
Geçersiz Evliliğin Butlanı ve Hukuki Sonuçları
Evliliğin iptali davası, geçerli bir evliliği sonlandıran boşanma davasından farklı olarak, evlilik akdindeki temel sakatlıkları hedef alır. Türk Medeni Kanunu'na göre mutlak ve nispi butlan olarak ikiye ayrılan bu süreçte, hangi durumlarda savcılığın dava açabileceği, hangi hallerde hak düşürücü sürelerin işleyeceği ve Yargıtay'ın güncel içtihatları büyük önem taşır. İşte geçersiz evliliğin butlanı ve doğurduğu hukuki sonuçlara dair kapsamlı rehber.
Evliliğin Mutlak Butlanı ve Kamu Düzeni
Türk hukuk sisteminde evlilik akdi, sadece iki bireyin irade beyanıyla kurulan özel bir sözleşme değil, aynı zamanda toplumun temel taşı olan aile kurumunu inşa eden ve kamu düzenini yakından ilgilendiren hukuki bir işlemdir. Bu nedenle, kanun koyucu evliliğin geçerliliğini belirli emredici kurallara bağlamıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), evliliğin kurucu unsurlarında veya temel geçerlilik şartlarında sakatlık bulunması durumunda "iptal" mekanizmasını devreye sokar. Bu mekanizmanın en ağır halkası ise kamu düzenini koruma amacı güden mutlak butlan kurumudur. Mutlak butlan, evliliğin başlangıcından itibaren sakat olduğunu ve bu sakatlığın toplum menfaatini zedelediğini ifade eder.
Mutlak Butlan Sebepleri
TMK m.145 uyarınca mutlak butlan sebepleri tahdidi (sınırlı sayıda) olarak belirlenmiştir. Bu sebeplerin varlığı halinde, evlilik işlemi yapılmış olsa dahi, tarafların iradesinden bağımsız olarak evliliğin geçersizliği gündeme gelir. Kanunda sayılan mutlak butlan halleri şunlardır:
- Mevcut Evlilik: Eşlerden birinin evlenme anında zaten evli olması durumudur. Türk hukukunda tek eşlilik esastır ve ikinci bir evlilik mutlak butlanla sakattır.
- Ayırt Etme Gücü Yoksunluğu: Eşlerden birinin evlenme anında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunmasıdır. Bu durum, kişinin yaptığı işlemin sonuçlarını kavrayamaması anlamına gelir.
- Akıl Hastalığı: Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının bulunmasıdır. Burada TMK m.405 kapsamında akıl zayıflığı veya akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanma ve vasi atanması süreçleri de önem arz eder.
- Hısımlık: Kanunda belirtilen derecelerdeki akrabalar arasında yapılan evliliklerdir. Üstsoy ile altsoy arasında, kardeşler arasında, amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasındaki evlilikler kamu düzenine aykırı kabul edilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, özellikle ayırt etme gücü ve akıl hastalığı konularında son derece titiz bir yaklaşım sergilemektedir. Bu konuda verilen emsal bir karar, evlilik süresi ne kadar uzun olursa olsun kamu düzeninin önceliğini vurgulamaktadır:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2018 tarihli ve 2017/2-1616 E., 2018/1715 K. sayılı kararı: "…tarafların evlenme tarihindeki durumlarının Adli Tıp Kurumu’ndan alınacak raporla tespit edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir… Ayırt etme gücü bulunmayan kişilerin hukuken geçerli bir irade beyan edemeyeceği, mutlak butlan davası için kanunda herhangi bir hak düşürücü süre öngörülmediği, bu nedenle davanın her zaman açılabileceği…"
Bu karar, 30 yıl süren bir evlilikte dahi, tarafların evlenme anındaki ehliyet durumunun araştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Zira ayırt etme gücü olmayan bir kişinin rızası, hukuk düzeni tarafından "yok" hükmünde kabul edilir.
