, kişisel ilişkinin kademeli olarak artırılması ve yatılı görüşmelere geçilmesi hedeflenir.
İdrak Çağı ve Çocuğun Bizzat Dinlenilmesi
Çocuğun yaşı ilerledikçe, sadece uzman raporları değil, çocuğun kendi beyanları da davanın seyrini değiştirir. Yargıtay uygulamasında genellikle 10 yaş ve üzeri çocuklar, kendisini ifade edebilecek ve görüşlerini gerekçelendirebilecek "idrak gücüne sahip" bireyler olarak kabul edilir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca, kendisini ilgilendiren her konuda çocuğun görüşünün alınması bir hak teşkil eder.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, çocuğun sadece bir pedagog veya psikolog tarafından dinlenmesinin yeterli görülmemesidir. Hukuk Genel Kurulu’nun emsal niteliğindeki kararı, bu usulü bir zorunluluk haline getirmiştir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.10.2012 tarihli, 2012/2-401 E. ve 2012/723 K. sayılı kararı: "İdrak çağındaki çocukların uzmanlarca dinlenmiş olmasının yeterli olmadığı, mahkeme huzurunda hakim tarafından bizzat dinlenilmemesinin bozma sebebi olduğu hükme bağlanmıştır."
Bu karar, hakimin çocukla doğrudan temas kurarak onun gerçek iradesini saptaması gerektiğini vurgular. Zira çocuk, uzman görüşmesinde farklı, mahkeme ortamında veya ebeveyn baskısı altında farklı beyanlarda bulunabilir. Hakimin bizzat gözlemi, bu çelişkilerin giderilmesinde kritiktir.
Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu (PAS) ve İrade Denetimi
Çocuğun görüşü alınırken mahkemenin titizlikle üzerinde durduğu bir diğer konu ise Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu (PAS) durumudur. Eğer çocuk, velayeti elinde bulunduran ebeveynin yönlendirmesiyle diğer ebeveyni reddediyorsa, bu durum çocuğun "gerçek iradesi" olarak kabul edilmez. Mahkeme, çocuğun görüşme istememe nedenlerini derinlemesine araştırır. Eğer reddedişin arkasında geçerli bir şiddet veya istismar vakası yoksa ve çocuk sadece manipüle ediliyorsa, mahkeme uzman yardımıyla bu engeli aşmaya çalışır ve kişisel ilişkiyi tesis eder.
Protokol Taahhütlerinin Geçersizliği
Ebeveynler bazen boşanma protokollerinde "kişisel ilişkinin ileride genişletilmeyeceğine" dair maddeler ekleyebilirler. Ancak çocukla ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkindir ve tarafların iradesiyle dondurulamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 04.02.2014 tarihli, 2013/11644 E. ve 2014/1866 K. sayılı kararı: "Boşanma protokolü ile kişisel ilişkinin genişletilmesi davası açılmayacağına dair verilen taahhütler, medeni hakları kullanma ehliyetinden vazgeçme niteliğinde ve çocuğun yüksek yararına aykırı bulunarak geçersiz sayılmıştır."
Bu karar, çocuğun gelişen yaşı ve değişen ihtiyaçları karşısında ebeveynlerin geçmişte verdiği sözlerin hukuki bir engel teşkil etmeyeceğini, her zaman çocuğun üstün yararı uyarınca yeni bir düzenleme istenebileceğini kesin bir dille ifade etmektedir. Sonuç olarak, kişisel ilişki düzenlemesi durağan bir yapı değil; çocuğun yaşına, idrak gücüne ve ruhsal gelişimine göre sürekli güncellenmesi gereken yaşayan bir süreçtir.
