Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat Talep Şartları

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat Talep Şartları

Boşanma süreci sadece evlilik birliğinin sona ermesi değil, aynı zamanda tarafların mali haklarının da belirlendiği hukuki bir süreçtir. Türk Medeni Kanunu uyarınca düzenlenen maddi ve manevi tazminat hakları, kusurlu tarafın diğer eşe verdiği zararın telafisini amaçlar. Bu rehberimizde, tazminat talep şartlarını, Yargıtay'ın güncel içtihatlarını ve zamanaşımı sürelerini detaylıca ele alıyoruz.

Boşanmada Maddi Tazminatın Hukuki Dayanağı ve Şartları

Boşanma davasının en önemli mali sonuçlarından biri olan maddi tazminat, evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte taraflardan birinin mahrum kaldığı ekonomik desteğin ve geleceğe dair yitirilen menfaatlerin telafisini amaçlar. Türk hukuk sisteminde bu hak, sosyal devlet ilkesi ve hakkaniyet esasları çerçevesinde şekillenmiştir. Maddi tazminat talebi, boşanma davasının fer’i (eki) niteliğinde olup, boşanma kararı verilmedikçe tek başına hüküm altına alınamaz.

TMK m. 174/1 uyarınca maddi tazminat hakkı şu şekilde tanımlanmıştır:

"Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir."

Bu hükümden anlaşılacağı üzere, maddi tazminata hükmedilebilmesi için kümülatif olarak gerçekleşmesi gereken belirli şartlar mevcuttur. İlk olarak, taraflar arasında geçerli bir boşanma kararı bulunmalıdır. İkinci olarak, tazminat talep eden eşin boşanmaya yol açan olaylarda ya tamamen kusursuz olması ya da diğer eşe göre daha az kusurlu bulunması şarttır. Eğer mahkeme tarafların eşit kusurlu olduğuna kanaat getirirse, her iki tarafın da maddi tazminat talepleri reddedilecektir. Üçüncü ve en temel şart ise, boşanma neticesinde bir menfaat zedelenmesinin meydana gelmiş olmasıdır.

Mevcut ve Beklenen Menfaatlerin Zedelenmesi

Maddi tazminatın miktarını ve haklılığını belirleyen en kritik unsur, "mevcut" ve "beklenen" menfaatlerin ne ölçüde zarar gördüğüdür. Hukukumuzda bu kavramlar geniş bir yelpazede değerlendirilir:

  • Mevcut Menfaatler: Evlilik birliği devam ederken eşlerin birbirine sağladığı maddi destek, barınma imkanı, sosyal statü ve yaşam standardıdır. Boşanma ile birlikte, az kusurlu eşin bu imkanlardan mahrum kalması mevcut menfaat zedelenmesi olarak kabul edilir. Özellikle güncel yargı pratiklerinde ev hanımı olan kadınların durumu bu kapsamda özel bir öneme sahiptir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2021/1110 E. sayılı kararı, bu konudaki yerleşik içtihadı güçlendirmiştir. Bu karara göre, ev hanımı olan bir kadının ev işleri, yemek, temizlik ve çocuk bakımı gibi faaliyetleri bir emek ve iktisadi değer olarak kabul edilir. Dolayısıyla, kadının herhangi bir geliri olmasa dahi, evlilik süresince sunduğu bu emeğin karşılığı olan maddi menfaatlerin boşanma ile sona ermesi, tazminat sorumluluğuna esas teşkil eder.

  • Beklenen Menfaatler: Evlilik birliği sürseydi gelecekte elde edilmesi muhtemel olan ekonomik kazanımlardır. Eşin ölümü halinde doğacak olan miras hakları, dul maaşı alma ihtimali veya eşin ileride elde edeceği yüksek gelirden faydalanma beklentisi bu kapsamda değerlendirilir.