Dava Açma Yetkisi ve Süreç
Mutlak butlan davası, niteliği gereği sadece eşlerin kişisel haklarını değil, devletin aile yapısına dair kurallarını da korur. Bu sebeple, TMK m.147 uyarınca dava açma yetkisi oldukça geniş tutulmuştur.
- Cumhuriyet Savcısının Görevi: Cumhuriyet savcısı, mutlak butlan hallerinden birinin varlığını öğrendiği anda, kamu düzenini korumak amacıyla re'sen (kendiliğinden) dava açmakla yükümlüdür.
- İlgili Herkesin Hakkı: Sadece eşler değil, evliliğin iptalinde hukuki yararı bulunan her ilgili (örneğin mirasçılar, vasi vb.) bu davayı ikame edebilir.
- Süre Sınırı: Mutlak butlan davası, nispi butlanın aksine herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir. Evlilik devam ettiği sürece veya evlilik sona ermiş olsa dahi (ölüm hali gibi durumlar hariç olmak kaydıyla) her zaman açılabilir.
Süreç içerisinde mahkemenin usuli işlemleri de büyük önem taşır. Özellikle hısımlık iddiasıyla açılan davalarda, tarafların soybağına dair kayıtların kesinleşmesi beklenmelidir. Yargıtay bu hususu "bekletici mesele" olarak nitelendirir:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/3461 sayılı kararı: "Hısımlık nedeniyle açılan iptal davalarında nüfus kaydının düzeltilmesi davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerekmektedir."
Bu ilke, hatalı bir iptal kararının önüne geçilmesi ve aile kütüğündeki verilerin doğruluğunun teyit edilmesi amacını taşır. Öte yandan, mutlak butlan davası sürerken eşlerden birinin ölmesi durumunda, Cumhuriyet savcısının dava açma yetkisi sona erer ancak mirasçıların davayı sürdürme ve ölen eşin "kötü niyetli" olduğunu ispatlama hakkı saklı kalır.
Sonuç olarak, mutlak butlan davası, evliliğin kurulmasındaki temel sakatlıkları gideren ve hukuki güvenliği sağlayan bir denetim mekanizmasıdır. TMK m.156 uyarınca, batıl bir evlilik ancak hakim kararıyla sona erer; yani mahkeme kararı kesinleşene kadar evlilik "geçerli bir evliliğin tüm sonuçlarını" doğurmaya devam eder. Bu durum, özellikle iyi niyetli eşin ve çocukların haklarının korunması açısından hayati bir öneme sahiptir.
İrade Sakatlıkları ve Nispi Butlan
Evlenme akdi, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulan hukuki bir işlemdir. Ancak bu irade beyanlarının sağlıklı bir şekilde oluşması, evliliğin geçerliliği için kritik bir öneme sahiptir. Türk Medeni Kanunu (TMK), iradenin sakatlandığı durumları nispi butlan (iptal edilebilirlik) başlığı altında düzenlemiştir. Mutlak butlan hallerinden farklı olarak nispi butlanda, evlilik kendiliğinden geçersiz sayılmaz; yalnızca iradesi sakatlanan eşin belirli süreler içinde dava açmasıyla hakim kararıyla iptal edilebilir.
Yanılma, Aldatma ve Korkutma Halleri
Türk Medeni Kanunu’nun 148 ile 151. maddeleri arasında düzenlenen nispi butlan nedenleri, evlenme iradesinin sakatlandığı halleri kapsamaktadır. Bu haller; ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, yanılma (hata), aldatma (hile) ve korkutma (ikrah) olarak dört ana başlıkta toplanır.
Yanılma (Hata - TMK m.149): Eşlerden biri, evlenmeyi hiç istemediği halde yanlışlıkla evlenmeye razı olmuşsa veya evlendiği kişinin kimliğinde yanılmışsa evliliğin iptalini isteyebilir. Ayrıca, eşinin bir niteliği hakkında yanılan taraf, bu niteliğin yokluğu kendisi için evliliği çekilmez hale getiriyorsa dava açma hakkına sahiptir.
