Evlilik Dışı Birliktelikte Mal Paylaşımı ve Alacak Hakları

Evlilik Dışı Birliktelikte Mal Paylaşımı ve Alacak Hakları

Evlilik dışı birlikteliklerde veya boşanma aşamasında mal paylaşımı süreci, eşlerin ve partnerlerin en çok hukuki uyuşmazlık yaşadığı alanlardan biridir. Türk Medeni Kanunu'nun güncel hükümleri ve Yargıtay'ın emsal kararları ışığında; hangi malların kişisel, hangilerinin edinilmiş mal sayılacağı, borçlardan sorumluluk esasları ve tazminat haklarına dair bilmeniz gereken tüm detayları bu kapsamlı rehberde bir araya getirdik.

Evlilik Dışı Birlikteliklerde Borç Sorumluluğu ve Şahsi Malvarlığı

Türk hukuk sisteminde evlilik birliği, eşlere hem haklar hem de belirli yükümlülükler yükleyen yasal bir statüdür. Ancak günümüz sosyo-ekonomik yapısında, eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken üçüncü kişilerle kurduğu "evlilik dışı ilişkiler" ve bu süreçte doğan mali yükümlülükler, boşanma ve mal paylaşımı davalarının en karmaşık konularından birini oluşturmaktadır. Bu noktada temel soru, bir eşin evlilik dışı ilişkisi kapsamında girdiği borçların veya yaptığı harcamaların diğer eşi bağlayıp bağlamayacağıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK) bu konuda oldukça net sınırlara sahiptir.

Borçların Şahsiliği İlkesi

Evlilik birliği içerisinde mali sorumlulukların sınırlarını belirleyen en temel düzenleme TMK m. 206 hükmüdür. Bu madde uyarınca, genel kural olarak her eş, kendi kişisel borçlarından dolayı yalnızca kendi malvarlığıyla sorumludur. Bu durum, "Borçların Şahsiliği İlkesi" olarak adlandırılır. Evlilik dışı bir ilişki yaşayan eşin, bu ilişkiyi sürdürmek amacıyla yaptığı harcamalar, aldığı hediyeler, yaptığı para transferleri veya üçüncü kişilerle girdiği finansal taahhütler hukuken şahsi borç niteliği taşır.

Şahsi borç niteliğindeki bu kalemler, ailenin ortak ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olmadığı için diğer eşin bu borçlardan sorumlu tutulması mümkün değildir. Örneğin, bir eşin evlilik dışı ilişkisi için kiraladığı bir evin kirası, partnerine aldığı değerli takılar veya bu kişi adına çektiği krediler, evlilik birliğinin ekonomik sınırları dışında kalır. Alacaklı olan üçüncü kişiler, bu borçların tahsili için yalnızca borçlu olan eşin kişisel mallarına veya mal paylaşımı sonucunda ona düşecek olan paya başvurabilirler; masum eşin malvarlığına haciz veya icra işlemi uygulanamaz.

Boşanma davası sürecinde bu tür harcamaların tespiti büyük önem arz eder. Mahkeme nezdinde bu borçların şahsi olduğunun kanıtlanması için şu somut delillerden yararlanılır:

  • Banka kayıtları ve dekontlar: Yapılan para transferlerinin miktarı, zamanı ve alıcısı.
  • Kredi kartı ekstreleri: Otel konaklamaları, lüks harcamalar veya mücevherat alımları.
  • İletişim kayıtları: Borcun veya harcamanın evlilik dışı ilişkiyle olan bağını kanıtlayan mesajlar veya e-postalar.
  • Tanık beyanları: Harcamaların ailenin refahı için değil, sadakatsizlik eylemi kapsamında yapıldığını doğrulayan ifadeler.

