
İhtiyati Haciz Kararına İtiraz Süreci
Alacaklıların haklarını korumak amacıyla başvurulan ihtiyati haciz müessesesi, borçlular için telafisi güç zararlar doğurabilmektedir. Bu makalede, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde ihtiyati haciz kararına karşı yasal itiraz yolları, hak düşürücü süreler, teminat göstererek haczin kaldırılması usulü ve Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi'nin konuya ilişkin güncel yaklaşımları hukuki detaylarıyla ele alınmaktadır.
İhtiyati Haczin Hukuki Niteliği ve Talep Şartları
Türk icra hukukunda alacaklının haklarını güvence altına alan en etkili mekanizmalardan biri olan ihtiyati haciz, temelde bir geçici hukuki koruma önlemidir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) uyarınca düzenlenen bu müessese, alacaklının bir para alacağının zamanında tahsil edilmesini sağlamak amacıyla, borçlunun mallarına önceden ve geçici olarak el konulmasına imkan tanır. İhtiyati haciz, nihai bir haciz işlemi değil; aksine ileride gerçekleştirilecek olan icra takibinin veya açılmış bir davanın sonucunu garanti altına almaya yönelik koruyucu bir tedbirdir. Bu niteliği gereği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen ihtiyati tedbir kararlarından ayrılır; zira ihtiyati haciz yalnızca para alacaklarına özgülenmiş teknik bir süreçtir.
İhtiyati Haciz Kararı Alınması
İhtiyati haciz kararı alınabilmesi için kanunun aradığı belirli şartların varlığı zorunludur. Bu şartlar, alacağın muaccel (vadesi gelmiş) olup olmamasına göre iki ana başlık altında incelenir. İİK m. 257/1 uyarınca, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyati haciz yoluyla haczettirebilir. Burada temel kural, alacağın bir rehinle teminat altına alınmamış olmasıdır. Eğer alacak rehinle temin edilmişse, öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılması asıldır; ancak rehnin borcu karşılamayacağı anlaşıldığı durumlarda istisnai olarak bu yola başvurulabilir.
Vadesi gelmemiş borçlar için ihtiyati haciz kararı alınması ise daha sıkı şartlara bağlanmıştır. İİK m. 257/2 maddesi uyarınca, vadesi henüz gelmemiş bir borç için şu iki durumdan birinin varlığı halinde ihtiyati haciz talep edilebilir:
- Borçlunun muayyen bir yerleşim yerinin (ikametgahının) bulunmaması.
- Borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemesi, kaçırması veya kendisinin kaçmaya hazırlanması yahut kaçması.
Bu şartların varlığı halinde, alacaklı henüz vadesi gelmemiş alacağı için de mahkemeden ihtiyati haciz kararı alarak malvarlığını dondurabilir. Karar verme yetkisi genellikle borçlunun yerleşim yerindeki veya sözleşmenin ifa edileceği yerdeki Asliye Hukuk ya da Asliye Ticaret Mahkemelerine aittir.
Yaklaşık İspat Kriteri
İhtiyati haciz yargılaması, esas hakkındaki yargılamadan farklı olarak "hızlılık" ve "etkinlik" ilkeleri üzerine kuruludur. Bu nedenle, mahkemelerin ihtiyati haciz kararı verirken alacağın varlığı konusunda tam bir vicdani kanaat (tam ispat) araması beklenmez. Hukuk doktrininde ve uygulamada kabul gören yaklaşık ispat kriteri, alacaklının sunduğu delillerin, alacağın varlığına dair mahkemede kuvvetli bir ihtimal oluşturması durumunda kararın verilmesini öngörür.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin bu konudaki yerleşik içtihatları, uygulamanın sınırlarını net bir şekilde çizmektedir:
Yargıtay 19. HD E. 2016/18235, K. 2018/731 sayılı kararı: "İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için İİK'nın 257. maddesi uyarınca tam ispat aranmamakta, alacağın varlığı ve haciz sebeplerinin bulunması konusunda mahkemeye kanaat verecek delillerin sunulması (yaklaşık ispat) yeterli görülmektedir."