Aldatma (Hile - TMK m.150): Eşlerden birinin, diğerini evlenmeye razı etmek amacıyla bazı önemli hususlarda yalan söylemesi veya gerçekleri gizlemesi durumudur. Kanun burada iki temel kriter belirlemiştir: Eşin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya yanılma veya eşin ya da altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın gizlenmiş olması.
Yargıtay, özellikle sağlık durumunun gizlenmesi hususunda oldukça hassas bir yaklaşım sergilemektedir. Bu konudaki önemli bir karar şu şekildedir:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2017/5989 E., 2018/12811 K. sayılı kararı: "Davalı kadının evlenmeden önce var olan şizofreni hastalığının, altsoyun sağlığı için ağır tehlike oluşturduğu ve bu durumun davacıdan gizlendiği anlaşılmaktadır. Bu durum, iradeyi sakatlayan bir aldatma (hile) hali olup evliliğin nispi butlanla iptalini gerektirir."
Bu karar, kronik ve ağır psikiyatrik rahatsızlıkların gizlenmesinin, sadece bir dürüstlük kuralı ihlali değil, aynı zamanda evliliğin temelini sarsan bir irade sakatlığı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tür durumlarda iptal davası, boşanma davası için bir ön sorun teşkil eder.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2017/350 sayılı kararı: "Nispi butlan davası, aynı taraflar arasında görülen boşanma davası için bekletici sorun oluşturur. Öncelikle evliliğin geçerli olup olmadığına dair iptal davasının karara bağlanması gerekir."
Korkutma (İkrah - TMK m.151): Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik ağır ve yakın bir tehlike ile korkutularak evlenmeye zorlanan eş, evliliğin iptalini talep edebilir. Ancak Yargıtay, korkutma iddiasının soyut beyanlarla değil, somut ve ikna edici delillerle ispatlanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2011/3882 sayılı kararı: "Korkutma (ikrah) nedeniyle iptal kararı verilebilmesi için tehdidin somut, ciddi ve ağır olması gerekir. Nikahın ev dışında kıyılmış olması veya ailevi baskılar, tek başına kanunun aradığı anlamda bir korkutma (ikrah) kanıtı sayılamaz."
Bu içtihat, evlilik birliğinin korunması ilkesi gereği, her türlü huzursuzluğun veya basit baskının "korkutma" olarak nitelendirilerek evliliğin kolayca iptal edilmesinin önüne geçmektedir.
Hak Düşürücü Süreler
Nispi butlan davaları, mutlak butlan davalarının aksine süresiz olarak açılamaz. Evlilik kurumunun istikrarını korumak ve taraflar arasındaki belirsizliği sona erdirmek amacıyla kanun koyucu, TMK m.152 uyarınca sıkı hak düşürücü süreler öngörmüştür.
- Öğrenme Tarihinden İtibaren 6 Ay: İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun (tehdidin) etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren 6 ay içinde kullanılmalıdır.
- Her Halükarda 5 Yıl: İptal sebebi ne olursa olsun, evlenmenin üzerinden 5 yıl geçtikten sonra nispi butlan davası açılması mümkün değildir.
Bu süreler hak düşürücü süre niteliğinde olduğundan, mahkeme tarafından re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Süre geçtikten sonra açılan davalar, esasa girilmeksizin reddedilir. Bu durumun tek istisnası, mutlak butlan halleridir; çünkü kamu düzenini ilgilendiren mutlak butlan davalarında (TMK m.145-147) herhangi bir süre sınırı bulunmamaktadır.
