Adli Para Cezalarının İnfazı ve Taksitlendirme

Adli Para Cezalarının İnfazı ve Taksitlendirme

Adli para cezalarının infazı, taksitlendirme şartları ve ödenmemesi durumunda karşılaşılabilecek yasal yaptırımlar hakkında kapsamlı rehber. TCK ve 5275 sayılı Kanun çerçevesinde güncel Yargıtay kararlarıyla desteklenen hukuki süreç analizi.

Adli Para Cezasının Belirlenmesi ve Hesaplama Yöntemi

Türk Ceza Kanunu sistematiğinde adli para cezası, hapis cezasına alternatif bir yaptırım veya bazı suç tiplerinde hapis cezası ile birlikte uygulanan mali bir yükümlülüktür. Bu yaptırımın temel amacı, failin işlediği suçun karşılığında ekonomik bir bedel ödemesini sağlayarak cezalandırma ve caydırıcılık işlevini yerine getirmektir. Adli para cezasının belirlenmesi, ceza hukukunun "belirlilik" ve "orantılılık" ilkeleri çerçevesinde, kanun koyucunun çizdiği sınırlar dahilinde hakimin takdirine bırakılmıştır. Türkiye'de bu süreç, modern ceza hukuku öğretilerine uygun olarak "Gün Para Cezası Sistemi" üzerinden yürütülmektedir.

Gün Para Cezası Sistemi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun kabulüyle birlikte uygulanan gün para cezası sistemi, cezanın failin ekonomik durumundan bağımsız olarak suçun ağırlığına göre belirlenmesini, ardından bu sürenin failin ödeme gücüne göre paraya çevrilmesini öngörür. Bu sistemin en büyük avantajı, aynı suçu işleyen zengin ve yoksul failin, kendi mali güçleri oranında eşit bir ceza yükü altına girmesini sağlamaktır.

TCK m. 52/1 uyarınca adli para cezasının belirlenmesinde ilk aşama, suçun kanuni tanımındaki alt ve üst sınırlar gözetilerek bir "tam gün sayısı" tayin edilmesidir. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı hallerde, hakim en az 5 gün ve en fazla 730 gün arasında bir tam gün sayısı belirler. Belirlenen bu gün sayısı, failin kusurunun ağırlığı, suçun işleniş biçimi ve meydana gelen zararın boyutu gibi kriterlere göre somutlaştırılır.

Bu aşamada mahkemenin dikkat etmesi gereken en kritik husus, gerekçeli kararda gün sayısının nasıl belirlendiğinin net bir şekilde ortaya konulmasıdır. Yargıtay’ın bu konudaki yerleşik içtihatları, hesaplama yönteminin denetime elverişli olması gerektiğini vurgulamaktadır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2019/2748 E. ve 2020/3147 K. sayılı ilamı: "Adli para cezası tayin edilirken, gün sayısı ve günlük miktarın ayrı ayrı belirtilmesi zorunludur."

Bu karar, mahkemelerin doğrudan bir toplam meblağ yazamayacağını, önce gün sayısını, sonra günlük miktarı belirleyerek sonuca gitmesi gerektiğini hukuki bir zorunluluk olarak ortaya koymaktadır. Bu yöntem, sanığın hangi aşamada ne kadar ceza aldığını anlamasını ve kararın üst mahkemelerce hukuka uygunluk denetiminden geçmesini sağlar.

Ekonomik Durumun Takdiri

Gün sayısı belirlendikten sonra ikinci aşama, bu günlerin her birinin kaç Türk Lirası üzerinden paraya çevrileceğinin tayin edilmesidir. TCK m. 52/2 maddesi bu konuda hakime geniş bir takdir yetkisi sunmakla birlikte, kesin sınırlar da çizmiştir. Kanuni düzenlemeye göre, bir gün karşılığı olarak takdir edilecek miktar en az 100 TL ve en fazla 500 TL olabilir.

Hakim, bu aralıkta bir miktar belirlerken failin;

  • Kişisel ekonomik durumu,
  • Aylık geliri ve mal varlığı,
  • Bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sayısı,
  • Sosyal yaşam standartları ve genel giderleri gibi unsurları göz önünde bulundurur.