Maddi tazminat miktarının tayininde hakim, geniş bir takdir yetkisine sahiptir ancak bu yetki sınırsız değildir. Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) 2013/303 Sayılı Kararı, tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınması gereken objektif kriterleri belirlemiştir. Bu karara göre hakim; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, tarafların yaşlarını (özellikle yeniden evlenme şansını), evlilik süresini, kusur derecelerini ve tarafların yaşam seviyelerini titizlikle incelemelidir. Tazminat, ne tazminat ödeyecek tarafı yoksulluğa sürükleyecek kadar fahiş ne de zarar görenin zararını karşılamayacak kadar az olmalıdır.

Maddi Tazminatın Ödeme Biçimleri

Boşanma davası sonucunda hükmedilen maddi tazminatın nasıl ödeneceği hususu, TMK m. 176 hükmü ile düzenlenmiştir. Kanun koyucu, davanın taraflarının ekonomik durumuna ve ihtiyacına göre iki farklı ödeme yöntemi öngörmüştür:

  1. Toptan (Defaten) Ödeme: Tazminatın tek seferde, nakit olarak ödenmesidir. Uygulamada en sık karşılaşılan yöntem budur. Toptan ödeme, taraflar arasındaki hukuki ve mali bağın bir an önce kesilmesini sağlar ve gelecekteki olası uyuşmazlıkların önüne geçer.
  2. İrat Şeklinde Ödeme: Tazminatın belirli aralıklarla (genellikle aylık) taksitler halinde ödenmesidir. Bu yöntem, özellikle tazminat borçlusunun toplu ödeme gücü olmadığı ancak düzenli bir gelire sahip olduğu durumlarda tercih edilir.

TMK m. 176 uyarınca, irat şeklinde ödenmesine karar verilen maddi tazminat, bazı hallerde kendiliğinden veya mahkeme kararıyla sona erebilir. Alacaklı tarafın yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde irat şeklinde ödenen tazminat kendiliğinden kalkar. Ayrıca, alacaklı tarafın evlenmeden başka biriyle fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi durumlarında mahkeme kararıyla iratın kaldırılmasına karar verilebilir.

Sonuç olarak, maddi tazminat sadece bir "ceza" değil, boşanma ile ekonomik dengesi sarsılan eşin geleceğini güvence altına alma aracıdır. Bu nedenle, tazminat miktarı belirlenirken tarafların evlilik içerisindeki tüm maddi ve manevi katkıları hakkaniyet süzgecinden geçirilerek değerlendirilmelidir.

Manevi Tazminat ve Kişilik Haklarının Korunması

Boşanma süreci, taraflar için yalnızca hukuki bir bağın kopması değil, aynı zamanda duygusal ve ruhsal bir yıpranma dönemidir. Türk Medeni Kanunu, bu süreçte eşlerden birinin kişilik haklarının saldırıya uğraması durumunda, yaşanan manevi zararın telafi edilmesi amacıyla manevi tazminat kurumunu düzenlemiştir. TMK m. 174/2 hükmü, boşanmaya sebebiyet veren olaylar nedeniyle şahsiyeti zedelenen tarafın, kusurlu olan diğer taraftan uygun bir miktar para talep edebileceğini açıkça belirtmektedir. Manevi tazminatın temel amacı, saldırıya uğrayan tarafın bozulan ruhsal dengesini bir nebze de olsa onarmak ve yaşanan acıyı dindirmektir.

Kişilik Hakkı Saldırısı Teşkil Eden Eylemler

Boşanma davalarında manevi tazminata hükmedilebilmesi için her şeyden önce ortada bir "kişilik hakkı saldırısı" bulunmalıdır. Yargıtay uygulamalarına göre her boşanma davası kendiliğinden manevi tazminat hakkı doğurmaz. Tazminat için boşanmaya neden olan olayların, davacının toplumsal onurunu, haysiyetini, bedensel bütünlüğünü veya ruhsal sağlığını ağır biçimde zedelemiş olması gerekir. Fiziksel şiddet, ağır hakaret, sadakatsizlik (zina), eşini başkalarının yanında aşağılama ve haysiyetsiz yaşam sürme gibi eylemler, yerleşik içtihatlarda kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmektedir.