Bu karar, ihtiyati haciz taleplerinde mahkemelerin çok katı bir ispat yükü aramaması gerektiğini, fatura, sözleşme veya hesap kat ihtarnamesi gibi belgelerin yaklaşık ispat için kafi olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, yaklaşık ispatın getirdiği riskleri dengelemek adına kanun koyucu alacaklıya bir yükümlülük yüklemiştir. İİK m. 259 uyarınca alacaklı, haksız çıkması ihtimaline binaen borçlunun ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararları karşılamak üzere uygun bir teminat göstermek zorundadır. Uygulamada bu teminat oranı genellikle alacağın %10 ile %15'i arasında değişmektedir. Eğer alacak bir ilama (mahkeme kararına) dayanıyorsa, teminat aranmayabilir.
Sonuç olarak ihtiyati haciz, alacaklının "haklı görünme" karinesinden faydalandığı ancak borçlunun haklarının da teminat müessesesi ile korunduğu hassas bir dengedir. Kararın alınmasından itibaren İİK m. 261/1 uyarınca 10 gün içinde icra dairesinden infazın talep edilmesi ve ardından İİK m. 264 kapsamındaki tamamlayıcı merasimlerin (dava açma veya takip başlatma) yerine getirilmesi, bu geçici korumanın sürekliliği için hayati önem taşır.
İhtiyati Haciz Kararına İtiraz Usulü ve Süreler
İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında tahsil edilmesini güvence altına almak amacıyla borçlunun malvarlığına geçici olarak el konulmasını sağlayan bir geçici hukuki koruma tedbiridir. Ancak bu tedbir, borçlunun tasarruf yetkisini kısıtladığı için hukuk sistemimiz, bu kararın haksız yere verilmesi ihtimaline karşı güçlü bir denetim mekanizması öngörmüştür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 265, ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılacak itirazların usulünü, sebeplerini ve sürelerini düzenleyen temel hükümdür. Bu madde uyarınca, ihtiyati haciz kararı verilirken kendisi dinlenilmemiş olan borçlu veya menfaati ihlal edilen üçüncü kişiler, mahkemeye başvurarak kararın kaldırılmasını veya değiştirilmesini talep edebilirler.
İhtiyati haciz sürecinde sürelerin takibi, hakkın kaybına uğramamak adına kritik bir öneme sahiptir. Süreç, sadece mahkemeden karar almakla bitmemekte; kararın infazı ve sonrasındaki tamamlayıcı merasimler de sıkı hak düşürücü sürelere tabi tutulmaktadır. Özellikle İİK m. 261/1 uyarınca, alacaklı taraf ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde icra dairesinden kararın infazını talep etmek zorundadır. Bu 10 günlük sürenin geçirilmesi, mahkeme kararının kendiliğinden hükümsüz kalmasına yol açar.
Borçlunun İtiraz Hakkı
İhtiyati haciz kararları, niteliği gereği genellikle borçlu dinlenmeden (gıyabında) verilir. Bu durum, alacaklının mal kaçırılmasını önleme amacına hizmet etse de borçlunun savunma hakkının kısıtlanması riskini doğurur. İşte bu dengeyi sağlamak amacıyla İİK m. 265/1 maddesi, borçluya geniş bir itiraz hakkı tanımıştır. Borçlu; mahkemenin yetkisine, ihtiyati haczin dayandığı sebeplere ve alacaklı tarafından sunulan teminata karşı itiraz edebilir.
İtiraz süreciyle ilgili en önemli hususlardan biri 7 günlük yasal süredir. Borçlu, ihtiyati haciz kararının uygulanması sırasında orada bulunuyorsa (huzurunda yapılan hacizlerde) haczin tatbiki tarihinden itibaren; eğer haciz gıyabında yapılmışsa haciz tutanağının kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 7 gün içinde itirazını sunmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve geçirilmesi durumunda karara karşı bu yolla itiraz imkanı ortadan kalkar.