Örneğin, asgari ücretle çalışan bir kişi ile yüksek gelirli bir iş insanına aynı suçtan dolayı aynı gün sayısı (örneğin 100 gün) verilmiş olsa dahi, hakim asgari ücretli için günlüğü 100 TL’den (toplam 10.000 TL), yüksek gelirli fail için günlüğü 500 TL’den (toplam 50.000 TL) hesaplama yapabilir. Bu durum, cezanın şahsiliği ve adaletli dağılımı ilkesinin bir sonucudur.

Hesaplama sürecinde unutulmaması gereken bir diğer önemli mekanizma ise mahsup işlemidir. TCK m. 63 uyarınca, kişinin suç nedeniyle gözaltında veya tutuklulukta geçirdiği her bir gün, hükmedilen adli para cezasından mahsup edilir. Bu mahsup işleminde her bir gün, 500 TL olarak kabul edilir. Eğer mahsup edilen miktar, toplam adli para cezasından fazlaysa ceza infaz edilmiş sayılır.

Sonuç olarak, adli para cezasının belirlenmesi süreci matematiksel bir formüle dayalı olsa da, bu formülün bileşenleri olan "gün sayısı" ve "günlük miktar", hakimin somut olayın özelliklerine ve sanığın sosyal-ekonomik gerçekliğine göre yapacağı titiz bir değerlendirmenin ürünüdür. Bu iki birimin çarpımı sonucunda ortaya çıkan nihai miktar, devlet hazinesine ödenmesi gereken kesinleşmiş adli para cezasını oluşturur.

Hapis Cezasının Seçenek Yaptırımlara Çevrilmesi

Türk Ceza Hukuku sisteminde hapis cezası, suç işleyen bireyin özgürlüğünün kısıtlanmasını hedefleyen en ağır yaptırım türüdür. Ancak kanun koyucu, suçlunun topluma kazandırılması, cezaevlerinin yoğunluğunun azaltılması ve özellikle kısa süreli hapis cezalarının fail üzerindeki olumsuz etkilerini minimize etmek amacıyla seçenek yaptırım kurumunu düzenlemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50. maddesi, belirli şartların varlığı halinde hapis cezasının adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesine imkan tanımaktadır. Bu uygulama, cezanın bireyselleştirilmesi ilkesinin en somut örneklerinden biridir.

Kısa Süreli Hapis Cezaları

Türk Ceza Kanunu'nun 49. maddesine göre, hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezaları kısa süreli hapis cezası olarak adlandırılır. Kısa süreli hapis cezalarının adli para cezasına çevrilmesi, mahkemenin takdirine bağlı bir durumdur. Ancak bu takdir yetkisi sınırsız değildir; hakimin bu kararı verirken failin kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere dikkat etmesi gerekir.

TCK m. 50/1-a uyarınca, kasten işlenen suçlarda hükmedilen hapis cezası 1 yıl veya altındaysa, bu ceza adli para cezasına çevrilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, cezanın "sonuç ceza" olmasıdır. Yani artırım ve indirimler uygulandıktan sonra elde edilen nihai sürenin 1 yıl veya daha az olması şarttır. Adli para cezasına çevirme işlemi yapılırken, hapis cezasının her bir günü için TCK m. 52 çerçevesinde belirlenen günlük miktar ile çarpım yapılır.

Taksirli suçlar bakımından ise kanun koyucu daha esnek bir düzenleme öngörmüştür. TCK m. 50/4 gereğince, taksirli suçlarda hükmedilen hapis cezası miktarı ne olursa olsun (yani 1 yılı aşsa dahi), bu ceza adli para cezasına çevrilebilir. Ancak bu kuralın çok önemli bir istisnası mevcuttur: Bilinçli taksir. Eğer suç bilinçli taksirle işlenmişse, cezanın adli para cezasına çevrilebilmesi için yine 1 yıllık süre sınırı geçerli olacaktır. Bu düzenleme, taksirli suçların niteliği gereği failin kastının bulunmamasını ve toplumsal tehlikeliliğinin daha az olmasını temel almaktadır.