İstisnai Sorumluluk Halleri

Her ne kadar borçların şahsiliği esas olsa da, bazı istisnai durumlarda sorumluluk paylaşımı veya mal rejiminin tasfiyesi aşamasında farklı hesaplamalar gündeme gelebilir. Normal şartlarda eşler, ailenin sürekli ihtiyaçları için (TMK m. 188) müteselsil sorumlu olsalar da, evlilik dışı bir ilişki için yapılan harcamalar bu kapsama asla girmez. Ancak, eğer eşlerden biri bu borcun oluşumuna bilerek rıza göstermişse veya borç kağıt üzerinde "ailenin ihtiyacı" gibi gösterilmişse, ispat yükü yer değiştirir.

Evlilik dışı ilişkinin mali boyutu, boşanma davasında sadece borç sorumluluğu üzerinden değil, aynı zamanda kusur ve tazminat üzerinden de değerlendirilir. Türk Medeni Kanunu çerçevesinde evlilik dışı ilişki (sadakatsizlik), ağır bir kusur sebebidir. Bu durum, mağdur eş lehine şu hakları doğurur:

  1. Maddi ve Manevi Tazminat: Evlilik dışı ilişki nedeniyle aile birliğinin sarsılması, mağdur eşin kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Bu nedenle mahkeme, mağdur eş lehine ciddi miktarlarda manevi tazminata hükmedebilir. Eğer ortak malvarlığı veya aile birikimleri bu ilişki sebebiyle zarara uğratılmışsa, maddi tazminat talebi de gündeme gelir.
  2. Mal Kaçırma ve Eklenecek Değerler (TMK m. 229): Eğer bir eş, evlilik dışı partnerine malvarlığından karşılıksız kazandırmalar yapmışsa (örneğin ona bir ev veya araç almışsa), bu durum "diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devir" olarak kabul edilebilir. Bu durumda, söz konusu değerler mal paylaşımı hesabında sanki hala mevcutmuş gibi "eklenecek değer" olarak hesaplamaya dahil edilir.
  3. Zina Sebebiyle Pay Oranının Azaltılması: Eğer boşanma davası "zina" (TMK m. 161) özel sebebine dayalı olarak açılmış ve kanıtlanmışsa, hakim TMK m. 236/2 uyarınca kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verebilir.

Sonuç olarak, evlilik dışı borçlar ve alacaklar, hukuki açıdan evlilik birliğinin "yabancı" unsurlarıdır. Mağdur eşin, diğer eşin sadakatsizlik temelli mali yükümlülüklerinden korunması için profesyonel bir hukuki süreç yönetimi şarttır. Banka hareketlerinin geriye dönük incelenmesi ve bu harcamaların evlilik birliği dışındaki amaçlarla yapıldığının ispatlanması, hem borçtan kurtulma hem de tazminat haklarının kazanılması açısından kritik bir eşiktir.

Yasal Mal Rejimleri ve Edinilmiş Malların Kapsamı

Türkiye’de eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi süreci, aile hukukunun en teknik ve detaylı konularından biridir. Boşanma davasının kesinleşmesiyle birlikte gündeme gelen mal paylaşımı, eşlerin evlilik birliği süresince ortaya koydukları emeğin ve edindikleri varlıkların adil bir şekilde bölüştürülmesini hedefler. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için öncelikle hangi mal rejimine tabi olunduğunun ve hangi varlıkların paylaşım dışı bırakılacağının netleştirilmesi gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu (TMK), bu konuda belirli tarihler ve kategoriler üzerinden keskin sınırlar çizmiştir.

