
Fotoğrafımın İzinsiz Kullanılması: Kişilik Hakkı İhlali
Sosyal medyanın ve dijital içeriklerin yaygınlaşmasıyla birlikte kişilerin fotoğraflarının rızaları dışında kullanılması giderek artan bir sorun haline gelmiştir. Peki fotoğrafınız izniniz olmadan bir web sitesinde, reklamda ya da sosyal medyada paylaşıldığında hukuki haklarınız nelerdir? Bu yazımızda, izinsiz fotoğraf kullanımının kişilik hakkı ihlali boyutunu, FSEK, Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu çerçevesinde açabileceğiniz hukuk ve ceza davalarını, talep edebileceğiniz tazminatları ve Yargıtay'ın konuya ilişkin emsal kararlarını detaylıca ele alıyoruz.
Fotoğrafın Hukuki Korunması ve İzinsiz Kullanımın Hukuki Niteliği
Türk hukukunda bir kişinin fotoğrafı, tek bir kanun hükmüyle değil, birbiriyle bağlantılı çok katmanlı bir koruma rejimiyle güvence altına alınmıştır. İzinsiz fotoğraf kullanımı; somut olayın özelliklerine göre kişilik hakkı ihlali, eser sahipliğine tecavüz, haksız rekabet ya da özel hayatın gizliliğini ihlal suçu olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle ihlalin hukuki niteliğini doğru tespit etmek, hangi davaların açılabileceğini ve talep edilebilecek tazminatın kapsamını belirleyen ilk ve en kritik adımdır.
Fotoğrafa ilişkin düzenlemeler 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile sınırlı değildir. Fotoğraf, kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiye ilişkin bilgi içerdiğinde aynı zamanda 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında kişisel veri teşkil eder; kişilik hakkı çerçevesinde Türk Medeni Kanunu (TMK m.24 ve m.25) ile korunur; özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğinde ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu devreye girer. Anayasa'nın 20. maddesi özel hayatın ve aile hayatının gizliliğini, 22. maddesi ise haberleşme hürriyetini güvence altına alarak bu korumanın anayasal temelini oluşturur.
FSEK Kapsamında Fotoğrafın Korunması
Fotoğrafın FSEK kapsamındaki korunması, fotoğrafın eser niteliği taşıyıp taşımadığına göre iki ayrı rejime tabidir. Bir fotoğrafın eser sayılabilmesi için kanunda belirlenen eser kategorilerinden birine dahil olması ve eser sahibinin hususiyetini (kişisel özelliğini) yansıtması gerekir.
Eser niteliği taşımayan, herkesçe çekilebilen sıradan fotoğraflar için FSEK m.84 özel bir koruma getirmiştir. Bu maddeye göre bir işaret, resim veya sesi nakle yarayan bir alet üzerine tespit eden ya da ticari maksatlarla haklı olarak çoğaltan veya yayan kişi, aynı görüntünün üçüncü bir kişi tarafından aynı vasıtadan faydalanılarak çoğaltılmasını veya yayımlanmasını menedebilir. Önemli olan nokta şudur: FSEK m.84/II uyarınca tecavüz eden tacir olmasa bile haksız rekabete ilişkin hükümler (TTK m.54 vd.) uygulanır. Bu da sıradan, hususiyet taşımayan fotoğrafların dahi izinsiz ticari kullanıma karşı korumasız bırakılmadığı anlamına gelir.
Kişilik Hakkı Olarak Fotoğraf Üzerindeki Hak
Fotoğrafın hukuki korunmasının belki de en geniş ve pratik boyutu, kişinin kendi dış görüntüsü üzerindeki mutlak hakkıdır. FSEK m.86, kişinin rızası olmadan resminin veya portresinin teşhir ve umuma arz edilemeyeceğini düzenler. Maddede "fotoğraf" kelimesi açıkça geçmese de, resim ve portre kavramları fotoğrafı da kapsayacak şekilde geniş yorumlanır; bu nedenle kişinin yalnız başına, ailesiyle ya da arkadaşlarıyla çekilmiş fotoğrafları bu hükmün kapsamındadır.
FSEK m.86 kapsamında korumanın temel unsurları şunlardır:
- Tasvir edilenin gerçek kişi olması — bu nedenle hayvan, bitki veya kişinin malvarlığına ilişkin fotoğraflar bu madde kapsamında değildir.
