Soybağının Reddi ve Babalığın Reddi Davaları

Soybağının Reddi ve Babalığın Reddi Davaları

Aile hukukunun en hassas konularından biri olan soybağı süreçleri, hem babanın hem de çocuğun haklarını koruma altına alan sıkı kurallara tabidir. Soybağının reddi ve babalık davalarında ispat vasıtaları, süreler ve usul kuralları büyük önem taşır. Bu rehberde, TMK 285 ve devamı maddeleri ışığında soybağına ilişkin tüm hukuki detayları ve yüksek mahkeme kararlarını bulabilirsiniz.

Soybağının Reddi Davası ve Babalık Karinesi

Türk aile hukukunda soybağı, çocuk ile ana ve baba arasındaki hukuki bağı ifade eder. Bu bağın kurulmasında en temel mekanizmalardan biri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 285. maddesinde düzenlenen "babalık karinesi"dir. Kanun koyucu, aile birliğinin korunması ve çocuğun nesebinin belirsiz kalmaması amacıyla, evlilik birliği içerisinde doğan çocuğun babasının koca olduğunu varsayar. Ancak bu varsayım kesin bir hüküm olmayıp, aksinin ispatlanması mümkündür. İşte bu karinenin çürütülmesi amacıyla açılan davaya soybağının reddi davası denir.

Dava Açma Hakkı ve Süreler

TMK m.285 uyarınca, evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası koca sayılır. Bu süre geçtikten sonra doğan çocuklarda koca ile soybağı kurulabilmesi için, ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatlanması gerekir. Babalık karinesi, kocaya ve belirli şartlar altında çocuğa bu hukuki statüye itiraz etme hakkı tanır.

TMK m.286 uyarınca soybağının reddi davasını açma hakkı öncelikle kocaya tanınmıştır. Koca, bu davayı ana ve çocuğa karşı açarak babalık karinesini çürütebilir. Öte yandan, çocuğun da dava açma hakkı bulunmaktadır; ancak çocuk ergin değilse, kendisine bir kayyım atanması zorunludur. Burada dikkat edilmesi gereken en kritik husus, annenin doğrudan soybağının reddi davası açma yetkisinin bulunmamasıdır; anne ancak bu davada davalı sıfatıyla yer alabilir.

Dava açma süreleri, hak düşürücü nitelikte olup mahkemece re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır:

  • Koca için süre: Koca, davanın açılma sebebini (çocuğun kendisinden olmadığını veya annenin gebe kaldığı sırada başka bir erkekle ilişkisi olduğunu) öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde davayı açmalıdır. Her halükarda doğumun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer, ancak gecikmeyi haklı kılan bir sebep varsa bu süreler aşılabilir.
  • Çocuk için süre: Çocuk, ergin olduğu tarihten itibaren bir yıl içinde dava açabilir. Küçük çocuklar adına kayyım tarafından açılacak davalarda ise atama kararının tebliğinden itibaren süre başlar.

TMK m.291 uyarınca, kocanın ölmesi, gaipliğine karar verilmesi veya ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmesi durumunda; kocanın altsoyu, ana ve babası ya da baba olduğunu iddia eden kişi de soybağının reddi davası açabilir. Bu durumda bir yıllık süre, kocanın ölümünün veya diğer engellerin öğrenilmesinden itibaren işlemeye başlar. Görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun uyarınca Aile Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise taraflardan birinin yerleşim yeri veya çocuğun doğum yeri mahkemesidir.

İspat Yükümlülüğü

Soybağının reddi davasında ispat yükü, çocuğun ana rahmine düştüğü zaman dilimine göre farklılık gösterir. Kanun, evlilik içi ve evlilik dışı gebe kalma durumlarını iki ayrı ispat rejimine tabi tutmuştur:

