Fotoğrafımın İzinsiz Kullanılması: Kişilik Hakkı İhlali

Fotoğrafımın İzinsiz Kullanılması: Kişilik Hakkı İhlali

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte fotoğrafların izinsiz paylaşılması ve kullanılması en sık karşılaşılan kişilik hakkı ihlallerinden biri haline gelmiştir. Peki fotoğrafınız rızanız dışında kullanıldığında hukuken hangi haklara sahipsiniz? Bu eylem suç mudur, yoksa yalnızca tazminat gerektiren bir özel hukuk ihlali midir? Bu kapsamlı rehberde, fotoğrafın izinsiz kullanılmasını TCK'daki özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan, FSEK ve Medeni Kanun kapsamındaki tazminat yollarına kadar tüm boyutlarıyla, güncel Yargıtay kararları ışığında ele alıyoruz.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu ve Fotoğrafın Hukuki Niteliği

Bir kişinin fotoğrafının izinsiz çekilmesi, kaydedilmesi veya paylaşılması, Türk hukukunda öncelikle özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilir. Bu suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişilere Karşı Suçlar" kısmının "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde, TCK m.134 ile düzenlenmiştir. Fotoğrafın izinsiz kullanımının hukuki niteliğini doğru tespit edebilmek için öncelikle "özel hayat" kavramının sınırlarını, kaydetme ve ifşa fiillerinin birbirinden ayrı suçlar olduğunu ve günlük kıyafetlerle çekilmiş fotoğrafların kişisel veri olarak korunduğunu ayrı ayrı incelemek gerekir.

Özel Hayat Kavramının Kapsamı

Özel hayat, başkalarının bilmediği ve bilmesi gerekmediği, kişinin herkese açıklamadığı veya yalnızca belli kişilere açıkladığı yaşam alanıdır. Yaygın bir yanılgının aksine, özel hayat yalnızca kişinin konutuyla veya mahrem alanıyla sınırlı değildir. Birey ister konutunda, ister sokak, park, iş yeri ve alışveriş merkezi gibi sosyal alanlarda olsun, her alanda özel hayata sahiptir. Kalabalık içinde dahi kişinin "anonim kalma, tanınmazlık ve bilinmezlik" prensibi gereği korunan bir özel hayat alanı bulunur.

Bu nedenle bir alışveriş merkezinde alelade bir fotoğraf çekiminde görünmek suç oluşturmazken, yürüyen merdivende bir kişinin eteğinin altına kamera tutmak özel hayatın gizliliğini ihlal eder. Aynı şekilde bikiniyle havuza giren bir kişinin ya da restoranda içki içen birinin rıza dışı fotoğraflanması suç teşkil eder; çünkü kamuya açık alanda bulunmak, kişinin özel hayat alanından vazgeçtiği anlamına gelmez.

Bir olay veya bilginin özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken Yargıtay belirli ölçütler kullanır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2016/8242 sayılı kararına göre, bu değerlendirmede kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, fiziki çevrenin özellikleri ve müdahalenin derecesi gibi kriterler birlikte gözetilir. Buna göre ünlü kişilerin özel hayatının korunma alanı, normal bireylere kıyasla daha dar yorumlanır; ancak bu durum onların özel hayatına sınırsız müdahaleye izin verildiği anlamına gelmez.

Görüntü Kaydetme ve İfşa Etmenin Ayrı Suçlar Olması

Fotoğrafın izinsiz kullanımına ilişkin en kritik hukuki ayrımlardan biri, görüntünün kaydedilmesi ile ifşa edilmesinin iki ayrı suç olmasıdır.

  • Kaydetme suçu (TCK m.134/1): Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde ise verilecek ceza bir kat artırılır; yani iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasına ulaşılır. Bu suçun oluşması için kaydedilen görüntüdeki kişinin tanınabilir veya sesin anlaşılabilir olması, ayrıca mağdurun zarara uğraması şart değildir; kayıt yapılmakla suç tamamlanır.

  • İfşa suçu (TCK m.134/2): Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı ceza uygulanır. İfşa suçunda görüntü veya ses, taksirle ya da hukuka uygun şekilde elde edilmiş olsa dahi, rıza dışı yayılması, açığa vurulması veya kamuoyuna duyurulması yeterlidir.

