Düğün Salonu Sözleşmesini İptal Edememe Durumunda Haklar

Düğün Salonu Sözleşmesini İptal Edememe Durumunda Haklar

Düğün, nişan veya benzeri organizasyonlar için salon kiraladıktan sonra organizasyonu iptal etmek zorunda kaldığınızda 'Alınan kapora iade edilemez' hükmüyle karşılaşmak son derece yaygındır. Peki sözleşmeyi iptal edemediğinizde gerçekten tüm bedeli ödemek ya da kaporadan vazgeçmek zorunda mısınız? Bu yazımızda, Yargıtay kararları ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde, haksız şart kavramını, kaporanın iadesi koşullarını ve işletmecinin hangi durumlarda zarar talep edebileceğini detaylıca ele alıyoruz.

Düğün Salonu Sözleşmesinin Niteliği ve İptal Edilememe Durumunda Temel İlkeler

Günümüzde düğün, nişan, kına ve davet gibi organizasyonlar için kiralanan salonların bedelleri ciddi rakamlara ulaşmakta; bu da iptal halinde tarafların karşı karşıya geldiği uyuşmazlıkları derinleştirmektedir. Bu sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların doğru değerlendirilebilmesi için öncelikle sözleşmenin hukuki niteliğinin ve iptal halinde uygulanacak temel ilkelerin ortaya konulması gerekir. Sözleşmeler hukukunun temel prensibi tarafların sözleşmeye uymasıdır; ancak işletmeci lehine bir tazminat doğabilmesi için fesihten kaynaklanan somut bir zararın varlığı şarttır. Organizasyon yeri sahibi hiçbir zarara uğramadıysa, düğün sahibinin sözleşme bedelinin tamamını ödemesi mümkün değildir.

Organizasyon Sözleşmelerinin Tip (Matbu) Sözleşme Niteliği

Düğün ve nişan organizasyonu sözleşmeleri, organizasyon sağlayıcısı ile tüketici arasında imzalanan karma nitelikte tip (matbu) sözleşmeler olarak karşımıza çıkar. Bu sözleşmeler çoğunlukla işletme tarafından önceden hazırlanmış, üzerinde değişiklik yapılamayan ve tüketiciye yalnızca imza atmaktan başka seçenek bırakmayan standart sözleşme formatındadır. Salonlar genellikle hazır bir şablon sunmakta, organizasyon tarihi, saati, hizmet kapsamı ve ödeme şekli gibi boşluklar taraflara göre doldurularak sözleşme kurulmaktadır.

Bu tip sözleşmelerin en kritik özelliği, tüketicinin içeriğine etki edememesidir. Tüketici;

  • Psikolojik açıdan sözleşmeyi yasa benzeri değişmez bir metin olarak algılar,
  • Entelektüel açıdan hukuki donanım eksikliği içindedir,
  • Organizasyonel açıdan muhatap olduğu kişilerin çoğu zaman değişiklik yapma yetkisi bulunmadığı bir konumdadır.

Bu zaaflar nedeniyle, önceden hazırlanmış ve standart sözleşmede yer alan, tüketiciyle ayrı ayrı müzakere edilmeden konulan şartların müzakere edilmediği kabul edilir. Tüketicinin imza dışında gerçek bir seçeneğinin bulunmaması, sözleşmenin zayıf taraf lehine yorumlanmasını ve içerik denetimine tabi tutulmasını zorunlu kılar. Dolayısıyla bu sözleşmelerde yer alan ağır hükümlere, salt tüketici imzaladığı için aynen geçerlilik tanınamaz.

İptal Tarihinin Düğün Tarihine Uzaklığının Belirleyiciliği

Organizasyon iptallerinde en belirleyici kriter, iptal bildiriminin düğün tarihine ne kadar uzaklıkta yapıldığıdır. İptal bildirimi makul bir süre önce yapılır ve yerin başkasına kiralanmasına imkân tanınırsa, işletmecinin bir zararından söz edilemez ve bedelin tamamı talep edilemez. Bu makul süre yerel şartlara ve olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilir.

