Gurbetçilerin Türkiye'deki Borç ve Alacak Takibi

Gurbetçilerin Türkiye'deki Borç ve Alacak Takibi

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının Türkiye'deki alacaklarını tahsil etme yöntemlerinden emeklilik borçlanmasına, banka bilgilerinin paylaşımından güncel vergi aflarına kadar tüm yasal süreçleri uzman bakış açısıyla bir araya getirdik.

Türkiye'de Alacak Tahsili ve İcra Takip Yolları

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları için Türkiye’deki alacaklarının takibi, fiziksel mesafe nedeniyle karmaşık bir süreç gibi görünse de Türk hukuk sistemi bu konuda etkin mekanizmalar sunmaktadır. Gurbetçilerin Türkiye sınırı içerisindeki kişi veya kurumlardan olan alacaklarını tahsil etme süreçleri, esas olarak 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine dayanmaktadır. Bu kanun, alacağın niteliğine ve dayandığı belgelere göre farklı takip yolları öngörerek alacaklının haklarını güvence altına almayı hedefler.

Gurbetçiler, Türkiye’ye bizzat gelmelerine gerek kalmadan, bulundukları ülkedeki Türk konsoloslukları aracılığıyla düzenletecekleri bir vekaletname ile süreci profesyonel bir avukat aracılığıyla yürütebilirler. Bu sayede, icra daireleri ve mahkemeler nezdindeki tüm işlemler uzaktan ve hukuki denetim altında gerçekleştirilebilir. Alacak tahsilatında en temel ayrım, takibin bir mahkeme ilamına dayanıp dayanmadığına göre şekillenmektedir.

İlamlı ve İlamsız İcra

Türk hukukunda alacak takibi, alacağın ispat gücüne göre ilamlı ve ilamsız icra olmak üzere iki ana kategoriye ayrılmaktadır. Her iki yolun da kendine has usul kuralları ve süreleri bulunmaktadır.

  • İlamsız İcra Takibi: Herhangi bir mahkeme kararı veya resmi belgeye dayanmayan, sadece para ve teminat alacakları için başlatılan takip yoludur. Gurbetçiler, bir sözleşme, fatura veya sözlü bir borç ilişkisine dayanarak borçluya karşı icra dairesi aracılığıyla "Ödeme Emri" gönderebilirler. Bu takip yolunun en kritik noktası itiraz süresidir. Borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde borca itiraz etmezse takip kesinleşir. Eğer borçlu itiraz ederse, takip durur ve alacaklının mahkemede "İtirazın İptali" davası açarak alacağını ispatlaması gerekir.
  • İlamlı İcra Takibi: Bir mahkeme kararına (ilam) veya kanunen ilam niteliğindeki belgelere dayanan takip yoludur. Bu yöntemde borçlunun takibe itiraz ederek süreci durdurma yetkisi oldukça sınırlıdır. Kesinleşmiş bir mahkeme ilamı ile başlatılan takipte, borçlu borcunu ödemek zorundadır; aksi takdirde doğrudan cebri icra işlemlerine geçilir.

İcra takibi kesinleştiğinde, alacaklı taraf borçlunun malvarlığına yönelik haciz işlemlerini başlatabilir. Bu kapsamda; borçlunun banka hesapları (e-haciz), üzerine kayıtlı taşınmazlar, araçlar ve üçüncü kişilerdeki alacakları üzerine haciz konulabilir. Ayrıca, borçlu bir işte çalışıyorsa, 1/4 oranı kuralı gereği maaşının en fazla dörtte birine haciz konularak alacak tahsil edilebilir. Gurbetçiler için bu süreç, özellikle Türkiye’deki malvarlığı bilinen borçlulara karşı oldukça hızlı sonuç veren bir yöntemdir.

İhtiyati Haciz ve Tedbir Kararları

Alacak tahsilatı sürecinde karşılaşılan en büyük risklerden biri, borçlunun dava veya icra süreci devam ederken malvarlığını kaçırması, devretmesi veya gizlemesidir. Bu durumun önüne geçmek amacıyla hukukumuzda "İhtiyati Haciz" müessesesi düzenlenmiştir.