Bu iki fiil birbirinden bağımsızdır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2016/1763 sayılı kararında vurgulandığı üzere, kaydetme ve ifşa fiilleri iki ayrı suç oluşturur ve fail her ikisinden ayrı ayrı sorumlu tutulur. Dolayısıyla bir kişinin özel görüntüsünü hem gizlice kaydeden hem de sonradan internette yayan fail, hem TCK m.134/1 hem de TCK m.134/2 uyarınca ayrı ayrı cezalandırılır. Önemle belirtmek gerekir ki, sevgililerin rızayla birlikte çektiği bir fotoğrafın, taraflardan biri tarafından rıza alınmaksızın üçüncü kişilerle paylaşılması da ifşa suçunu oluşturur; çünkü kaydetmeye verilen rıza, ifşaya verilmiş rıza anlamına gelmez.

Kişisel Veri Niteliğindeki Fotoğraflar

Her izinsiz fotoğraf kullanımı, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamına girmez. Mağdurun günlük kıyafetleriyle çekilmiş, mahremiyet alanına ilişkin olmayan sıradan fotoğrafları, özel hayat görüntüsü niteliği taşımadığında farklı bir hukuki değerlendirmeye tabidir.

Bu tür fotoğraflar, kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiye ilişkin bilgi içerdiğinden kişisel veri olarak korunur. Mağdurun günlük görünümünü yansıtan bir fotoğrafının izinsiz paylaşılması, TCK m.136 kapsamında "verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi veya ele geçirilmesi" suçunu oluşturabilir. Bu suçun cezası, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan farklı olarak iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır.

Bu ayrımın pratik önemi büyüktür: Fotoğrafın içeriği mahrem veya özel hayata ilişkin ise TCK m.134, sıradan ve günlük nitelikteyse TCK m.136 devreye girer. Her iki ihtimalde de mağdurun rızasının bulunması, suçun oluşmasını engelleyen temel istisnadır. Bu nedenle bir fotoğrafı paylaşmadan önce, fotoğrafta yer alan kişinin açık rızasının alınması hukuki bir zorunluluktur.

Suçun Nitelikli Halleri, Şikayet ve Yargılama Usulü

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, temel cezalandırma normuyla sınırlı değildir. Failin sıfatı, eylemini gerçekleştirmek için yararlandığı imkânlar ve mağdurun yaşı, cezanın ağırlaştırılmasından şikâyet sürelerine kadar yargılamanın seyrini doğrudan etkiler. Bu bölümde, TCK m.137 kapsamındaki nitelikli hallerden, TCK m.139 uyarınca şikâyet usulüne ve çocuklara karşı işlenen suçlardaki özel rejime kadar uygulamada belirleyici olan kurallar, güncel Yargıtay içtihatları ışığında ele alınmaktadır.

Nitelikli Haller ve Cezayı Artıran Sebepler

Cezayı artıran nedenler TCK m.137'de düzenlenmiştir. Bu hükme göre özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun iki halde işlenmesi durumunda verilecek ceza yarı oranında (1/2) artırılır:

  • Suçun kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılarak işlenmesi
  • Suçun belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi

Ancak Yargıtay, mesleğin sağladığı kolaylıktan yararlanma nitelikli halinin uygulanmasında somut bir bağlantı aramaktadır. Failin gerçekten mesleğinin kendisine kolaylık sağlaması zorunludur; aksi halde artırım hukuka aykırı olur. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin E.2022/5752, K.2025/3736 sayılı kararında, işyeri tuvaletine gizli kamera yerleştirmek için mutlaka o işyerinde aşçı veya pideci olarak çalışmaya gerek bulunmadığı, mesleğin nasıl bir kolaylık sağladığı açıklanmaksızın TCK m.137/1-b uyarınca artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Aynı kararda, farklı tarihlerde yapılan her bir görüntü kaydının birbirinden bağımsız suç oluşturduğu, bunların tek eylemmiş gibi değerlendirilip zincirleme suç (TCK m.43/2) hükümlerine tabi tutulmasının bozma nedeni olduğu vurgulanmıştır.