  1. Evlilik İçinde Gebe Kalma: Çocuk, evlenmeden başlayarak en az yüz seksen gün sonra ve evliliğin sona ermesinden itibaren en fazla üç yüz gün içinde doğmuşsa, evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılır. Bu durumda davacı koca, çocuğun kendisinden olmasının imkansızlığını (örneğin o dönemde ayrı şehirlerde olduklarını, cinsel birleşmenin biyolojik olarak mümkün olmadığını) veya annenin o dönemde bir başkasıyla ilişkisi olduğunu ispatlamalıdır.
  2. Evlilik Öncesi veya Ayrılık Sırasında Gebe Kalma: Çocuk evlenmeden önce veya ayrı yaşama süresinde ana rahmine düşmüşse, kocanın başka bir kanıt sunmasına gerek kalmaksızın sadece "baba olmadığını" iddia etmesi yeterli olabilir. Ancak bu durumda bile ananın, kocanın o dönemde kendisiyle cinsel ilişkide bulunduğunu ispatlaması halinde babalık karinesi tekrar güçlenir.

Günümüz hukuk pratiğinde en kesin ispat vasıtası DNA incelemesidir. TMK m.284 ve HMK m.292 uyarınca, soybağı davalarında taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının tespiti için zorunlu olan ve sağlığına zarar vermeyen tıbbi incelemelere (kan örneği, DNA testi vb.) rıza göstermekle yükümlüdürler. Eğer bir taraf haklı bir sebep olmaksızın bu incelemeye rıza göstermezse, hakim o inceleme ile hedeflenen sonucun o tarafın aleyhine doğmuş sayılmasına karar verebilir.

Yargıtay içtihatları, bu davalarda usul kurallarının titizlikle uygulanmasını öngörmektedir. Özellikle çocuk ile yasal temsilcisi (anne) arasında bir menfaat çatışması bulunduğu kabul edildiğinden, çocuğun haklarının korunması için mutlaka bir kayyım atanması gerektiği vurgulanmaktadır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/7298 E. sayılı kararı uyarınca; soybağının reddi davalarında çocuk ile yasal temsilcisi arasında menfaat çatışması olduğu kabul edilerek, çocuğa bir kayyım atanması ve davanın kayyıma ihbar edilmesi veya kayyım tarafından takip edilmesi zorunludur.

Bu karar, davanın sadece taraflar arasındaki bir uyuşmazlık olmadığını, aynı zamanda kamu düzenini ve çocuğun üstün yararını ilgilendirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Soybağının reddi davası başarıyla sonuçlandığında, koca ile çocuk arasındaki hukuki bağ geçmişe etkili olarak ortadan kalkar ve çocuk, nüfus kaydında koca yönünden nesepsiz hale gelir. Bu aşamadan sonra gerçek babanın tespiti için babalık davası veya tanıma süreci işletilebilir.

Babalık Davası ve Çocuğun Tanınması

Evlilik dışı dünyaya gelen bir çocuğun, biyolojik babasıyla arasındaki hukuki bağın kurulması, Türk Medeni Kanunu (TMK) kapsamında iki temel yolla mümkündür: Tanıma veya Babalık Davası. Evlilik birliği dışında doğan çocuk ile anne arasında soybağı doğumla kendiliğinden kurulurken, baba ile soybağının kurulması için babanın iradi bir beyanı (tanıma) veya mahkeme ilamı (babalık hükmü) gerekmektedir. Kamu düzenini yakından ilgilendiren bu süreçlerde, çocuğun üstün yararı ilkesi ve biyolojik gerçeklik esastır.

Babalığın Tespiti

Babalık davası, biyolojik babanın çocuğu tanımaya yanaşmadığı durumlarda, ana ve çocuk tarafından açılan ve hakim kararıyla soybağının kurulmasını sağlayan bir davadır. TMK m.301 uyarınca; çocuk ve ana, babaya; baba ölmüşse mirasçılarına karşı babalık davası açabilirler. Bu dava, çocuğun biyolojik babasının kim olduğunun mahkemece tespit edilmesini ve bu tespitin nüfus kayıtlarına işlenmesini amaçlar.