Önemli bir hukuki ayrım da TCK m. 51 ile düzenlenen erteleme kurumu ile seçenek yaptırımlar arasındadır. Kanun açıkça belirtmiştir ki; erteleme kurumu sadece hapis cezaları için geçerlidir. Bir mahkeme, hapis cezasını adli para cezasına çevirdiğinde artık bu cezanın ertelenmesi mümkün değildir. Dolayısıyla adli para cezaları, infaz aşamasında doğrudan ödeme yükümlülüğü doğuran kesin yaptırımlardır.

Zorunlu Çevirme Halleri

Hukuk sistemimizde bazı durumlarda mahkemenin hapis cezasını seçenek yaptırıma çevirme konusunda takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kanun koyucu, failin yaşı veya cezanın çok kısa süreli olması gibi kriterleri baz alarak zorunlu çevirme hallerini düzenlemiştir. Bu haller, kanunun emredici nitelikteki hükümleridir ve mahkemece re'sen (kendiliğinden) uygulanmak zorundadır.

Zorunlu çevirme hallerinin en başında TCK m. 50/3 hükmü gelir. Bu maddeye göre;

  • Suçun işlendiği tarihte henüz 18 yaşını doldurmamış olan küçükler (suça sürüklenen çocuklar),
  • Suçun işlendiği tarihte 65 yaşını bitirmiş olan kişiler hakkında,

Hükmedilen hapis cezası 1 yıl veya daha az ise, bu cezanın adli para cezasına veya maddede sayılan diğer seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunludur. Bu düzenleme, özellikle yaş faktörü nedeniyle cezaevi koşullarının kişi üzerindeki yıkıcı etkisini önlemeyi amaçlar. Eğer yerel mahkeme, bu kapsama giren bir sanık hakkında hapis cezasını seçenek yaptırıma çevirmeden doğrudan hapis cezası olarak bırakırsa, bu durum bozma nedeni sayılır.

Bunun yanı sıra, süresi ne olursa olsun, hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesinin zorunlu olduğu bir diğer hal ise 30 gün ve daha az süreli hapis cezalarıdır. TCK m. 50/3'ün ilk cümlesi uyarınca, daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olmak koşuluyla, 30 gün ve altındaki hapis cezaları mutlaka seçenek yaptırımlara çevrilmelidir. Bu kural, çok kısa süreli hapis cezalarının infazının hükümlü üzerinde ıslah edici bir etkisinin olmayacağı, aksine "cezaevi kültürü" ile tanışarak daha ağır suçlara meyletmesine neden olabileceği düşüncesiyle getirilmiştir.

Sonuç olarak, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi süreci; suçun türü (kasten/taksirli), cezanın süresi ve failin yaşı gibi değişkenlere bağlıdır. Özellikle TCK m. 50 çerçevesinde yapılan bu dönüşümler, sanığın ekonomik olarak cezalandırılmasını sağlarken, özgürlüğünden mahrum kalmasının önüne geçerek toplumsal entegrasyonun korunmasına hizmet eder. Mahkemelerin bu hükümleri uygularken sanığın geçmişi ve suçun işleniş biçimi hakkındaki gerekçeleri, kararın hukuki sıhhati açısından kritik önem taşımaktadır.

İnfaz Süreci ve Taksitlendirme Usulü

Adli para cezası, Türk hukuk sisteminde hapis cezasına alternatif veya hapis cezasıyla birlikte uygulanan mali bir yaptırımdır. Ancak bu cezanın sadece bir "borç" olarak görülmemesi gerekir; zira infaz süreci kamu düzenini ilgilendiren sıkı şekil şartlarına tabidir. Adli para cezasının infazı, mahkeme tarafından verilen hükmün kesinleşmesiyle birlikte başlar. Kesinleşen ilam, hükmü veren mahkeme tarafından ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesindeki İnfaz Savcılığına gönderilir. Bu aşamadan itibaren, cezanın tahsili ve infaz rejimi 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106. maddesi çerçevesinde yürütülür.