01.01.2002 Öncesi ve Sonrası Dönem

Türk Medeni Kanunu’nda yapılan köklü değişiklikler, mal paylaşımı hukukunda bir milat oluşturmuştur. Bu noktada 01.01.2002 tarihi, mal rejiminin türünü ve paylaşım esaslarını belirleyen en kritik veridir. Bu tarihten önce ve sonra yapılan evliliklerde veya edinilen mallarda uygulanacak kurallar farklılık göstermektedir:

  • 01.01.2002 Öncesi Dönem (Mal Ayrılığı Rejimi): Bu tarihten önce yürürlükte olan eski Medeni Kanun uyarınca, eşler arasında aksine bir sözleşme yapılmadığı sürece "mal ayrılığı rejimi" geçerliydi. Bu rejimde, evlilik birliği içinde alınan bir mal, tapu veya fatura kimin adına kayıtlıysa o eşin mülkiyetinde kalmaktaydı. Diğer eşin bu mal üzerinde hak iddia edebilmesi için, o malın alınmasına somut bir maddi katkıda bulunduğunu (katkı payı alacağı) ispatlaması zorunluydu.
  • 01.01.2002 Sonrası Dönem (Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi): Yeni Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, yasal mal rejimi olarak "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" kabul edilmiştir. Bu sistemde, eşlerin evlilik birliği içinde emek vererek elde ettikleri tüm varlıklar, boşanma durumunda kural olarak yarı yarıya paylaşılır. Bu rejim, ev hanımı olan veya maddi kazancı daha düşük olan eşin, evlilik birliğine sunduğu emeğin (ev işleri, çocuk bakımı vb.) ekonomik bir değer olarak tanınmasını sağlar.

Eğer eşler 2002 yılından önce evlenmiş ve 2002 yılından sonra da evliliklerini sürdürmüşlerse; 2002 öncesi edinilen mallar için mal ayrılığı, 2002 sonrası edinilen mallar için ise edinilmiş mallara katılma rejimi hükümleri uygulanır. Bu durum, tasfiye sürecinde uzmanlık gerektiren karmaşık hesaplamaları beraberinde getirmektedir.

Kişisel ve Edinilmiş Mal Ayrımı

Mal paylaşımı davasında mahkemenin yapacağı ilk iş, tarafların sahip olduğu varlıkları "kişisel mal" ve "edinilmiş mal" olarak iki ana gruba ayırmaktır. Bu ayrım, hangi malların paylaşıma dahil edileceğini, hangilerinin ise tamamen sahibi olan eşte kalacağını belirler.

Edinilmiş Mallar (TMK m. 219): Her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. TMK m. 219 uyarınca özellikle şunlar edinilmiş mal sayılır:

  • Çalışmanın karşılığı olan edinimler (maaş, prim, yevmiye vb.),
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının yaptığı ödemeler (emekli ikramiyesi, maluliyet maaşı vb.),
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
  • Kişisel malların gelirleri (örneğin; evlilik öncesi sahip olunan bir dairenin evlilik süresince elde edilen kira geliri veya kişisel bir paranın faizi),
  • Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Kişisel Mallar (TMK m. 220): Kanun gereği paylaşım dışı tutulan ve diğer eşin üzerinde hiçbir hak iddia edemeyeceği varlıklardır. TMK m. 220 kapsamında şunlar kişisel mal kabul edilir:

  • Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyalar (kıyafetler, hobi aletleri vb.),
  • Mal rejiminin başlangıcında (evlilik öncesinde) eşlerden birine ait olan varlıklar,
  • Miras yoluyla geçen veya karşılıksız kazandırma (bağış, hibe) yoluyla elde edilen değerler,
  • Manevi tazminat alacakları,
  • Kişisel mallar yerine geçen değerler (örneğin; miras kalan bir evin satılıp yerine başka bir ev alınması durumunda yeni ev de kişisel mal sayılır).

Bu noktada ispat yükü büyük önem taşır. Bir malın kişisel mal olduğunu iddia eden eş, bu iddiasını somut delillerle kanıtlamak zorundadır. Yargıtay’ın bu konudaki yerleşik içtihadı, evlilik birliği içindeki kazanımların korunması yönündedir:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/686 sayılı kararı uyarınca; evlilik birliği içinde edinilen malların, aksine bir ispat sunulmadığı müddetçe "edinilmiş mal" sayılacağı ve artık değere katılma alacağına konu edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Bu karar, mal rejiminin tasfiyesinde temel bir karine teşkil eder. Yani, evlilik sürerken alınan bir taşınmazın veya aracın kişisel mal (örneğin babadan kalan parayla alındığı) olduğu ispatlanamadığı sürece, mahkeme o malı edinilmiş mal kabul ederek %50 paylaşım esasına göre işlem yapacaktır. Bu nedenle, mal paylaşımı davalarında banka kayıtları, veraset ilamları ve dekontlar gibi belgelerin titizlikle sunulması, hak kayıplarının önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir.

