Patent ve Faydalı Model Tescil Süreci

Patent ve Faydalı Model Tescil Süreci

Teknolojik yeniliklerin ve buluşların yasal koruma altına alınması, sınai mülkiyet haklarının doğru yönetilmesiyle mümkündür. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile yeniden yapılandırılan patent ve faydalı model tescil süreçleri, hem bireysel buluşçular hem de işletmeler için stratejik öneme sahiptir. Bu rehber yazıda, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdindeki güncel başvuru esaslarından yargı kararlarındaki kritik emsallere kadar tüm süreci hukuki detaylarıyla bulabilirsiniz.

Sınai Mülkiyet Haklarının Yasal Temelleri ve Koruma Kriterleri

Türkiye’de teknolojik gelişimin sürdürülebilirliği ve inovasyonun korunması, 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile modern bir hukuki zemine oturtulmuştur. Bu kanun, mülga Kanun Hükmünde Kararnamelerin yerini alarak patent, faydalı model, marka ve tasarım haklarını tek bir çatı altında toplamış; başvuru süreçlerini uluslararası standartlara uyumlu hale getirmiştir. Sınai mülkiyet haklarının temel amacı, buluş sahibine belirli bir süre için tekel hakkı tanıyarak hem emeğin korunmasını sağlamak hem de teknik bilginin kamuya açıklanması yoluyla sanayinin ilerlemesine katkıda bulunmaktır.

Patent ve Faydalı Model Ayrımı

Buluşların korunmasında kullanılan iki temel araç olan patent ve faydalı model, sağladıkları koruma kapsamı ve tescil kriterleri açısından belirgin farklılıklar gösterir. SMK m. 82 uyarınca, teknolojinin her alanındaki buluşlara, yeni olmaları, buluş basamağı içermeleri ve sanayiye uygulanabilir olmaları şartıyla patent verilir. Bu üç kriter, patent korumasının "altın standardı" olarak kabul edilir:

  • Yenilik: Buluşun, başvuru tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde toplumca erişilebilir (yazılı, sözlü veya kullanım yoluyla) olmamasını ifade eder. Tekniğin bilinen durumuna dâhil olmayan her buluş yeni kabul edilir.
  • Buluş Basamağı: Buluşun, ilgili olduğu teknik alandaki bir uzman tarafından, tekniğin bilinen durumundan aşikâr bir şekilde çıkarılamayacak nitelikte olmasıdır. Bu kriter, basit teknik geliştirmelerin patent ile korunmasını engeller.
  • Sanayiye Uygulanabilirlik: Buluşun tarım dâhil sanayinin herhangi bir dalında üretilebilir veya kullanılabilir olması şartıdır. Teorik düzeyde kalan veya fizik kurallarına aykırı olan fikirler bu kapsamda korunamaz.

Öte yandan, faydalı model sistemi, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) gerçekleştirdiği teknik yeniliklerin daha hızlı ve az maliyetli bir şekilde korunmasını amaçlar. SMK m. 142 uyarınca, faydalı model tescilinde "buluş basamağı" kriteri aranmaz. Bir buluşun faydalı model belgesi alabilmesi için sadece "yeni" ve "sanayiye uygulanabilir" olması yeterlidir. Bu durum, mevcut bir teknolojiyi daha işlevsel hale getiren ancak devrim niteliğinde bir teknik sıçrama içermeyen buluşlar için büyük bir avantaj sağlar. Ayrıca faydalı model sürecinde sadece araştırma raporu düzenlenmesi zorunluluğu varken, patent sürecinde hem araştırma hem de detaylı bir inceleme raporu süreci işletilir.

Koruma Süreleri ve Kapsam Dışı Konular

Sınai mülkiyet hakları, sınırsız bir koruma sunmaz; bu haklar toplumsal fayda ve rekabetin korunması amacıyla belirli sürelerle sınırlandırılmıştır. SMK m. 101 uyarınca belirlenen koruma süreleri şu şekildedir:

  • Patent koruma süresi, başvuru tarihinden itibaren 20 yıldır.
  • Faydalı model koruma süresi, başvuru tarihinden itibaren 10 yıldır.

Önemle belirtmek gerekir ki, bu sürelerin sona ermesinden sonra buluşlar kamu malı (public domain) haline gelir ve herkes tarafından serbestçe kullanılabilir. Kanun, bu sürelerin hiçbir şekilde uzatılamayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Hak sahibinin korumayı sürdürebilmesi için her yıl belirlenen yıllık ücretleri (harçları) Türk Patent ve Marka Kurumu’na ödemesi zorunludur; aksi takdirde hak geçerliliğini yitirir.