Ödeme Süreleri

İnfaz savcılığına ulaşan ilam üzerine Cumhuriyet savcısı, hükümlüye bir ödeme emri tebliğ eder. Bu tebligat, infaz sürecinin en kritik aşamalarından biridir. Hükümlünün, kendisine yapılan bu tebliğden itibaren 30 gün içerisinde adli para cezasını ödemesi veya taksitlendirme talebinde bulunması gerekir. Bu 30 günlük süre hak düşürücü bir nitelik taşımasa da, sürenin aşılması durumunda cezanın hapse çevrilmesi veya kamuya yararlı bir işte çalışma yaptırımına dönüştürülmesi riski doğar.

Ödeme süreciyle ilgili temel esaslar şunlardır:

  • Tebligatın Önemi: Ödeme emri usulüne uygun tebliğ edilmeden infaz işlemlerine devam edilemez. Hükümlü, tebliğ tarihinden itibaren yasal süreci başlatmış sayılır.
  • Vergi Dairesine Ödeme: Adli para cezaları doğrudan savcılığa değil, savcılığın düzenleyeceği saymanlık mutemet alındısı veya yönlendireceği vergi dairesi aracılığıyla Devlet Hazinesine ödenir.
  • Gecikme ve Sonuçları: 30 günlük süre içinde ödeme yapılmadığı takdirde, İnfaz Kanunu m. 106/3 uyarınca Cumhuriyet savcısı, ödenmeyen kısmın hapse çevrilmesine karar verebilir. Ancak yetişkinler için bu süreçte "kamuya yararlı işte çalışma" seçeneği de bir ara formül olarak sunulmaktadır.

Ödeme sürelerine uyulması, hükümlünün özgürlüğünü bağlayıcı bir yaptırımla karşılaşmaması adına hayati önem taşır. Özellikle yurt dışında bulunan hükümlülerin, İnteraktif Vergi Dairesi üzerinden veya vekilleri aracılığıyla bu süreyi kaçırmadan işlem yapmaları gerekmektedir.

Taksitlendirme Şartları

Adli para cezasının tek seferde ödenmesi, failin ekonomik durumu göz önüne alındığında her zaman mümkün olmayabilir. Kanun koyucu, bu durumu gözeterek hem yargılama aşamasında hem de infaz aşamasında taksitlendirme imkanı tanımıştır. Taksitlendirme süreci temel olarak TCK m. 52/4 maddesinde düzenlenmiştir.

TCK m. 52/4 uyarınca; hakim, ekonomik ve kişisel durumunu göz önünde bulundurarak, hükümlüye adli para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yılı geçmemek üzere mehil (süre) verebilir veya bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine karar verebilir. Taksitlendirme kararı verildiğinde, taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit sayısı en az dört olmak zorundadır.

Taksitlendirme sürecinde dikkat edilmesi gereken hukuki detaylar şunlardır:

  1. Ekonomik Durum Araştırması: Mahkemenin taksitlendirme konusunda takdir yetkisini kullanabilmesi için sanığın mali gücünü titizlikle incelemesi gerekir. Bu husus, güncel yargı kararlarında da sıklıkla vurgulanmaktadır.

    Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2023/4983 E. ve 2023/2256 K. sayılı ilamı: "Adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verilirken, sanığın sosyal ve ekonomik durumunun, mal varlığının ve gelir düzeyinin usulüne uygun şekilde araştırılması, taksit miktarının ve süresinin bu veriler ışığında hakkaniyete uygun belirlenmesi zorunludur."

    Bu karar, mahkemelerin sadece soyut beyanlarla değil, somut ekonomik verilerle taksitlendirme kararı vermesi gerektiğini hatırlatmaktadır.

  2. Taksitlerin Aksatılması: Taksitlendirme kararı verildikten sonra, taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi durumunda, taksitlendirme kararı düşer ve geri kalan miktarın tamamı muaccel hale gelir. Bu durumda ödenmeyen bakiye, İnfaz Kanunu hükümleri uyarınca hapse çevrilme süreciyle karşı karşıya kalır.

  3. İnfaz Aşamasında Taksitlendirme: Eğer mahkeme hükmünde bir taksitlendirme kararı vermemişse, hükümlü infaz savcılığına başvurarak ödeme kolaylığı talep edebilir. 5275 sayılı Kanun m. 106/6 uyarınca, hükümde taksitlendirme yapılmamışsa, Cumhuriyet savcısı adli para cezasının üçte birini bir ay içinde, geri kalanını ise ikişer ay arayla iki eşit taksitte ödenmesine karar verebilir. Ancak bu, hakimin TCK 52/4 kapsamındaki geniş taksitlendirme yetkisinden farklı ve daha sınırlı bir imkandır.