- Kişinin dış görünüşünün tasvir edilmesi — koruma yüzle sınırlı olmayıp, bir uzvun dahi olağan bir inceleme sonucu belirli kişiye ait olduğu tespit edilebiliyorsa korumadan yararlanır.
- Tasvirin teşhise imkân vermesi.
Bu korumadan yararlanmak için fotoğrafın aşağılayıcı olması, şeref ve haysiyeti ihlal etmesi gerekmez; fotoğrafın ticari, politik veya reklam amacıyla istismar edici şekilde izinsiz kullanılması dahi tek başına kişilik haklarına aykırılık oluşturur. İzin alınmaksızın görüntüsü kullanılan kişi, TMK m.24 ve m.25 hükümlerine dayanarak hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunma talep edebilir. TMK m.24'e göre kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması haklı kılmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırı sayılır.
İzin, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılması niteliğinde olduğundan bizzat ilgili kişi tarafından verilmelidir. İzni vermesi gereken, fotoğrafı çeken değil, fotoğrafı çekilerek teşhir ve umuma arz suretiyle kişilik hakkı ihlal edilen kişidir.
Eser Niteliği Taşıyan ve Taşımayan Fotoğraflar
FSEK, fotoğrafları eser niteliği bakımından iki temel kategoride değerlendirir ve bu ayrım, uygulanacak hükümler ile tazminat miktarının belirlenmesinde belirleyicidir.
Eser niteliği taşıyan fotoğraflar iki ayrı maddede düzenlenmiştir:
- FSEK m.2/3 kapsamında, estetik niteliği bulunmasa dahi teknik ve ilmi nitelikteki fotoğraflar ilim ve edebiyat eseri olarak korunur. Bilimsel yazılardaki fotoğraflar, ameliyat fotoğrafları ve adli tıp inceleme fotoğrafları bu kapsamdadır; ancak bunların öğretici, açıklayıcı nitelikte ve eser sahibinin hususiyetini taşıması gerekir.
- FSEK m.4/5 kapsamında ise estetik değere sahip fotoğrafik eserler güzel sanat eseri olarak korunur. Burada poz, ışık, çekim açısı, kompozisyon ve rötuş gibi unsurlarla konunun çıplak gözle görülenden farklı yansıtılması, fotoğrafı sıradanlıktan ayırarak ona eser niteliği kazandırır.
Bir fotoğrafın eser niteliği taşıyıp taşımadığı somut olaya göre değerlendirilir ve bu tespit, mahkemece fotoğraf sanatı alanında uzman bilirkişiler tarafından her fotoğraf için ayrı ayrı yapılır. Önemle belirtmek gerekir ki yoğun emek harcanması veya fazla masraf yapılması tek başına bir fotoğrafa eser niteliği kazandırmaz; çekimde kullanılan cihazın (cep telefonu veya profesyonel kamera) niteliği de eser vasfına engel teşkil etmez. Güvenlik kamerası kayıtları gibi hususiyet taşımayan görüntüler ise eser sayılmaz.
Sonuç olarak fotoğrafın hukuki korunması; eser niteliğindeki fotoğraflar için FSEK'in eser sahipliğine ilişkin hükümleriyle, eser niteliği taşımayan fotoğraflar için FSEK m.84 ve haksız rekabet hükümleriyle, kişinin görüntüsü söz konusu olduğunda ise FSEK m.86 ve TMK m.24 ile sağlanan çok katmanlı bir koruma sistemi üzerine kuruludur. Bu hukuki nitelendirme, izleyen bölümde ele alınacak hukuk davaları ve tazminat taleplerinin de temelini oluşturur.
İzinsiz Fotoğraf Kullanımında Açılabilecek Hukuk Davaları ve Tazminat Talepleri
Fotoğrafı izinsiz kullanılan kişi, Türk hukuk sisteminde birbirini tamamlayan birden çok hukuki yola başvurabilir. Bu yollar, hem devam etmekte olan ihlalin sona erdirilmesini hem de muhtemel ihlallerin önlenmesini hem de uğranılan zararın tazminini kapsar. İzinsiz kullanım ister eser niteliği taşıyan bir fotoğrafa, ister kişinin görüntüsü üzerindeki kişilik hakkına ilişkin olsun, mağdurun elinde etkili dava imkânları bulunmaktadır.