Şikayet Süresi ve Uzlaştırma

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun tüm şekilleri şikâyete tabidir. TCK m.139 uyarınca mağdur şikâyetçi olmadıkça soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Şikâyet süresi, mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 aydır. Örneğin failin 1 Eylül 2016 tarihinde öğrenilmesi halinde şikâyet hakkı 1 Mart 2017 tarihinde sona erer.

Bu sürenin hak düşürücü niteliği uygulamada önemli sonuçlar doğurur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/9053 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, TCK m.73/1 gereğince 6 aylık şikâyet süresi geçtikten sonra yapılan şikâyet üzerine, CMK m.223/9'daki derhal beraat şartları bulunmuyorsa davanın düşmesine karar verilir.

Şikâyetten vazgeçme bakımından da kesin kurallar geçerlidir. Kollukta veya savcılıkta şikâyetten vazgeçilirse aynı fiil için yeniden şikâyet hakkı ortadan kalkar; şikâyetten feragatten vazgeçmek mümkün değildir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin Esas 2014/16728, Karar 2015/1677 sayılı kararında, mağdurun annesinin polis ifadesinde şikâyetten vazgeçmesi halinde tekrar şikâyetçi olunamayacağı, bu nedenle düşme kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Suç ayrıca uzlaştırma kapsamındadır (CMK m.253/1). Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma aşamasında uzlaştırma prosedürü uygulanır; taraflar uzlaşırsa kovuşturmaya yer olmadığı veya davanın düşmesi sonucu doğabilir. Mahkûmiyet halinde ise hükmedilen hapis cezası belli koşullarda adli para cezasına çevrilebilir, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilebilir veya ceza ertelenebilir.

Çocuklara Karşı İşlenen Suçlar ve Basın Özgürlüğü Sınırı

Mağdurun çocuk olması halinde rızanın hukuki değeri farklı değerlendirilir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre on beş yaşını tamamlamamış çocukların özel hayatlarının gizliliği üzerinde mutlak tasarruf edemeyecekleri bir hak söz konusudur; bu nedenle rızaları hukuka uygunluk nedeni sayılmaz. On beş yaşını bitirip on sekiz yaşını tamamlamamış mümeyyiz çocukların rızası ise hukuka uygunluk nedeni olabilir.

Bu ayrımın en çarpıcı örneği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/311 sayılı kararıdır. Bu kararda, cinsel ilişkiye girilen 15 yaşından küçük mağdurenin çıplak bedeninin rızasıyla dahi kaydedilmesinin TCK m.134/1 kapsamında suç oluşturduğu, cinsel ilişki sırasında bedeni görmenin bu sonucu değiştirmeyeceği belirtilmiştir. Yani küçük mağdurun fiziksel olarak rıza göstermiş olması, görüntünün kaydedilmesini hukuka uygun hale getirmez.

Basın özgürlüğü ise özel hayatın gizliliğine yönelik müdahalenin meşru sayılabileceği önemli bir sınırdır. Gazetecilerin haber amacıyla çektiği fotoğraf, video veya ses kayıtları, güncel olması, görünür gerçeğe ve ölçülülük ilkesine uygun olması ve haber değeri taşıması koşuluyla suç oluşturmaz. Ünlü kişilerin (siyasetçi, sanatçı, sporcu) özel hayatlarının korunma alanı, normal kişilere göre daha dardır.

Bu yaklaşımı somutlaştıran bir karar olarak Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin K.2024/329 sayılı kararı dikkat çekicidir. Kararda, yeni evlenmiş bir ses sanatçısının Bodrum'da tekne çevresinde mayolu görüntülerinin haber yapılmasında, basının haber verme hakkının sınırlarının aşılmadığına hükmedilmiştir. Buna karşılık, haber değeri taşımayan, kamuoyunu ilgilendirmeyen ve özel hayata dair görüntülerin yayımlanması basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez; bu tür içerikler TCK m.134/2 kapsamında ifşa suçunu oluşturabilir.

Dolayısıyla yargılama makamları her olayda, mağdurun toplum içindeki konumu, görüntünün haber değeri ve müdahalenin ölçüsünü ayrı ayrı değerlendirerek basın özgürlüğü ile kişilik hakkı arasındaki dengeyi kurmaktadır.