Adli para cezasının infazı ve taksitlendirilmesi, sanığın malvarlığına yönelik bir yaptırımın, kişi hürriyetini kısıtlayıcı bir cezaya dönüşmesini engelleyen bir emniyet supabı işlevi görür. Bu nedenle, hem mahkemelerin ekonomik durum araştırmasını ciddiyetle yapması hem de hükümlülerin belirlenen taksit takvimine sadık kalması yasal bir zorunluluktur.

Ödenmeyen Cezaların Hapse Çevrilmesi ve Sınırlar

Adli para cezası, infaz aşamasında hapis cezasına dönüşebilme potansiyeli taşıması nedeniyle idari para cezalarından ayrılan, oldukça ciddi bir yaptırım türüdür. Mahkeme tarafından verilen hükmün kesinleşmesinin ardından, dosya infaz savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı, hükümlüye bir ödeme emri tebliğ ederek, cezanın 30 gün içerisinde ödenmesini ihtar eder. Bu sürenin sessiz geçirilmesi veya taksitlendirme yapılmışsa taksitlerin aksatılması durumunda, cezanın infaz rejimi değişerek hürriyeti bağlayıcı bir sürece evrilir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106. maddesi, bu sürecin hangi şartlar altında ve hangi sınırlar dahilinde yürütüleceğini açıkça düzenlemektedir.

Kamuya Yararlı İşte Çalışma

Hükümlü, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine rağmen adli para cezasını süresinde ödemezse, 5275 sayılı Kanun m. 106/3 uyarınca Cumhuriyet savcısının kararıyla ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapse çevrilme süreci başlar. Ancak modern infaz hukukunun bir gereği olarak, kişi doğrudan cezaevine gönderilmeden önce kendisine bir seçenek sunulur: Kamuya yararlı bir işte çalışma.

Bu düzenleme uyarınca, adli para cezası ödenmediğinde savcılık, hükümlünün iki saat çalışması karşılığında bir gün hapis cezasından mahsup edilmek üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verebilir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:

  • Hükümlü, kamuya yararlı işte çalışma teklifini kabul ederse, belirlenen denetimli serbestlik müdürlüğü aracılığıyla uygun bir işe yerleştirilir.
  • Günlük çalışma süresi en az iki saat, en fazla sekiz saat olarak belirlenebilir.
  • Eğer hükümlü, kendisine tebliğ edilen çalışma programına uymaz, işe gitmez veya kuralları ihlal ederse, denetimli serbestlik kaydı kapatılır ve kalan süre doğrudan açık ceza infaz kurumunda hapis cezası olarak çektirilir.

Adli para cezasından çevrilen hapis cezasının süresi konusunda kanun koyucu belirli üst sınırlar koymuştur. 5275 sayılı Kanun m. 106/7 uyarınca, adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle verilecek hapis süresi tek bir hükümle verilen cezalar için 3 yılı, birden fazla hüküm (içtima hali) söz konusu olduğunda ise 5 yılı geçemez. Bu sürelerin dolması halinde, bakiye kalan para cezası tutarı hapse çevrilemez; ancak bu durum borcun silindiği anlamına gelmez. Kalan miktar, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre devlet tarafından haciz ve benzeri yollarla tahsil edilmeye devam edilir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2020/931 E. ve 2021/7520 K. sayılı ilamı: "Tek bir hükümle verilen adli para cezası nedeniyle çektirilecek hapis süresinin 3 yılı (1095 gün) geçemeyeceği, aşan kısmın 6183 sayılı Kanun uyarınca tahsil edilmesi gerektiği gözetilmelidir."

Bu karar, infaz aşamasında hükümlünün hürriyetinin yasal sınırların ötesinde kısıtlanamayacağını, 3 yıllık sürenin mutlak bir tavan olduğunu teyit etmektedir.