Nispi butlan davası sürerken eşlerden birinin ölümü halinde, mirasçıların davayı devam ettirme hakkı bulunmaktadır. Eğer dava sonucunda butlan kararı verilirse, sağ kalan eş iyi niyetli değilse mirasçılık haklarını kaybeder. Bu bağlamda, irade sakatlığına dayalı iptal süreçleri, sadece eşlerin medeni durumunu değil, aynı zamanda mülkiyet ve miras hukukunu da doğrudan etkileyen çok yönlü hukuki süreçlerdir.
Butlan Kararının Hukuki Sonuçları
Türk Medeni Kanunu sistematiğinde evliliğin iptali (butlan), borçlar hukukundaki butlan rejiminden temel bir noktada ayrılır. Borçlar hukukunda batıl bir işlem baştan itibaren hiç tesis edilmemiş sayılırken, aile hukukunda kamu düzeni ve tarafların haklarının korunması amacıyla evliliğin iptali kararları ileriye dönük (ex nunc) sonuç doğurur. Bu durum, evliliğin hakim kararı kesinleşinceye kadar geçerli bir evliliğin tüm hukuki sonuçlarını doğurmaya devam edeceği anlamına gelir.
İleriye Dönük Hüküm
TMK m.156 uyarınca, batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer. Bu madde hükmü, butlan davasının mahiyetini "tespit edici" bir hükümden ziyade "bozucu yenilik doğuran" bir hüküm haline getirir. İptal davası açılmış olsa dahi, mahkemece verilen iptal kararı kesinleşinceye kadar taraflar arasındaki evlilik birliği hukuken mevcudiyetini korur. Bu süreçte eşlerin birbirine karşı sadakat yükümlülüğü, yardım etme borcu ve soyadı kullanımı gibi hak ve yükümlülükleri devam eder.
Kararın kesinleşmesiyle birlikte evlilik sona erer ancak bu sonlanma geçmişe etkili değildir. Yani evlilik süresince yapılmış olan işlemler, edinilen haklar ve kurulan hukuki bağlar, kararın kesinleştiği ana kadar geçerliliğini sürdürür. Bu ilke, özellikle aile birliği içinde iyi niyetle hareket eden tarafların ve üçüncü kişilerin hukuki güvenliğini korumak amacıyla benimsenmiştir. Evliliğin iptali davası sonucunda verilen karar, boşanma hükümlerine benzer şekilde eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesini ve diğer mali sonuçların tetiklenmesini sağlar.
İyi Niyetli Eşin ve Çocukların Durumu
Evliliğin iptali sürecinde en kritik tartışma konularından biri, evlilik birliği içindeki "iyi niyet" kavramıdır. Kanun koyucu, evlenme sırasında butlan sebebini bilmeyen veya bilmesi beklenemeyen eşi koruma altına almıştır. TMK m.158 ve TMK m.159 hükümleri, butlanın eşler ve çocuklar üzerindeki etkisini bu iyi niyet kriterine göre belirler.
Çocukların durumu açısından; evlilik mutlak veya nispi butlanla iptal edilmiş olsa bile, bu evlilikten doğan çocuklar evlilik içinde doğmuş sayılırlar. Yani butlan kararı, çocukların soybağını etkilemez. TMK m.158 uyarınca, ana ve baba arasındaki ilişki butlan kararıyla birlikte boşanmaya ilişkin hükümlere tabi olur. Çocukların velayeti, iştirak nafakası ve kişisel ilişki kurulması gibi konularda "çocuğun üstün yararı" ilkesi esas alınarak boşanma davasındaki prosedürler uygulanır.
Eşlerin durumu ve miras hakları açısından; iyi niyetli eşin hakları geniş ölçüde korunur. TMK m.159 uyarınca, evlenirken iyi niyetli olduğu anlaşılan eş, iptal kararına rağmen yasal mirasçılık sıfatını kaybetmez. Ancak evlenme anında butlan sebebini bilen veya bilmesi gereken (kötü niyetli) eş, iptal kararı ile birlikte yasal mirasçılık haklarını ve ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları kaybeder.