İptal tarihi düğün tarihine yakınsa, yerin başkasına kiralanması mümkün olmayabilir. Ancak bu durumda dahi tüketicinin tüm bedeli ödemesi gerekmez. Yargıtay, organizasyon yapılmadığı için firmanın yapmaktan kurtulduğu masraf ve ödemelerin sözleşme bedelinden indirilmesi gerektiğine hükmetmektedir.

sözleşmeye konu düğün organizasyonun tarihi 15.09.2013'tür. Davacı ise düğün tarihinden sadece iki gün önce 13.09.2013 tarihli ihtarname ile …. davalıya yazılı olarak bildirim yapmıştır. Hal böyle olunca, düğünün iptalinde davalı firmanın herhangi bir kusuru bulunmadığı da gözetildiğinde, davalının 15.09.2013 tarihinde; davacı ile kararlaştırılan salonda yeni bir organizasyon yapma ihtimali ortadan kalkmıştır. Ne var ki; düğün organizasyonunun gerçekleşmemesi nedeni ile davalının tasarruf ettiği kalemlerin de tespiti gerekir. O halde mahkemece; gerektiğinde bilirkişi raporu da alınmak suretiyle; davalının düğün organizasyonun yapılmaması nedeniyle tasarruf ettiği miktar tespit edilerek, bu kısım yönünden davanın kabulüne, bakiye kısım yönünden ise davanın reddine karar verilmesi gerekir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/3306 E., 2016/6290 K. sayılı bu kararı, iki gün gibi çok kısa bir süre kala yapılan iptalde bile işletmecinin sözleşme bedelinin tamamını alamayacağını ortaya koymaktadır. İşletmecinin organizasyon yapılmadığı için tasarruf ettiği yemek, içecek, personel ve sair giderler bilirkişi raporuyla tespit edilerek sözleşme bedelinden düşülmelidir.

İptal bildiriminin düğün tarihine 30 gün kala yapıldığı durumlarda ise Yargıtay, bu süreyi makul süre saymamaktadır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/9475 E., 2018/11752 K. (06.12.2018) sayılı kararında, 30 gün önce yapılan iptal bildirimi makul süre kabul edilmemiş; ancak iptalde firmanın herhangi bir kusuru bulunmadığından, işletmecinin organizasyonun yapılamaması nedeniyle uğradığı menfi zararı talep edebileceği belirtilmiştir.

Bu noktada menfi zarar ilkesi devreye girer. Tüketicinin geç iptal nedeniyle ödeyebileceği menfi zarar, yalnızca o tarihte yerin başkasına kiralanamamasından kaynaklanan zarardır. Sözleşme hiç yapılmasaydı işletmecinin uğramayacağı bu zarar dışındaki talepler çoğunlukla geçersizdir. Dolayısıyla işletmecinin talep edebileceği tutar, sözleşmenin bedeli değil, somut olarak ispat edilebilen ve yerin yeniden kiralanamamasıyla sınırlı kalan gerçek zarardır. Bu menfi zararın varlığını ve miktarını ispat yükü ise işletmeciye aittir.

Kapora ve Cezai Şartların Haksız Şart Niteliği

Düğün, nişan ve organizasyon sözleşmelerinde işletmeciler, tüketicinin sözleşmeden cayma ihtimaline karşı önceden bir miktar para tahsil eder ve bu parayı sözleşme metninde "kapora" olarak adlandırır. Ancak Türk Borçlar Kanunu'nda "kapora" adı altında düzenlenmiş bağımsız bir ödeme türü bulunmamaktadır. Bu nedenle ödenen paranın hukuki niteliği, kanunun öngördüğü iki kuruma göre belirlenir: bağlanma parası ve cayma parası. Bu ayrım, organizasyon iptal edildiğinde paranın iade edilip edilmeyeceğini doğrudan tayin eden kritik bir hukuki sınıflandırmadır.

Kaporanın Hukuki Niteliği: Bağlanma Parası ve Cayma Parası

Türk Borçlar Kanunu, sözleşme öncesinde veya kurulması sırasında ödenen paraya ilişkin olarak birbirinden tamamen farklı sonuçlar doğuran iki kurum öngörmüştür.