Üçüncü Kişilerin Hakları ve İlişkinin Sınırlandırılması
Çocukla kişisel ilişki kurulması hakkı, kural olarak anne ve babaya tanınmış bir hak olsa da Türk hukuk sistemi, çocuğun psiko-sosyal gelişiminde rol oynayan diğer aile üyelerini ve yakın hısımları da göz ardı etmemiştir. Kişisel ilişki tesisi, sadece ebeveynlerin çocukla vakit geçirmesi değil, çocuğun geniş aile çevresiyle olan bağlarının korunması ve aidiyet duygusunun zedelenmemesi amacını taşır. Ancak bu hak, sınırsız ve mutlak bir hak olmayıp, her aşamada çocuğun üstün yararı ile sınırlandırılmıştır.
Büyükanne ve Büyükbaba İlişkisi
Türk Medeni Kanunu, anne ve baba dışındaki üçüncü kişilerin de çocukla kişisel ilişki kurabileceğini açıkça düzenlemiştir. TMK m. 325 uyarınca; olağanüstü sebeplerin varlığı halinde, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde, çocukla kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle büyükanne ve büyükbabalara da tanınabilir. Buradaki en kritik eşik "olağanüstü sebeplerin" varlığıdır. Örneğin; anne veya babadan birinin vefat etmiş olması, cezaevinde bulunması veya uzun süreli yurt dışında yaşaması gibi durumlar, büyük anne ve büyük babanın torunlarıyla görüşme talebi için haklı bir zemin oluşturur.
Mahkemeler bu talepleri değerlendirirken, üçüncü kişi ile çocuk arasındaki bağın derecesine ve bu görüşmenin çocuğun ruhsal gelişimine katkı sağlayıp sağlamayacağına bakar. Yargıtay uygulamalarında, büyük ebeveynlerin çocukla bağının koparılmasının, çocuğun aile köklerinden uzaklaşmasına neden olacağı ve bu durumun çocuğun menfaatine aykırı olduğu kabul edilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 09.12.2003 tarihli, 2003/15413 E. ve 2003/16490 K. sayılı kararı: "Şartların oluşması halinde büyükbabanın torunlarıyla kişisel ilişki kurma hakkı vardır."
Bu karar, kişisel ilişki hakkının sadece biyolojik anne ve babaya hasredilmediğini, aile birliğinin devamlılığı ve çocuğun geçmişiyle bağ kurabilmesi adına büyükbaba gibi yakın hısımların da bu hakka sahip olduğunu tescillemektedir. Mahkeme, büyükbabanın bu hakkını kullanırken ebeveynlerin velayet görevini aksatmayacak şekilde bir takvim belirlemelidir.
Üçüncü kişilerle ilişki kurulması durumu, sadece kan bağı ile de sınırlı değildir. TMK m. 314 uyarınca, evlat edinilen çocuk ile biyolojik ailesi arasında da -eğer çocuğun yararına ise- kişisel ilişki tesisi mümkün kılınmıştır. Bu düzenleme, çocuğun biyolojik kökenlerini bilme hakkı ile evlat edinen ailenin huzuru arasındaki hassas dengenin mahkemece gözetilmesini gerektirir.
Hakkın Kısıtlanması
Kişisel ilişki kurma hakkı, her ne kadar anayasal ve kanuni bir hak olsa da, bu hakkın kullanımı çocuğun huzurunu, sağlığını veya ahlaki gelişimini tehlikeye atıyorsa kısıtlanabilir veya tamamen kaldırılabilir. TMK m. 324 bu durumun hukuki çerçevesini çizer. İlgili maddeye göre; kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girerse, anne ve baba bu haklarını kullanarak çocuğun eğitim ve öğretimini engellerse ya da çocuğu ciddi şekilde ihmal ederlerse, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya verilmiş olan hak geri alınabilir.
Hakkın kısıtlanması veya kaldırılması "son çare" (ultima ratio) olarak değerlendirilmelidir. Mahkeme, öncelikle görüşmelerin bir uzman eşliğinde (pedagog veya sosyal hizmet uzmanı) yapılmasına karar verebilir. Ancak çocuğun güvenliği doğrudan risk altındaysa, daha sert tedbirler kaçınılmaz hale gelir. Özellikle şiddet eğilimi, cinsel istismar şüphesi veya çocuğun ebeveyne karşı duyduğu yoğun korku, kişisel ilişkinin kaldırılması için en temel gerekçelerdir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2005/5868 E. ve 2005/8446 K. sayılı ilamı: "Şiddet uygulayan ve çocukta korku yaratan babanın kişisel ilişki hakkının kaldırılması gerekir."