Kişilik Hakkının Korunması ve Özel Hukuk Yaptırımları

Fotoğrafın izinsiz kullanılması yalnızca ceza hukuku boyutuyla değerlendirilen bir mesele değildir. Eylem aynı zamanda kişinin kişilik hakkına yönelik bir saldırı teşkil eder ve özel hukuk yaptırımlarını da gündeme getirir. Türk hukukunda kişilik hakkı, ceza davasından tamamen bağımsız olarak özel hukuk yollarıyla da korunmaktadır; bu nedenle mağdur, fail hakkında şikayetçi olmakla yetinmeyip aynı zamanda hukuk mahkemelerinde de hakkını arayabilir. Kişiliğin korunması, hem saldırının önlenmesi ve durdurulmasını hem de uğranılan zararların maddi ve manevi tazminat yoluyla giderilmesini kapsar.

Medeni Kanun Kapsamında Kişiliğin Korunması Davaları

Kişiliğin korunmasına ilişkin temel düzenleme Türk Medeni Kanunu'nun 24. ve 25. maddelerinde yer alır. TMK m.24 uyarınca, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Maddenin ikinci fıkrası hukuka aykırılığı tanımlamakta olup, kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırının hukuka aykırı sayılacağını düzenler.

Bu çerçevede fotoğrafı izinsiz kullanılan kişi, TMK m.24 ve m.25 kapsamında şu davaları açabilir:

  • Saldırının önlenmesi (men) davası: Henüz gerçekleşmemiş ancak gerçekleşmesi muhtemel bir saldırının önlenmesi talep edilir.
  • Saldırıya son verilmesi (durdurma) davası: Devam etmekte olan ihlalin sona erdirilmesi istenir; örneğin fotoğrafın yayından kaldırılması.
  • Saldırının hukuka aykırılığının tespiti davası: Etkisi devam eden saldırıların hukuka aykırı olduğunun tespiti sağlanır.
  • Maddi ve manevi tazminat davaları.

Burada altı çizilmesi gereken kritik nokta, rızanın kapsamının dar yorumlanmasıdır. Bir fotoğrafın belirli bir amaçla paylaşılmasına izin verilmiş olması, o fotoğrafın başka amaçlarla, özellikle ticari amaçlarla kullanılabileceği anlamına gelmez. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09.09.2013 tarihli, 2013/11184 E., 2013/15282 K. sayılı kararında; kültürel ve tanıtım amaçlı bir sitede yayınlanmasına rıza gösterilen fotoğrafın, başkalarınca ticari amaçla çoğaltılmasına ve kullanılmasına izin verildiği anlamına gelmeyeceği açıkça vurgulanmıştır. İnternette yayınlanmış olması dahi, özel bir fotoğrafın izinsiz ve ticari amaçla kullanılabileceği sonucunu doğurmaz.

Tazminat Türleri ve Yetkili Mahkeme

İzinsiz fotoğraf kullanımı sonucunda mağdurun talep edebileceği iki tür tazminat bulunmaktadır:

  • Manevi tazminat: Kişinin onurunun, itibarının ve kişilik değerlerinin zedelenmesi nedeniyle uğradığı manevi zararın giderilmesidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesi (TBK m.58) uyarınca kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören kişi manevi tazminat talep edebilir. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilme olarak tanımlanır; duyulan acı ve ızdırap manevi zararın kendisi değil, yalnızca görüntüsüdür. Hâkim manevi tazminat miktarını belirlerken tarafların sıfatını, makamını ve sosyal-ekonomik durumlarını dikkate alır; tazminatın amacına ve adalete uygun olarak belirlenmesi gerekir.
  • Maddi tazminat: İhlal nedeniyle malvarlığında meydana gelen somut azalmanın karşılanmasıdır.

Yetkili mahkeme açısından TMK önemli bir kolaylık getirmiştir. Davacı, kişilik haklarına yönelik saldırı nedeniyle kendi yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir. Bu özel yetki kuralının kapsamı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatlarıyla genişletilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun 13.02.2008 tarihli, 2008/4-127 E., 2008/130 K. sayılı kararında; kişilik haklarının korunması kavramının maddi ve manevi tazminat talebini de kapsadığı, dolayısıyla kişiliğe saldırı nedeniyle açılan tazminat davalarının da TMK m.25/son'daki özel yetki kuralına dahil olduğu belirtilmiştir. Bu içtihat sayesinde mağdur, ikamet ettiği yerden uzakta bir mahkemede dava açmak zorunda kalmaz.

