Evlat Edinme Şartları ve Hukuki Sonuçları

Evlat Edinme Şartları ve Hukuki Sonuçları

Türkiye'de evlat edinme süreci, hem evlat edinen hem de evlat edinilen açısından sıkı hukuki şartlara bağlanmıştır. Türk Medeni Kanunu çerçevesinde şekillenen bu süreçte; yaş sınırları, evlilik süreleri ve çocuğun üstün yararı gibi kriterler titizlikle incelenir. Bu makalede, evlat edinme davası açma şartlarından uluslararası evlat edinme kurallarına, Yargıtay kararları ışığında dikkat edilmesi gereken tüm hukuki detayları bulabilirsiniz.

Küçüklerin Evlat Edinilmesinde Temel Şartlar ve Rıza

Türk hukuk sisteminde evlat edinme, sadece biyolojik bir eksikliği gidermek değil, temelde korunmaya muhtaç veya bir aile ortamına ihtiyaç duyan küçüğün "üstün yararını" korumak amacıyla tesis edilmiş hukuki bir kurumdur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), küçüklerin evlat edinilmesini çok sıkı maddi ve şekli şartlara bağlamıştır. Bu sürecin en kritik aşamasını, küçüğün gelecekteki refahını garanti altına almayı hedefleyen deneme süreci ve biyolojik bağların hukuken koparılmasına yönelik rıza mekanizması oluşturur.

Bakım ve Eğitim Şartı

Küçüklerin evlat edinilmesinde kanun koyucunun aradığı ilk ve en temel şart, evlat edinen ile evlatlık arasında fiili bir bağın kurulmuş olmasıdır. TMK m. 305 uyarınca, bir küçüğün evlat edinilebilmesi için, evlat edinen tarafından en az bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması zorunludur. Bu bir yıllık süre, alelade bir birliktelik değil; çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişiminin evlat edinecek kişi veya eşler tarafından üstlenildiği bir "deneme süreci" niteliğindedir.

Bu süreçte şu hususlar titizlikle incelenir:

  • Evlat edinenin çocuğa sunduğu şefkat ve ilginin düzeyi,
  • Çocuğun eğitim ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı,
  • Taraflar arasında bir ebeveyn-çocuk bağının oluşup oluşmadığı.

Bir yıllık bakım ve eğitim şartının yanı sıra, taraflar arasındaki yaş ilişkisi de kamu düzenini ilgilendiren bir diğer önemli kriterdir. TMK m. 308 gereğince, evlat edinen ile evlatlık arasında en az 18 yaş fark bulunması şarttır. Bu farkın temel amacı, evlat edinme kurumunun doğadaki ebeveyn-çocuk ilişkisini taklit etmesini sağlamak ve kuşaklar arası dengenin korunmasıdır. Örneğin, 1990 doğumlu bir kişinin, 2010 doğumlu bir çocuğu evlat edinmesi mümkünken; 2005 doğumlu bir çocuğu evlat edinmesi kanunen mümkün değildir. Ayrıca, ayırt etme gücüne sahip olan küçüğün de görüşü alınmalı ve rızası varsa bu durum mahkemece değerlendirilmelidir.

Biyolojik Ailenin Rızası

Evlat edinme işlemi, biyolojik aile ile çocuk arasındaki hukuki soybağını nihai olarak sona erdirdiği için biyolojik anne ve babanın rızası hayati bir önem taşır. TMK m. 309 uyarınca, evlat edinme kararı verilebilmesi için küçüğün ana ve babasının rızasının alınması kuraldır. Bu rıza, rastgele bir beyanla değil, küçüğün veya ana ve babanın oturduğu yerdeki mahkemede sözlü veya yazılı olarak tutanağa geçirilmek suretiyle resmiyet kazanır.

Kanun, biyolojik ailenin sağlıklı ve baskı altında kalmadan karar verebilmesi için belirli süreler öngörmüştür:

  • 6 Hafta Kuralı: Küçüğün doğumundan itibaren 6 hafta geçmeden biyolojik ailenin verdiği rıza hukuken geçerli kabul edilmez. Bu süre, annenin doğum sonrası psikolojik etkilerden arınması ve ailenin vereceği kararın sonuçlarını tartabilmesi için tanınmış bir "düşünme süresi"dir.
  • Vazgeçme Hakkı: Rıza, verildikten sonraki 6 hafta içinde aynı usulle geri alınabilir. Ancak geri alındıktan sonra tekrar rıza verilirse, bu ikinci rıza artık kesindir ve geri alınamaz.