4949 sayılı Kanun m. 63 ile yapılan düzenleme, itiraz sebeplerini üç ana başlıkta netleştirmiştir:
- Mahkemenin Yetkisine İtiraz: İhtiyati haciz kararını veren mahkemenin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) veya özel kanunlardaki yetki kurallarına aykırı olarak karar verdiğinin ileri sürülmesidir.
- Haczin Dayandığı Sebeplere İtiraz: Alacağın vadesinin gelmediği, borcun ödendiği veya İİK 257. maddedeki şartların (mal kaçırma kastı, ikametgahın olmaması vb.) oluşmadığı yönündeki itirazlardır.
- Teminata İtiraz: Alacaklının sunduğu teminatın miktarının yetersiz olduğu veya teminatın türünün (örneğin nakit yerine geçersiz bir senet olması gibi) uygun olmadığına dair başvurulardır.
Ayrıca, ihtiyati haciz uygulandıktan sonra sürecin devamlılığı için İİK m. 264 uyarınca "tamamlayıcı merasimler" devreye girer. Alacaklı, haczin uygulanmasından veya tutanağın kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde takip talebinde bulunmalı veya dava açmalıdır. Eğer borçlu ödeme emrine itiraz ederse, alacaklı yine bu 7 günlük süre içerisinde itirazın kaldırılması veya iptali davasını açarak takibi canlı tutmak zorundadır. Aksi takdirde ihtiyati haciz hükümsüz kalacaktır.
Üçüncü Kişilerin İtirazı
İhtiyati haciz kararı sadece borçluyu değil, bazen borçlu ile hukuki ilişkisi olan veya haczedilen mal üzerinde hak sahibi olan üçüncü kişileri de doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle kanun koyucu, İİK m. 265/2 uyarınca "menfaati ihlal edilen üçüncü kişilere" de itiraz hakkı tanımıştır.
Üçüncü kişilerin itiraz hakkı, borçlununkine göre daha sınırlıdır. Üçüncü kişiler; mahkemenin yetkisine itiraz edemezler, ancak haczin dayandığı sebeplere ve teminata karşı itirazda bulunabilirler. Örneğin, haczedilen malın kendisine ait olduğunu veya üzerinde öncelikli bir rehin hakkı bulunduğunu iddia eden üçüncü kişi, ihtiyati haczin hukuki dayanağının eksik olduğunu ileri sürebilir.
Üçüncü kişiler için de itiraz süresi, ihtiyati haczi öğrendikleri tarihten itibaren 7 gündür. Bu öğrenme tarihi, icra dairesinden gelen bir bildirimle olabileceği gibi, malvarlığı üzerindeki haciz şerhinin tesadüfen öğrenilmesiyle de başlayabilir. İtiraz, kararı veren mahkemeye bir dilekçe ile yapılır ve itiraz eden taraf, iddiasını dayandırdığı tüm delilleri bu dilekçeye eklemekle yükümlüdür.
Mahkeme, yapılan itiraz üzerine tarafları duruşmaya davet eder. Ancak taraflar gelmese dahi mahkeme dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verebilir. Bu inceleme sonucunda mahkeme, ihtiyati haciz kararını tamamen kaldırabilir, koşullarını değiştirebilir (örneğin teminat miktarını artırabilir) veya itirazı reddederek haczin devamına karar verebilir. Unutulmamalıdır ki, itirazın yapılmış olması ihtiyati haczin icrasını kendiliğinden durdurmaz; kararın infazı mahkeme aksine bir karar verene kadar devam eder.