Özellikle eşin ortak konuttan haksız yere uzaklaştırılması veya evden kovulması, yargı kararlarında özel bir yer tutmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu tür eylemlerin sadece bir geçimsizlik nedeni değil, doğrudan kişilik haklarına yönelik ağır bir müdahale olduğunu vurgulamaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/68 Sayılı Kararı: "Eşini evden kovan tarafın bu eylemi, diğer eşin kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Evden kovma eylemi, sadece bir boşanma sebebi olmayıp aynı zamanda kişinin onur ve haysiyetini zedeleyen, onu toplum ve aile nezdinde küçük düşüren bir davranıştır. Bu durumda, saldırıya uğrayan eş lehine uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi yasal bir zorunluluktur."

Bu karar, eşini barınma hakkından mahrum bırakmanın ve toplumsal bir utanca sürüklemenin manevi tazminat gerektiren ağır bir kusur olduğunu teyit etmektedir. Öte yandan, zina eylemi söz konusu olduğunda, tazminatın muhatabı konusunda önemli bir sınırlama getirilmiştir. Geçmişte zina yapılan üçüncü kişiye karşı da tazminat davası açılabilirken, güncel içtihatlar bu durumu netleştirmiştir.

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun (YİBBGK) 06.07.2018 Tarihli Kararı: "Boşanma davasına konu olan zina eylemine katılan üçüncü kişiden, aldatılan eşin manevi tazminat talep etme hakkı bulunmamaktadır. Sadakat yükümlülüğü sadece eşler arasındadır ve bu yükümlülüğün ihlali nedeniyle doğan tazminat sorumluluğu yalnızca kusurlu eşe aittir. Üçüncü kişinin eylemi, diğer eşin kişilik haklarına doğrudan bir saldırı olarak nitelendirilemez."

Bu karar uyarınca, aldatılan eş manevi tazminat talebini yalnızca kendi eşine yöneltebilir; "öteki taraf" olarak adlandırılan üçüncü kişinin bu süreçte aile hukuku kapsamında bir tazminat sorumluluğu bulunmamaktadır.

Manevi Tazminatta Ödeme Sınırları

Manevi tazminatın miktarı ve ödeme şekli konusunda kanun koyucu belirli sınırlar çizmiştir. Maddi tazminattan farklı olarak manevi tazminatın ödeme biçimi TMK m. 176/2 uyarınca kesin bir kurala bağlanmıştır. Bu maddeye göre, manevi tazminatın irat (aylık ödeme/taksit) şeklinde ödenmesine karar verilemez. Manevi tazminatın, hükmün kesinleşmesiyle birlikte tek seferde ve toplu olarak ödenmesi yasal bir zorunluluktur. Bu kuralın temel sebebi, manevi tazminatın bir "tatmin" aracı olmasıdır; bu tatminin bölünerek değil, bir bütün olarak gerçekleşmesi amaçlanır.

Tazminat miktarının belirlenmesinde ise mahkemenin geniş bir takdir yetkisi vardır. Ancak bu yetki kullanılırken tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur oranları ve paranın alım gücü gibi kriterler göz önünde bulundurulur. Yargıtay, manevi tazminatın bir ceza veya zenginleşme aracı olarak görülmemesi gerektiğini her fırsatta hatırlatmaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2021/809 E. Sayılı Kararı: "Manevi tazminat, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilmiş bir tatmin şeklidir. Bu tazminatın miktarı belirlenirken, davacı tarafın zenginleşmesine, davalı tarafın ise fakirleşmesine neden olmayacak, hakkaniyete uygun ve ölçülü bir miktar tayin edilmelidir. Olayın ağırlığı ile hükmedilen miktar arasında makul bir denge kurulması şarttır."

Bu ilam, tazminatın sembolik olmayacak kadar yeterli, ancak karşı tarafı ekonomik olarak yıkıma uğratmayacak kadar dengeli olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Hakim, tazminat miktarını belirlerken tarafların eğitim durumundan gelir seviyesine, sosyal çevrelerinden evlilik süresince yaşanan olayların vahametine kadar her türlü detayı titizlikle incelemek zorundadır. Ölçülülük ilkesi, manevi tazminatın hukuki niteliğinin korunması açısından en temel sınır kabul edilir.