Bununla birlikte, bazı istisnai durumlarda biyolojik ailenin rızası aranmayabilir. TMK m. 311 ve 312 maddeleri, çocuğun menfaatini korumak amacıyla rıza şartını devre dışı bırakan halleri düzenlemiştir. Bu durumlar şunlardır:

  • Ana ve babanın kim olduğunun bilinmemesi,
  • Ebeveynlerin uzun süredir nerede olduğunun tespit edilememesi,
  • Ana ve babanın ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunması,
  • Ana ve babanın küçüğe karşı özen yükümlülüğünü (bakım ve gözetim) yeterince yerine getirmemesi.

Özellikle çocuğun bir kuruma yerleştirilmesi veya terk edilmesi durumlarında, ebeveynlerin çocuğa karşı ilgisizliği sabit ise mahkeme rızanın aranmamasına karar verebilir. Ancak bu karar, çocuğun gelecekteki hukuki statüsünü doğrudan etkilediği için mahkemelerce çok detaylı bir sosyal inceleme raporu sonucunda verilmektedir. Unutulmamalıdır ki, rıza aranmaması kararı evlat edinme davası sırasında veya öncesinde bağımsız bir talep olarak da ileri sürülebilir.

Eşlerin ve Bekarların Evlat Edinme Koşulları

Türk hukuk sisteminde evlat edinme, sadece biyolojik bir bağın ötesinde, mahkeme kararıyla tesis edilen ve taraflar arasında tam bir soybağı kuran ciddi bir hukuki işlemdir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), bu sürecin hem çocuk hem de evlat edinenler açısından en sağlıklı şekilde yürütülmesi için belirli kriterler öngörmüştür. Bu kriterler, evlat edinecek kişilerin medeni durumuna göre iki ana başlıkta incelenmektedir: Eşlerin birlikte evlat edinmesi ve bekarların tek başına evlat edinmesi.

Birlikte Evlat Edinme

Türk Medeni Kanunu’nun temel prensibi, evli kişilerin çocukları birlikte evlat edinmesidir. TMK m. 306 uyarınca, eşlerin birlikte evlat edinebilmesi için belirli bir olgunluk ve istikrar seviyesine ulaşmış olmaları aranır. Kanun koyucu, çocuğun huzurlu ve kalıcı bir aile ortamında büyümesini sağlamak amacıyla şu şartlardan birinin gerçekleşmesini zorunlu kılmıştır:

  • Beş Yıllık Evlilik Süresi: Eşlerin en az beş yıldır evli olmaları gerekir. Bu süre, evliliğin sarsılmaz bir temele oturduğunun ve çocuğun aile içindeki sürekliliğinin korunacağının bir göstergesi olarak kabul edilir.
  • Otuz Yaş Sınırı: Eğer beş yıllık evlilik süresi henüz dolmamışsa, her iki eşin de otuz yaşını doldurmuş olması şartı aranır. Bu şart, evlat edinenlerin hem biyolojik hem de psikolojik olgunluğa erişmiş olmalarını hedefler.

Birlikte evlat edinme kuralının en önemli istisnası, eşlerden birinin diğerinin çocuğunu evlat edinmesi durumudur. Uygulamada "üvey çocuk evlat edinme" olarak bilinen bu durumda, şartlar daha esnek tutulmuştur. Bir eşin, diğer eşin biyolojik veya daha önce evlat edinmiş olduğu çocuğunu kendi nüfusuna alabilmesi için; en az iki yıldır evli olmaları veya evlat edinecek eşin otuz yaşını doldurmuş olması yeterlidir. Bu düzenleme, aile birliğinin güçlendirilmesini ve çocuğun halihazırda içinde bulunduğu aile yapısının hukuki statü kazanmasını amaçlar.

Eşlerin birlikte evlat edinmesi durumunda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, eşlerden birinin tek başına evlat edinme yoluna gitmesinin kural olarak engellenmiş olmasıdır. Ancak TMK m. 306/2 kapsamında; diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun olması, iki yılı aşkın süredir nerede olduğunun bilinmemesi veya mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süredir eşinden ayrı yaşıyor olması gibi istisnai ve zorunlu hallerde, evli bir kişi tek başına evlat edinme başvurusunda bulunabilir.

Tek Başına Evlat Edinme

Evli olmayan, yani bekar bireylerin evlat edinme hakkı TMK m. 307 maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Kanun, evli olmayan kişilerin de bir çocuğun bakım ve sorumluluğunu üstlenebileceğini kabul ederken, burada da "olgunluk" kriterini esas almıştır.