Bağlanma parası (pey akçesi), TBK m.177'de düzenlenmiştir. Bu hükme göre taraflarca aksi kararlaştırılmadığı takdirde, sözleşmenin kurulduğu sırada bir taraf diğerine ne ad altında olursa olsun bir miktar para vermişse, bu ödeme bağlanma parası olarak kabul edilir. Bağlanma parası, sözleşmenin yapıldığının ispatına yarayan ve cayma hakkı vermeyen bir ödemedir. Sözleşme sona erdiğinde bağlanma parasının iadesi zorunludur; bu para, ödeyen tarafa geri verilmek ya da ifa edilen edime mahsup edilmek üzere bekletilen bir güvence niteliği taşır.

Cayma parası (pişmanlık akçesi) ise TBK m.178'de düzenlenmiştir. Cayma parası, tarafların sözleşmeden dönme hakkını saklı tutmak amacıyla kararlaştırdıkları bedeldir. Bir paranın cayma parası sayılabilmesi için, sözleşmenin kurulması sırasında taraflarca açık veya örtülü biçimde bu yönde irade beyanında bulunulması gerekir. Cayma parası ödeyen taraf sözleşmeden döndüğünde bu parayı geri alamaz; parayı veren caymışsa verdiğini bırakır, parayı alan caymışsa aldığının iki katını geri verir.

Bu iki kurum arasındaki en önemli ayrım, ispat yükünün kime ait olduğu noktasında ortaya çıkar:

  • Kural olarak sözleşmeden önce veya kurulması sırasında ödenen para bağlanma parası kabul edilir ve iadesi gerekir.
  • Ödenen paranın cayma parası olduğunu, yani iade edilmeyeceğini ileri süren taraf bunu ispatlamak zorundadır.
  • Bu ispat yükü, parayı tahsil eden organizasyon yeri işletmecisine aittir ve ancak sözleşmeye konulacak açık bir hükümle karşılanabilir.

Bu nedenle organizasyon sözleşmelerinde yer alan "kapora" ibaresi, tek başına ödenen paranın iade edilmeyeceği anlamına gelmez. Aksi sözleşmede açıkça kararlaştırılmadıkça, tüketicinin ödediği para bağlanma parası sayılır ve organizasyon gerçekleşmediğinde iadesi gerekir.

"Kapora İade Edilemez" Hükmünün Geçersizliği

Organizasyon sözleşmelerinde işletmeciler, cayma parası niteliğini güvence altına almak amacıyla "Alınan kapora iade edilmez" ya da "gün satılmazsa ücretin tamamı alınır" gibi maddeler koymaktadır. Ancak bu hükümler, tüketiciyle müzakere edilmeden tek taraflı olarak sözleşmeye dahil edildiğinden ve tüketici aleyhine ağır bir dengesizlik yarattığından haksız şart sayılarak geçersiz kabul edilmektedir.

Yargıtay, cezai şart niteliğindeki ağır hükümlerin fahiş ve haksız olduğu hallerde geçersiz sayılacağını; ancak her olayın sözleşmenin somut içeriğine göre ayrı ayrı değerlendirileceğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır. Bu noktada, fesih bildiriminin belirli bir süre önce yapılmaması halinde ağır ödeme yükümlülüğü öngören maddeler haksız şart sayılmıştır.

Taraflar arasındaki 27.2.2009 tarihli sözleşme ile 19.6.2009 da yapılacak düğün organizasyonu ile ilgili olarak fesih bildiriminin 45 gün önceden yapılmaması halinde organizasyon sahibinin sözleşme ile garanti edilen kişi sayısı üzerinden ödeme yapma yükümlülüğünü düzenleyen 4.c maddesinin haksız şart olarak mahkemece kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2014/38673 E., 2015/12925 K. (21.04.2015) sayılı bu kararı, organizasyon hiç gerçekleşmemesine rağmen garanti edilen kişi sayısı üzerinden tam ödeme öngören hükümlerin tüketici aleyhine dengesizlik yarattığını ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ortaya koymaktadır. İşletmecinin hiç hizmet vermediği halde sözleşmedeki tam bedeli tahsil etmesini sağlayan bu tür maddeler, somut bir zarara dayanmadıkları için bağlayıcı değildir.