Bu karar, ebeveynlik hakkının çocuğun bedensel ve ruhsal bütünlüğünden daha üstün olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Eğer bir ebeveyn, çocuk üzerinde travmatik etkiler bırakacak davranışlar sergiliyorsa veya çocuk ebeveyni gördüğünde ciddi bir anksiyete ve korku yaşıyorsa, mahkeme "kişisel ilişki kurulmasında yarar değil zarar vardır" diyerek talebi reddetmelidir.
Kişisel ilişkinin sınırlandırılmasında dikkat edilen diğer hususlar şunlardır:
- Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu (PAS): Bir ebeveynin çocuğu diğerine karşı kışkırtması ve ilişkinin bu nedenle bozulması durumunda, mahkeme velayeti elinde bulunduran tarafın bu tutumunu "velayetin kötüye kullanılması" olarak değerlendirebilir.
- Çocuğun Görüşü: İdrak çağındaki çocuğun (genellikle 8-10 yaş ve üzeri), görüşmek istemediğini net bir şekilde beyan etmesi ve bu beyanın bir uzman raporuyla desteklenmesi halinde, mahkeme kişisel ilişkiyi askıya alabilir.
- Yaşam Tarzı ve İhmal: Kişisel ilişki sırasında çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması, alkol veya madde kullanımı olan ortamlarda bulundurulması kısıtlama sebebidir.
Sonuç olarak, gerek üçüncü kişilerin hakları gerekse öz ebeveynlerin hakları, her zaman çocuğun fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimi süzgecinden geçirilerek karara bağlanır. Mahkeme, sunduğu her ara karar veya hükümde, çocuğun bugününü ve yarınını koruma altına almayı hedefler.
Uygulama Esasları, Masraflar ve Usul Kuralları
Kişisel ilişki tesisi kararı verildikten sonra, bu kararın nasıl uygulanacağı, tarafların hak ve yükümlülüklerinin neler olduğu ve sürecin mali yükü, hukuki uyuşmazlıkların en yoğun yaşandığı alanlardır. Mahkemeler, sadece "görüşme hakkı" tanımakla yetinmez; bu hakkın infazda tereddüt yaratmayacak şekilde, zaman ve mekan unsurları belirtilerek somutlaştırılması esastır. Bu süreçte, ebeveynlerin kişisel çatışmalarından ziyade çocuğun üstün yararı ve gündelik yaşam düzeni merkeze alınır.
Görüşme Takvimi ve Harç Yükümlülüğü
Kişisel ilişki takvimi oluşturulurken mahkemeler, çocuğun yaşına ve eğitim durumuna göre kademeli bir düzenleme yapar. Özellikle okul çağındaki çocuklar için eğitim dönemleri, ara tatiller ve yaz tatilleri ayrı ayrı planlanır. Yargıtay uygulamalarında, tarafların aynı şehirde yaşaması durumunda genellikle ayın belirli hafta sonları (örneğin 1. ve 3. hafta sonları) yatılı olacak şekilde ilişki kurulması öngörülür. Ancak her hafta sonu görüşme yapılması, velayet hakkı kendisine bırakılan ebeveynin hayatını aşırı kısıtlayabileceği ve velayet görevini aksatabileceği gerekçesiyle uygun görülmemektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03.06.2014 tarihli kararı: "Velayeti anneye verilen 09.04.2012 doğumlu (2 yaşında) küçük çocuğun her hafta sonu babasıyla görüşmesinin 'çocuğun üstün yararı' ilkesine aykırı olduğuna… Bu durumun annenin velayet görevini yerine getirmesini engelleyeceği ve anneyi her hafta sonu eve bağlayacağı belirtilerek, kişisel ilişkinin her hafta sonu yerine ayın belirli hafta sonlarını kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekir."
