
Noter Sözleşmelerinin İptali Davası
Noter onaylı sözleşmelerin iptali ve feshi süreçlerine dair kapsamlı rehber. Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden taşınmaz satış vaatlerine, noterlerin mesleki sorumluluklarından ihtiyati tedbir kararlarına kadar tüm hukuki detaylar ve güncel Yargıtay içtihatları bir arada.
Noterlik İşlemlerinin Tesisi, Düzeltilmesi ve İptali
Türkiye’de hukuk güvenliğinin en temel taşlarından biri olan noterlik müessesi, işlemlerin resmiyet kazanması ve ispat gücünün en üst seviyeye çıkarılması amacıyla faaliyet gösterir. Noterlik işlemlerinin tesisi, yani bir hukuki işlemin noter huzurunda resmi bir belgeye dönüştürülmesi, belirli şekil şartlarına ve kanuni prosedürlere tabidir. Ancak tesis edilen bu işlemlerin zaman içerisinde hatalı olduğunun anlaşılması, tarafların irade değişikliği veya hukuka aykırı durumların tespiti halinde bu işlemlerin düzeltilmesi, feshi veya iptali gündeme gelmektedir. Bu süreçlerin tamamı, 1512 sayılı Noterlik Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde titizlikle yönetilmektedir.
Usul ve Esaslar
Noterlik işlemlerinin geçerliliği, kanunda öngörülen usul kurallarına sıkı sıkıya bağlıdır. Bir işlemin tesisi ne kadar resmi bir prosedür gerektiriyorsa, o işlemin üzerinde yapılacak değişiklikler veya işlemin tamamen ortadan kaldırılması da aynı derecede resmiyet arz eder. Bu noktada 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 81, hukuk tekniği açısından "usulde paralellik" ilkesini benimsemiştir. İlgili madde uyarınca; noterlik işlemlerinde yapılacak her türlü düzeltme, fesih ve iptal işlemleri, ancak eski işlemin yapıldığı usulle gerçekleştirilmelidir. Örneğin, düzenleme şeklinde yapılmış bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin feshi veya üzerinde yapılacak bir değişiklik, yine aynı şekilde noter huzurunda "düzenleme" usulüyle yapılmak zorundadır. Bu kural, hukuki istikrarın korunması ve tarafların hak kaybına uğramaması adına hayati öneme sahiptir.
Noterlik işlemlerinin sadece noterlik dairesi içerisinde yapılması asıl olsa da, bazı durumlarda işlemin daire dışında gerçekleştirilmesi gerekebilir. 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 83, işlemlerin noterlik dairesi dışında yapılması durumunda doğacak hakları, usulleri ve yol giderleri gibi mali detayları düzenlemektedir. Bu hüküm, özellikle hareket kabiliyeti kısıtlı olan vatandaşların veya yerinde tespit gerektiren işlemlerin hukuki güvence altına alınmasını sağlar.
Ancak noterlik hukukundaki idari düzenlemeler bazen yargı denetimine konu olabilmektedir. Nitekim Türkiye Noterler Birliği (TNB) tarafından yayımlanan 12/06/2019 tarih ve 2019/11 sayılı Genelge, bu duruma somut bir örnektir. Söz konusu genelgenin 5/1. maddesi ile NBS 12.5.8 kodlu personel sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan ve personelin yol ücreti talep edemeyeceğine dair ibarelerin iptali istemiyle davalar açılmıştır. Bu tür uyuşmazlıklar, noterlik personelinin özlük hakları ile noterlik hizmetinin kamu hizmeti niteliği arasındaki dengenin yargı yoluyla nasıl denetlendiğini göstermektedir.