Her teknik yenilik patent veya faydalı model korumasına konu olamaz. Kanun koyucu, bazı konu ve faaliyetleri "buluş niteliğinde sayılmadığı" gerekçesiyle koruma kapsamı dışında tutmuştur. SMK m. 82 kapsamında; keşifler, bilimsel teoriler, matematiksel yöntemler, zihni faaliyetler, oyunlara ilişkin plan, kural ve yöntemler ile bilginin sunumu patentlenemez. Ayrıca, kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı buluşlar, insan veya hayvan vücuduna uygulanacak cerrahi ve tedavi yöntemleri ile teşhis yöntemleri de koruma dışıdır. Bilgisayar programları ise tek başına patentlenemez; ancak bir cihazın parçası olarak teknik bir problemi çözen yazılımlar "yazılım tabanlı buluşlar" kapsamında patent korumasına konu olabilir.

Faydalı modeller için ise daha dar bir koruma alanı söz konusudur. SMK m. 142(2) fıkrası gereğince; usuller ve bu usuller sonucunda elde edilen ürünler, kimyasal maddeler, eczacılıkla ilgili maddeler, biyoteknolojik buluşlar ile biyolojik materyaller faydalı model koruması dışında bırakılmıştır. Bu tür buluşlar, eğer gerekli kriterleri taşıyorsa ancak patent yoluyla korunabilir. Bu ayrım, özellikle ilaç ve kimya sanayisindeki karmaşık süreçlerin daha sıkı bir denetim olan "incelemeli patent" süreciyle korunmasını sağlama amacı taşır.

Başvuru Süreçleri, Kurumsal İşlemler ve Dönüşüm

Türkiye’de buluşların korunması süreci, sadece teknik bir yaratıcılık süreci değil, aynı zamanda titizlikle yönetilmesi gereken idari ve hukuki bir prosedürler bütünüdür. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile birlikte modern bir yapıya kavuşan bu süreçler, buluş sahiplerine hem hız hem de stratejik esneklik tanımaktadır. Başvurunun ilk anından tescilin kesinleşmesine kadar geçen her aşama, hak sahiplerinin gelecekteki hukuki konumunu doğrudan etkilemektedir.

EPATS Üzerinden Başvuru

Günümüzde sınai mülkiyet başvuruları, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından geliştirilen EPATS (Elektronik Başvuru Sistemi) üzerinden çevrimiçi olarak gerçekleştirilmektedir. Bu dijital altyapı, başvuru süreçlerini şeffaflaştırmış ve işlem sürelerini önemli ölçüde kısaltmıştır. 6769 sayılı Kanun öncesinde çok daha uzun süren patent tescil süreçleri, yeni düzenlemeler ve dijitalleşme sayesinde günümüzde 7 ila 27 ay gibi rekabetçi bir zaman aralığına indirilmiştir. Bu kısalma, özellikle teknoloji odaklı sektörlerde buluşun hızla ticarileşmesi açısından hayati önem taşımaktadır.

Bir buluşun koruma altına alınabilmesi için başvuru aşamasında sunulan belgelerin niteliği, hukuki korumanın sınırlarını çizer. SMK m. 90 uyarınca, bir patent başvurusunun kesinleşmesi ve bir "başvuru tarihi" kazanabilmesi için belirli unsurların eksiksiz olarak sunulması şarttır. Bu maddede düzenlenen zorunlu unsurlar şunlardır:

  • Başvuru formu,
  • Buluşu açıklayan tarifname,
  • Koruma kapsamını belirleyen istemler,
  • Tarifnamede atıf yapılan teknik resimler,
  • Buluşun kısa bir özeti.

Bu belgelerin sunulmasıyla birlikte, başvuru tarihi kesinleşir ve rüçhan (öncelik) hakkı tesis edilmiş olur. Özellikle istemler bölümü, patentin "tapusu" niteliğindedir; zira mahkemeler nezdinde açılacak tecavüz davalarında korumanın kapsamı tamamen bu istemler üzerinden tayin edilir. Eksik veya hatalı hazırlanan bir istem, buluş ne kadar yenilikçi olursa olsun, hukuki bir boşluk yaratarak üçüncü kişilerin ihlallerine zemin hazırlayabilir.