  • Otuz Yaş Şartı: Bekar bir kişinin evlat edinebilmesi için otuz yaşını doldurmuş olması zorunludur. Bekar bireylerde evlilik süresi gibi bir kriter söz konusu olamayacağı için, yaş sınırı mutlak bir koşul olarak uygulanır.
  • Birlikte Evlat Edinme Yasağı: Medeni Kanun’a göre, aralarında evlilik bağı bulunmayan iki kişinin (örneğin birlikte yaşayan ancak resmi nikahı olmayan çiftlerin) aynı çocuğu birlikte evlat edinmeleri mümkün değildir. Bu tür durumlarda ancak taraflardan biri tek başına evlat edinme başvurusunda bulunabilir.

Tek başına evlat edinme sürecinde de, tıpkı eşlerin başvurusunda olduğu gibi, evlat edinen ile evlatlık arasında en az 18 yaş farkı bulunması (TMK m. 308) ve küçüğün en az bir yıl süreyle evlat edinen tarafından bakılmış olması şartları aranmaya devam eder.

Evlat Edinmenin Hukuki Sonuçları ve Gizlilik

Evlat edinme işlemi tamamlanıp Aile Mahkemesi kararı kesinleştiğinde, taraflar arasında kan bağına dayalı soybağı ile aynı hukuki sonuçlar doğar. TMK m. 314 uyarınca, evlat edinilen çocuk, evlat edinenin soyadını alır ve onun yasal mirasçısı olur. Eğer evlat edinilen küçük ise ve ayırt etme gücüne sahip değilse, nüfus kaydında ana ve baba adı hanesine evlat edinenlerin isimleri yazılır.

Evlat edinme kurumunun en hassas noktalarından biri gizlilik esasıdır. Kanun, evlat edinme ile ilgili kayıtların, belgelerin ve bilgilerin mahkeme kararı veya evlat edinilenin rızası (reşit olduktan sonra) olmaksızın açıklanmasını yasaklamıştır. Nüfus kütüğüne yapılacak kayıtlar da bu gizliliği koruyacak şekilde düzenlenir. Bu durum, hem çocuğun psikolojik gelişimi hem de yeni kurulan aile bağlarının dış müdahalelerden korunması açısından hayati önem taşır.

Sonuç olarak, ister eşler birlikte ister bekar bireyler tek başına evlat edinsin, tüm süreçte mahkemenin ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı uzmanlarının önceliği "çocuğun üstün yararı" ilkesidir. Maddi imkanlar, sağlık durumu, eğitim düzeyi ve yaşam tarzı gibi unsurlar, çocuğun geleceği için en uygun ortamın sağlanıp sağlanamayacağı noktasında titizlikle analiz edilir.

Erginlerin Evlat Edinilmesi ve Cezai Müeyyideler

Türk hukuk sisteminde evlat edinme müessesesi yalnızca küçükler için değil, belirli şartların varlığı halinde erginler (reşit bireyler) veya kısıtlılar için de öngörülmüştür. Ancak erginlerin evlat edinilmesi, küçüklerin evlat edinilmesine kıyasla daha spesifik ve sınırlayıcı şartlara tabidir. Bu sürecin temel amacı, biyolojik bir bağ olmasa dahi taraflar arasında uzun süredir devam eden fiili ebeveyn-çocuk ilişkisini hukuki bir zemine oturtmaktır. Kanun koyucu, bu ilişkinin tesis edilmesinde hem tarafların rızasını hem de evlat edinenin varsa öz çocuklarının (altsoyunun) haklarını koruma altına almıştır.

Özel Koşullar

Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 313. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Küçüklerin evlat edinilmesinde "küçüğün üstün yararı" ilkesi ön plandayken, erginlerde daha çok "ailevi dayanışma" ve "fiili birlikteliğin tescili" amacı güdülür. TMK m. 313 uyarınca, ergin bir kişinin evlat edinilebilmesi için aşağıdaki özel koşullardan en az birinin gerçekleşmiş olması zorunludur:

  • Bedensel veya Zihinsel Engel Halinde Bakım: Evlat edinilecek kişinin bedensel veya zihinsel bir engeli nedeniyle sürekli olarak yardıma muhtaç olması ve evlat edinen tarafından en az beş yıl süreyle bakılmış olması gerekir.
  • Küçükken Bakılmış ve Eğitilmiş Olma: Evlat edinilecek kişinin, henüz ergin olmadan önce evlat edinen tarafından en az beş yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması şarttır. Bu hüküm, genellikle çocukluk döneminde başlayan ancak hukuki süreci tamamlanmamış ailevi bağların resmileştirilmesine olanak tanır.
  • Diğer Haklı Sebepler ve Aile Halinde Yaşama: Maddenin son bendinde yer alan "diğer haklı sebeplerle en az beş yıldan beri aile halinde birlikte yaşanmakta olması" kriteri, mahkemeye geniş bir takdir yetkisi tanır. Burada taraflar arasındaki manevi bağın derinliği ve sosyal kabul görmüş bir aile ilişkisinin varlığı araştırılır.