Tazminat Taleplerinde Usul, Zamanaşımı ve Faiz

Boşanma davasının eki niteliğinde olan maddi ve manevi tazminat talepleri, sadece esasa ilişkin kurallarla değil, aynı zamanda sıkı usul kuralları, hak düşürücü süreler ve kendine özgü faiz başlangıç tarihlerine tabidir. Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay içtihatları, bu taleplerin ne zaman, nasıl ve hangi mali yükümlülükler altında ileri sürüleceğini açıkça belirlemiştir. Tazminat haklarının kaybolmaması veya icra aşamasında sorun yaşanmaması için bu usuli detayların titizlikle incelenmesi gerekmektedir.

Dava Açma Süreleri

Boşanma davası devam ederken talep edilmeyen maddi ve manevi tazminatlar, boşanma kararı kesinleştikten sonra da bağımsız bir dava ile ileri sürülebilir. Ancak bu noktada kanun koyucu, taraflar arasındaki hukuki belirsizliğin uzun süre devam etmemesi amacıyla belirli bir süre sınırı öngörmüştür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesi bu durumu net bir şekilde düzenlemektedir.

TMK m. 178: "Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar."

Bu madde hükmü uyarınca, boşanma davası içerisinde talep edilmemiş olan tazminat hakları için boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi işler. Bu süre hak düşürücü süre değil, bir zamanaşımı süresidir; dolayısıyla mahkemece kendiliğinden (re'sen) dikkate alınmaz, ancak karşı tarafın zamanaşımı def'inde bulunması halinde davanın reddine sebebiyet verir.

Tazminat taleplerinde bir diğer önemli husus ise faiz başlangıcı ve kararın icra edilebilirliğidir. Genel tazminat hukukunda faiz genellikle haksız fiil veya dava tarihinden itibaren başlasa da, boşanmanın fer'i niteliğindeki tazminatlarda durum farklıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi K.2019/9161: "Hükmedilen tazminatlara uygulanacak faizin, davanın açıldığı tarihten değil boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlatılması gerekir."

Yargıtay'ın bu yerleşik içtihadı, tazminat hakkının ancak boşanma hükmünün kesinleşmesiyle muaccel hale geleceği ilkesine dayanmaktadır. Dolayısıyla, mahkeme kararında "dava tarihinden itibaren faiz" şeklinde bir hüküm kurulması usul ve yasaya aykırılık teşkil edecektir.

Buna ek olarak, boşanma davası sonucunda hükmedilen tazminatların icra takibine konu edilebilmesi için de kararın kesinleşmesi şarttır. Aile hukukuna ilişkin ilamlar, kesinleşmeden icra edilemeyen kararlar kategorisindedir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2017/11280 E.: "Boşanma hükmü kesinleşmeden tazminat alacaklarının icra takibine konu edilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır.

Bu karar, boşanmanın mali sonuçlarının asıl hüküm olan "boşanma" kararının eklentisi olduğunu ve asıl hüküm kesinleşmeden eklentilerin infaz kabiliyeti kazanamayacağını vurgulamaktadır.

Harç ve Vekalet Ücreti Esasları

Boşanma davası ile birlikte talep edilen tazminatlar ile boşanma kesinleştikten sonra açılan bağımsız tazminat davaları arasında harçlandırma ve vekalet ücreti bakımından köklü farklar bulunmaktadır.

Eğer maddi ve manevi tazminat talepleri boşanma davası ile birlikte (aynı dava dilekçesinde veya karşı dava ile) ileri sürülmüşse, bu talepler boşanmanın fer’i (eki) sayılır. Bu durumda, talep edilen tazminat miktarı ne kadar yüksek olursa olsun, ayrıca bir nispi harç ödenmesi gerekmez. Sadece boşanma davası için yatırılan maktu harç yeterlidir. Ancak boşanma davasından bağımsız olarak, boşanma kesinleştikten sonra 1 yıllık süre içinde açılan davalarda durum değişmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2014/8034 E.: "Boşanmadan sonra açılan bağımsız tazminat davaları nispi harca ve nispi vekalet ücretine tabidir."