Disiplin ve Mali Hükümler
Noterlik mesleği, hem bir kamu hizmeti niteliği taşıması hem de bağımsız bir meslek icrası olması sebebiyle karma bir hukuki statüye sahiptir. Mali açıdan bakıldığında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m. 66 uyarınca noterler, serbest meslek erbabı olarak kabul edilmektedir. Bu statü, noterlerin vergi mükellefiyeti, defter tutma düzeni ve mali sorumluluklarını doğrudan belirler. Noterlerin elde ettikleri kazançlar serbest meslek kazancı hükümlerine göre vergilendirilirken, noterlik dairesindeki işlemlerden doğan harç, vergi ve değerli kağıt bedellerinin tahsili ve ilgili mercilere aktarılması noktasında noterler, devlet adına hareket eden birer emanetçi konumundadırlar.
Mesleki disiplin ve denetim mekanizması ise noterlik kurumunun güvenilirliğini sürdürmesi açısından kritik bir işlev görür. Noterlik makamının boşalması veya noterin izinli/raporlu olması durumunda, bu görevi stajyerler veya noter katipleri vekaleten yürütür. Bu süreçte yapılacak hatalı işlemler veya meslek etiğine aykırı davranışlar, disiplin hukukunun konusunu oluşturur. 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 146 ve 148, notere vekalet eden stajyer ve katiplere uygulanacak disiplin cezalarını ve bu vekillerin yetki sınırlarını açıkça belirlemiştir. Vekil sıfatıyla işlem yapan kişilerin, asil noterin sahip olduğu yetkileri kullanırken aynı zamanda asil noterin tabi olduğu disiplin rejimiyle de bağlı oldukları unutulmamalıdır.
Ayrıca, noterlik mesleğinin icrasında uyulması zorunlu olan etik kurallar, sadece işlemlerin hukuki doğruluğunu değil, aynı zamanda mesleğin vakarını da korumayı amaçlar. Noterlik personeli ve noter vekillerinin vergi, sigorta primi ve bildirge işlemlerinden sorumlu olduğu, Noterlik Kanunu Yönetmeliği’nin 133. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeler, noterlik dairesinin bir işletme olarak mali disiplinini sağlarken, aynı zamanda kamu hizmetinin aksamadan yürümesini teminat altına alır. Noterlerin idari kararları veya disiplin cezalarına karşı açılan iptal davalarında, yargı mercileri işlemin hem kanuna hem de noterlik mesleğinin onuruna uygunluğunu denetlemektedir.
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinin Feshi ve Sonuçları
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, bünyesinde hem taşınmaz satış vaadini hem de eser sözleşmesini barındıran, "çift tipli" ve karma nitelikli bir sözleşme türüdür. Bu karma yapı, sözleşmenin hem kurulma aşamasında hem de sona erme aşamasında oldukça katı hukuki prosedürlere tabi olmasına yol açar. Özellikle noter huzurunda tesis edilen bu sözleşmelerin feshi, tarafların mülkiyet haklarını ve ekonomik yatırımlarını doğrudan etkilediği için Türk Borçlar Kanunu ve Yargıtay içtihatları ışığında titizlikle ele alınmalıdır.
Resmi Şekil Şartı
Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin geçerliliği, her şeyden önce kanunun öngördüğü şekil şartına uyulmasına bağlıdır. Türk hukuk sisteminde taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan veya bu sonucu doğuracak olan tüm sözleşmelerin resmi şekilde yapılması bir geçerlilik koşuludur. Bu bağlamda, Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 706 ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 237 hükümleri, taşınmaz satış vaadi içeren bu sözleşmelerin noterde "düzenleme şeklinde" yapılmasını zorunlu kılar.
Resmi şekil şartı, sadece bir usul kuralı değil, aynı zamanda tarafların iradelerinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde tescil edilmesini sağlayan bir koruma mekanizmasıdır. Noter huzurunda yapılmayan, sadece tarafların kendi aralarında imzaladıkları "adi yazılı" sözleşmeler, kural olarak geçersizdir ve bu belgelere dayanarak tapu iptali veya tescil davası açılamaz. Ancak, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, sözleşme resmi şekilde yapılmamış olsa dahi; inşaatın büyük oranda tamamlanmış olması veya tarafların edimlerini karşılıklı olarak ifa etmiş olmaları durumunda, şekil eksikliğinin ileri sürülmesi "dürüstlük kuralı" ile bağdaşmayabilir. Yine de hukuki güvenliği sağlamak adına, tüm değişiklik ve ek protokollerin de asıl sözleşme gibi noter huzurunda yapılması elzemdir.