Babalık davasında en kritik hukuki mekanizmalardan biri babalık karinesidir. Kanun koyucu, ispat yükünü kolaylaştırmak amacıyla belirli bir dönemdeki cinsel ilişkiyi babalığa karine saymıştır. Buna göre; davalının, çocuğun doğumundan önceki üç yüzüncü gün ile yüz sekseninci gün arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, babalık karinesi olarak kabul edilir. Bu süreler dışında olsa dahi, davalının o dönemde ana ile cinsel ilişkide bulunduğu ispatlanırsa, yine aynı karine geçerli olur. Ancak, davalı taraf bu karineyi, kendisinin baba olmasının imkansızlığını (örneğin o dönemde kısırlık, hapis hali veya uzak bir yerde bulunma gibi) ispat ederek çürütebilir.

Babalık davası ile birlikte ana, babadan veya mirasçılarından bazı mali taleplerde de bulunabilir. TMK m.304 kapsamında ana; doğum giderlerini, doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderlerini ve gebelik ile doğumun gerektirdiği diğer masrafları talep etme hakkına sahiptir. Çocuk ölü doğmuş olsa bile hakim bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir.

Yargıtay uygulamalarında, babalık davasının açılabilmesi için çocuğun başka bir erkekle soybağı bulunmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Eğer çocuk, bir başka erkekle (örneğin annenin evli olduğu koca ile) hukuken soybağına sahipse, öncelikle bu soybağının "Soybağının Reddi Davası" ile ortadan kaldırılması gerekir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/11234 Sayılı Kararı: "Soybağının reddi davası ile babalık davası aynı dosyada görülemez; önce soybağının reddi davası sonuçlanmalıdır."

Bu karar, hukukumuzdaki "öncelik" kuralını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mevcut bir soybağı varken babalık davası dinlenemez; zira bir çocuğun aynı anda iki yasal babası olamaz.

Tanımanın İptali Şartları

Tanıma, babanın tek taraflı, varması gerekli olmayan ve geri alınamaz bir irade beyanıyla evlilik dışı doğan çocuğu kendi soyuna kabul etmesidir. TMK m.295 uyarınca tanıma; nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvuruda bulunarak, resmi senetle veya vasiyetname ile yapılabilir. Tanımanın geçerli olabilmesi için çocuğun bir başka erkekle soybağı bulunmaması şarttır.

Ancak, tanımanın irade sakatlığına dayanması veya tanıyanın aslında biyolojik baba olmaması durumunda tanımanın iptali davası gündeme gelir. TMK m.297 ve devamı maddelerinde düzenlenen bu dava iki farklı grup tarafından açılabilir:

  1. Tanıyan Tarafından Açılan İptal Davası: Tanıyan kişi; yanılma (hata), aldatma (hile) veya korkutma (ikrah) sebebiyle tanımanın iptalini isteyebilir. Örneğin, annenin çocuğu kendisinden olduğu konusunda babayı kandırması durumunda aldatma sebebiyle iptal davası açılabilir.
  2. İlgililer Tarafından Açılan İptal Davası: Ana, çocuk, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgili kişiler (örneğin mirasçılar), tanıyanın baba olmadığını ispatlayarak tanımanın iptalini isteyebilirler.

Bu davalarda hak düşürücü süreler büyük önem arz eder. Tanıyan kişi, iptal sebebini öğrendiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl ve her halde tanımanın üzerinden beş yıl geçmeden davayı açmalıdır. İlgililer için de benzer şekilde, tanımanın öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre öngörülmüştür.

Tanımanın iptali davalarında, avukatın yetkisi konusunda Yargıtay'ın çok katı bir tutumu bulunmaktadır. Soybağına ilişkin davalar şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar kategorisinde değerlendirildiğinden, vekaletnamede bu dava türü için özel bir yetki bulunması zorunludur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/763 Sayılı Kararı: "Tanımanın iptali davası açmak için vekaletnamede özel yetki bulunması gerekmektedir."

Bu ilke, davanın usulden reddedilmemesi için dikkat edilmesi gereken en temel teknik detaylardan biridir. Sonuç olarak, babalık davası ve tanıma süreçleri, hem biyolojik gerçekliğin hem de hukuki güvenliğin dengelendiği, sıkı şekil şartlarına ve sürelere bağlı yargılama süreçleridir. Bu davalarda DNA incelemesi, biyolojik bağı kesin olarak ortaya koyan en temel delil olarak kabul edilir ve taraflar bu incelemeye rıza göstermekle yükümlüdürler.