İtiraz ve Dönüşüm Mekanizmaları

Patent veya faydalı model başvurusu yapıldıktan sonra süreç sadece Kurum ve başvuru sahibi arasında ilerlemez; üçüncü kişilerin haklarını korumak amacıyla kamuya açık bir denetim mekanizması da işletilir. SMK m. 99 çerçevesinde, patent tescil kararının bültende yayımlanmasından itibaren üçüncü kişilere 6 aylık bir itiraz süresi tanınmıştır. Bu süre zarfında ilgili kişiler; buluşun yeni olmadığını, buluş basamağı içermediğini veya tarifnamenin yetersiz olduğunu ileri sürerek tescile itiraz edebilirler. Bu mekanizma, piyasada haksız tekellerin oluşmasını engellemekte ve patent kalitesini artırmaktadır.

Sürecin en stratejik yönlerinden biri ise patent ve faydalı model arasındaki dönüşüm imkanıdır. Başvuru sahipleri, bazen süreç içerisinde buluşlarının "buluş basamağı" kriterini karşılamakta zorlanacağını veya faydalı model korumasının kendi ticari hedefleri için daha uygun olduğunu fark edebilirler. SMK m. 144 uyarınca, henüz tescil edilmemiş başvurular için patentten faydalı modele veya faydalı modelden patente dönüşüm yapılması mümkündür.

Bu dönüşüm imkanı şu avantajları sağlar:

  • Hukuki Güvence: Patent araştırması sonucunda buluş basamağı kriterinin riskli olduğu görülürse, başvuru faydalı modele dönüştürülerek tescil şansı artırılabilir.
  • Maliyet ve Zaman Yönetimi: Faydalı model süreçleri daha hızlı ve düşük maliyetli olduğu için, hızlı tüketilen teknolojilerde bu dönüşüm stratejik bir tercih olabilir.
  • Kapsam Esnekliği: Faydalı model olarak başlatılan bir sürecin, buluşun teknik derinliğinin daha fazla olduğu anlaşıldığında patente dönüştürülerek 20 yıllık koruma hedeflenebilir.

Ancak unutulmamalıdır ki, SMK m. 142 gereğince faydalı modellerde araştırma raporu düzenlenmesi zorunludur ve usuller ile kimyasal maddeler gibi bazı konular faydalı model koruması dışında bırakılmıştır. Bu nedenle dönüşüm kararı verilirken buluşun konusu ve kanuni sınırlar titizlikle analiz edilmelidir. Sonuç olarak, EPATS üzerinden başlayan ve SMK'nın sunduğu dönüşüm olanaklarıyla şekillenen başvuru süreci, buluşun hukuki zırhını oluşturan en kritik evredir.

Özel Buluş Türleri ve Maddi Teşvikler

Sınai mülkiyet hakları dünyasında bir buluşun sadece teknik mükemmeliyeti değil, aynı zamanda hangi hukuki statü altında ortaya çıktığı ve ticarileşme sürecinde hangi finansal mekanizmalarla desteklendiği de büyük önem taşır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK), buluşların sahipliği ve ekonomik değerinin paylaşımı konusunda özellikle hizmet buluşları başlığı altında detaylı düzenlemeler getirmiştir. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin inovasyon ekosistemini güçlendirmek amacıyla KOSGEB ve TÜBİTAK gibi kurumlar aracılığıyla sağlanan teşvikler, buluş sahiplerinin tescil ve uygulama maliyetlerini minimize etmeyi hedefler.

Hizmet Buluşları ve Akademik Haklar

Bir buluşun, bir işletmede veya kamu kurumunda çalışan kişi tarafından, iş ilişkisi çerçevesinde ve kurumun imkanları kullanılarak gerçekleştirilmesi durumunda hizmet buluşu kavramı gündeme gelir. SMK, bu tür buluşlarda işveren ile çalışan arasındaki dengeyi korumayı amaçlayan emredici hükümler içermektedir.