Haczin Kaldırılması ve Teminat Karşılığı İşlemler
İhtiyati haciz kararı, alacaklının haklarını güvence altına alırken borçlunun ticari faaliyetlerini ve malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini ciddi ölçüde kısıtlayabilmektedir. Bu kısıtlamaların borçlu üzerinde yaratabileceği olumsuz etkileri minimize etmek amacıyla kanun koyucu, borçluya belirli şartlar altında haczi kaldırma veya değiştirme imkanı tanımıştır. İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) bu konudaki temel yaklaşımı, alacaklının güvence ihtiyacı ile borçlunun mülkiyet hakkı arasındaki hassas dengeyi korumaktır.
Teminat Göstererek Haczi Kaldırma
İcra ve İflas Kanunu’nun 266. maddesi, borçluya ihtiyati haciz kararının infazından sonra, mahkemenin kabul edeceği bir teminat karşılığında haczin kaldırılmasını talep etme hakkı tanır. Bu müessese, borçlunun borca itiraz edip etmemesinden bağımsız bir süreçtir. Borçlu, borcun varlığını kabul etmese dahi, ticari itibarını korumak veya nakit akışını sürdürebilmek adına hacizli malları üzerindeki tasarruf yetkisini geri kazanmak için bu yola başvurabilir.
İİK m. 266 uyarınca, borçlu; borca yeterli nakit para, banka teminat mektubu, taşınmaz rehni veya esham ve tahvilat göstererek ihtiyati haczin kaldırılmasını talep edebilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, sunulan teminatın alacağı tam olarak karşılayacak nitelikte ve likiditede olmasıdır. Mahkeme, sunulan teminatın uygunluğunu denetledikten sonra ihtiyati haczin kaldırılmasına veya hacizli malların bu teminatla değiştirilmesine karar verir. Bu talep, ihtiyati haciz kararını veren mahkemeye veya icra takibi başladıktan sonra icra mahkemesine yapılabilir.
Bu noktada alacağın niteliği ve mevcut güvenceler de ihtiyati haciz taleplerinde belirleyicidir. Yargıtay, alacağın halihazırda bir rehinle teminat altına alınmış olması durumunda ihtiyati haciz yoluna başvurulmasını sınırlandırmıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2016/2077, K. 2016/2270, T. 02.03.2016: "Alacağın rehinle teminat altına alınmayan kısmı için ihtiyati haciz istenebilir."
Bu karar, alacaklının halihazırda elinde bulunan rehinli malın borcu karşılamaya yettiği durumlarda, borçlunun diğer mallarına ihtiyati haciz konulmasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Alacaklı, ancak rehnin borcu karşılamayacağı anlaşılan bakiye kısım için ihtiyati haciz talep edebilir. Bu durum, borçlunun malvarlığının gereksiz yere dondurulmasını engelleyen önemli bir hukuki korumadır.
Teminatın İadesi
İhtiyati haciz sürecinde sadece borçlu değil, alacaklı da bir teminat yükümlülüğü altındadır. İİK m. 259 uyarınca alacaklı, haksız çıkması ihtimaline binaen borçlunun ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararları karşılamak üzere teminat yatırmak zorundadır. Süreç sonunda ihtiyati haciz kararı kalktığında veya asıl dava alacaklı aleyhine sonuçlandığında, bu teminatın iadesi süreci gündeme gelir.
Teminatın iadesi usulünde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) ihtiyati tedbirlere ilişkin hükümleri kıyasen uygulanmaktadır. HMK m. 392/2 hükmü, ihtiyati hacizlerde de uygulama alanı bulur. Bu maddeye göre, ihtiyati haciz kararı kalktıktan veya asıl dava sona erdikten sonra, teminatın iade edilebilmesi için belirli bir sürenin geçmesi gerekmektedir. Bu süre, borçlunun haksız haciz nedeniyle bir tazminat davası açıp açmayacağının netleşmesi için öngörülmüştür.
Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi E. 2021/1208, K. 2021/1251: "HMK’nın 392/2. maddesinin ihtiyati hacizlerde de uygulanacağı, bu kapsamda teminatın iadesi için ihtiyati haciz kararının kalkmasından itibaren bir aylık tazminat davası açma süresinin beklenmesi gerekmektedir."