Mal Paylaşımı Davalarında Alacak Türleri ve Hesaplama Yöntemleri

Boşanma sonrası mal rejiminin tasfiyesi süreci, yalnızca varlıkların ikiye bölünmesi işlemi değildir. Türk Medeni Kanunu (TMK) çerçevesinde, eşlerin evlilik birliği süresince ortaya koydukları emeğin, yaptıkları yatırımların ve kullandıkları kredilerin hukuki niteliklerine göre farklı alacak türleri gündeme gelmektedir. Bu süreçte hak kaybına uğramamak için katılma alacağı, değer artış payı alacağı ve denkleştirme gibi teknik kavramların doğru analiz edilmesi hayati önem taşır.

Katılma Alacağı

Edinilmiş mallara katılma rejiminin temelini oluşturan katılma alacağı, eşlerden birinin diğerinin edindiği mallar üzerindeki yasal hakkını ifade eder. Bu alacak türü, eşin malın edinilmesine doğrudan bir katkı sunup sunmadığına bakılmaksızın kanundan doğan bir haktır.

TMK m. 231 ve 236 hükümleri, bu alacağın yasal dayanağını oluşturur. Kanuna göre; her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur. Artık değer ise, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malların toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.

  • Hesaplama Yöntemi: Tasfiye sürecinde öncelikle eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları birbirinden ayrılır. Ardından, edinilmiş malların tasfiye anındaki (karar tarihine en yakın) sürüm değerleri belirlenir. Bu değerden, söz konusu mala ilişkin borçlar ve varsa denkleştirme miktarları düşülür. Kalan miktar "artık değer" olarak kabul edilir ve bu değerin yarısı diğer eşin katılma alacağını oluşturur.
  • Yasal Karine: TMK m. 222 uyarınca, belirli bir malın bir eşe ait olduğunu iddia eden taraf, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Aksi takdirde, aidiyeti ispat edilemeyen tüm mallar edinilmiş mal sayılır ve katılma alacağına konu edilir.

Değer Artış Payı

Katılma alacağından farklı olarak değer artış payı alacağı, bir eşin diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunması durumunda ortaya çıkar.

TMK m. 227 uyarınca düzenlenen bu alacak türünde, katkıda bulunan eş, tasfiye sırasında o malda meydana gelen değer artışı oranında hak talep edebilir. Örneğin; bir eşin evlilik öncesi sahip olduğu (kişisel malı olan) bir evin tadilat masraflarını diğer eşin kendi birikimiyle karşılaması veya miras kalan bir arsanın üzerine bina yapılmasına mali destek vermesi bu kapsamdadır.

  • Hesaplama Esasları: Değer artış payı hesaplanırken, katkının yapıldığı tarihteki değer ile tasfiye tarihindeki değer arasındaki oran dikkate alınır. Eğer malın değeri azalmışsa, başlangıçtaki katkı miktarı esas alınır. Ancak malın elden çıkarılmış olması durumunda, hakim hakkaniyete uygun bir tazminata hükmeder.
  • İspat Yükü: Katılma alacağının aksine, değer artış payı alacağında davacı eşin, söz konusu mala somut bir katkı sunduğunu (banka dekontu, fatura, tanık beyanı vb.) ispat etmesi şarttır.