  • SMK m. 113 ve Gelir Paylaşımı: Kanun’un 113. maddesi, özellikle kamu kurumları ve yükseköğretim kurumlarında çalışanların gerçekleştirdiği buluşlar için kritik bir mali güvence sağlar. Bu düzenlemeye göre, yükseköğretim kurumlarında ortaya çıkan hizmet buluşlarının ticarileştirilmesi durumunda, buluşu yapan çalışana/akademisyene elde edilen gelirin en az üçte birinin (1/3) ödenmesi zorunludur. Bu hüküm, akademik personelin inovasyona yönelmesini teşvik eden en güçlü yasal dayanaklardan biridir.
  • SMK m. 122 ve Bildirim Yükümlülüğü: Yükseköğretim kurumları ve kamu destekli projeler kapsamında ortaya çıkan buluşlarda, buluşu yapan kişi için sıkı bir bildirim yükümlülüğü öngörülmüştür. Buluş sahibi, çalışmasını kuruma yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür. Bu süreçte, ilgili kamu kurumuna belirli durumlarda bedelsiz lisans hakkı tanınması gibi stratejik düzenlemeler de mevcuttur.
  • Tahkim Yolu: Hizmet buluşlarından doğan bedel uyuşmazlıklarında, tarafların hızlı ve uzmanlaşmış bir çözüm yoluna gitmesi amacıyla tahkim mekanizması öngörülmüştür. Bu durum, uzun süren yargı süreçlerinin inovasyonun hızını kesmesini engellemektedir.

KOSGEB ve TÜBİTAK Destekleri

Buluşun tescil edilmesi süreci ve sonrasındaki ticarileşme aşaması, yüksek maliyetli kalemler içerebilir. Türkiye'deki destek mekanizmaları, bu maliyetleri sübvanse ederek buluşçuların ulusal ve uluslararası rekabet gücünü artırmayı amaçlamaktadır.

  • TÜBİTAK Teşvikleri: TÜBİTAK, hem bireysel buluşçulara hem de şirketlere yönelik aşamalı destek paketleri sunmaktadır. Ulusal ve uluslararası patent başvurularını artırmak amacıyla düzenlenen bu programlarda; patent araştırma raporu, inceleme raporu ve vekillik ücretleri gibi kalemler için geri ödemesiz destekler sağlanır. Bu teşvikler, buluşun sadece Türkiye sınırları içerisinde değil, dünya çapında korunmasını kolaylaştırmaktadır.
  • KOSGEB Ar-Ge ve İnovasyon Programı: İşletmelerin sınai mülkiyet hakları giderlerini hafifletmeyi amaçlayan bu program kapsamında, patent ve faydalı model tescil giderlerine %75 oranında destek verilmektedir. Bu desteğin üst limiti 25.000 TL olarak belirlenmiş olup, ödemeler tamamen geri ödemesiz (hibe) statüsündedir.
  • KOSGEB Endüstriyel Uygulama Programı: Patentli bir buluşun seri üretime geçmesi ve ticarileşmesi aşamasında devreye giren bu program, girişimcilere çok daha geniş kapsamlı bir finansal kaynak sunar. Kira desteği, personel giderleri ve makine-teçhizat alımları için sağlanan bu desteğin toplam tutarı 350.000 TL’ye kadar ulaşabilmektedir. Bu tutarın bir kısmı hibe, bir kısmı ise faizsiz geri ödemeli kredi şeklinde kullandırılmaktadır.
  • Öğrenci ve Genç Buluşçulara Yönelik Ayrıcalıklar: Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ile TÜRKPATENT arasında imzalanan protokoller çerçevesinde, özellikle Fen Lisesi ve meslek lisesi öğrencilerinin patent/tasarım başvurularında ciddi kolaylıklar sağlanmaktadır. Başvuru ücretlerinde indirimler ve araştırma raporu ücretlerinden muafiyet gibi uygulamalar, "Bir Fikrim Var!" diyen gençlerin mülkiyet haklarını koruma altına almalarını teşvik etmektedir.

Sınai mülkiyet haklarının bu teşviklerle desteklenmesi, buluşun sadece kağıt üzerinde bir tescil belgesi olarak kalmamasını, sanayiye uygulanarak katma değerli bir ürüne dönüşmesini sağlar. Özellikle KOSGEB Genel Destek Programı bünyesinde sunulan sınai mülkiyet hakları desteği ile işletmelerin 20.000 TL'ye kadar olan giderlerinin %50-60 oranında karşılanması, KOBİ'lerin marka ve patent bilincini artırmada kilit rol oynamaktadır. Hak sahiplerinin bu desteklerden yararlanabilmesi için başvurularını ilgili kurumların çevrimiçi sistemleri üzerinden, tescil süreçleri devam ederken veya tamamlandıktan sonraki yasal süreler içinde gerçekleştirmeleri gerekmektedir.