Bu karar, uygulamadaki en önemli uyuşmazlıklardan birine açıklık getirmektedir. İhtiyati haciz kalkar kalkmaz teminatın hemen iadesi mümkün değildir. Borçlunun, haksız ihtiyati hacizden kaynaklı zararını tazmin etmek için dava açma hakkı saklıdır ve bu hak bir aylık hak düşürücü süreye bağlanmıştır. Eğer borçlu bu süre içinde bir tazminat davası açmazsa veya dava açtığına dair bir belge sunmazsa, alacaklı yatırdığı teminatı geri alabilir.
Ayrıca, asıl dava açıldıktan sonra ihtiyati hacizle ilgili teminat işlemlerinde yetki karmaşasını önlemek adına yargı kararları yol göstericidir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, asıl dava açıldıktan sonra ihtiyati haciz teminatının iadesi konusundaki yetki artık asıl davaya bakan mahkemeye geçmektedir. Bu, usul ekonomisi açısından yargılamanın tek elden yürütülmesini sağlamaktadır.
Sonuç olarak, ihtiyati haczin kaldırılması ve teminatların yönetimi, hem borçlunun mülkiyet hakkını koruyan hem de alacaklının olası zararlarını güvence altına alan teknik bir süreçtir. Borçlunun İİK 266 kapsamında sunduğu teminatla haczi kaldırması, mülkiyet üzerindeki blokajı çözerken; alacaklının yatırdığı teminatın iadesi ise HMK 392/2 uyarınca bir aylık bekleme süresine ve tazminat davası riskine bağlıdır.
Kanun Yolları ve Anayasa Mahkemesi Denetimi
İhtiyati haciz kararları, doğası gereği geçici hukuki koruma önlemleri olsa da borçlunun mülkiyet hakkı üzerinde doğrudan ve bazen geri dönülemez etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle, yerel mahkemelerce verilen kararların üst mahkemelerce denetlenmesi, hukuk devleti ilkesinin ve silahların eşitliği prensibinin bir gereğidir. İcra ve İflas Kanunu (İİK), bu denetim mekanizmasını hem istinaf yoluyla hem de Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yoluyla güvence altına almıştır.
İstinaf Başvurusu
İhtiyati haciz yargılamasında verilen kararlara karşı kanun yolu süreci, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan yapısal değişikliklerle bugünkü halini almıştır. Özellikle 5311 sayılı Kanun’un 17. maddesi, ihtiyati haciz itirazı üzerine verilen mahkeme kararlarına karşı istinaf yolunu açık hale getirerek, kararların Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde denetlenmesine olanak sağlamıştır.
İstinaf başvurusuna ilişkin usul ve esaslar İİK m. 265/5 maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre; ihtiyati haciz kararına yapılan itirazın kabulü veya reddine ilişkin kararlar, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken en kritik husus, Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu konuda vereceği kararların kesin olmasıdır. Dolayısıyla, ihtiyati haciz itirazları için temyiz (Yargıtay) yolu kapalıdır. Bu durum, ihtiyati haczin ivedi bir tedbir olma niteliğinden kaynaklanmakta ve sürecin sürüncemede kalmasını engellemeyi amaçlamaktadır.
Bölge adliye mahkemeleri, ihtiyati haciz itirazlarını öncelikli olarak inceler. Bu inceleme kapsamında mahkemenin yetkisi, alacağın muaccel olup olmadığı, yaklaşık ispatın gerçekleşip gerçekleşmediği ve teminatın yeterliliği gibi hususlar denetlenir. İstanbul BAM 17. Hukuk Dairesi’nin 2021/279 Esas sayılı kararında da vurgulandığı üzere, ihtiyati haciz taleplerinin reddi halinde mahkeme kararının mutlaka gerekçeli olması gerekmektedir. Mahkemelerin "şartlar oluşmadığından reddine" şeklindeki soyut ifadeleri, hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder nitelikte görülebilmektedir.