Tecavüzün Ref'i, Men'i ve Manevi Tazminat
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, eser sahibinin haklarına yönelik tecavüz hâlinde başvurulabilecek davaları açıkça düzenlemiştir. FSEK m.69 uyarınca mali veya manevi haklarına tecavüz tehlikesiyle karşılaşan eser sahibi, muhtemel tecavüzün önlenmesini, yani tecavüzün men'ini dava edebilir. Bu dava, henüz gerçekleşmemiş ancak gerçekleşme olasılığı bulunan ihlallerin önüne geçilmesini sağlar.
Devam eden bir tecavüz söz konusuysa, eserin üzerinde sahibinin adının hiç konulmamış, yanlış konulmuş veya iltibasa yol açacak nitelikte olması hâlinde FSEK m.67 devreye girer. Bu hükme göre tecavüz eden, hem eserin aslına hem de tedavüldeki çoğaltılmış nüshalara eser sahibinin adını yazmakla yükümlüdür. Ayrıca masrafı tecavüz edene ait olmak üzere hükmün en fazla üç gazetede ilanı talep edilebilir.
Manevi haklara yönelik ihlallerde ise FSEK m.70 kapsamında manevi tazminat davası açılabilir. Bu yol, fotoğrafçının emeğinin değersizleştirilmesi, itibarının zedelenmesi ve eser sahipliğinin göz ardı edilmesi gibi manevi zararların giderilmesini amaçlar.
Fotoğrafın eser niteliği taşımadığı durumlarda dahi mağdur korumasız değildir. Kişilik hakkı ihlal edilen kişi, TMK m.24 uyarınca hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunma isteyebileceği gibi, ihlalden doğan manevi zararın tazmini için TBK m.58 (mülga BK m.49) hükmüne dayanabilir. Bu madde, kişilik hakkı hukuka aykırı şekilde tecavüze uğrayan kişinin manevi tazminat talep etmesinin temel hukuki dayanağını oluşturur. İzinsiz fotoğraf paylaşımı hâlinde TMK m.58 uyarınca da manevi tazminat istenebilir; nitekim eseri sunma ve yayınlama hakkı yalnızca eser sahibine ait olup, FSEK m.52 gereği bu hak ancak yazılı bir sözleşme ile başkasına devredilebilir. Dolayısıyla başkasına ait bir resim veya görüntü kullanılmadan önce hak sahibinden mutlaka izin alınması zorunludur; aksi hâlde tazminat ve ceza davalarıyla karşılaşılması kaçınılmazdır.
Tazminatın Belirlenmesi ve Hükmün İlanı
Tazminat miktarının belirlenmesi, mahkemelerin somut olayın özelliklerini titizlikle değerlendirdiği bir süreçtir. Manevi tazminat, cezalandırma aracı değil, bozulan manevi dengenin onarılması ve zarar verenin caydırılması amacını taşır. Bu nedenle mahkemeler, hükmedilecek tutarı belirlerken ihlalin yaygınlığını, fotoğrafın kullanım süresini, erişim sayısını ve tarafların sosyal-ekonomik durumunu dikkate alır.
Yargıtay, tazminatın amacına ve adalete uygun belirlenmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır:
Resmin ticari amaçla kullanılmasından kaynaklanan tazminat davasında mahkemece Borçlar Kanunu m.49 uyarınca 10.000,00 TL manevi tazminata dava tarihinden itibaren yasal faiziyle hükmedildiği, ancak manevi tazminatın amacına ve adalete uygun belirlenmesi gerektiği, somut olayın özellikleri gözetildiğinde hükmedilen tutarın yüksek olduğu gerekçesiyle kararın davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 09.09.2013, 2013/11184 E., 2013/15282 K.)
Bu karar, manevi tazminatın zenginleşme aracına dönüşmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Mahkemeler, tutarı belirlerken ne mağduru gerçek zararının altında bırakacak ne de davalıyı orantısız biçimde cezalandıracak bir denge gözetmek zorundadır.