İhtiyati haciz, alacaklının henüz kesinleşmemiş bir alacağı için mahkemeden talep edebileceği geçici bir hukuki koruma önlemidir. Bu karar, borçlunun malları üzerinde tasarruf yetkisini kısıtlayarak, alacağın ileride tahsil edilebilmesini garanti altına alır. Özellikle borçlunun ikametgahının belli olmaması, mal kaçırma hazırlığında olması veya borcun vadesinin gelmiş olmasına rağmen ödenmemesi durumlarında bu yola başvurulur.

İhtiyati haciz kararı verilirken dikkat edilmesi gereken temel unsurlar şunlardır:

  • Teminat Şartı: Mahkemeler, haksız bir haciz uygulaması durumunda borçlunun uğrayabileceği olası zararları karşılamak adına alacaklıdan genellikle %15 ile %20 arası teminat yatırmasını talep eder. Bu teminat nakit olabileceği gibi banka teminat mektubu şeklinde de sunulabilir.
  • İtiraz Süreci: Borçlu, ihtiyati haciz kararının uygulanmasından veya gıyabında verilmişse tebliğinden itibaren 7 gün içinde kararı veren mahkemeye itiraz edebilir. İtirazlar genellikle mahkemenin yetkisine, teminata veya borcun aslında mevcut olmadığına ilişkindir.
  • Uygulama: İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra 10 gün içinde icra dairesinden infazı talep edilmelidir. Aksi takdirde karar kendiliğinden hükümsüz kalır.

Gurbetçiler için ihtiyati haciz, Türkiye’deki alacaklarını güvence altına almanın en etkili yoludur. Zira yurt dışında yaşarken Türkiye’deki bir borçlunun malvarlığı hareketlerini anlık izlemek zordur. Uzman bir avukat aracılığıyla alınan ihtiyati haciz kararı, borçlunun gayrimenkul satmasını veya bankadaki parasını çekmesini anında engelleyerek alacaklının mağduriyetini önler. Bu süreçte 2004 Sayılı Kanun'un sunduğu imkanlar doğru kullanıldığında, alacakların tahsil kabiliyeti maksimum seviyeye çıkarılmaktadır.

Uluslararası Alacak Takibi ve Egemenlik İlkesi

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları için Türkiye’deki alacaklarının takibi ne kadar önemliyse, bu alacakların yurt dışındaki malvarlıkları üzerinden tahsil edilmesi de bir o kadar hukuki karmaşıklık barındırmaktadır. Uluslararası hukukta devletlerin sınırları, aynı zamanda hukuki yaptırım güçlerinin de sınırlarını belirler. Bir ülkede alınan mahkeme kararının veya başlatılan icra takibinin, başka bir ülkenin topraklarında kendiliğinden hüküm doğurmaması, uluslararası hukukun en temel taşlarından biri olan Egemenlik İlkesi ile doğrudan ilişkilidir. Gurbetçiler için bu durum, Türkiye’de kesinleşmiş bir icra takibinin, borçlunun yaşadığı Avrupa ülkesindeki banka hesaplarına doğrudan sirayet edememesi anlamına gelir.

Yargıtay Kararları ve Yetki Kuralları

Türk hukuk sisteminde icra ve iflas işlemleri, devletin kamu gücünü kullandığı alanların başında gelir. Bu nedenle, bir icra dairesinin veya mahkemenin cebri icra yetkisi sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde geçerlidir. Yargıtay, bu konudaki yerleşik içtihatlarında devletin egemenlik hakkına vurgu yaparak, yabancı bir devletin icra organlarının Türkiye’de, Türk icra organlarının ise yabancı bir ülkede doğrudan işlem yapamayacağını açıkça ortaya koymuştur.

Bu hususta Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen ve doktrinde mihenk taşı kabul edilen karar şu şekildedir:

Cebri icra ; her devletin kendi ülke ve sınırları içerisinde haiz olduğu mutlak güç ve yetkidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 6.5.1998 yıl 1998/325-12-287)