Krediyle Alınan Taşınmazlar

Günümüzde evlilik birliği içinde edinilen taşınmazların büyük bir kısmı banka kredileriyle finanse edilmektedir. Bu durum, mal paylaşımı davalarında en karmaşık hesaplama süreçlerinden birini doğurur. Taşınmazın edinme tarihi, kredinin ne kadarının evlilik birliği içinde, ne kadarının boşanma davasından sonra ödendiği hesaplamanın kaderini belirler.

Yargıtay, krediyle alınan malların tasfiyesinde belirli bir matematiksel formülün uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Bu konuda yol gösterici olan emsal nitelikteki karar şöyledir:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2016/14898 sayılı kararı uyarınca, kredi ödemelerinin mal rejiminin devam ettiği ve sona erdiği dönemlere oranlanması, ödenmemiş borçların taşınmazın karar tarihine en yakın sürüm değerinden düşülmesi ve uzman bilirkişi raporuyla hesaplama yapılması gerekir.

Bu ilke doğrultusunda hesaplama şu aşamalardan geçer:

  1. Ödeme Oranlarının Belirlenmesi: Evlilik öncesi yapılan peşinat ödemesi ve evlilik öncesi/sonrası ödenen kredi taksitleri "kişisel mal" kabul edilirken; evlilik birliği içinde (01.01.2002 sonrası) ödenen taksitler "edinilmiş mal" sayılır.
  2. Bakiye Borcun Düşülmesi: Tasfiye tarihinde henüz ödenmemiş olan kredi borcu, taşınmazın güncel değerinden mahsup edilir.
  3. Katılma Alacağı Oranı: Toplam ödeme içinde edinilmiş mal grubuna giren taksitlerin oranı bulunur ve bu oran taşınmazın net değerine uygulanarak eşin alacağı belirlenir.

Denkleştirme İşlemi (TMK m. 230)

Hesaplamalar yapılırken gözden kaçırılmaması gereken bir diğer önemli husus da denkleştirme işlemidir. TMK m. 230 uyarınca; bir eşin kişisel mallarına ilişkin borçları edinilmiş mallardan ödenmişse veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından karşılanmışsa, tasfiye sırasında bir denkleştirme yapılması zorunludur.

Örneğin; eşlerden birinin evlilik öncesi aldığı aracın kredisinin evlilik içindeki maaşıyla (edinilmiş malıyla) ödenmesi durumunda, edinilmiş mal grubundan kişisel mal grubuna bir kayma yaşanmıştır. Tasfiye anında bu miktarın edinilmiş mallara iade edilmesi gerekir ki "artık değer" doğru hesaplanabilsin. Bu işlem, mal rejiminin hakkaniyetli bir şekilde sonlandırılmasını sağlayan en kritik denge mekanizmalarından biridir.

Özel Boşanma Sebeplerinin Mal Paylaşımına Etkisi ve Usul Kuralları

Türk hukuk sisteminde mal rejiminin tasfiyesi, kural olarak eşlerin kusur oranlarından bağımsız bir şekilde gerçekleştirilir. Ancak kanun koyucu, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan bazı ağır kusur hallerini bu genel kuralın dışında tutmuştur. Özellikle zina ve hayata kast gibi durumlar, mülkiyet hakkı ile adalet duygusu arasındaki dengenin yeniden kurulmasını gerektirir. Bu bölümde, söz konusu özel boşanma sebeplerinin mal paylaşımına etkileri, zamanaşımı süreleri ve yargılama usulüne ilişkin kritik detaylar incelenmektedir.

Zina ve Hayata Kast

Boşanma davalarında mal paylaşımı süreci genellikle "edinilmiş mallara katılma rejimi" üzerinden yürütülür ve kural olarak her eş, diğer eşin edindiği malların "artık değeri" üzerinde yarı oranında hak sahibidir. Ancak Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 236/2 hükmü, bu genel kurala çok önemli bir istisna getirmektedir. İlgili maddeye göre; zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya bu payın tamamen kaldırılmasına karar verebilir.