Maddi tazminat yönünden ise, lisans sözleşmesi mevcutsa lisans bedeli; böyle bir sözleşme bulunmasa dahi sözleşme ilişkisine girilebileceği ispatlanarak, sözleşme yapılsaydı talep edilebilecek tutar istenebilir. FSEK kapsamında tazminat bedellerinin üç katına kadar talep edilmesi imkânı da bulunmaktadır.
Kesinleşmiş kararın kamuoyuna duyurulması, ihlalin etkilerinin giderilmesinde önemli bir araçtır. FSEK m.78 uyarınca haklı taraf, muhik bir sebebi veya menfaati bulunması hâlinde kesinleşmiş kararın gazete veya benzeri vasıtalarla ilan edilmesini talep edebilir. İlanın şekil ve içeriği kararda belirlenir. Ancak bu hak, hükmün kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde kullanılmazsa düşer. Bu süre niteliği itibarıyla hak düşürücü olduğundan, ilan talebinin zamanında yapılması büyük önem taşır.
Tespit ve Delil Toplama
İzinsiz fotoğraf kullanımına ilişkin davalarda başarının anahtarı, güçlü ve hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerdir. İhlal iddiasında bulunan hak sahibine ait olan ispat yükü, sürecin daha en başında titiz bir delil toplama çalışmasını zorunlu kılar.
Fotoğrafı izinsiz kullanılan kişi, durumu mahkeme veya noter aracılığıyla tespit ettirebilir. Önemle belirtmek gerekir ki, mağdurun fotoğraf veya görüntünün kendisine ait olduğunu ayrıca ispatlaması gerekmez. Topladığı delillerle mahkemeye başvurarak tecavüzün önlenmesini, yani yayımın durdurulmasını talep edebilir.
Delil olarak kullanılabilecek belgeler şunlardır:
- Noter onaylı ekran görüntüleri ve dijital içeriğin tespitine ilişkin tutanaklar
- Fotoğrafın yayınlandığı URL kayıtları ve arşivlenmiş web sayfaları
- Fotoğrafın orijinal hâli ve eser sahipliğini gösteren belgeler
- Kullanımın ticari amaç taşıdığını gösteren reklam, kartvizit veya tanıtım materyalleri
- Fotoğrafın yayınlandığı platformlar ve erişim sayısına ilişkin kayıtlar
Dijital ortamda gerçekleşen ihlallerde delillerin hızla değiştirilebilmesi veya kaldırılabilmesi riski göz önünde bulundurulduğunda, içeriğin sonradan değiştirilmediğinin ve hangi kişi tarafından paylaşıldığının belgelenmesi kritik önem taşır. Bu nedenle ihlalin tespit edilmesinin ardından, içerik kaldırılmadan önce noter aracılığıyla tespit yaptırılması en güvenli yöntemdir.
Bu hukuki yolların yanı sıra, izinsiz fotoğraf kullanımının çoğu zaman cezai sorumluluk da doğurduğu unutulmamalıdır. Özellikle özel hayata ilişkin görüntülerin izinsiz çekilmesi veya ifşa edilmesi, bir sonraki bölümde ele alacağımız üzere Türk Ceza Kanunu kapsamında ayrı bir suç teşkil etmekte ve hukuk davalarına paralel olarak ceza yargılaması süreçlerini de gündeme getirmektedir.
İzinsiz Fotoğraf Çekme ve Paylaşmanın Cezai Boyutu
İzinsiz fotoğraf kullanımı yalnızca kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir hukuki sorumluluk doğurmakla kalmaz; eylemin niteliğine göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil ederek cezai sorumluluğa da yol açar. Bir kişinin rızası dışında fotoğrafının çekilmesi, kaydedilmesi ve ardından üçüncü kişilerle paylaşılması ya da kamuya açıklanması, özellikle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun çekirdeğini oluşturur. Bu nedenle mağdur, açabileceği hukuk davalarının yanı sıra ceza yargılaması yoluyla da haklarını arayabilir.
Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu (TCK m.134/1), bir kişinin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimsenin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörür. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde ceza bir kat artırılır; bu durumda yaptırım iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasına ulaşır.
Önemle belirtilmelidir ki özel hayat yalnızca kişinin konutu veya mahremiyet alanıyla sınırlı değildir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre birey; sokak, park, iş yeri ve alışveriş merkezi gibi sosyal alanlarda da özel hayata sahiptir. Kalabalık içinde dahi geçerli olan "anonim kalma, tanınmazlık ve bilinmezlik" prensibi gereği, bir kişinin yürüyen merdivende eteğinin altına kamera tutulması, restoranda içki içerken veya plajda izinsiz fotoğraflanması özel hayatın gizliliğini ihlal eder.