Bu karar, hukuki süreçlerin sınır ötesi etkilerini anlamak açısından kritiktir. Kararın analizi yapıldığında; bir alacaklının Türkiye’de aldığı ilamlı veya ilamsız icra yetkisinin, borçlunun örneğin Almanya’daki bir taşınmazına haciz konulması için yeterli olmadığı görülmektedir. Cebri icra, devletin egemenlik nişanesi olduğu için, başka bir devletin bu gücü kendi topraklarında doğrudan kabul etmesi beklenemez. Bu noktada, uluslararası alacak takibinde 2001/44/EC Sayılı Brüksel I Tüzüğü devreye girerek, mahkemelerin yetki kurallarını ve kararların tanınması süreçlerini düzenlemektedir. Özellikle tüketici uyuşmazlıklarında, tüketicinin ikametgahı mahkemelerinin kesin yetkili kılınması gibi kurallar, gurbetçilerin taraf olduğu hukuki ihtilaflarda hangi ülkenin mahkemesine başvurulacağını tayin etmektedir.

Avrupa Ödeme Emri

Avrupa Birliği (AB) sınırları içerisinde alacak takibini kolaylaştırmak ve sınır ötesi uyuşmazlıklarda bürokrasiyi azaltmak amacıyla geliştirilen en etkili mekanizma Avrupa Ödeme Emri sistemidir. Bu sistem, 12 Aralık 2006 tarihinde kabul edilen ve 12 Aralık 2008 tarihinde yürürlüğe giren 1896/2006 Sayılı Tüzük (Avrupa İlamsız İcra Tüzüğü) ile hayata geçirilmiştir. Danimarka hariç tüm AB üye ülkelerinde geçerli olan bu tüzük, alacaklıya ek bir tanıma veya tenfiz prosedürüne gerek duymaksızın, tüm üye ülkelerde doğrudan icra edilebilir bir belge sunmaktadır.

Sürecin işleyişi şu temel adımlardan oluşmaktadır:

  • Başvuru (Form A): Alacaklı, Tüzüğün 1 numaralı ekinde yer alan standart Form A belgesini doldurarak yetkili mahkemeye başvurur. Bu başvuruda alacağın miktarı, dayanağı ve delilleri açıkça belirtilmelidir.
  • İnceleme ve Tebligat: Mahkeme, başvuruyu sınır ötesi nitelik ve yetki bakımından inceledikten sonra uygun bulursa 30 gün içinde ödeme emrini düzenler ve borçluya tebliğ eder.
  • İtiraz Süresi: Ödeme emri tebliğ edilen borçlunun, tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde itiraz etme hakkı bulunmaktadır. Eğer bu süre zarfında herhangi bir itiraz yapılmazsa, ödeme emri kesinleşir.
  • Kesinleşme (Form G): Borçlunun itiraz etmemesi durumunda mahkeme, ödeme emrinin icra edilebilir olduğunu gösteren Form G belgesini düzenler.

Bu mekanizmanın en büyük avantajı, gurbetçilerin Türkiye’deki alacakları için Avrupa’daki borçlularına karşı hızlı ve etkin bir yol sunmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki; evlilik mal rejimleri, miras hukuku, iflas süreçleri ve sosyal güvenlik alacakları bu tüzüğün kapsamı dışında bırakılmıştır. 1896/2006 Sayılı Tüzük, yalnızca miktarı belirli ve takip anında muaccel (ödenme zamanı gelmiş) olan para alacakları için kullanılabilmektedir.

Sonuç olarak, uluslararası alacak takibi hem Türkiye’deki 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerini hem de Avrupa Birliği’nin güncel tüzüklerini eş zamanlı olarak değerlendirmeyi gerektiren teknik bir süreçtir. Egemenlik ilkesi gereği karşılaşılan engeller, Avrupa Ödeme Emri gibi modern hukuki araçlarla aşılabilmekte ve gurbetçilerin hak kayıplarının önüne geçilebilmektedir.

Finansal Şeffaflık ve Otomatik Bilgi Paylaşımı

Küresel ekonomide vergi kayıplarının önlenmesi ve kara para aklama ile mücadele kapsamında, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve G20 ülkelerinin öncülüğünde başlatılan Otomatik Bilgi Paylaşımı (AEOI) süreci, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları için yeni bir hukuki ve mali dönemi beraberinde getirmiştir. Türkiye’nin de taraf olduğu bu uluslararası anlaşmalar, vergi şeffaflığını en üst düzeye çıkarmayı hedeflerken, gurbetçilerin Türkiye’deki finansal varlıklarının ikamet ettikleri ülkelerdeki mali makamlar tarafından görünür hale gelmesine yol açmıştır. Bu süreç, sadece bir veri aktarımı değil, aynı zamanda geçmişe dönük vergi incelemeleri ve sosyal yardım kesintileri gibi ciddi yaptırımların da kapısını aralamaktadır.