Erginlerin evlat edinilmesinde en kritik ve dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de altsoyun açık muvafakatidir. TMK m. 313 uyarınca, evlat edinenin varsa kendi çocuklarının (altsoyunun) bu işleme açıkça rıza göstermesi gerekir. Bu şartın temel dayanağı, miras haklarının korunması ve aile içindeki huzurun bozulmamasıdır. Zira evlatlık ilişkisi kurulduğunda, evlat edinilen kişi evlat edinenin yasal mirasçısı haline gelir ve bu durum mevcut çocukların miras paylarını doğrudan etkiler.

Sürecin usulü yönünden TMK m. 315 uyarınca yetkili mahkeme, evlat edinenin ikametgahındaki Aile Mahkemesi'dir. Mahkeme, evlat edinme kararını vermeden önce kapsamlı bir araştırma yapar. Bu araştırmada, evlat edinenin ve evlat edinilenin kişilikleri, sağlık durumları, karşılıklı ilişkileri ve evlat edinme nedenleri titizlikle incelenir. Ayrıca, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu kapsamında adayların sabıka kayıtları incelenerek, kamu güvenliği ve ahlakı açısından bir engel olup olmadığı denetlenir.

Soybağının Korunması

Hukuk düzenimiz, bireylerin soybağının doğru bir şekilde tutulmasını kamu düzeninin bir parçası olarak kabul eder. Bu nedenle, mahkeme kararı olmaksızın soybağının değiştirilmesi veya gizlenmesi ağır yaptırımlara bağlanmıştır. Evlat edinme süreci, ancak yargı denetimi ve kesinleşmiş mahkeme kararı ile tamamlanabilir. Bu yasal yolun dışına çıkılarak yapılan işlemler, Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil eder.

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 231. maddesi, "Bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmünü amirdir. Bu madde, özellikle halk arasında "gayriresmi evlat edinme" olarak bilinen, bir başkasının çocuğunu kendi nüfusuna doğrudan yazdırma veya doğum kayıtlarında sahtecilik yapma fiillerini engellemeyi amaçlar. Soybağının korunması ilkesi gereği;

  • Mahkeme kararı olmaksızın bir çocuğun biyolojik anne ve babası dışındaki kişilerin üzerine kaydedilmesi,
  • Nüfus kütüğünde gerçeğe aykırı beyanlarda bulunulması,
  • Çocuğun kimliğinin gizlenerek başka bir aileye verilmesi,

hukuken geçersiz olduğu gibi hapis cezası ile sonuçlanan bir suçtur. Evlat edinme kurumu, bu tür usulsüzlüklerin önüne geçmek için yasal ve güvenli tek yoldur. TMK m. 314 uyarınca, evlat edinme kararı kesinleştiğinde bu durum her iki nüfus kütüğüne de işlenir. Erginlerin evlat edinilmesinde de bu kayıt süreci titizlikle yürütülür; ancak küçüklerden farklı olarak, ergin kişi dilerse evlat edinenin soyadını alabilir veya kendi soyadını koruyabilir.

Sonuç olarak, erginlerin evlat edinilmesi hem duygusal bir bağın tescili hem de karmaşık bir hukuki süreçtir. Kanun, bu sürecin miras kaçırma veya kötü niyetli amaçlarla kullanılmasını engellemek için beş yıllık bakım şartı ve altsoy rızası gibi bariyerler koymuştur. Tüm bu süreçlerin yasalara uygun yürütülmesi, hem tarafların huzuru hem de TCK m. 231 kapsamındaki cezai yaptırımlarla karşılaşılmaması adına hayati önem taşımaktadır.

Uluslararası Evlat Edinme ve Yargıtay İçtihatları

Evlat edinme süreci, sınırların ötesine geçtiğinde ve taraflardan birinin yabancı uyruklu olması durumunda, süreç sadece Türk Medeni Kanunu ile sınırlı kalmamakta; uluslararası sözleşmeler ve milletlerarası özel hukuk kuralları devreye girmektedir. Yabancı unsurlu evlat edinme işlemleri, hem evlat edinenin hem de evlat edinilenin haklarını korumak adına oldukça sıkı usul kurallarına tabidir.