Önemle belirtmek gerekir ki; istinaf yoluna başvurulmuş olması, ihtiyati haciz kararının icrasını kendiliğinden durdurmaz. Borçlu, icranın durdurulması için ayrıca bir talepte bulunmalı veya kararın haksızlığını bu süreçte ispatlamalıdır.
Adil Yargılanma Hakkı ve Anayasa Mahkemesi Denetimi
İhtiyati haciz süreçlerinde en çok tartışılan konulardan biri, itirazların duruşmalı yapılıp yapılmayacağıdır. İİK m. 265/4 uyarınca mahkeme tarafları duruşmaya davet eder; ancak taraflar gelmese dahi dosya üzerinden karar verebilir. Bu durumun "adil yargılanma hakkı" ve "aleni yargılanma hakkı" ile çelişip çelişmediği hususu, Anayasa Mahkemesi (AYM) gündemine taşınmıştır.
Bu konudaki en temel içtihatlardan biri Adnan Altın Başvurusu (Başvuru Numarası: 2013/9748) olarak bilinmektedir. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü tarafından 7/1/2016 tarihinde karara bağlanan bu dosyada, ihtiyati haciz itirazının duruşma açılmaksızın dosya üzerinden reddedilmesinin hak ihlali olup olmadığı incelenmiştir.
AYM, kararında şu tespitlere yer vermiştir:
"Başvuru, ihtiyati haciz kararına yapılan itirazın duruşma açılmaksızın dosya üzerinden reddedilmesi nedeniyle aleni yargılanma ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarını konu almaktadır. … İhtiyati haciz itirazlarının sınırlı, teknik ve şekli nitelikte olduğu, mahkemenin yazılı belgeler üzerinden hakkaniyete uygun karar verebileceği, başvurucunun duruşma açılması durumunda sonuca etkili farklı bir delil sunacağını kanıtlayamadığı gerekçeleriyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki aleni yargılanma hakkının ihlal edilmediğine oy birliğiyle hükmedilmiştir."
AYM’nin bu yaklaşımı, ihtiyati haczin bir "asıl dava" değil, bir "geçici hukuki koruma" olması esasına dayanır. Mahkemeye göre, eğer taraflar iddia ve savunmalarını yazılı olarak yeterince ortaya koyabiliyorsa ve mahkeme mevcut belgelerle (fatura, sözleşme, irsaliye vb.) yaklaşık ispatı denetleyebiliyorsa, duruşma açılmaması mutlak bir hak ihlali teşkil etmez. Ancak bu durum, mahkemenin hiçbir zaman duruşma açmayacağı anlamına gelmez; somut olayın özelliklerine göre duruşma açılması hak arama hürriyeti açısından gerekli olabilir.
Özetle ve Sonuç Olarak; İhtiyati haciz, alacaklının haklarına kavuşmasını sağlayan hızlı bir mekanizma iken; borçlu ve menfaati ihlal edilen üçüncü kişiler için de İİK m. 265 ve devamı maddelerinde sıkı bir denetim ağı örülmüştür. 7 günlük itiraz süresi, 10 günlük infaz talebi süresi ve takibin devamı için öngörülen tamamlayıcı merasimler, sistemin dengesini korumaktadır. Mahkemelerin yaklaşık ispat kriterini titizlikle uygulaması, haksız hacizlerin önüne geçmek adına elzemdir. İstinaf kanun yolunun açık olması ve AYM’nin adil yargılanma çerçevesindeki denetimi, ihtiyati haciz müessesesinin keyfi uygulamalardan uzak, hukuki bir güvence olarak kalmasını sağlamaktadır. Alacaklı ve borçlu arasındaki bu hassas dengede, yasal sürelerin takibi ve usul kurallarına riayet edilmesi, hak kayıplarının önlenmesi adına en kritik unsurdur.