Hak İhlalleri ve Yargıtay Emsal Kararları

Sınai mülkiyet haklarının korunması, sadece tescil belgesinin alınmasıyla tamamlanan bir süreç değildir. Asıl hukuki mücadele, tescilli hakka yönelik saldırıların durdurulması, yani tecavüzün tespiti ve oluşan zararların tazmin edilmesi aşamasında başlamaktadır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve ilgili diğer mevzuat hükümleri, hak sahiplerine tecavüz fiillerine karşı geniş kapsamlı koruma kalkanları sunarken, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları bu kuralların uygulama sınırlarını belirlemektedir.

Tecavüzün Tespiti ve Tazminat

Bir buluşun veya tasarımın izinsiz olarak üretilmesi, satılması, ithal edilmesi veya ticari amaçla elde bulundurulması, sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eder. Tecavüzün tespiti davalarında mahkemeler, öncelikle davacının hakkının kapsamını ve davalının eylemlerinin bu kapsam içine girip girmediğini teknik raporlar eşliğinde inceler. Bu noktada SMK m. 106/4 hükmü kritik bir sorumluluk yüklemektedir: Patent veya faydalı model hakkını üçüncü kişilere karşı ileri süren kişi, iddiasına dayanak olan başvuru veya patent numarasını karşı tarafa bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirim, taraflar arasındaki uyuşmazlığın kötü niyetli bir engellemeye dönüşmemesi için yasal bir ön şart niteliğindedir.

Tecavüzün tespitiyle birlikte, hak sahibinin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini gündeme gelir. Tazminat miktarı belirlenirken Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 50 ve 51 hükümleri uygulama alanı bulur. Bu maddeler uyarınca hakim; zararın miktarını, kusurun ağırlığını ve durumun gerektirdiği özel şartları göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir tazminata hükmeder.

Faydalı model belgelerinde tecavüz iddialarına karşı sıklıkla başvurulan "benim de tescilli hakkım var" savunması, Yargıtay tarafından belirli sınırlar çerçevesinde reddedilmektedir. Konuya ilişkin güncel ve emsal nitelikteki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/5903 E. , 2024/4330 K. sayılı kararı şu şekildedir:

"İlgili madde hükmüne göre, bir patent veya faydalı model sahibi, kendi tescilli hakkını, kendisinden daha önceki rüçhan tarihine sahip bir hak sahibinin açtığı tecavüz davasında savunma gerekçesi olarak ileri süremez. Bozma ilamına uyan mahkeme, davacıya ait faydalı modelin hükümsüzlüğü için açılan karşı davanın reddedildiğini ve bu kararın kesinleştiğini tespit etmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda davalı ürünlerinin faydalı model koruma kapsamında olduğu ve tecavüzün gerçekleştiği kanaatine varılmıştır. Mahkeme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51 inci maddeleri çerçevesinde 5.000,00 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar vermiştir."

Bu karar, rüçhan hakkının (öncelik hakkı) mutlak gücünü vurgulamaktadır. Sınai mülkiyet hukukunda "önce gelen haklıdır" prensibi gereği, sonradan alınan bir tescil, daha eski tarihli bir korumayı ihlal ediyorsa, tescilli olmak ihlalciye bir dokunulmazlık sağlamamaktadır. Ayrıca kararda, tazminatın belirlenmesinde TBK hükümlerine yapılan atıf, fikri hak ihlallerinin aynı zamanda bir haksız fiil sorumluluğu olduğunu teyit etmektedir.

Haksız Rekabetle Mücadele

Sınai mülkiyet hakları ile haksız rekabet hukuku iç içe geçmiş alanlardır. Özellikle tescil süreci devam eden veya henüz kesinleşmemiş kararlara dayanarak piyasada yapılan beyanlar, Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında haksız rekabet olarak değerlendirilebilir. TTK m. 55/1-a-1 uyarınca; başkalarının iş ürünleri, faaliyetleri veya ticari işleri hakkında yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarda bulunmak dürüstlük kuralına aykırıdır.