Bu konuya ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun emsal niteliğindeki kararı şu şekildedir:
"Evlenme sırasında iyi niyetli olduğu anlaşılan sağ kalan eş, evlilik mutlak butlanla iptal edilse dahi mirasçılık sıfatını korur." (HGK 2011/673)
Yargıtay bu kararında, butlanın geçmişe etkili olmamasının en somut yansımasını miras hukukunda göstermiştir. Eşin evlenme anındaki yanılgısı veya butlan sebebinden haberdar olmaması, aile birliğinin sağladığı miras haklarının saklı tutulması için yeterli bir hukuki koruma kalkanı oluşturmaktadır.
Ancak iyi niyetin tespiti her somut olayda titizlikle incelenmelidir. Özellikle eşin sağlık durumu veya zihinsel kapasitesi gibi konularda "bilme" kriteri Yargıtay tarafından katı bir şekilde değerlendirilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin bu konudaki yaklaşımı şöyledir:
"Eşin ağır zeka geriliğini bilerek evlenen tarafın iyi niyetli kabul edilemeyeceği ve Türk Medeni Kanunu madde 158’deki korumadan yararlanamayacağı belirtilmiştir." (Yargıtay 2. HD 2013/1228)
Bu karardan anlaşılacağı üzere, karşı tarafın kısıtlılık durumunu veya evlenmeye engel teşkil edecek derecedeki ağır hastalığını bilerek evliliği gerçekleştiren kişi, dürüstlük kuralı uyarınca "iyi niyetli" sayılamaz. Bu durumdaki eş, evliliğin iptalinin getirdiği mali haklardan ve mirasçılık sıfatından yararlanamayacaktır.
Özetle, butlan kararı evliliği baştan itibaren yok saymaz; ancak kesinleştiği andan itibaren ileriye dönük olarak sona erdirir. Bu süreçte TMK m.156, 158 ve 159 maddeleri bir denge gözeterek, kusursuz olan eşi ve her halükarda çocukları koruma altına alırken, butlan sebebini bilerek evlenen tarafı yaptırıma tabi tutar.
Uluslararası Sözleşmeler ve Hak Arama Özgürlüğü
Evliliğin iptali davaları, yalnızca iç hukukumuzdaki Türk Medeni Kanunu hükümleriyle değil, aynı zamanda Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Anayasa'nın bu sözleşmelere tanıdığı üstünlük çerçevesinde değerlendirilmelidir. Özellikle ayırt etme gücü ve akıl hastalığı gibi nedenlerle açılan mutlak butlan davalarında, bireyin evlenme hakkı ile kamu düzeninin korunması arasındaki hassas denge, uluslararası insan hakları standartları ışığında şekillenmektedir.
Engelli Hakları ve Evlenme Özgürlüğü
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 12, evlenme çağına gelen her erkek ve kadının, bu hakkın kullanılmasını düzenleyen ulusal yasalar uyarınca evlenme ve aile kurma hakkına sahip olduğunu açıkça belirtmektedir. Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler (BM) Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 23. maddesi, engelli bireylerin evlenme ve aile kurma haklarının korunmasını, diğer bireylerle eşit koşullarda bu haktan yararlanmalarını güvence altına alır.
Ancak bu hakların kullanımı, kişinin hukuken geçerli bir irade beyanında bulunabilmesi şartına bağlıdır. Anayasa m.90/5 uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin konularda bu antlaşmalar ile ulusal kanunların farklı hükümler içermesi durumunda, milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. Bu hiyerarşik üstünlük, evliliğin iptali davalarında mahkemelerin hem TMK m.145 hükümlerini hem de engelli haklarını gözeten uluslararası normları bir arada değerlendirmesini zorunlu kılar.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, engelli bireylerin evlenme hakkı ile ayırt etme gücü yoksunluğu arasındaki ilişkiyi şu şekilde karara bağlamıştır:
"Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 23. maddesi, engellilerin evlenme hakkını 'eşlerin serbest iradeleri ve rızaları' şartına bağlamıştır. Ayırt etme gücü bulunmayan kişilerin hukuken geçerli bir irade beyan edemeyeceği açıktır. Bu bağlamda, Türk Medeni Kanunu’ndaki mutlak butlan hükümleri, uluslararası sözleşmelerle çelişmemekte; aksine, geçerli bir rızanın oluşmadığı durumlarda evliliğin iptalini öngörerek irade hürriyetini korumaktadır. Mahkemece yapılması gereken, tarafların evlenme tarihindeki durumlarının Adli Tıp Kurumu’ndan alınacak raporla tespit edilmesidir." (Yargıtay HGK, 15.11.2018, 2017/2-1616 E., 2018/1715 K.)