Çocuklar Hakkındaki İstisna

Hukuk sistemimiz, suça sürüklenen çocukların (SSÇ) korunması ve topluma kazandırılması amacıyla infaz hukukunda pozitif ayrımcılık öngörmüştür. Bu bağlamda, en kritik düzenlemelerden biri 5275 sayılı Kanun m. 106/4 maddesidir. Bu madde uyarınca, suçun işlendiği tarihte 18 yaşını doldurmamış olan çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezaları, ödenmemesi halinde hiçbir şekilde hapse çevrilemez.

Çocuklar için öngörülen bu istisna şu sonuçları doğurur:

  1. Çocuk hükümlüye gönderilen ödeme emrinde "ödenmezse hapse çevrileceği" ihtarının yer alması hukuka aykırıdır.
  2. Çocuk cezayı ödemezse, yetişkinlerde olduğu gibi kamuya yararlı işte çalışma zorunluluğu veya hapis cezası gündeme gelmez.
  3. Bu cezaların tahsili, doğrudan 6183 sayılı Kanun kapsamında vergi daireleri veya mal müdürlükleri aracılığıyla, çocuğun (varsa) malvarlığı üzerinden genel haciz usulleriyle gerçekleştirilir.

Yargıtay, yerel mahkemelerin hüküm kurarken çocuklara yönelik bu yasal zorunluluğu göz ardı etmesini bozma sebebi saymaktadır.

Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 16.10.2018 tarihli, 2015/10016 E. ve 2018/4322 K. sayılı ilamı: "15-18 yaş grubundaki çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezalarının hapse çevrilemeyeceği, bu yöndeki ihtarların kanuna aykırı olduğu ve tahsilatın 6183 sayılı Kanun’a göre yapılması gerektiği belirtilmiştir."

Bu karar, suça sürüklenen çocuklar bakımından adli para cezasının hürriyeti kısıtlayıcı bir cezaya dönüşme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca, adli para cezasından çevrilen hapis cezalarında koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmadığı da unutulmamalıdır. Yani kişi, para cezasını ödemediği için hapse girdiğinde, cezasının tamamını (yasal sınırlar dahilinde) infaz kurumunda geçirmek zorundadır. Ancak hapis yatarken dahi, kalan borcun tamamı ödenirse hükümlü derhal tahliye edilir. Bu durum, adli para cezasının asıl amacının devlet hazinesine ödeme yapılması olduğunu, hapsin ise sadece zorlayıcı bir araç olarak kullanıldığını göstermektedir.

Kanun Yolları ve Adli Sicil Kaydı

Adli para cezası, yargılama sürecinin sonunda verilen bir hüküm olsa da, bu karara karşı başvurulabilecek hukuki yollar ve cezanın infazından sonraki süreçte adli sicil kaydının durumu, sanık veya hükümlü açısından hayati önem taşır. Türk hukuk sisteminde her mahkeme kararı mutlak suretle bir üst mahkemenin denetimine tabi değildir; kanun koyucu, yargı sisteminin işleyişini hızlandırmak amacıyla belirli sınırlar dahilindeki cezaları "kesin" nitelikte kabul etmiştir.

Kesinlik Sınırı ve İtiraz Süreçleri

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde, yerel mahkemeler tarafından verilen her karar istinaf veya temyiz yoluna açık değildir. CMK m. 272/3 uyarınca, doğrudan hükmedilen 15.000 TL ve altındaki adli para cezaları kesin niteliktedir. Bu miktar ve altındaki cezalar için bölge adliye mahkemesine (istinaf) başvurulması mümkün değildir. Ancak burada kritik bir ayrım bulunmaktadır: Eğer adli para cezası, bir hapis cezasından çevrilmişse (seçenek yaptırım olarak), ceza miktarı ne olursa olsun bu karar aleyhine istinaf yoluna başvurulabilir. Kesinlik sınırı sadece mahkemenin doğrudan (hapis cezası öngörmeden veya seçimlik ceza olarak doğrudan parayı seçerek) verdiği kararlar için geçerlidir.