Buna karşılık, her cezai şartın veya iptal ücretinin otomatik olarak geçersiz sayılmadığı da unutulmamalıdır. Yargıtay, iptal tarihinin organizasyona uzaklığını ve öngörülen bedelin makullüğünü gözeterek bazı iptal ücretlerini geçerli kabul etmektedir.

16.09.2013 tarihli sözleşmede, sözleşme bedelinin açıkça 84.960 Euro olduğu, 8. maddesinde ise 119 ila 90 gün öncesine kadar organizasyonun iptali halinde %25 karşılığı 18.000 Euro iptal ücreti ödeneceği düzenlenmiştir. davacının bu bedeli ödemek zorunda olduğu düşünülmeksizin davanın (kısmen) kabulü usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması icap etmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2018/2236 E., 2019/6436 K. sayılı kararı, 84.960 Euro'luk sözleşme bedeline kıyasla 119 ila 90 gün öncesine kadar iptalde sözleşme bedelinin %25'i karşılığı 18.000 Euro'luk iptal ücretini makul bularak hükümsüz saymamıştır. Bu karar, iptal ücretinin oranı, iptalin organizasyona olan zaman uzaklığı ve sözleşme bedeline kıyasla orantılı olması halinde cezai şartın geçerliliğini koruyabileceğini göstermektedir.

Sonuç olarak değerlendirme, sözleşmedeki ibarenin lafzıyla değil, hükmün tüketici aleyhine dengesizlik yaratıp yaratmadığı ve öngörülen bedelin somut zararla orantılı olup olmadığı kriterleriyle yapılır. "Kapora iade edilemez" şeklinde mutlak ve şartsız bir hüküm tüketici aleyhine haksız şart sayılarak geçersiz kabul edilirken; iptal tarihine göre kademelendirilmiş, makul oranlı ve işletmecinin gerçek zararıyla bağlantılı iptal ücretleri geçerliliğini koruyabilmektedir.

6502 Sayılı Kanun Kapsamında Haksız Şart ve Sözleşme Şekli

Düğün, nişan ve kına gibi organizasyonlar için kiralanan salonlarla yapılan sözleşmelerin hukuki denetiminde temel dayanak 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'dur. 7/11/2013 tarihinde kabul edilen ve 28.11.2013 tarihli, 28835 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan bu Kanun, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek ve tüzel kişileri tüketici sayarak (m.3) onları satıcı ve sağlayıcılar karşısında koruyan emredici hükümler getirmiştir. Düğün sahibi, organizasyon hizmetini kişisel amaçla satın aldığından tüketici sıfatını taşır; salon işletmecisi ise hizmeti ticari faaliyeti çerçevesinde sunduğundan sağlayıcı konumundadır. Bu nitelendirme, sözleşmedeki tüm hükümlerin Kanun'un haksız şart denetimine tabi tutulmasını zorunlu kılar.

Haksız Şartın Unsurları ve Hükümsüzlüğü

6502 sayılı Kanun'un 5. maddesi, haksız şartı; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı biçimde tüketici aleyhine dengesizlik yaratan sözleşme koşulları olarak tanımlar. Bu maddenin en kritik yaptırımı şudur: haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür; ancak bu hükümsüzlük sözleşmenin tamamını değil, yalnızca haksız nitelikteki şartı kapsar. Sözleşmenin kalan hükümleri geçerliliğini korumaya devam eder. Dolayısıyla bir düğün salonu sözleşmesindeki "Alınan kapora iade edilemez" maddesinin haksız şart sayılması, sözleşmenin geçerliliğini tümden ortadan kaldırmaz; sadece o hüküm tüketici için bağlayıcı olmaktan çıkar.