Bu karar, uluslararası sözleşmelerin "mutlak bir evlenme özgürlüğü" tanımadığını, bu özgürlüğün ancak "serbest irade ve rıza" ile hayat bulabileceğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla, ayırt etme gücü olmayan bir bireyin evliliğinin iptal edilmesi, onun insan haklarının ihlali değil, aksine iradesiz bir hukuki işlemin sonuçlarından korunması olarak nitelendirilmektedir.
Dürüstlük Kuralı Tartışmaları
Evliliğin iptali davalarında, özellikle on yıllarca sürmüş evliliklerin aniden mutlak butlan iddiasıyla dava konusu edilmesi, hukuk dünyasında TMK m.2 kapsamında düzenlenen "dürüstlük kuralı" ve "hakkın kötüye kullanılması yasağı" tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Kanuna göre herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır; bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
Özellikle mutlak butlan sebeplerinin (örneğin akıl hastalığı veya hısımlık) varlığı halinde davanın her zaman açılabileceği (TMK m.147) kuralı ile dürüstlük kuralı arasındaki çatışma, yargı kararlarına sıklıkla konu olmaktadır. Bazı durumlarda, 30 yıl süren bir evliliğin ardından butlan davası açılmasının hukuk güvenliğini zedelediği savunulsa da, Yargıtay'ın baskın görüşü mutlak butlan hallerinin kamu düzeninden olduğu ve süreye tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği yönündedir.
Buna ek olarak, usul hukuku açısından davanın niteliği de önem arz eder. Yargıtay 2. HD’nin 2016/4946 sayılı kararı uyarınca, bir taraf açmış olduğu evliliğin iptali davasını, yargılama sürecinde ıslah yoluyla boşanma davasına çevirebilir. Ancak usul ekonomisi ve hukuk güvenliği gereği bu hak sadece bir kez kullanılabilir. Bu imkan, evliliğin butlanı için gerekli şartların ispatlanamaması ihtimaline karşı, taraflara evlilik birliğini sonlandırmak için alternatif bir hukuki yol sunmaktadır.
Özetle; evliliğin iptali kurumu, Türk Medeni Kanunu’nun temel taşlarından biri olup, aile kurumunun sağlam temeller üzerine kurulmasını amaçlar. Mutlak butlan halleriyle kamu düzenini, nispi butlan halleriyle ise bireyin sakatlanan iradesini koruma altına alır. Yargıtay içtihatları, bu davaların sadece birer teknik süreç olmadığını; mülkiyet haklarından mirasçılığa, çocukların velayetinden dürüstlük kuralına kadar geniş bir yelpazede hukuki sonuç doğurduğunu göstermektedir. Gerek ulusal mevzuatımız gerekse taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler, evliliğin tesisi aşamasındaki sakatlıkların giderilmesini bir hak arama özgürlüğü olarak tanırken, iyi niyetli eşlerin ve çocukların haklarını korumayı da ihmal etmemektedir. Evliliğin iptali davası, boşanmadan farklı olarak evliliğin "geçerliliğini" sorgulayan ve bu yönüyle aile hukukunun en teknik ve titizlikle yürütülmesi gereken alanlarından biridir.