Adli para cezası içeren kararlara karşı başvurulacak kanun yollarında süreler hak düşürücü niteliktedir. Mahkeme hükmünün tefhiminden (yüzüne karşı okunmasından) veya tebliğinden itibaren:

  • İstinaf veya itiraz yoluna başvurmak için yasal süre 7 gündür.
  • Kararın temyiz edilebilir nitelikte olması durumunda (Yargıtay denetimi), temyiz istemi için belirlenen süre 15 gündür.

Özellikle ekonomik suçlar söz konusu olduğunda, adli para cezasının hesaplanmasında özel hükümler devreye girer. TCK m. 158 kapsamında düzenlenen "Nitelikli Dolandırıcılık" suçunda, hükmedilecek adli para cezası miktarının, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı emredici bir kuraldır. Bu gibi durumlarda, ceza miktarı 15.000 TL'lik kesinlik sınırının çok üzerine çıkabileceği için kanun yolu denetimi her zaman mümkündür.

Hukuka aykırı olduğu düşünülen kesin nitelikteki adli para cezaları için ise ancak "Kanun Yararına Bozma" gibi olağanüstü kanun yollarına başvurulabilir. Bu yol, kararın esasına yönelik bir itirazdan ziyade, hukukun yanlış uygulanması durumunda Adalet Bakanlığı aracılığıyla Yargıtay'a taşınan bir süreçtir.

Adli Sicil Kaydı ve Sicilden Silinme

Adli para cezası, infaz aşamasına geçildiğinde kişinin adli sicil kaydına (sabıka kaydı) işlenir. Birçok kişi, "para cezasını ödediğimde sicilim hemen temizlenir mi?" sorusunu sormaktadır. Ancak sürecin işleyişi yasal olarak belirli sürelere bağlanmıştır.

  • İnfaz ve Arşiv Kaydı: Adli para cezası tamamen ödendiğinde veya ödenmemesi nedeniyle hapse çevrilip bu süre infaz edildiğinde, ceza "infaz edilmiş" sayılır. Bu aşamada adli sicil kaydı (sabıka kaydı) silinerek arşiv kaydına alınır. Yani, kişi standart bir adli sicil belgesi aldığında "Adli Sicil Kaydı Yoktur" ibaresini görür; ancak "Adli Sicil Arşiv Kaydı" sorgulandığında bu ceza görünmeye devam eder.
  • Arşiv Kaydının Silinmesi: İnfaz edilen adli para cezalarının adli sicilden tamamen silinerek arşiv kaydına alınması ve ardından arşivden de silinmesi için genel kural, infazın tamamlanmasından itibaren 5 yılın geçmesidir. Bu 5 yıllık sürenin sonunda, ilgili kişi Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’ne başvurarak veya e-Devlet üzerinden gerekli talepleri ileterek kaydın tamamen silinmesini isteyebilir.
  • Memuriyet Durumu: Adli para cezasının adli sicilde yer alması, özellikle devlet memurluğu başvurularında veya mevcut memuriyetin devamında risk oluşturabilir. Ancak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 48/5 uyarınca, kasten işlenen bir suçtan dolayı 1 yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak şartı arandığından, hapis cezasından çevrilen veya doğrudan verilen adli para cezaları (yüz kızartıcı suçlar hariç) genellikle memuriyete engel teşkil etmez.

Özetle; adli para cezası yaptırımı, Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesiyle başlayıp İnfaz Kanunu’nun 106. maddesiyle şekillenen, failin ekonomik gücüne göre teraziye konulan bir ceza türüdür. Günlük 100 TL ile 500 TL arasındaki takdir yetkisi, taksitlendirme olanakları ve hapse çevrilme ihtimali, bu yaptırımı sadece mali bir yükümlülük olmaktan çıkarıp ciddi bir ceza hukuku unsuru haline getirir. Özellikle suça sürüklenen çocuklar için getirilen hapse çevirme yasağı gibi insancıl hukuk kuralları, sistemin ıslah edici yönünü ortaya koymaktadır. Kararın kesinleşmesinden infazın tamamlanıp adli sicilden silinmesine kadar geçen tüm süreçte, yasal sürelerin takibi ve hakların doğru kullanımı, kişinin gelecekteki hukuki statüsü açısından kritik bir öneme sahiptir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.