Bu karara göre, boşanma kesinleştikten sonra açılan davalarda talep edilen miktar üzerinden nispi harç yatırılması zorunludur. Ayrıca davanın kabulü veya reddi halinde avukatlık ücreti de maktu değil, dava değeri üzerinden nispi olarak hesaplanır.

Vekalet ücreti konusunda boşanma davası içinde talep edilen tazminatlara ilişkin çok kritik bir koruma mekanizması mevcuttur. Normal şartlarda bir davanın kısmen reddi halinde, reddedilen kısım üzerinden karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilir. Ancak boşanmanın eki niteliğindeki tazminat taleplerinde bu kural uygulanmaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/8309 K.: "Boşanmanın eki niteliğindeki tazminat taleplerinin kısmen reddi halinde karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilemez."

Bu içtihat, tazminat talep eden eşin, talebinin reddedilmesi korkusuyla hak arama hürriyetinin kısıtlanmasını engellemeyi amaçlar. Yani eş, boşanma davası içinde 500.000 TL tazminat isteyip mahkemece sadece 50.000 TL'ye hükmedilirse, aradaki 450.000 TL'lik reddedilen kısım için karşı tarafın avukatına nispi vekalet ücreti ödemek zorunda kalmaz. Bu kural sadece boşanma davası ile birlikte istenen tazminatlar için geçerlidir; boşanmadan sonra açılan bağımsız davalarda reddedilen kısım için vekalet ücreti sorumluluğu doğacaktır.

Kusur Belirlemesi ve Tazminat Hakkını Ortadan Kaldıran Durumlar

Boşanma davalarında maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için kümülatif olarak gerçekleşmesi gereken en temel şart, tarafların kusur durumlarının net bir şekilde tespit edilmesidir. Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi uyarınca tazminat talep eden tarafın ya tamamen kusursuz olması ya da diğer eşe nazaran daha az kusurlu bulunması zorunludur. Hukuk sistemimizde kusur esasına dayalı bir tazminat rejimi benimsendiği için, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların sergilediği tutumlar tazminat miktarını ve hakkın doğup doğmadığını doğrudan belirler.

Eşit Kusur ve Affetme Olgusu

Yargı pratiğinde en sık karşılaşılan engellerden biri tarafların "eşit kusurlu" kabul edilmesidir. Eğer mahkeme, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında her iki eşin de benzer ağırlıkta hatalı davranışlar sergilediği kanaatine varırsa, bu durum tazminat taleplerinin reddine yol açar. Zira maddi ve manevi tazminat, bir tarafın haksız eylemiyle diğer tarafın menfaatlerini veya kişilik haklarını zedelemesinin bir karşılığıdır; her iki taraf da aynı derecede haksızsa, birinin diğerine tazminat ödemesi hakkaniyetle bağdaşmaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/9871 K. sayılı kararı: "Boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit kusurlu ise, taraflar yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemez."

Bu karar, tazminat hukukundaki kusur dengesinin ne kadar hassas olduğunu göstermektedir. Taraflardan biri ağır hakaret ederken diğeri fiziksel şiddet uyguluyorsa veya her iki taraf da sadakatsizlik eylemi içerisindeyse, mahkeme genellikle eşit kusur tespiti yaparak tazminat taleplerini reddetmektedir.

Bir diğer önemli husus ise affetme veya hoşgörü ile karşılama olgusudur. Hukukumuzda, daha önce yaşanmış kusurlu bir olayın ardından tarafların bir araya gelerek evlilik birliğini devam ettirmeleri, geçmişteki bu olayların "hukuken affedildiği" anlamına gelir. Affedilen olaylar ise artık boşanma davasında bir kusur unsuru olarak ileri sürülemez ve dolayısıyla tazminata dayanak yapılamaz.

Hukuk Genel Kurulu (HGK) 2021/1362 Sayılı Kararı: "Kusurlu olaydan sonra tarafların barışarak evliliği sürdürmeleri durumunda bu olaylar affedilmiş veya en azından hoşgörü ile karşılanmış sayılır. Affedilen ya da hoşgörü ile karşılanan olaylar ise boşanma davasında kusur belirlemesine esas alınamaz ve bu olaylara dayalı olarak tazminata hükmedilemez."