Yargılama Usulü ve İspat Kuralları

Soybağına ilişkin davalar, niteliği itibarıyla kamu düzenini yakından ilgilendiren ve kişilerin statü hukukunda doğrudan değişiklik yaratan davalardır. Bu nedenle, genel hukuk davalarından farklı olarak daha sıkı usul kurallarına ve hakimin geniş takdir yetkisine dayanan bir yargılama sürecine tabidir. Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), soybağının tespiti ve reddi süreçlerinde maddi gerçeğe ulaşılabilmesi için özel düzenlemeler öngörmüştür.

Soybağı davalarında en temel prensiplerden biri re’sen araştırma ilkesidir. Kamu düzenini ilgilendiren bu tür davalarda hakim, tarafların sunduğu delillerle bağlı kalmaksızın, maddi gerçeği ortaya çıkarmak adına her türlü araştırmayı kendiliğinden yapmakla yükümlüdür. Bu ilke gereğince, taraflar bir hususta uzlaşmış olsalar dahi hakim, bu uzlaşmanın biyolojik gerçeklikle örtüşüp örtüşmediğini denetlemek zorundadır. Ayrıca, soybağı davaları HMK m. 316 kapsamında belirtilen basit yargılama usulüne değil, yazılı yargılama usulüne tabidir. Bu durum, dava sürecinin dilekçeler aşaması, ön inceleme, tahkikat ve sözlü yargılama gibi daha detaylı aşamalardan geçmesini zorunlu kılar.

DNA Testi Zorunluluğu

Soybağının kurulması veya reddi davalarında maddi gerçeğe ulaşmanın en kesin ve bilimsel yolu tıbbi incelemelerdir. Günümüz hukuk pratiğinde DNA testi, soybağı davalarının vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. TMK m. 284 uyarınca, soybağına ilişkin davalarda hakim, maddi olguları re’sen araştırır ve kanıtları serbestçe değerlendirir. Aynı maddenin ikinci fıkrası, tarafların ve üçüncü kişilerin, soybağının belirlenmesi için zorunlu olan ve sağlıkları yönünden bir tehlike yaratmayan tıbbi incelemelere (kan örneği, DNA testi vb.) rıza göstermekle yükümlü olduklarını açıkça belirtmektedir.

İspat kuralları bakımından HMK m. 292 hükmü büyük bir öneme sahiptir. Bu maddeye göre, soybağının tespiti amacıyla, davanın tarafları veya üçüncü kişiler, hakimin kararıyla vücutlarından kan veya doku örneği alınmasına katlanmak zorundadırlar. Eğer ilgili kişi, haklı bir sebep olmaksızın bu incelemeye rıza göstermezse, hakim incelemenin zorla yapılmasına karar verebilir. Hukuk sistemimiz, biyolojik babalığın tespiti veya reddi noktasında "bilimsel kesinliği" ön planda tutar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20 Eylül 2023 tarihli kararı da soybağı ve miras hukukunu ilgilendiren nüfus davalarında DNA testi yapılmasının zorunlu olduğunu, bu inceleme yapılmadan davanın sonuçlandırılamayacağını vurgulamaktadır.

DNA testinin zorunlu olması, sadece tarafların beyanlarına dayanarak hüküm kurulmasını engeller. Örneğin; bir kimse babalığı kabul etse veya taraflar çocuğun o kişiden olmadığı konusunda hemfikir olsa bile, mahkeme bu beyanlarla yetinemez. Mutlaka Adli Tıp Kurumu veya tam teşekküllü bir üniversite hastanesinden genetik inceleme raporu alınması gerekir. Bu durum, soybağının sadece tarafları değil, toplumun genel yapısını ve miras hukukunu da etkileyen bir statü değişikliği olmasından kaynaklanır.