Geriye ve İleriye Etkili Fesih
Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde fesih, sözleşmenin hangi andan itibaren sona ereceğine bağlı olarak iki farklı hukuki sonuç doğurur. Bu ayrım, özellikle yüklenicinin (müteahhit) inşaatı bitirme oranı ve arsa sahibinin uğradığı zarar noktasında kritik önem arz eder.
1. Geriye Etkili Fesih (Ex Tunc): Sözleşmenin geriye etkili feshi durumunda, taraflar arasındaki ilişki sözleşme hiç yapılmamış gibi en başa döner. Bu durumda sebepsiz zenginleşme hükümleri devreye girer. Arsa sahibi, yükleniciye devrettiği tapu paylarını geri isteyebilir; yüklenici ise o ana kadar yaptığı faydalı imalatların bedelini talep edebilir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 70/1022 Sayılı Kararı: "Geriye etkili fesihte imalat bedelinin, fesih kararının kesinleştiği tarihteki serbest piyasa rayicine göre hesaplanması gerekir."
Bu karar, geriye etkili fesihte yüklenicinin emeğinin ve yaptığı masrafların nasıl tazmin edileceğini netleştirmiştir. Fesih kesinleştiği andaki güncel piyasa değerleri üzerinden yapılacak hesaplama, yüklenicinin enflasyon karşısında ezilmesini önlerken, arsa sahibinin de haksız bir zenginleşme elde etmesinin önüne geçer.
2. İleriye Etkili Fesih (Ex Nunc): İleriye etkili fesih, sözleşmenin o ana kadar yapılan kısmının geçerli kabul edilmesi, ancak geleceğe yönelik olarak sona erdirilmesidir. Bu fesih türü, genellikle inşaatın büyük bir kısmının tamamlandığı durumlarda uygulanır. Yargıtay içtihatları ile geliştirilen "%90 İnşaat Seviyesi Kuralı" uyarınca, inşaatın fiziki seviyesi %90 ve üzerine ulaşmışsa, dürüstlük kuralı gereği artık geriye etkili fesih yapılamaz. Bu aşamada ancak ileriye etkili fesih yoluna gidilebilir.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 2016/2017 Sayılı Kararı: "İleriye etkili fesihte yüklenicinin imalat oranında pay alabileceği, arsa sahibinin ise gecikme tazminatı ve cezai şart talep edebileceği belirtilmiştir."
İleriye etkili fesihte müteahhit, yaptığı inşaatın toplam inşaata oranına göre hak ettiği arsa payını alır. Örneğin, inşaat %92 seviyesindeyse, müteahhit kendisine vaat edilen bağımsız bölümlerin %92'sine hak kazanır. Arsa sahibi ise, işin geç bitirilmesinden veya eksik bırakılmasından doğan zararlarını (gecikme tazminatı, eksik işler bedeli vb.) bu paydan mahsup edebilir veya ayrıca talep edebilir.
Özetle, noter onaylı bir kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi sürecinde; inşaatın mevcut durumu, gecikme süreleri ve tarafların kusur oranları bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Feshin geriye mi yoksa ileriye mi etkili olacağı, tarafların mal varlığı dengesini kökten değiştireceği için mahkeme sürecinde bu teknik detayların profesyonelce savunulması gerekmektedir.