Haksız şartın varlığı için üç unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  • Müzakere edilmeksizin tek taraflı düzenlenme: Düğün salonu sözleşmeleri çoğunlukla matbu, üzerinde değişiklik yapılamayan ve tüketiciye yalnızca imza atmaktan başka seçenek bırakmayan tip sözleşmelerdir. Önceden hazırlanmış ve standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketicinin içeriğine etki edemediği şartların müzakere edilmediği kabul edilir.
  • Tüketici aleyhine dengesizlik: Şartın tüketicinin yükümlülüklerini ağırlaştırması, buna karşılık sağlayıcıya orantısız bir avantaj sağlaması gerekir. İşletmecinin hiç hizmet vermediği halde sözleşme bedelinin tamamını talep etmesine imkân tanıyan bir hüküm, açık bir dengesizlik yaratır.
  • Dürüstlük kuralına aykırılık: Şartın iyi niyet ve hakkaniyet ölçüleriyle bağdaşmaması aranır.

Bu üç unsuru taşıyan hükümler, tüketici tarafından dava açılması veya itiraz edilmesi halinde mahkemece resen dikkate alınarak hükümsüz sayılır. Önemle belirtmek gerekir ki, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri süren satıcı veya sağlayıcı bunu ispatla yükümlüdür; aksi halde şartın müzakere edilmediği ve dolayısıyla haksız şart denetimine tabi olduğu kabul edilir.

İşyeri Dışında Kurulan Sözleşmelerde Şekil Şartı

Organizasyon kiralama sözleşmeleri çoğunlukla salon işletmecisinin işyerinde veya işyeri dışında düzenlendiğinden, 6502 sayılı Kanun'un 47. maddesi ile İşyeri Dışında Kurulan Sözleşmeler kapsamında getirilen şekil şartları da uygulama alanı bulabilir. Bu hüküm uyarınca:

  • Sözleşme yazılı kurulmadıkça geçerli olmaz. Sağlayıcı, tüketiciyle sözleşme yapmadan önce onu açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirmek zorundadır ve bu bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü sağlayıcıya aittir.
  • Tüketicinin kendi el yazısıyla tarih yazıp imzalaması sağlanmalı, sözleşmenin bir nüshası tüketiciye verilmelidir.
  • Tüketici, on dört gün içinde gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin cayma hakkına sahiptir. Sağlayıcı yükümlülüklerine aykırı davranır veya cayma hakkı konusunda tüketiciyi gereği gibi bilgilendirmezse, tüketici on dört günlük süreyle bağlı kalmaz; ancak her hâlükârda cayma süresi, cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer.

Bu şekil şartlarına aykırı düzenlenen sözleşmelerin tüketici aleyhine olan hükümleri geçersizlik yaptırımıyla karşılaşabilir. Ayrıca Kanun'un 4. maddesi uyarınca tüketici sözleşmelerinin en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir, açık ve okunabilir biçimde düzenlenmesi ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur; sözleşmede öngörülen koşullar sözleşme süresi içinde tüketici aleyhine değiştirilemez. Bu temel ilkelere uygun olmayan, küçük puntolarla yazılmış ya da müzakere imkânı tanınmamış kapora ve cezai şart düzenlemeleri, hem şekil hem de içerik denetiminde tüketici lehine değerlendirilir. Sonuç olarak, sözleşmedeki ağır cezai şartlar, kapora ve bedelin her durumda ödeneceği yönündeki hükümler, 6502 sayılı Kanun'un emredici nitelikteki bu düzenlemeleri karşısında geçersiz kabul edilmektedir.

Emsal Yargıtay Kararı: Kapora İadesi ve Menfi Zararın İspatı

Düğün salonu sözleşmelerinde yer alan "Alınan kapora iade edilemez" tipi hükümlerin akıbetini ve işletmecinin hangi koşullarda zarar talep edebileceğini somut biçimde ortaya koyan en güncel ve yol gösterici içtihat, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 22.11.2021 tarihli, 2021/6310 Esas ve 2021/11809 Karar sayılı ilamıdır. Bu karar, hem kapora hükmünün haksız şart niteliğini teyit etmesi hem de işletmecinin talep edebileceği menfi zararın sınırlarını netleştirmesi bakımından emsal değer taşımaktadır.