TÜRKPATENT nezdindeki süreçlerin piyasaya yansıtılma biçimi, bu noktada büyük önem taşır. Henüz tescil edilmemiş bir başvuruyu "tescilli" gibi sunmak veya rakiplerin ürünlerini haksız yere "taklit" olarak damgalamak ağır hukuki sonuçlar doğurur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2022/1006 E. ve 2023/517 K. sayılı kararı bu belirsizliğe ışık tutmaktadır:

"Bir kararın kurum nezdinde nihai olması onun kesinleştiği anlamına gelmez; yargı yolu tükenmeden bu kararlara dayalı hak iddiaları ciddi hukuki riskler barındırır."

Bu karar, TÜRKPATENT'in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) tarafından verilen kararların idari birer işlem olduğunu ve yargı denetimine tabi olduğunu hatırlatmaktadır. Kurumun "tescil edilebilir" dediği bir marka veya buluş, mahkeme kararıyla iptal edilebilir. Dolayısıyla, yargı yolu tükenmeden bu kararlara dayanarak rakiplere ihtarname göndermek veya kamuoyuna yanıltıcı beyanlarda bulunmak haksız rekabet teşkil edebilir.

Ayrıca, patent hakkının sınırlarını aşan eylemler de hukuki sorumluluk doğurur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2021/3493 E. ve 2022/2025 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere; hak sahibinin, patent hakkının kapsamını aşacak şekilde ve somut delillere dayanmaksızın rakiplerinin müşterilerine yanıltıcı ihtarnameler göndermesi, ticari itibarın zedelenmesi kapsamında haksız rekabet olarak kabul edilmiştir. Bu tür durumlarda, sadece tazminat değil, aynı zamanda haksız rekabetin durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması ve kararın ilan edilmesi gibi taleplerle Asliye Ticaret Mahkemelerinde dava açılması mümkündür.

Sonuç olarak, sınai mülkiyet haklarının korunmasında Yargıtay kararları, yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesinde pusula görevi görmektedir. Hak sahiplerinin, tecavüz ve haksız rekabet iddialarını ileri sürerken bu içtihatları ve kanuni bildirim yükümlülüklerini göz önünde bulundurması, hukuki güvenliğin sağlanması açısından elzemdir.

Hukuki Korunma Yolları ve Cezai Sorumluluk

Sınai mülkiyet haklarının korunması, sadece tescil belgesinin alınmasıyla biten bir süreç değildir; bu hakların piyasada nasıl ileri sürüldüğü ve rakiplerle olan ilişkilerde nasıl kullanıldığı, hukuki sorumluluğun sınırlarını belirler. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), hak sahiplerine geniş yetkiler tanırken, bu yetkilerin dürüstlük kuralına aykırı kullanımı "hakkın kötüye kullanılması" veya "haksız rekabet" olarak nitelendirilebilir. Özellikle tescil süreçleri devam eden veya yargı denetimi henüz tamamlanmamış kararlar üzerinden rakipler üzerinde baskı kurmaya çalışmak, ağır tazminat yükümlülüklerini beraberinde getirebilmektedir.

Kesinleşmemiş Kararların Kullanımı

Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde yürütülen idari süreçler, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) tarafından verilen kararlarla idari aşamada son bulur. Ancak bir kararın kurum nezdinde nihai olması, o kararın hukuken kesinleştiği ve mutlak bir hak doğurduğu anlamına gelmez. SMK hükümleri uyarınca, TÜRKPATENT YİDK kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 ay içinde Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde iptal davası açma süresi bulunmaktadır. Bu süre zarfında veya dava devam ederken, söz konusu karara dayanarak piyasada "hak sahibi" gibi davranmak büyük riskler barındırır.

Henüz yargı denetiminden geçmemiş veya tescili kesinleşmemiş bir buluşu "patentli" olarak lanse etmek veya bu aşamadaki bir karara dayanarak rakiplerin ticari faaliyetlerini engellemeye çalışmak, tüketicileri ve piyasa aktörlerini yanıltıcı bir eylem olarak kabul edilir. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri, bu tür durumlarda dürüstlük kuralının ihlal edildiğine vurgu yapmaktadır. Örneğin, sosyal medya mecralarının ticari rekabetteki etkisi göz önüne alındığında, kesinleşmemiş kararlar üzerinden yapılan paylaşımlar haksız rekabetin en yaygın uygulama alanlarından biri haline gelmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 2021/1768 Esas sayılı kararı uyarınca; somut delillere dayanmayan, yargı süreci devam eden veya kesinleşmemiş kararlar üzerinden sosyal medya aracılığıyla rakipleri kötüleyici beyanlarda bulunulması, TTK madde 56 çerçevesinde haksız rekabet oluşturmaktadır.