Noterlerin Hukuki Sorumluluğu ve Tazminat Davaları
Noterlik makamı, hukuk sistemimizde "güven kurumu" olarak nitelendirilen ve işlemlerin sıhhatini devlet güvencesi altına alan hayati bir müessesedir. Bu güvenin sarsılmaması ve vatandaşların noterlik işlemleri nedeniyle uğrayabileceği zararların tazmin edilmesi amacıyla, kanun koyucu noterler için oldukça ağır bir sorumluluk rejimi öngörmüştür. Noterlerin hem hukuki hem de idari sorumluluğu, mesleğin icrası sırasında ortaya çıkabilecek hataların telafisini ve mesleki disiplinin korunmasını hedefler.
Kusursuz Sorumluluk İlkesi
Noterlerin verdikleri hizmetlerden kaynaklanan zararlardan dolayı sorumluluğu, Türk Borçlar Kanunu’ndaki genel sorumluluk hallerinden farklı olarak "kusursuz sorumluluk" esasına dayanır. Bu ilkenin yasal dayanağı 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesidir. İlgili madde hükmüne göre; noterler, yaptıkları bir işlemin yapılmamasından, hatalı, eksik veya kanuna aykırı yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludur.
Kusursuz sorumluluk, noterin işlem sırasında şahsen kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, meydana gelen zarar ile noterlik işlemi arasında bir illiyet bağı bulunması durumunda noterin tazminatla yükümlü tutulmasıdır. Bu bağlamda, noterlik makamının bir kamu hizmeti ifa etmesi ve bu hizmete duyulan toplumsal güven, noterin en küçük bir ihmalinde dahi sorumlu tutulmasını gerekli kılar.
Yargıtay içtihatlarında sıklıkla vurgulandığı üzere, sahte kimlik veya sahte belgelerle yapılan işlemlerde dahi noterin sorumluluğu devam etmektedir. Noter, kimlik tespiti ve belge incelemesi sırasında gerekli tüm dikkati göstermiş olsa bile, eğer işlem sahtecilik nedeniyle sakatsa ve bu durum bir zarara yol açmışsa, noter kural olarak bu zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Noterin bu ağır sorumluluktan kurtulabilmesinin tek yolu, illiyet bağının kesildiğini ispat etmektir. İlliyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesecek nitelikteki ağır kusuru ile ortadan kalkabilir. Ancak noterin denetim ve gözetim yükümlülüğünün kapsamı o kadar geniştir ki, bu bağın kesildiğini ispat etmek uygulamada oldukça zordur.
Ayrıca, mali yükümlülükler noktasında Noterlik Kanunu’nun 118. maddesi de dikkat çekicidir. Mahkeme kararıyla iadesine karar verilen vergi, harç ve değerli kağıt bedellerine bağlı olarak, bu tutarlar üzerinden alınan noter hissesinin de iade edilmesi gerekmektedir. Bu durum, noterin yalnızca tazminat bağlamında değil, mali işlemlerin geri alınması süreçlerinde de doğrudan taraf olduğunu göstermektedir.
İdari Denetim ve Görevden Uzaklaştırma
Noterlerin mesleki faaliyetleri, yalnızca tazminat davalarıyla değil, aynı zamanda sıkı bir idari denetim ve disiplin rejimiyle de kontrol altında tutulur. Noterlik makamının saygınlığını korumak adına, hakkında ciddi iddialar bulunan noterler için geçici tedbirler öngörülmüştür.
1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 123/1. maddesi uyarınca, hakkında cezai kovuşturma bulunan noterlerin, soruşturmanın selameti veya mesleğin onuru gereği işten el çektirilmesi konusunda idareye (Adalet Bakanlığı'na) takdir yetkisi tanınmıştır. Bu madde, noterlik hizmetinin bir güven hizmeti olması nedeniyle, suç şüphesi altındaki bir kişinin bu hizmeti sürdürmesinin kamu vicdanında yaratacağı tahribatı önlemeyi amaçlar.
Bunun yanı sıra, noterlik dairelerinin statüsü ve kuruluş usulleri de idari yargı kararlarına konu olmuştur. Noterliklerin birer kamu hizmeti birimi olması, onların ticari işletmelerden ayrılan özel bir statüde değerlendirilmesini gerektirir.