Olayın Özeti ve Yerel Mahkeme Kararı

Uyuşmazlığa konu olayda, bir düğün salonu işletmecisi ile düğün sahibi arasında 10.04.2012 tarihli düğün salonu ve organizasyonu sözleşmesi imzalanmış; düğün tarihi 17.11.2012 olarak belirlenmiştir. Sözleşme kapsamında sahne alacak ses sanatçısı, fotoğraf ve video çekimleri, ses ve ışık sistemi ile düğün sırasında servis yapacak görevliler gibi pek çok hizmet kalemi düzenlenmiştir. İşletmeci, sözleşmeyle ilgili tüm hazırlıklarını düğün tarihine göre yaptığını ve o tarih ile saatte başka bir organizasyona girmediğini ileri sürmüştür.

Düğün sahibi ise sözleşmeyi düğün tarihinden 30 gün önce iptal etmiştir. İşletmeci, sözleşmede bakiye kalan bedelin ödenmemesi üzerine düğün sahibi hakkında icra takibi başlatmış, takibe itiraz edilmesi nedeniyle itirazın iptali davası açmıştır. Davalı düğün sahibi davanın reddini talep etmiştir.

Mahkeme, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda hükme esas aldığı bilirkişi raporuna dayanmış ve şu gerekçeyle davanın reddine karar vermiştir:

Mahkemece; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde hükme esas alınan bilirkişi raporu ile organizasyonun yapılamaması nedeni ile işletmenin herhangi bir harcaması, gider ve zararının bulunmadığı, davacının varsa uğradığı zararı somut olarak tanık beyanları ile de ispatlayamadığı, herhangi bir bilgi ve belge vs sunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bu kararın temelinde, işletmenin somut bir zararını ispatlayamamış olması yatmaktadır. Önemli olan husus, mahkemenin davayı yalnızca "kapora iade edilmez" hükmüne dayanarak değil, gerçekleşmiş bir zarar bulunup bulunmadığını araştırarak sonuçlandırmış olmasıdır.

Kanun Yararına Bozma Talebi ve Yargıtay'ın Değerlendirmesi

Yerel mahkeme kararı kesin olarak verildiğinden, Adalet Bakanlığı HMK m.363/1 uyarınca kararın kanun yararına bozulmasını talep etmiştir. Bakanlığın 09.09.2021 tarihli yazısında ileri sürülen gerekçe şudur:

Adalet Bakanlığının 09/09/2021 tarihli yazısında; davalının sözleşmeyi hiç yapılmamış olsaydı uğramayacağı (menfi) zararının olup olmadığının belirlenmesine yönelik olarak davalının iptal bildiriminden sonra kalan zamanında yeni organizasyon tertip edip edemediği, edememiş ise bunun için vaktinin yeterli olup olmadığı hakkında inceleme yapılması sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek; kararın, 6100 sayılı HMK'nın 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca kanun yararına bozulması talep edilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, dosyada daha önce verilen bozma kararını ve sözleşmenin ilgili hükmünü değerlendirmiştir. Daire, "Alınan kaparo iade edilemez. Merasimden vazgeçildiği takdirde aynı tarihli gün ve saat satılmaz ise anlaşmadaki ücret tam alınır." şeklindeki maddenin haksız şart olarak kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığını teyit etmiştir. Daire, menfi zarar yönünden ise 19.08.2020 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak kritik bir tespitte bulunmuştur:

Hükme esas alınan 19.08.2020 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde "…sözleşme sırasında, organizasyon öncesinde işletmenin herhangi bir iptal durumuna karşı almış olduğu 500 TL kaporanın işletmenin iptal edilen geceyi tekrar satamasa dahi sadece düğün salonu yeri kiralama zararı için yeterli olduğu…" belirlenmiş olduğundan, mahkemece söz konusu yerin satılamaması halinde uğranılan menfi zararları da karşılar nitelikte karar verildiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, bozmaya uygun olarak aldırılan 19.08.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre karar verildiği anlaşıldığından Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına bozma isteği yerinde görülmemiştir.