Türkiye-Almanya Vergi İş Birliği

Türkiye ve Almanya arasındaki mali ilişkiler, imzalanan Mali Şeffaflık Anlaşması ile köklü bir değişim yaşamıştır. Ankara’nın geçmiş yıllarda uyguladığı "Varlık Barışı" gibi sermaye girişini teşvik eden düzenlemelerin aksine, bu yeni dönem tamamen denetim ve şeffaflık odaklıdır. Almanya’da yaşayan gurbetçilerin Türkiye’deki banka hesapları, faiz gelirleri, temettü ödemeleri ve diğer finansal enstrümanlardan elde ettikleri kazançlar, artık Alman maliye makamları (Finanzamt) için birer "açık defter" niteliğindedir.

Bu iş birliğinin en kritik noktası, incelemelerin kapsamıdır. Paylaşılan veriler sadece güncel durumu değil, geriye dönük süreçleri de kapsamaktadır. Özellikle 2019 Veri Dönemi, otomatik bilgi paylaşımı kapsamında banka ve faiz gelirlerinin geriye dönük olarak mercek altına alındığı kritik yıl olarak kayıtlara geçmiştir. Alman maliye daireleri, bu tarihten itibaren elde edilen ancak Almanya’daki vergi beyannamelerinde gösterilmeyen gelirlerin peşine düşmüştür.

Vergi iş birliği çerçevesinde, iki ülke arasındaki veri akışı dijital ortamda ve standart bir formatta gerçekleşmektedir. Bu durum, manuel inceleme gereksinimini azaltarak mali makamların çok daha hızlı ve etkili bir şekilde çapraz kontroller yapmasına olanak tanımaktadır. Almanya’da ikamet eden ancak Türkiye’de ciddi birikimleri bulunan vatandaşlar, bu şeffaflık nedeniyle her iki ülkede de vergi yükümlülüğü ile karşı karşıya kalabilmekte, "çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları"na rağmen beyan edilmemiş gelirler nedeniyle ağır cezalarla karşılaşabilmektedir.

Banka Hesaplarının Bildirimi

Banka hesaplarının bildirimi süreci, gurbetçiler için sadece bir vergi meselesi değil, aynı zamanda sosyal haklar ve hukuki statü açısından da kritik sonuçlar doğurmaktadır. Almanya’daki maliye daireleri, Türkiye'den gelen verileri kullanarak vatandaşlara resmi uyarı mektupları göndermeye başlamıştır. Bu mektuplar, genellikle Türkiye’deki belirli bir bankadaki (örneğin Ziraat Bankası) hesap hareketlerinin tespit edildiğini ve bu gelirlerin neden daha önce beyan edilmediğinin açıklanmasını talep etmektedir.

Sürecin ciddiyetini gösteren somut örnekler, son dönemde Hamburg ve Berlin gibi şehirlerde yoğunlaşmıştır. Örneğin, Hamburg Maliye Dairesi tarafından gönderilen bildirimlerde, bir vatandaşın 2019 yılında elde ettiği faiz gelirlerinin tespit edildiği belirtilerek, bu gelirlerin en geç 21 Ekim 2024 tarihine kadar beyan edilmesi ve vergi beyannamesinin güncellenmesi istenmiştir. Bu tarih, gurbetçilere Türkiye'deki gelirlerini yasal bir çerçeveye oturtmaları için tanınan örnek bir son tarih olarak dikkat çekmektedir.

Banka hesaplarının bildirimi kapsamında şu detaylar paylaşılmaktadır:

  • Hesap sahibinin adı, soyadı ve adresi.
  • Vergi kimlik numarası ve doğum tarihi.
  • Hesap bakiyesi (yıl sonu itibarıyla).
  • Yıl içinde hesaba tahakkuk eden faiz, temettü veya diğer gelirlerin toplam tutarı.