Suçun oluşması için kişinin görüntüsünün kaydedilmesi şart değildir. TCK m.134/1'in ilk cümlesindeki ihlal bakımından bir özel hayat olayının çıplak gözle gözetlenmesi dahi yeterlidir. İkinci cümlesindeki kayıt suçunda ise kaydedilen görüntüdeki kişinin tanınabilir olması aranmaz; kayıt anında suç tamamlanır ve ayrıca bir zararın doğması gerekmez.
Cep telefonuyla mağdurenin bacaklarının veya etek altı görüntülerinin çekilmesi eyleminin nitelendirilmesinde Yargıtay'ın yerleşik görüşü, bu fiilin cinsel taciz değil, TCK m.134/1 ikinci cümlesi gereği özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu yönündedir (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2021/14519 E., 2023/2200 K.).
İfşa (Yayma) Suçu ve Nitelikli Haller
Kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, TCK m.134/1'den bağımsız ayrı bir suç oluşturur. TCK m.134/2 uyarınca, kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı ceza uygulanır.
İfşa suçunun en kritik özelliği, görüntü veya sesin hukuka uygun şekilde ya da rıza ile elde edilmiş olmasının dahi sonucu değiştirmemesidir. Sevgililerin rızayla çektiği fotoğrafların, taraflardan biri tarafından rıza alınmadan üçüncü kişilere gönderilmesi TCK m.134/2'yi oluşturur. İnternet üzerinden YouTube, Instagram, Twitter, Facebook, WhatsApp gibi araçlar veya cep telefonu, tablet, bilgisayar gibi bilişim sistemleri kullanılarak işlenmesi de bu kapsamda değerlendirilir.
Fail hem kayda alır hem de ifşa ederse, TCK m.134/1 ve TCK m.134/2'den iki ayrı suçtan ayrı ayrı cezalandırılır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2016/1763 sayılı kararında vurgulandığı üzere, kaydetme ve ifşa fiilleri iki ayrı suç oluşturur ve fail her ikisinden ayrı ayrı sorumlu tutulur.
Cezayı artıran nitelikli haller TCK m.137'de düzenlenmiştir. Buna göre:
- Suçun kamu görevlisi tarafından görevinin verdiği yetki kötüye kullanılarak işlenmesi,
- Suçun belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi
hallerinde ceza yarı oranında (1/2) artırılır. Ancak Yargıtay, m.137/1-b'nin uygulanabilmesi için failin gerçekten mesleğinin sağladığı kolaylıktan yararlanmasını aramaktadır; mesleğin nasıl bir kolaylık sağladığı açıklanmaksızın artırım yapılması hukuka aykırı kabul edilir.
Şikayet Süresi ve İnternetten İçeriğin Kaldırılması
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun tüm şekilleri şikayete tabidir (TCK m.139). Mağdur şikayetçi olmadan soruşturma veya kovuşturma yapılamaz. Şikayet süresi, mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı aydır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, sürenin geçirilmesi halinde CMK m.223/9'daki derhal beraat şartları yoksa davanın düşmesine karar verilir. Suç ayrıca uzlaştırma kapsamındadır.
Şikayet, bulunulan yerdeki polis karakoluna veya Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçeyle yapılabilir. Savcılık yeterli delil bulursa iddianame düzenleyerek kamu davası açar; aksi halde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.
İzinsiz fotoğrafın internette yayılması halinde mağdurun başvurabileceği en kapsamlı düzenleme 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'dur. Kanunun 9. maddesine göre, kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler:
- Öncelikle içerik sağlayıcısına, ona ulaşılamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemiyle içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebilir,
- Doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini talep edebilir.
Yayının kişilik haklarını ihlal edici nitelikte olması veya özel hayatın gizliliğini ihlal etmesi halinde, suç işlenmesi şartı dahi aranmaksızın içeriğe erişimin engellenmesi ve yayından kaldırılması mümkündür. Bu mekanizma, mağdurun ceza ve hukuk davası süreçleriyle eş zamanlı olarak dijital ortamdaki zararın hızla durdurulmasını sağlayan etkili bir yoldur.