Benzer şekilde, patent hakkının sağladığı koruma alanını aşacak şekilde piyasaya müdahale etmek de hukuki yaptırıma tabidir. Hak sahipleri, tescilli haklarını korumak amacıyla üçüncü kişilere ihtarname gönderme hakkına sahip olsa da bu ihtarnamelerin içeriği gerçek dışı veya yanıltıcı bilgiler içermemelidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2021/3493 Esas ve 2022/2025 Karar sayılı ilamına göre; patent hakkının kapsamını aşacak şekilde, rakip firmaların müşterilerine yönelik yanıltıcı ihtarnameler gönderilmesi ve bu yolla pazarın manipüle edilmesi haksız rekabet olarak kabul edilmiştir. SMK m. 106/4 gereğince, patent hakkını ileri süren kişi, karşı tarafa başvuru veya patent numarasını bildirmekle yükümlüdür; bu yükümlülüğün ihlali dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder.

Dava ve Şikayet Süreçleri

Sınai mülkiyet haklarına yönelik tecavüzlerin veya bu hakların kötüye kullanılmasıyla oluşan haksız rekabetin durdurulması için hukuk sistemimizde çeşitli dava yolları öngörülmüştür. Tecavüzün tespiti, önlenmesi (men) ve ortadan kaldırılması (ref) davaları, hak sahiplerinin en sık başvurduğu yöntemlerdir. Bu davalarda görevli mahkemeler genellikle Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri iken, haksız rekabet temelinde açılan davalarda Asliye Ticaret Mahkemeleri de görev yapabilmektedir.

Haksız rekabet eylemleri sadece hukuki tazminat sorumluluğu doğurmakla kalmaz, aynı zamanda cezai müeyyideleri de tetikleyebilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 62. maddesi, haksız rekabet eylemlerini gerçekleştirenler hakkında hapis veya adli para cezası öngörmektedir. Ancak bu noktada hak arama hürriyetinin belirli sürelerle sınırlandırıldığı unutulmamalıdır. TTK m. 62 uyarınca, haksız rekabet eylemlerine karşı şikayet hakkı olan tarafın, fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı aylık şikayet süresi içinde cezai soruşturma talebinde bulunması şarttır.

Hukuki korunma yollarını kullanırken dikkat edilmesi gereken temel hususlar şunlardır:

  • İhtiyati Tedbir: Tecavüzün devam etmesi halinde telafisi güç zararlar doğacaksa, mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilerek tecavüz teşkil eden ürünlerin üretimi veya satışı durdurulabilir.
  • Maddi ve Manevi Tazminat: Hak ihlali nedeniyle oluşan ekonomik kayıplar ve ticari itibarın zedelenmesi durumunda, Türk Borçlar Kanunu ve SMK hükümleri çerçevesinde tazminat talep edilebilir.
  • Kararın İlanı: Davayı kazanan taraf, haklılığını ispat etmek ve piyasadaki yanlış algıyı düzeltmek amacıyla mahkeme kararının ilanını talep edebilir.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Türkiye'de sınai mülkiyet haklarının korunması, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile modern ve hızlı bir yapıya kavuşturulmuştur. Patent ve faydalı model tescili, buluş sahiplerine sadece ekonomik bir tekel hakkı vermez, aynı zamanda bu hakkın dürüstlük kuralları çerçevesinde yönetilmesi sorumluluğunu da yükler. Yenilik, buluş basamağı ve sanayiye uygulanabilirlik gibi kriterlerin doğru analiz edilmesiyle başlayan süreç; EPATS üzerinden yapılan titiz başvurular, teşvik mekanizmalarının etkin kullanımı ve olası uyuşmazlıklarda yargı kararlarının rehberliğinde yürütülmelidir.

Unutulmamalıdır ki; tescilli bir hakka sahip olmak kadar, bu hakkı rakiplere karşı ileri sürerken hukuki sınırları aşmamak da ticari itibarın korunması açısından kritiktir. Kesinleşmemiş TÜRKPATENT kararlarına dayalı aceleci adımlar, hak sahibini "haksız rekabet yapan" konumuna düşürebilir. Bu nedenle, buluşların korunmasından ticarileşmesine kadar her aşamada güncel mevzuat ve yüksek mahkeme içtihatları dikkate alınarak stratejik bir yol haritası izlenmelidir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.