Tazminat davası açısından zamanaşımı süresi büyük önem taşır. İzinsiz fotoğraf kullanımı bir haksız fiil teşkil ettiğinden, tazminat talebi fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren en fazla on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Ancak fotoğrafın yayında kaldığı sürece ihlalin sürekli nitelik taşıdığı kabul edilebilir; bu durumda zamanaşımının durması söz konusu olabilir. Zamanaşımı süresi dolduktan sonra yapılan başvurular reddedilir ve tazminat hakkı ortadan kalkar.

İnternette Yayınlanan İçeriğin Kaldırılması

Fotoğrafın özellikle sosyal medya platformlarında veya internet sitelerinde izinsiz yayınlanması halinde, içeriğin bir an önce kaldırılması mağdurun en acil ihtiyacıdır. Bu konuda en kapsamlı düzenleme 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'da yer alır.

5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca, kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler iki ayrı yoldan içeriğin kaldırılmasını sağlayabilir:

  • Uyarı yöntemiyle başvuru: İçerik sağlayıcısına, ona ulaşılamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak içeriğin yayından çıkarılması talep edilir.
  • Doğrudan sulh ceza hâkimine başvuru: İçerik sağlayıcısına ulaşılamaması veya talebin sonuçsuz kalması halinde, doğrudan sulh ceza hâkimine başvurularak içeriğe erişimin engellenmesi ve içeriğin yayından çıkarılması talep edilebilir.

Bu mekanizma, suç işlenmesinden bağımsız olarak da işletilebilir; yani yayının yalnızca kişilik haklarını ihlal etmesi veya özel hayatın gizliliğini zedelemesi, içeriğin kaldırılması ve erişimin engellenmesi için yeterlidir. Mağdur, fotoğrafın izinsiz yayınlandığını tespit ettikten sonra hızlı şekilde bu hukuki yola başvurarak ihlalin devamını engelleyebilir. İçeriğin kaldırılması talebi ile tazminat davası birbirinden bağımsız olup, mağdur her iki yola da aynı anda başvurma hakkına sahiptir.

Fotoğrafın Eser Niteliği ve FSEK Kapsamında Korunması

İzinsiz fotoğraf kullanımının hukuki sonuçları yalnızca ceza hukuku ve genel kişilik hakkı korumasıyla sınırlı değildir. Türk hukukunda fotoğraf, koşulları taşıdığı takdirde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında özel bir koruma rejimine tabidir. Burada belirleyici ayrım, söz konusu fotoğrafın bir "eser" niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Eser niteliği taşıyan fotoğraflar eser sahibinin mali ve manevi haklarıyla korunurken, eser niteliği taşımayan fotoğraflar dahi izinsiz kullanıma karşı korumasız bırakılmamıştır.

Fotoğrafın Eser Sayılma Koşulları

FSEK, eser kavramını (FSEK m.1) "sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri" olarak tanımlamaktadır. Bu tanımdan hareketle bir fotoğrafın eser sayılabilmesi için iki temel ölçütün birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  • Sahibinin hususiyetini taşıması: Fotoğrafın, çekenin kişisel yaratıcı tercihlerini, bakış açısını ve özgün katkısını yansıtması gerekir. Çekim açısı, ışık kullanımı, kompozisyon ve konunun işlenişi gibi unsurlarla fotoğrafçının kişiliği esere yansımalıdır.
  • Estetik değer ve fikri yaratım içermesi: Sıradan, mekanik bir kayıt değil; özgün bir fikri yaratım ürünü olması aranır.

Eser sahibi, FSEK uyarınca onu meydana getiren kişidir. Dolayısıyla bir fotoğrafı çeken kişi, eser üzerindeki mali ve manevi hakların sahibidir. Bu hakların başkasına devredilebilmesi ancak yazılı sözleşme ile mümkündür. İnternette, sosyal medyada veya basılı mecralarda yayınlanmış olması, fotoğrafın serbestçe kullanılabileceği anlamına gelmez; aksine, bu içeriklerin kullanılabilmesi için telif bedeli ödenerek veya yazılı izin alınarak kullanım hakkı temin edilmesi gerekir.