Bu değerlendirmede üç temel sonuç öne çıkmaktadır. Birincisi, alınan 500 TL kapora, işletme iptal edilen geceyi tekrar satamasa dahi yalnızca salon yeri kiralama zararını karşılamaya yeterli kabul edilmiştir. İkincisi, işletmecinin talep edebileceği zarar, sözleşme bedelinin tamamı değil, yalnızca somut olarak ispatlanabilen menfi zarardır. Üçüncüsü, mahkeme bu menfi zararı bilirkişi raporuyla araştırdığından, kararın kanun yararına bozulmasına gerek görülmemiştir.

Daire, 22.11.2021 tarihinde oy birliğiyle Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına temyiz talebinin reddine karar vermiştir. Bu emsal karar, "kapora iade edilemez" ibaresinin 30 gün kala yapılan iptallerde dahi tüketici aleyhine geçerli sayılamayacağını; ancak işletmecinin gerçek ve ispatlanabilir bir menfi zararı varsa bunun ödenen kapora ile karşılanabileceğini açıkça ortaya koymuştur.

Nişanın Bozulması ve Özel Durumlarda Tüketicinin Hakları

Düğün ve nişan organizasyonlarının iptali, çoğu zaman doğrudan tüketicinin iradesinden değil, hayatın olağan akışı içinde ortaya çıkan beklenmedik durumlardan kaynaklanır. Nişanın bozulması, salgın gibi olağanüstü koşullar veya işletmenin hukuken geçersiz bir sözleşme düzenlemiş olması gibi özel durumlar, tarafların hak ve yükümlülüklerini önemli ölçüde etkiler. Bu bölümde, organizasyon iptaline yol açan bu özel hallerde tüketicinin hangi haklara sahip olduğu ve hangi taraftan talepte bulunabileceği değerlendirilecektir.

Nişanın Bozulmasında Düğün Salonu Masraflarının Talebi

Nişanlanma, hukuken bir evlenme vaadi niteliğindedir. Nişanın haksız yere bozulmasında kusurlu olan taraf, diğer tarafa karşı tazminat ödemekle yükümlüdür. Haklı sebebin bulunup bulunmadığına hâkim karar verir ve evliliğin bir taraf için çekilmez hale gelmesi haklı sebep sayılır.

Nişanın haksız bozulması halinde mağdur taraf üç ayrı talepte bulunabilir:

  • Maddi tazminat: Evlilik için yapılan harcamaların karşılığıdır.
  • Manevi tazminat: Nişanın bozulmasından duyulan elem ve ızdırabın karşılığıdır.
  • Eşyaların geri verilmesi: Evlilik düşüncesiyle alınmış buzdolabı, gelinlik, takılar gibi eşyaları kapsar; ancak hediye amacıyla verilenler geri istenemez.

Burada düğün salonu masrafları açısından kritik nokta şudur: Düğün yerinin tutulması, evlilik adına yapılmış bir masraftır. Bu nedenle nişanı haksız ve kusurlu olarak bozan nişanlıdan, düğün salonu sözleşmesi için yapılan masraflar maddi tazminat kapsamında talep edilebilir. Ancak maddi tazminat isteyebilmek için talep eden tarafın kusursuz olması zorunludur. Evlilik adına yapılmamış veya olağanın çok üzerinde, aşırı nitelikteki masraflar bu kapsamda geri istenemez.

Bu noktada iki ayrı hukuki ilişki birbirinden ayrı değerlendirilmelidir: Bir tarafta tüketici ile salon işletmecisi arasındaki organizasyon sözleşmesi, diğer tarafta nişanlılar arasındaki ilişki bulunur. Tüketici, salon işletmecisine karşı yalnızca işletmecinin somut olarak ispatladığı menfi zararı ödemekle yükümlüdür; ödediği bu tutarı ve diğer evlilik masraflarını ise nişanı kusurlu olarak bozan eski nişanlısından maddi tazminat olarak isteyebilir.