Kayyım Atanması

Soybağı davalarında usul ekonomisi ve tarafların temsili açısından en kritik konulardan biri de çocuk için kayyım atanması zorunluluğudur. Soybağının reddi veya babalık davalarında, küçük ya da kısıtlı olan çocuğun menfaatleri ile yasal temsilcisinin (genellikle anne) menfaatleri arasında bir çatışma çıkma ihtimali her zaman mevcuttur. Örneğin, annenin evlilik dışı bir ilişkiden doğan çocuğu mevcut eşinin nüfusuna kaydettirmesi veya tam tersi bir durumda soybağının reddini istemesi, çocuğun miras ve nafaka haklarını doğrudan etkileyebilir.

Türk Medeni Kanunu ve ilgili yargı içtihatları, bu tür durumlarda çocuğun haklarının bağımsız bir kişi tarafından savunulmasını şart koşar. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2017/7298 sayılı kararı, soybağının reddi davalarında çocuk ile yasal temsilci arasında menfaat çatışması bulunduğu durumlarda çocuğa mutlaka bir kayyım atanması gerektiğini açıkça belirtmektedir. Kayyım atanması süreci şu şekilde işler:

  • Mahkeme, davanın başında çocuk ile ana arasında menfaat çatışması olup olmadığını inceler.
  • Çatışma tespit edildiğinde, vesayet makamına (Sulh Hukuk Mahkemesi) ihbarda bulunarak çocuğa davada temsil edilmek üzere bir kayyım atanmasını ister.
  • Atanan kayyım, çocuğun haklarını gözeterek davayı takip eder, delil sunar ve gerekirse karara karşı kanun yollarına başvurur.

Kayyım atanması bir usul şartıdır. Eğer çocuk küçükse ve kendisine kayyım atanmadan dava sonuçlandırılmışsa, bu durum Yargıtay tarafından bozma sebebi sayılmaktadır. Çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince, çocuğun kimliği ve soybağı üzerindeki hakkı, anne veya babanın kişisel tercihlerinden üstün tutulur. Bu nedenle, yargılama sürecinde sosyal inceleme raporları (SİR) da tetkik edilerek çocuğun psikososyal durumunun ve menfaatlerinin korunup korunmadığı denetlenir. Sonuç olarak, soybağı davaları hem bilimsel verilerin (DNA) hem de hukuki temsil mekanizmalarının (kayyım) en titiz şekilde uygulandığı dava türleri arasında yer almaktadır.

Yargıtay İçtihatları ve Özel Hukuki Durumlar

Soybağına ilişkin uyuşmazlıklar, yalnızca tarafların özel menfaatlerini değil, aynı zamanda toplumun temel yapısını ve kamu düzenini de yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle, Türk Medeni Kanunu hükümlerinin uygulanmasında Yargıtay’ın geliştirdiği içtihatlar, yerel mahkemeler için yol gösterici birer rehber niteliğindedir. Soybağının reddi, babalık tespiti ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesi gibi davalarda, ispat araçlarından usul kurallarına kadar pek çok detay yüksek yargı kararlarıyla şekillenmiştir.

Özellikle ispat noktasında modern tıbbın sunduğu imkanlar, hukuk sistemimizde mutlak bir zorunluluk haline gelmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.09.2023 tarihli kararı, bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. İlgili karara göre, soybağı ve miras hukukunu doğrudan etkileyen nüfus davalarında DNA testi yapılması zorunludur. Hâkim, tarafların beyanıyla yetinemez; biyolojik gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti için tıbbi incelemeye hükmetmek zorundadır. Bu zorunluluk, nesebin doğruluğunun kamu düzeninden sayılmasının bir sonucudur.

Yargılama usulü açısından dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus, davaların açılma sırasıdır. Uygulamada sıkça karşılaşılan hatalardan biri, mevcut bir soybağı ilişkisi varken doğrudan babalık davası açılmasıdır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2017/11234 sayılı kararı, bu konuda kesin bir sınır çizmiştir. Karara göre; soybağının reddi davası ile babalık davası aynı dosyada birlikte görülemez. Eğer çocuğun halihazırda nüfusta bir babası gözüküyorsa, öncelikle soybağının reddi davası açılmalı ve bu dava sonuçlanarak mevcut soybağı bağı koparılmalıdır. Ancak bu işlem tamamlandıktan sonra biyolojik babaya karşı açılan babalık davası esastan incelenebilir.