Eser Niteliğindeki Fotoğrafların İzinsiz Kullanımı

Eser niteliği taşıyan bir fotoğrafın hak sahibinin izni alınmaksızın çoğaltılması, yayılması veya kullanılması FSEK kapsamında çok yönlü hukuki yollara başvuru imkânı doğurur. Kanun, mali ve manevi hakları ihlal edilen eser sahibine (FSEK m.66-70) kapsamında ardışık ve birbirini tamamlayan dava türleri öngörmüştür:

  • Tecavüzün ref'i davası (FSEK m.66-67): Eser üzerinde sahibinin adı hiç konulmamış, yanlış konulmuş veya iltibasa yol açacak nitelikte konulmuşsa, tecavüz edenin hem eserin aslına hem tedavüldeki çoğaltılmış nüshalara eser sahibinin adını yazması zorunludur. Ayrıca masrafı tecavüz edene ait olmak üzere hükmün en fazla üç gazetede ilanı talep edilebilir.
  • Tecavüzün men'i davası (FSEK m.69): Mali veya manevi haklarına tecavüz tehlikesiyle karşılaşan eser sahibi, muhtemel tecavüzün önlenmesini dava edebilir.
  • Maddi ve manevi tazminat davası (FSEK m.70): Manevi hakları zedelenen kişi manevi tazminat; mali hakları ihlal edilen kişi maddi tazminat ve tecavüz edenin elde ettiği kârın kendisine devrini talep edebilir.

Mali haklara yönelik tecavüz halinde özel ve etkili bir hesap yöntemi öngörülmüştür. (FSEK m.68) uyarınca, hak sahibi sözleşme yapılmış olsaydı isteyebileceği bedelin veya rayiç bedelin en fazla üç katını talep edebilir. Bu hüküm, izinsiz kullanımı caydırıcı kılan en önemli düzenlemelerden biridir; zira hak sahibi yalnızca uğradığı zararı değil, lisans bedelinin katlanmış halini isteyebilir.

İhlalin internet ortamında, sosyal medyada (Facebook, Twitter, Instagram gibi) gerçekleşmesi FSEK hükümlerinin uygulanmasına engel değildir. Diğer eserler için öngörülen yaptırımlar internet ihlallerinde de aynen uygulanır.

Eser Niteliği Taşımayan Fotoğraflar ve Haksız Rekabet

FSEK koruması yalnızca yaratıcı katkı içeren özgün fotoğraflarla sınırlı değildir. Kanun, (FSEK m.84) ile eser mahiyetinde olmayan fotoğrafları da koruma altına almıştır. Bu maddeye göre, bir işaret, resim veya sesi nakle yarayan bir alet üzerine tespit eden ya da ticari maksatlarla haklı olarak çoğaltan veya yayan kişi, aynı işaret, resim veya sesin üçüncü bir kişi tarafından çoğaltılmasını veya yayımlanmasını menedebilir. Önemli bir nokta, tecavüz edenin tacir olmasının gerekmemesidir; FSEK m.84/II uyarınca haksız rekabet hükümleri, tecavüz eden tacir olmasa dahi uygulanır.

Kişinin resmi üzerindeki koruma ayrıca özel bir hükme bağlanmıştır. (FSEK m.86) uyarınca, eser niteliğinde olmasa bile bir kişinin resmi, fotoğrafı veya portresi, ilgili kişinin izni olmadan teşhir veya umuma arz edilemez. Bu kurala iki temel istisna getirilmiştir:

  • Ülkenin siyasi ve sosyal hayatında rol oynayan kişilere ilişkin resimler,
  • Resmi tören ve günlük olaylara (resmi geçit, toplantı, konferans gibi) ilişkin resimler.