Bu karar, kişisel ilişkinin sadece velayeti almayan ebeveynin hakkı olmadığını, aynı zamanda velayet sahibi ebeveynin de çocukla kaliteli zaman geçirme ve dinlenme hakkı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 2 yaşındaki bir çocuğun her hafta sonu babaya verilmesi, annenin çocuk üzerindeki bakım ve gözetim sorumluluğunu kesintiye uğratmakta ve hayatın olağan akışını zorlaştırmaktadır.
Dini bayramlar ve özel günler için de Yargıtay'ın yerleşik içtihatları mevcuttur. Genellikle dini bayramların 2. günü kişisel ilişki tesisi için en uygun zaman dilimi olarak kabul edilir. Bu düzenleme, çocuğun her iki ebeveynin ailesiyle de bayramlaşabilmesine olanak tanır.
Kişisel ilişkinin kurulması sürecindeki bir diğer önemli husus ise ulaşım ve ziyaret giderleridir. Çocukla görüşmek isteyen ebeveynin, bu hakkı kullanırken oluşacak maliyetleri üstlenmesi kuraldır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 12.02.2009 tarihli kararı: "Kişisel ilişki kurulması için yapılacak ulaşım ve ziyaret masraflarının kural olarak ziyaret hakkı sahibine aittir."
Bu karar uyarınca, çocuğun bulunduğu yerden alınması ve tekrar teslim edilmesi sürecindeki yol giderleri ile diğer masraflar, velayeti kendisinde bulundurmayan ve görüşme talebinde bulunan tarafa yüklenir. Bu durum, kişisel ilişki hakkının kullanımının bir külfeti olarak değerlendirilir.
Usul hukuku açısından ise boşanma davalarında kişisel ilişki talepleri genellikle boşanmanın eki niteliğinde olduğu için ayrıca bir harca tabi olmayabilir. Ancak boşanma davası ile birlikte ziynet alacağı veya diğer maddi tazminat talepleri de ileri sürülmüşse, burada 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30, 31 ve 32. maddeleri devreye girer. Bu maddeler uyarınca, nispi harca tabi taleplerde harç tamamlanmadan müteakip işlemler yapılamaz. Mahkeme, eksik harcı tamamlatmakla yükümlüdür; aksi halde davanın esasına girilmesi usul ekonomisine ve kanuna aykırılık teşkil eder.
Son olarak, kişisel ilişki düzenlemesine uymamanın ağır hukuki sonuçları bulunmaktadır. TMK m. 183 uyarınca, kişisel ilişki günlerinde çocuğu teslim etmeyen, çocuğu kaçıran veya adresini gizleyerek görüşmeyi engelleyen ebeveynin bu tutumu, velayetin değiştirilmesi sebebi olarak kabul edilebilir. Mahkemece belirlenen takvime sadık kalınmaması, ebeveynlik görevini kötüye kullanma olarak nitelendirilir ve çocuğun gelişimini olumsuz etkilediği gerekçesiyle velayet hakkının el değiştirmesine yol açabilir.
Özetle; çocukla kişisel ilişki tesisi, sadece bir "ziyaret" meselesi değil, çocuğun ruhsal bütünlüğünü koruyan hukuki bir köprüdür. Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay içtihatları, bu köprünün kurulmasında çocuğun yaşını, ebeveynlerin sosyal koşullarını ve tarafların dürüstlük kuralına uygun hareket etmelerini esas alır. Mahkemelerce verilen ara kararlar ve nihai hükümler, çocuğun üstün yararını korurken ebeveynler arasındaki dengeyi de gözetmek zorundadır. Usulüne uygun kurulmayan veya kötüye kullanılan kişisel ilişki, ileride velayetin değiştirilmesi gibi daha köklü hukuki değişikliklerin kapısını aralayabilmektedir. Bu nedenle, tarafların mahkemece belirlenen gün ve saatlere titizlikle uyması, hem hukuki hem de etik bir zorunluluktur.