Önemli Not: Gayrimenkullerin (tapu bilgileri) kendisi doğrudan bu otomatik paylaşım sistemine dahil değildir. Ancak, bu gayrimenkullerden elde edilen kira gelirleri bir banka hesabı üzerinden tahsil ediliyorsa, ilgili banka hesabındaki nakit akışı bildirim kapsamına girmektedir.

Bu bildirimlerin sonucunda, Almanya'da sosyal yardım alan gurbetçiler için durum daha da karmaşık bir hal alabilmektedir. Türkiye'de varlığı tespit edilen ancak beyan edilmeyen birikimler, sosyal yardımların kesilmesine, geçmişe dönük ödemelerin faiziyle geri istenmesine ve "sosyal dolandırıcılık" suçlamasıyla karşı karşıya kalınmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle, Türkiye'deki mali varlıkların şeffaf bir şekilde yönetilmesi ve gerekirse uzman hukukçular ile mali müşavirler aracılığıyla "etkin pişmanlık" veya "gönüllü beyan" (Selbstanzeige) yollarının değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Finansal şeffaflık dönemi, gurbetçilerin "Türkiye'deki varlığım burada bilinmez" algısını tamamen ortadan kaldırmıştır. Artık her iki ülkenin mali sistemleri birbiriyle entegre bir şekilde çalışmakta ve vergi kaçakçılığını önlemek adına en küçük finansal hareket dahi kayıt altına alınmaktadır.

Yurtdışı Borçlanması ve Emeklilik Şartları

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları ve Mavi Kart sahipleri için Türkiye’den emekli olabilmek, geleceğe yönelik en önemli güvencelerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu sürecin hukuki altyapısı, yurt dışında geçen sürelerin Türkiye’deki sosyal güvenlik sistemine entegre edilmesini sağlayan özel yasal düzenlemelerle şekillenmiştir. Gurbetçilerin emeklilik haklarını elde edebilmeleri için izlemeleri gereken yol haritası, hem borçlanma şartlarını hem de mali yükümlülükleri içeren karmaşık bir yapıya sahiptir.

3201 ve 5510 Sayılı Kanun Uygulamaları

Yurt dışı emeklilik sürecinin temel taşı, 3201 Sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’dur. Bu kanun, vatandaşlarımıza yurt dışında geçirdikleri sigortalılık sürelerini, bu süreler arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik sürelerini ve ev kadınlığı sürelerini borçlanma imkanı tanır.

Borçlanma hakkından yararlanabilmek için temel şartlar şunlardır:

  • Borçlanılacak sürelerde Türk vatandaşı olmak veya doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden (Mavi Kart sahibi) statüsünde bulunmak.
  • Yurt dışındaki süreleri ilgili ülkenin resmi kurumlarından alınan belgelerle tevsik etmek.
  • Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) yazılı başvuruda bulunmak.

Ancak dikkat edilmesi gereken kritik bir sınır mevcuttur; 18 yaşın doldurulmasından önce geçen süreler ile Türk vatandaşlığından çıkıldıktan sonra geçen dönemler borçlanma kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca, Türkiye’deki sigortalılık süreleriyle çakışan yurt dışı süreleri için de borçlanma yapılamaz.

Sürecin statü bazındaki en önemli dönüm noktası 1 Ağustos 2019 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu tarihten önce yapılan başvurularda, alacaklıların Türkiye'deki son sigortalılık statüsüne (SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı) göre işlem yapılırken; bu tarihten sonra yapılan tüm başvurular, talep tarihindeki statüye bakılmaksızın 5510 Sayılı Kanun’un 4/1-(b) (Bağ-Kur) kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilmektedir. Bu durum, özellikle emekli maaşı hesaplama parametrelerini ve emeklilik için gerekli olan prim gün sayısını doğrudan etkilemektedir.

2026 Yılı Ödeme Limitleri

Yurtdışı borçlanma tutarları, sabit bir rakam üzerinden değil, başvuru sahibinin beyan edeceği günlük kazanç tutarı üzerinden hesaplanmaktadır. Bu hesaplamanın yasal dayanağı 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 82. maddesidir. İlgili madde uyarınca, borçlanma tutarı, günlük prime esas kazanç alt ve üst sınırları arasında seçilecek tutarın belirli bir yüzdesi alınarak belirlenir.