Bu istisnalar dışında, sıradan bir bireyin fotoğrafının izni alınmadan yayınlanması FSEK m.86 ihlali oluşturur. Nitekim Yargıtay, internette kültürel ve tanıtım amaçlı bir sitede yayınlanmasına rıza gösterilen bir fotoğrafın, başkalarınca ticari amaçla çoğaltılıp kullanılmasına izin verildiği anlamına gelmeyeceğine hükmetmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09.09.2013 tarihli, 2013/11184 E., 2013/15282 K. sayılı kararında; resmin ticari amaçla kullanılmasından kaynaklanan tazminat davasında mahkemece manevi tazminata hükmedildiği, ancak manevi tazminatın amacına ve adalete uygun belirlenmesi gerektiği, somut olayın özellikleri gözetildiğinde hükmedilen tutarın yüksek olduğu gerekçesiyle kararın davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir.

Bu karar, izinsiz ticari kullanımda tazminatın varlığı kadar miktarının da somut olayın özelliklerine göre adalet ölçütü içinde belirlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Eser niteliği taşımayan günlük fotoğrafların dahi izinsiz ticari kullanımının hukuki sorumluluk doğurduğu, ancak tazminatın orantılı tayin edilmesinin zorunlu olduğu açıktır.

Sonuç olarak fotoğraf, ister sahibinin hususiyetini taşıyan bir eser olsun ister sıradan bir kişi resmi, izinsiz kullanıma karşı FSEK çatısı altında korunmaktadır. Eser niteliğindeki fotoğraflar m.66-70 kapsamında tecavüzün ref'i, men'i ve tazminat yollarıyla; eser niteliği taşımayanlar ise m.84 ve m.86 kapsamında haksız rekabet hükümleri ve teşhir yasağı ile güvence altındadır.

Basın Yoluyla Kişilik Hakkı İhlali: Yargıtay HGK İçtihatları

Fotoğrafın izinsiz kullanımı, basın ve yayın organları aracılığıyla gerçekleştiğinde, bireysel paylaşımlardan farklı bir hukuki değerlendirme alanına girilir. Bu noktada özel hayatın gizliliği ile basın özgürlüğü arasında hassas bir denge gözetilir. Anayasa, hem bireyin özel hayatını hem de basının haber verme işlevini güvence altına alır; bu iki değerin çatıştığı durumlarda hangisinin üstün tutulacağı, somut olayın özelliklerine göre belirlenir.

Basın Özgürlüğü ile Kişilik Hakkının Dengelenmesi

Türk hukuk sisteminde bu denge, hem anayasal hem de uluslararası dayanaklara oturur. Anayasa'nın 20. maddesi özel hayatın ve aile hayatının gizliliğini güvence altına alırken, Anayasa'nın 28. maddesi basın hürriyetini düzenlemektedir. Ayrıca Anayasa'nın 90. maddesi (m.90/son) uyarınca usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar iç hukukla birlikte uygulandığından, ifade ve basın özgürlüğünü düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi (AİHS m.10) de doğrudan uygulama alanı bulur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, AİHM içtihatlarına atıfla ifade özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden biri olduğunu, gazetecilik mesleğinin belirli ölçüde abartma hatta kışkırtma içerebileceğini kabul etmektedir. Bu çerçevede Handyside/Birleşik Krallık, Sunday Times/Birleşik Krallık ve Oberschlick/Avusturya gibi kararlar, basın özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiğine işaret etmektedir. Ancak bu özgürlük sınırsız değildir; basın, başkalarının itibarını ve kişilik haklarını korumak gibi sınırları aşamaz.

Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için dört koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur:

  • Yayının gerçeğe uygun olması — haber içeriği görünür gerçeğe ve doğru kaynağa dayanmalıdır
  • Haber niteliği taşıması — kamuoyunu ilgilendiren güncel bir haber değeri bulunmalıdır
  • Nesnel ölçütlere uyulması — objektif ve tarafsız bir yaklaşım benimsenmelidir
  • Özle biçim arasında ölçülülük bulunması — haberin içeriği ile sunum biçimi arasında orantı korunmalıdır

Bu koşullardan herhangi birine ters düşülmesi halinde hukuka aykırılık unsuru oluşur ve basının manevi tazminat sorumluluğu doğar. Bu ilke, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarihli ve 2017/4-1414 E., 2019/464 K. ile 10.12.2019 tarihli ve 2017/4-1833 E., 2019/1333 K. sayılı kararlarında istikrarlı biçimde vurgulanmıştır.