Yabancı Unsurlu Dosyalar

Türkiye’de yabancı unsurlu bir evlat edinme söz konusu olduğunda, uygulanacak temel kanun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) hükümleridir. Bu kanunun 18. maddesi, evlat edinme ehliyeti ve şartlarının taraflardan her birinin evlat edinme anındaki milli hukukuna tabi olduğunu açıkça belirtmektedir. Bu durum, bir Türk vatandaşının yabancı bir çocuğu evlat edinmek istemesi veya bir yabancının Türkiye’de evlat edinme işlemi gerçekleştirmesi halinde, her iki tarafın kendi ülkesinin kanunlarındaki şartları da yerine getirmesi gerektiği anlamına gelir.

Özellikle ülkelerarası çocuk naklinin ve evlat edinmenin suistimal edilmesini önlemek amacıyla Türkiye, 29 Mayıs 1993 tarihli Lahey Ülkelerarası Evlat Edinme Sözleşmesi’ne taraftır. Bu sözleşme, çocukların üstün yararını gözeterek, uluslararası evlat edinme işlemlerinde aracılık faaliyetlerinin nasıl yürütüleceğini ve merkezi makamlar (Türkiye’de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı) arasındaki koordinasyonu düzenler. Sözleşme uyarınca, bir çocuğun başka bir ülkeye evlatlık olarak gönderilebilmesi için öncelikle kendi ülkesinde uygun bir ailenin bulunamamış olması ve evlat edinmenin çocuk için en iyi seçenek olduğunun saptanması gerekir.

Usul Hukuku Kuralları

Uluslararası evlat edinme davalarında usul hukuku, davanın esası kadar kritiktir. MÖHUK m. 2 uyarınca, hakim yabancı hukuku resen (kendiliğinden) uygulamakla yükümlüdür. Eğer davanın taraflarından biri yabancı uyruklu ise hakim, o kişinin milli hukukundaki evlat edinme şartlarını araştırmak ve dosyaya kazandırmak zorundadır. Bu noktada Yargıtay, eksik inceleme ile verilen kararları bozma eğilimindedir.

Özellikle erginlerin evlat edinilmesinde yabancı hukukun araştırılması hayati önem taşır. Konuyla ilgili Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 21.05.2024 tarihli, 2023/7857 Esas ve 2024/3657 Karar sayılı ilamı bu duruma emsal teşkil etmektedir:

"5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 'Evlât edinme' başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, evlat edinme ehliyeti ve şartları taraflardan her birinin evlat edinme anındaki milli hukukuna tabidir. … MÖHUK'un 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca, hakimin yabancı hukuku resen uygulaması ve içeriğinin tespiti için taraflardan yardım isteyebileceği gibi kendisinin de araştırma yapması gerektiği … somut olayda mahkemenin, evlat edinilmek istenen Rus vatandaşının milli hukukundaki evlat edinme hükümlerini ve Türkçe tercümelerini dosyaya getirtmeden, eksik inceleme ile karar verdiği saptanmıştır."

Bu karar, yabancı uyruklu bir kişinin evlat edinilmesi sürecinde sadece Türk Medeni Kanunu'ndaki (örneğin 5 yıllık bakım şartı gibi) kriterlerin değil, kişinin kendi milli hukukundaki şartların da mahkemece titizlikle incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Ayrıca, evlat edinme davalarının temyiz incelemesi noktasında da görev ayrımı netleşmiştir. Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun iş bölümü kararları uyarınca, evlat edinme istemine ilişkin davaların temyiz inceleme görevi Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’ne verilmiştir. Mahkemelerin, evlat edinenin ekonomik durumu, sağlığı ve eğitme yeteneği gibi sosyal inceleme raporlarını eksiksiz hazırlatması, usul hukuku açısından davanın başarısı için zorunludur.

Sonuç olarak evlat edinme, kan bağına dayanmayan ancak mahkeme kararıyla kurulan ve en az kan bağı kadar güçlü hukuki sonuçlar doğuran bir soybağı ilişkisidir. İster küçüklerin ister erginlerin evlat edinilmesi olsun, süreç boyunca TMK m. 305-320 arasındaki maddi hukuk kuralları, TCK m. 231 kapsamındaki cezai müeyyideler ve yabancı unsurlu dosyalarda MÖHUK hükümleri bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Çocuğun üstün yararının korunması ve soybağının gizliliği ilkesi, bu hukuki müessesenin temel taşlarını oluşturmaktadır. Evlat edinme kararı kesinleştiğinde, evlatlık evlat edinenin mirasçısı olur ve aile kütüğüne bu yeni hukuki statü işlenerek süreç tamamlanır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.