2019 yılındaki yasal değişiklikle birlikte, yurt dışı borçlanma oranı %32’den %45 oranına yükseltilmiştir. Bu durum, gurbetçilerin ödeyeceği prim maliyetini artırmış olsa da emeklilik hakkının kazanılması noktasında hala en etkili yöntemdir.

2026 yılı için belirlenen mali veriler ışığında ödeme limitleri şu şekildedir:

  • Günlük Ödeme Alt Sınırı: 2026 yılı itibarıyla bir günlük borçlanma bedeli en az 495,45 TL olarak uygulanmaktadır.
  • Günlük Ödeme Üst Sınırı: Daha yüksek emekli maaşı almak isteyen vatandaşlar için belirlenen günlük tavan tutar ise 4.459,05 TL'dir.
  • Hesaplama Yöntemi: Toplam borç miktarı, borçlanılacak toplam gün sayısının, seçilen günlük kazanç tutarının %45’i ile çarpılması sonucu bulunur.

Borçlanma başvurusu kabul edilen ve tahakkuk cetveli oluşturulan vatandaşlar için en kritik aşama ödeme süresidir. SGK tarafından tebliğ edilen borçlanma tutarının, tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içinde tam olarak ödenmesi zorunludur. Bu 3 aylık yasal süre içinde ödenmeyen borçlanmalar geçersiz sayılır ve kişinin yeniden başvuru yapması gerekir; bu da yeni dönemdeki muhtemel zamlı tarifelerle karşılaşma riskini doğurur.

Sürecin tamamlanması için başvuru sahiplerinin Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerine, Sosyal Güvenlik Merkezlerine şahsen başvurması veya posta yoluyla/e-Devlet üzerinden işlemlerini yürütmesi mümkündür. Vefat eden sigortalıların Türk vatandaşı olan hak sahipleri de ölüm aylığı bağlanması şartlarını yerine getirmek adına bu borçlanma hakkından yararlanabilmektedir. Borçlandığı hizmetler dikkate alınarak henüz aylık bağlanmamış olanlar, ödedikleri tutarın tamamını faizsiz olarak geri alabilirler; ancak aylık bağlandıktan sonra bu haktan vazgeçilmesi mümkün değildir.

Torba Yasa Düzenlemeleri ve Borç Tasfiyesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan ve yasalaşma süreciyle birlikte milyonlarca vatandaşı yakından ilgilendiren 52 maddelik torba yasa teklifi, ekonomik hayatta nefes aldıracak köklü düzenlemeleri beraberinde getirmektedir. Bu düzenlemeler, özellikle dar gelirli vatandaşların icra yüklerini hafifletmeyi, gençlerin öğrenim kredisi borçlarındaki faiz yükünü kaldırmayı ve pandemi döneminden kalan idari para cezalarını tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Yurt dışında yaşayan gurbetçilerimiz için de Türkiye’deki mali yükümlülüklerin takibi ve bu aflardan yararlanma süreçleri, mülkiyet ve finansal planlama açısından kritik bir öneme sahiptir.

İcra Takiplerinin Silinmesi

Torba yasa kapsamında hayata geçirilen en dikkat çekici düzenlemelerden biri, küçük ölçekli icra takibi dosyalarının tasfiye edilmesidir. Yapılan düzenleme ile 2.000 TL ve altındaki icra takibi dosyaları tamamen silinmektedir. Bu hamle, yaklaşık 9 milyon icra dosyasını ve bu dosyalardan doğrudan etkilenen 5 milyon vatandaşı kapsamaktadır. Silinecek olan toplam borç miktarının 18 milyar TL’yi aşması, yargı sistemindeki iş yükünün azaltılması ve toplumsal refahın artırılması adına dev bir adım olarak nitelendirilmektedir.

Sadece kamuya olan borçlar değil, özel sektör kaynaklı borçlar için de önemli bir düzenleme getirilmiştir. Varlık yönetimi şirketlerine devredilmiş olan borçların 2.500 TL’ye kadar olan kısmı silinecek ve Hazine ve Maliye Bakanlığı bu tutarı iki katına kadar çıkarma yetkisine sahip olacaktır. Bu durum, özellikle uzun süredir devam eden ve asıl borcun çok üzerine çıkan faiz yükleri nedeniyle ödenemez hale gelen küçük meblağlı borçların temizlenmesini sağlayacaktır. Türkiye’de banka hesabı veya malvarlığı bulunan gurbetçiler, bu düzenleme sayesinde farkında olmadıkları veya geçmişten kalan küçük borçlar nedeniyle karşılaşabilecekleri haciz risklerinden kurtulmuş olacaklardır.