Bu hükmün uygulanabilmesi için boşanma davasının mutlaka zina (TMK m. 161) veya hayata kast (TMK m. 162) özel sebeplerine dayalı olarak açılmış ve bu sebeplerle sonuçlanmış olması gerekir. Yargıtay uygulamalarında da vurgulandığı üzere, sadece "evlilik birliğinin sarsılması" (genel sebep) nedeniyle açılan davalarda, dosya içerisinde sadakatsizlik vakıaları ispatlanmış olsa dahi TMK m. 236/2 hükmü uygulanarak pay oranında indirime gidilemez. Hakimin bu noktadaki takdir yetkisi, mağdur eşin ekonomik geleceğini korumayı ve ağır kusurlu eşin evlilik birliğinden haksız bir kazanç elde etmesini engellemeyi amaçlar. Payın azaltılması veya kaldırılması kararı, sadece zina yapan veya hayata kast eden eşin, diğer eşin edinilmiş malları üzerindeki "katılma alacağı" hakkını etkiler; kusurlu eşin kendi kişisel malları veya kendi edindiği mallar üzerindeki mülkiyet hakkına dokunmaz.

Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme

Mal rejiminin tasfiyesi davaları, boşanma davası ile birlikte açılabileceği gibi boşanma davası sonuçlandıktan sonra da açılabilir. Ancak usul ekonomisi ve yargılamanın hızı açısından bu iki davanın ayrılması esastır. 4787 Sayılı Kanun m. 4 uyarınca, mal paylaşımı ve aile hukukundan doğan tüm alacak davalarında Aile Mahkemeleri görevlidir. Aile Mahkemesi'nin bulunmadığı yerlerde ise bu davalar, Asliye Hukuk Mahkemeleri tarafından Aile Mahkemesi sıfatıyla görülür.

Mal paylaşımı davası açmak için kanunda öngörülen zamanaşımı süresi 10 yıldır. Bu süre, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Eğer boşanma yabancı bir mahkemede gerçekleşmişse, zamanaşımı süresi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar (Yargıtay HGK E. 2022/2-1205).

Yargılama sürecinde dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus, mal kaçırma girişimleridir. TMK m. 229 uyarınca, eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde, diğer eşin rızası olmadan yaptığı karşılıksız kazandırmalar veya mal rejimini azaltmak kastıyla yaptığı devirler, tasfiye sırasında "eklenecek değer" olarak hesaba katılır. Bu sayede, kağıt üzerinde elden çıkarılmış görünen mallar sanki hala mevcutmuş gibi hesaplamaya dahil edilerek mağdur eşin hakkı korunur.

Son olarak, anlaşmalı boşanma protokollerinin mal paylaşımı üzerindeki etkisi kritik bir öneme sahiptir. Yargıtay 2. HD 2022/263 sayılı kararı uyarınca, boşanma protokolünde mal paylaşımına dair açıkça bir feragat beyanı bulunmadıkça, boşanmadan sonra mal paylaşımı davası açma hakkı devam eder. Protokolde yer alan "tarafların birbirlerinden mal talebi yoktur" şeklindeki genel ifadeler, somut bir tasfiye anlaşması veya açık feragat içermediği sürece, sonradan açılacak bir katılma alacağı davasına engel teşkil etmez.

Özetle; evlilik birliği içerisinde edinilen varlıkların paylaşımı, sadece matematiksel bir hesaplama değil, aynı zamanda evlilik birliğinin sona erme şekline ve tarafların dürüstlük kuralına uygun hareket edip etmediklerine bağlı hukuki bir süreçtir. Zina ve hayata kast gibi ağır kusur hallerinde kanun, mağdur eşi koruyucu mekanizmalar sunarken; mal kaçırma ve usul hatalarına karşı da TMK ve Yargıtay içtihatları ile sıkı denetim yolları öngörmüştür. Mal rejiminin tasfiyesi sürecinde 10 yıllık zamanaşımı süresini geçirmemek ve hak kayıplarını önlemek adına profesyonel bir hukuki destek almak, stratejik bir öneme sahiptir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.