Dava süreçlerindeki temsil yetkisi de Yargıtay tarafından sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2017/763 sayılı kararı uyarınca, tanımanın iptali davası açabilmek için avukata verilen vekaletnamede özel yetki bulunması şarttır. Genel vekaletname ile bu davanın ikame edilmesi mümkün değildir; zira tanımanın iptali, kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı haklar kapsamında değerlendirilmektedir. Ayrıca, soybağına ilişkin davaların ivediliği dikkate alındığında, 16.03.2023 tarihli Yargıtay kararı ile babalığın tespitine ilişkin davaların adli tatilde de görüleceği ve bu süreçte istinaf sürelerinin durmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durum, soybağı uyuşmazlıklarının çözümündeki aciliyetin hukuki bir yansımasıdır.

Nüfus Kayıtlarının Düzeltilmesi

Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davaları, genellikle maddi hataların giderilmesi amacıyla açılsa da, konu soybağına geldiğinde dava "kayıt düzeltme"den ziyade bir "soybağı davası" niteliğine bürünür. Eğer bir kişi, nüfusta kayıtlı olduğu babanın gerçek babası olmadığını ve başka bir kişinin hanesine tescil edilmek istediğini iddia ediyorsa, burada görevli mahkeme Aile Mahkemesidir.

Yargıtay içtihatlarına göre, nüfus müdürlüklerinin basit bir idari işlemle yapamayacağı, biyolojik bağın araştırılmasını gerektiren her türlü kayıt değişikliği yargısal bir süreci zorunlu kılar. Bu davalarda anne ve baba arasında şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığı bulunur. Ayrıca, Yargıtay’ın güncel kararları, kayıt düzeltme davalarında biyolojik bağın tespiti için gerekirse fethi kabir (mezarın açılması) işlemi yapılarak DNA örneği alınabileceğini de kabul etmektedir.

Çocuğun Soyadı Hakkı

Boşanma sonrası çocuğun soyadı meselesi, uzun yıllar boyunca hukukumuzda tartışmalı bir konu olmuştur. Ancak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın hak eksenli yaklaşımları bu sorunu büyük ölçüde çözüme kavuşturmuştur. 09.04.2018 tarihli Yargıtay kararı ile velayeti kendisinde olan annenin, çocuğun üstün yararı gereği kendi soyadını çocuğa verebileceği kabul edilmiştir.

Bu kararın temel dayanakları şunlardır:

  • Çocuğun Üstün Yararı: Çocuğun, velayet hakkını kullanan anne ile aynı soyadını taşımasının sosyal ve idari işlemlerde kolaylık sağlaması.
  • Cinsiyet Eşitliği: Annenin velayet hakkını kullanırken baba ile eşit haklara sahip olması gerekliliği.
  • Aile Bağlarının Korunması: Çocuğun kendisini annesinin ailesine ait hissetmesinin psikolojik gelişimi üzerindeki olumlu etkisi.

Buna karşın, Yargıtay 2020 tarihli kararlarında önemli bir istisna getirmiştir: Anne, çocuğun soyadını ancak kendi bekarlık soyadıyla değiştirebilir; yeni evlendiği kocasının soyadını çocuğa veremez. Bu sınır, çocuğun öz babasıyla olan bağının tamamen koparılmamasını ve hukuki karışıklıkların önlenmesini amaçlamaktadır.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Soybağının kurulması, reddi ve korunması süreçleri, Türk Medeni Kanunu’nun en teknik ve hassas alanlarından biridir. Makalemiz boyunca ele aldığımız üzere; babalık karinesinden soybağının reddine, tanımanın iptalinden babalık davasına kadar her aşama hem hak düşürücü sürelere hem de sıkı ispat kurallarına tabidir. Yargıtay’ın özellikle DNA testi zorunluluğu ve çocuğun üstün yararı ilkesine dayalı içtihatları, biyolojik gerçekliğin hukuki gerçeklikle örtüşmesini sağlama amacı taşımaktadır. Soybağına ilişkin açılacak davalarda, sürelerin kaçırılmaması ve usulüne uygun delil sunumu, telafisi imkansız hak kayıplarının önüne geçilmesi adına hayati önem arz etmektedir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.