Covid-19 ve Olağanüstü Durumlarda İptaller

Covid-19 salgını kapsamında yayımlanan genelgeler nedeniyle düğün ve organizasyon iptallerinde sözleşme bedelinin ödenip ödenmeyeceği, hukuk camiasında halen tartışmalı bir alan olup yüksek mahkeme kararları beklenmektedir. Salgın gibi olağanüstü durumlarda iptal işlemlerinin uygulamada daha esnek ele alındığı ve birçok firmanın esnek iptal politikaları geliştirdiği gözlenmektedir.

Bu olağanüstü hallerde yapılacak değerlendirmede şu kriterler belirleyici olacaktır:

  • Sözleşmenin düğüne ne kadar kala feshedildiği
  • Fesih bildiriminin yazılı olarak yapılıp yapılmadığı
  • Fesihte salgın ve genelgelerin gerekçe gösterilip gösterilmediği
  • Sözleşmenin kurulma yeri ile şekli ve haksız şartların içeriği

Salgın genelgeleri nedeniyle organizasyonun hukuken yapılamaması durumunda, tarafların kusurundan bağımsız bir imkânsızlık söz konusu olabileceğinden, "kapora iade edilemez" veya "ücret tam alınır" türündeki hükümlerin uygulanması daha da zayıflar. Bu nedenle olağanüstü durumlarda iptal yapan tüketicilerin, fesih iradesini mutlaka yazılı olarak ve salgın gerekçesini açıkça belirterek iletmeleri, ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda yasal dayanak oluşturması açısından kritik öneme sahiptir.

Ruhsatsız İşletmeyle Yapılan Sözleşmenin Geçersizliği

Tüketicinin lehine işleyen bir diğer özel durum, işletmenin hukuki statüsüyle ilgilidir. Düğün salonu ruhsatı belediyelerden alınır ve ruhsatı olmayan işletmelerin düğün salonu sözleşmesi yapması yasaktır. Böyle bir sözleşme fiilen yapılmış olsa dahi, kanunun emredici hükümlerine aykırılık gerekçesiyle kesin hükümsüz sayılır. Kesin hükümsüzlük halinde tüketici, ödediği bedellerin tamamının iadesini talep edebilir ve işletmecinin sözleşmeye dayanarak yapacağı hiçbir bedel talebi hukuken sonuç doğurmaz. Bu nedenle sözleşme imzalanmadan önce işletmenin ruhsatının bulunup bulunmadığının teyit edilmesi tüketici açısından önemli bir koruma sağlar.

Sonuç

Düğün, nişan, kına ve davet gibi organizasyonların iptali halinde tüketicinin hakları, sözleşmenin niteliği, iptalin zamanlaması ve olayın özel koşullarına göre çok yönlü olarak değerlendirilmelidir. Sözleşmelerde sıkça yer alan "Alınan kapora iade edilemez" ve "gün satılmazsa ücretin tamamı alınır" gibi maddeler, tüketiciyle müzakere edilmeden konulması ve tüketici aleyhine dengesizlik yaratması nedeniyle 6502 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca kesin olarak hükümsüzdür. İşletmeci, hiç hizmet vermediği halde sözleşme bedelinin tamamını talep edemez; yalnızca kusuru bulunmadığı ve makul sürede haber verilmediği için yeri başkasına kiralayamadığından doğan menfi zararını somut olarak ispatlamak kaydıyla talep edebilir.

Nişanın bozulması halinde tüketici, salon için yaptığı masrafları kusurlu eski nişanlısından maddi tazminat olarak isteyebilir; salgın gibi olağanüstü durumlarda ise fesih bildiriminin yazılı ve gerekçeli yapılması belirleyici olur; ruhsatsız işletmeyle yapılan sözleşme ise baştan geçersizdir. Tüm bu nedenlerle, organizasyon sahiplerinin sözleşmedeki ağır cezai şartları aynen kabul etme zorunluluğu yoktur. İşletmecinin tüm bedel üzerinden icra takibi başlatması veya kaporayı iade etmemesi halinde hak kaybı yaşamamak için süresinde itiraz edilmesi ve uzman bir avukattan hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.