Yargıtay İçtihatları Işığında İzinsiz Fotoğraf Kullanımı
İzinsiz fotoğraf kullanımına ilişkin hukuki çerçeve, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarıyla şekillenmiştir. Yüksek mahkeme, fotoğrafın internette yayınlanmış olmasının dahi izinsiz ve ticari kullanım için meşru bir gerekçe oluşturmadığını, basın özgürlüğünün kişilik haklarına müdahalede mutlak bir kalkan teşkil etmediğini ve kişinin görüntüsünün fotoğrafta ikinci planda kalmasının korumayı ortadan kaldırmadığını defalarca vurgulamıştır. Bu içtihatlar, FSEK m.86 ile TMK m.24 hükümlerinin somut olaylara nasıl uygulandığını ortaya koyan yol gösterici niteliktedir.
Ticari Amaçla İzinsiz Kullanım
Yargıtay, kişinin fotoğrafının ticari, reklam veya tanıtım amacıyla rızası dışında kullanılmasını FSEK m.86 kapsamında izinsiz teşhir ve umuma arz olarak nitelendirmekte ve bu kullanımın kişilik hakkı ihlali oluşturduğunu kabul etmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 10.12.2019 tarihli, 2019/1117 E., 2019/8033 K. sayılı kararında, davacının fotoğraf ve görüntülerinin bir spikerlik eğitimi tanıtımında ticari amaçla izinsiz olarak internette kullanılmasını FSEK m.86'ya aykırı bulmuş; kişinin dış görüntüsünün ticari menfaat sağlamak için rıza alınmaksızın kullanılmasının başlı başına kişilik hakkı ihlali oluşturduğunu kabul etmiştir. Bu kararda fotoğrafın özel hayatın gizliliğini ihlal etmesi, aşağılayıcı olması veya şeref ve haysiyete zarar vermesi aranmamış; ticari istismarın tek başına ihlal için yeterli görüldüğü ortaya konmuştur.
Benzer biçimde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 17.11.2014 tarihli, 2014/10377 E., 2014/17762 K. sayılı kararında, kişinin resminin izinsiz olarak telefon kartları ve tanıtım broşürlerine basılmasını FSEK m.86'ya aykırı kabul etmiştir. Bu içtihat, fotoğrafın fiziki tanıtım materyallerinde kullanılmasının da dijital kullanımla aynı hukuki sonuçları doğurduğunu göstermektedir.
İçtihatların ortaya koyduğu temel ilke şudur: Bir fotoğrafın daha önce başka bir mecrada yayınlanmış olması, o fotoğrafın üçüncü kişilerce ticari amaçla çoğaltılması ve kullanılmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kültürel veya tanıtım amaçlı bir sitede yer almaya rıza gösteren kişinin, bu görüntünün ticari amaçla yeniden kullanılmasına onay verdiği varsayılamaz.
Basın Özgürlüğü ile Kişilik Hakkı Dengesi
İzinsiz fotoğraf kullanımının en hassas alanı, basın özgürlüğü ile kişilik haklarının çatıştığı haber yayınlarıdır. Yargıtay, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için yayının gerçeğe uygun olması, haber niteliği taşıması, nesnel ölçütlere uyulması ve öz ile biçim arasında ölçülülük bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini istikrarlı biçimde belirtmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.02.2021 tarihli, 2017/4-1479 E., 2021/32 K. sayılı kararı bu dengenin sınırlarını net biçimde çizmektedir:
Boşanmış bir kadının haberle ilgisi bulunmayan izinsiz mayolu fotoğrafıyla "eşini aldatmış" olarak çevresine tanıtılması gerçekliğe aykırıdır ve açıkça kişilik haklarına saldırı teşkil eder; davacıyla ilgili bu kısmın ayrıntı sayılması hakkaniyete uygun değildir.