KYK ve Pandemi Cezaları

Gençlerin eğitim hayatı sonrasında karşılaştıkları en büyük mali yüklerden biri olan Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) borçları, torba yasa ile köklü bir değişime uğramaktadır. Düzenleme uyarınca, toplamda 27,6 milyar TL’lik faiz yükü tamamen kaldırılmaktadır. Bu kapsamda:

  • Öğrenim kredisi borçları sadece ana para üzerinden hesaplanacaktır.
  • Mezuniyet sonrası 5 yıllık süre zarfında ve askerlik süresince borca herhangi bir faiz işletilmeyecektir.
  • Öğrenciler borçlarını toplamda 3 kez erteleme hakkına sahip olacak; ancak ilave ertelemelerde yıllık %10’u geçmemek üzere TÜFE oranı uygulanacaktır.

Bir diğer önemli başlık ise pandemi dönemine ilişkin idari para cezalarıdır. 11 Mart 2020 tarihinden itibaren Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve Kabahatler Kanunu uyarınca, maske takma zorunluluğu veya sokağa çıkma yasağı ihlalleri nedeniyle kesilen cezalar için af getirilmiştir. Toplamda 2,7 milyar TL tutarındaki bu cezaların ödenmemiş olanları tamamen silinecek, henüz tebliğ edilmemiş olanların ise işlemleri durdurulacaktır. Ancak yasadaki açık hüküm gereği, tahsil edilmiş olan cezaların iadesi yapılmayacaktır.

Torba yasa sadece borç tasfiyesiyle sınırlı kalmayıp, ekonomik canlılığı destekleyecek yan düzenlemeleri de içermektedir. Finansal istikrarı korumak amacıyla Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasının süresi 31 Aralık 2023 tarihine kadar uzatılmış, yenilenebilir enerji kullanımını teşvik etmek adına kendi elektriğini üreten konutlarda vergi muafiyeti sınırı 24 kilovattan 50 kilovata yükseltilmiştir. Ayrıca, tıp ve diş hekimliği son sınıf öğrencilerine asgari ücret tutarında maaş ödenmesi ve çalışanlara sağlanan yemek/ısınma yardımlarına vergi muafiyeti getirilmesi gibi sosyal devlet ilkesini güçlendiren maddeler de yasada yer almaktadır.


Genel Değerlendirme ve Sonuç

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının Türkiye ile olan hukuki ve mali bağları, alacak tahsilinden emeklilik borçlanmasına, mali şeffaflıktan güncel yasal düzenlemelere kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Makalemiz boyunca incelediğimiz üzere, Türkiye’deki alacakların tahsilinde 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde hareket etmek ve gerektiğinde ihtiyati haciz gibi koruyucu tedbirleri kullanmak, hak kayıplarını önlemek adına hayati önem taşır. Avrupa Birliği sınırları içerisindeki alacaklar için ise 1896/2006 Sayılı Tüzük kapsamındaki Avrupa Ödeme Emri mekanizması, sınır ötesi tahsilatları hızlandıran modern bir araçtır.

Bununla birlikte, Türkiye ve Almanya arasındaki otomatik bilgi paylaşımı süreci, gurbetçilerin mali şeffaflık konusunda daha dikkatli olmalarını zorunlu kılmaktadır. Emeklilik planlaması yapan vatandaşlarımız için 3201 Sayılı Kanun kapsamındaki borçlanma hakları ve 2026 yılı için belirlenen 495,45 TL’lik günlük alt sınır gibi güncel veriler, geleceğe yönelik stratejik kararların temelini oluşturmaktadır. Son olarak, torba yasa ile getirilen icra ve ceza afları, Türkiye’deki mali sicilin temizlenmesi adına önemli bir fırsat sunmaktadır. Tüm bu süreçlerin karmaşıklığı göz önüne alındığında, gurbetçilerimizin Türkiye’deki haklarını korumak ve yasal yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmek için profesyonel hukuki danışmanlık almaları, karşılaşılabilecek riskleri minimize edecektir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.