Konuyla İlgisiz Fotoğraf Kullanımının İhlal Oluşturması

Basın özgürlüğü ile kişilik hakkı dengesinin en somut örneklerinden biri, konuyla ilgisiz fotoğraf kullanımıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04.02.2021 tarihli ve 2017/4-1479 E., 2021/32 K. sayılı kararıyla bu konuda yol gösterici bir içtihat ortaya koymuştur.

Karara konu olayda, davacının taraf olduğu boşanma davasıyla ilgili bir gazete haberinde, davacının eşini aldattığı ve evi terk ettiği iddialarına yer verilmiş; haberde davacının konuyla ilgisi bulunmayan, izinsiz mayolu bir fotoğrafı kullanılmıştır. Fotoğraf fluleştirilmiş ve davacının yalnızca baş harfleri kullanılmış olsa da, beyanda bulunan eski eşin resmi açık verildiğinden davacının yakın çevresince tanınması mümkün hale gelmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, haberin mahkeme kaynağına uygun verilmediğini, boşanma sebebi yapılmamış hususların haber konusu edildiğini ve özellikle konuyla ilgisiz mayolu fotoğrafın izinsiz kullanılması suretiyle özle biçim arasındaki dengenin bozulduğunu tespit etmiştir. Kurul, davacının boşanmış bir kadın olarak "eşini aldatmış" imajıyla çevresine tanıtılmasının gerçekliğe aykırı olduğunu ve açıkça kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini kabul etmiştir.

Benzer bir yaklaşım, internette önceden yayınlanmış fotoğraflar bakımından da geçerlidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.09.2013 tarihli ve 2013/11184 E., 2013/15282 K. sayılı kararında, internette yayınlanmış olsa dahi özel bir fotoğrafın izinsiz ve ticari amaçla kullanılamayacağı; bir fotoğrafın kültürel veya tanıtım amaçlı bir sitede yayınlanmasına rıza gösterilmesinin, başkaları tarafından ticari amaçla çoğaltılmasına ve kullanılmasına izin verildiği anlamına gelmeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu içtihat, rızanın kapsamının dar yorumlanması gerektiğini ortaya koyması bakımından önemlidir: bir amaç için verilen rıza, başka amaçlar için kullanımı meşru kılmaz.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Bir kişinin fotoğrafının izni olmaksızın kullanılması, Türk hukukunda hem ceza hukuku hem de özel hukuk boyutuyla ciddi yaptırımlara bağlanmış çok katmanlı bir ihlaldir. Görüntülerin kaydedilmesi TCK m.134/1, ifşa edilmesi TCK m.134/2 kapsamında ayrı ayrı suç oluştururken, günlük kıyafetlerle çekilmiş kişisel veri niteliğindeki fotoğrafların paylaşımı TCK m.136 kapsamında değerlendirilmektedir. Bu suçların tümü şikayete tabi olup, mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 aylık şikayet süresi (TCK m.139) içinde harekete geçmesi gerekir.

Özel hukuk boyutunda ise mağdur, TMK m.24-25 kapsamında saldırının önlenmesi, durdurulması ve tespitini isteyebilir; TBK m.58 uyarınca manevi tazminat talep edebilir. Fotoğrafın eser niteliği taşıması halinde FSEK m.66-70 kapsamındaki tecavüzün ref'i, men'i ve tazminat yollarına başvurulabilir; eser niteliği taşımasa dahi FSEK m.86 her kişinin kendi resmi üzerindeki hakkını korur. İnternette yayınlanan içeriğin kaldırılması için 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi etkili bir başvuru yolu sunmaktadır.

Basın yoluyla gerçekleşen ihlallerde ise Yargıtay, basın özgürlüğü ile kişilik hakkı arasındaki dengeyi dört temel koşul üzerinden değerlendirmekte; özellikle konuyla ilgisiz fotoğraf kullanımını açık bir kişilik hakkı saldırısı olarak nitelendirmektedir. Fotoğrafınızın rızanız dışında kullanıldığı her durumda, hem cezai hem de hukuki yolların birlikte değerlendirilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi için ihlalin niteliğine uygun başvuru yollarının zamanında kullanılması büyük önem taşımaktadır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.