Bu kararda Genel Kurul, haberin Kadıköy 3. Aile Mahkemesince verilen kararı veren hâkimin HSYK'ya şikâyet edilmesine ilişkin olmasına rağmen, haberde davacının eşini aldattığı için boşanma davası açıldığının ön plana çıkarıldığını; oysa boşanma dilekçesinde böyle bir iddiada bulunulmadığını tespit etmiştir. Konuyla ilgisiz izinsiz mayolu fotoğraf kullanılması, fotoğraf fluleştirilmiş ve baş harfler kullanılmış olsa dahi, beyanda bulunan eski eşin resminin açık verilmesi nedeniyle davacının yakın çevresince tanınmasının mümkün olması öz ile biçim arasındaki dengeyi bozmuştur. Bu nedenle yayın hukuka aykırı bulunmuş ve kişilik haklarının zedelendiği sonucuna varılmıştır.
Karar, basın yoluyla yapılan yayınlarda dahi haberle ilgisi bulunmayan bir fotoğrafın izinsiz kullanılmasının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ve bu durumun TMK m.24 ve TBK m.58 çerçevesinde manevi tazminatı gerektirdiğini ortaya koymaktadır.
İkinci Planda Kalan Fotoğraflar
Yargıtay'ın bir diğer önemli yaklaşımı, kişinin fotoğrafta ana özne olmasa dahi, görüntünün ticari veya reklam amacıyla kullanılması halinde kişilik hakkı korumasının devam ettiği yönündedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 03.10.1990 tarihli, 1990/4-275 E., 1990/459 K. sayılı kararında, Anıtkabir içinde çekilmiş bir resmin dergi reklamlarında izinsiz ve ticari amaçla kullanılmasını FSEK m.86'ya aykırı bulmuştur. Bu kararda Yüksek Mahkeme, kişinin dış görünüşünün resimde ikinci planda kalıp kalmamasının önem taşımadığını açıkça vurgulamıştır. Dolayısıyla bir mekânın veya etkinliğin fotoğraflanması sırasında kareye giren kişinin görüntüsünün ticari amaçla kullanılması, kişi ana özne olmasa bile izin gerektirir.
Ceza hukuku boyutunda da Yargıtay, izinsiz fotoğraf çekme eylemlerinin titizlikle yargılanmasını öngörmektedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2021/10696 E., 2022/4072 K., 25.05.2022 tarihli kararında, okul çıkışı parkta tek başına oturan lise öğrencisi mağdurun fotoğrafının izinsiz çekildiği olayda, bölge adliye mahkemesince duruşma açılmaksızın verilen beraat kararı hukuka aykırı bulunmuştur. Daire, mahkumiyet hükmü bakımından CMK m.280/1-g uyarınca duruşma açılarak ve taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş; özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda delil değerlendirmesinin esastan yapılması gerektiğini ortaya koymuştur.
Sonuç ve Değerlendirme
İzinsiz fotoğraf kullanımı, Türk hukukunda çok katmanlı bir koruma sistemiyle güvence altına alınmıştır. Eser niteliği taşıyan fotoğraflar FSEK m.2/3, m.4/5 ve m.6; eser niteliği taşımayan sıradan fotoğraflar FSEK m.84; kişinin resmi üzerindeki kişilik hakkı ise FSEK m.86 ve TMK m.24-25 kapsamında korunmaktadır. Tecavüz halinde FSEK m.67, m.69, m.70 ve m.78 uyarınca tecavüzün ref'i, men'i, manevi tazminat ve hükmün ilanı talep edilebilir; manevi tazminatın hukuki dayanağı TBK m.58'dir.
Cezai boyutta ise izinsiz fotoğraf çekme ve ifşa eylemleri TCK m.134 kapsamında 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası gerektiren suçları oluşturabilir; bu suçlar şikâyete tabi olup mağdurun fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 6 ay içinde şikâyet edilmesi gerekir. İnternette yayınlanan içeriklerin kaldırılması ise 5651 sayılı Kanun m.9 çerçevesinde sağlanabilir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, fotoğrafınızın internette yayınlanmış olmasının dahi izinsiz ticari kullanım için meşru bir gerekçe oluşturmadığını, basın özgürlüğünün haberle ilgisiz fotoğraf kullanımını korumadığını ve görüntünüzün ikinci planda kalmasının korumayı ortadan kaldırmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Fotoğrafı izinsiz kullanılan kişiler, hem hukuk hem ceza yargılaması yollarına başvurarak haklarını arayabilir; her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğinden, bu süreçte fikri mülkiyet ve kişilik hakları alanında uzman bir avukattan destek alınması büyük önem taşımaktadır.