Bu ilke uyarınca, örneğin eşinin sadakatsizliğini öğrendikten sonra onunla tatile giden veya evlilik yıl dönümü kutlayan bir eşin, aylar sonra açacağı boşanma davasında o sadakatsizlik eylemine dayanarak manevi tazminat alması mümkün olmayacaktır. Benzer şekilde, salt boşanmış olmanın veya haklı bir sebep olmaksızın evi terk etmenin her zaman manevi tazminat gerektirmediği de unutulmamalıdır.

Hukuk Genel Kurulu (HGK) 2021/761 Sayılı Kararı: "Haklı bir sebep olmaksızın evi terk eden eş aleyhine salt bu nedenle manevi tazminata hükmedilemez. Kişilik haklarına saldırı teşkil eden somut bir eylem ispatlanmadıkça, sadece boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranış manevi tazminat için yeterli değildir."

Feragat ve Protokolün Etkisi

Boşanma sürecinde tarafların mahkeme huzurundaki beyanları ve daha önce açılmış davaların akıbeti, tazminat hakları üzerinde kesin sonuçlar doğurur. Özellikle daha önce açılan bir boşanma davasından feragat edilmesi, o tarihe kadar gerçekleşen tüm kusurlu davranışların affedildiği ve geçmişe sünger çekildiği anlamına gelir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/9289 K. sayılı kararı: "Önceki bir boşanma davasından feragat edilmesi, o tarihten önceki olayların affedildiği ve en azından hoşgörü ile karşılandığı anlamına gelir. Feragat edilen davadan önceki olaylar, yeni açılan bir davada kusur olarak yüklenemez ve tazminata konu edilemez."

Anlaşmalı boşanma davalarında hazırlanan boşanma protokolleri de bu noktada hayati öneme sahiptir. Eğer taraflar protokolde maddi ve manevi tazminat haklarından feragat ettiklerini beyan etmişlerse veya bu konuda hiçbir talepte bulunmadan boşanma kararı kesinleşmişse, sonradan ek bir dava ile tazminat istenmesi mümkün değildir. Anlaşmalı boşanma ile taraflar evliliğin tüm mali sonuçları üzerinde mutabık kalmış sayılırlar.

Ayrıca, uygulamada sıkça karıştırılan bir husus da maddi tazminat ile mal paylaşımı (mal rejiminin tasfiyesi) alacaklarıdır. Maddi tazminat, evliliğin bitmesiyle mahrum kalınan desteği (nafaka benzeri bir koruma veya beklenen miras hakları) ifade ederken; mal paylaşımı, evlilik içinde edinilen varlıklar üzerindeki haktır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/4000 K. sayılı kararı: "Maddi tazminat talepleri ile mal paylaşımından doğan alacak talepleri birbirinden farklı hukuki niteliktedir. Maddi tazminat TMK 174/1 kapsamında bir boşanma eki iken, mal rejimi tasfiyesi ayrı bir dava konusudur ve bu iki talebin birbirine karıştırılmaması gerekir."

Özetlemek gerekirse; boşanmada tazminat hakkı, kusur dengesinin hassas terazisinde tartılır. Eşit kusur, af, hoşgörü veya önceki davadan feragat gibi durumlar, tazminat yolunu kapatan hukuki engellerdir. Tazminat taleplerinin başarıya ulaşması için sadece karşı tarafın kusurlu olması yetmez; aynı zamanda bu kusurun affedilmemiş olması ve talep eden tarafın daha az kusurlu bulunması şarttır. Boşanma süreci kesinleştiğinde, tarafların mali geleceğini belirleyen bu tazminat hakları, hukuki güvenliğin sağlanması adına TMK 178 uyarınca öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresiyle de sınırlandırılmıştır. Bu süreçte doğru strateji izlenmesi, hem maddi hem de manevi hak kayıplarının önüne geçilmesi adına büyük önem taşımaktadır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.