Danıştay 8. Dairesi'nin 2007/1518 Esas ve 2008/2488 Karar sayılı ilamı: "Noterlik dairelerinin 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca kurulduğu ve bu kanunla düzenlenen özel usullere tabi olduğu göz önüne alındığında, noterliklerin İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik kapsamında belediyelerden ruhsat almalarına gerek olmadığına hükmedilmiştir."
Bu karar, noterlik makamının idari yapı içerisindeki özerk ve kanunla belirlenmiş özel konumunu teyit etmektedir. Noterler, serbest meslek erbabı sayılsalar da (193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m. 66), ifa ettikleri görev bir kamu hizmeti olduğundan, işyeri ruhsatı gibi genel idari prosedürlerden muaf tutulmuşlardır.
Disiplin hukuku açısından ise, sadece noterler değil, onlara vekalet eden stajyer ve katipler de sıkı bir denetim altındadır. Noterlik Kanunu’nun 146. ve 148. maddeleri, vekil sıfatıyla işlem yapan personelin yetki sınırlarını ve bu sınırların aşılması durumunda uygulanacak disiplin cezalarını düzenler. Bu düzenlemeler, noterlik dairesinde atılan her imzanın ve yapılan her işlemin, kim tarafından yapılırsa yapılsın devletin denetim ağından kaçamayacağını garanti altına alır.
Taşınmaz Satış Vaadi ve İhtiyati Tedbir Süreçleri
Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, ileride bir taşınmazın satışına dair borç doğuran ve noter huzurunda düzenleme şeklinde yapılması zorunlu olan ön sözleşmelerdir. Türk hukuk sisteminde mülkiyetin devri borcunu doğuran bu sözleşmeler, alıcıya mülkiyeti doğrudan kazandırmasa da, satıcıya karşı tapunun devredilmesi yönünde bir şahsi hak sağlar. Ancak uygulamada, satış vaadi sözleşmesine konu olan taşınmazın üçüncü kişilere devredilmesi riski, alıcının haklarını tehlikeye düşürebilmektedir. Bu noktada, yargılama sürecinde taşınmazın mülkiyet yapısının korunması amacıyla başvurulan ihtiyati tedbir mekanizması ve bu tedbirin şartları büyük önem taşımaktadır.
Tapu İptali ve Tescil
Noter huzurunda usulüne uygun olarak düzenlenen bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, taraflar arasında geçerli bir hukuki ilişki kurar. Tapu Kanunu m. 26 uyarınca, taşınmaz mülkiyetinin devrine ilişkin sözleşmelerin resmi biçimde yapılması zorunludur. Bu şekil şartına uyulmadan yapılan (örneğin adi yazılı şekilde veya sözlü) sözleşmeler geçersiz kabul edilmekte ve bu belgelere dayanarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunulamamaktadır.
Yargılama aşamasında ispat kuralları da oldukça katıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 200 gereğince, belirli bir miktarın üzerindeki hukuki işlemlerin tanıkla değil, ancak yazılı delille kanıtlanabileceği hükme bağlanmıştır. Taşınmaz satış vaadi gibi yüksek bedelli işlemlerde, noter senedi "kesin delil" niteliği taşıyarak davanın kaderini belirler. Eğer satıcı, vaat edilen taşınmazın tapusunu devretmekten kaçınırsa, alıcı mahkemeye başvurarak sözleşmenin ifasını, yani tapu iptali ve tescil davası açarak mülkiyetin kendi adına tescilini talep edebilir.
Teminatsız İhtiyati Tedbir
Tapu iptali ve tescil davaları uzun sürebilen yargılamalardır. Bu süreçte davalı tarafın taşınmazı bir başkasına satması durumunda, davanın kazanılması halinde bile tescil imkansız hale gelebilir. Bu riski bertaraf etmek için HMK m. 389 uyarınca ihtiyati tedbir talep edilir. Kanun, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı veya tamamen imkansız hale geleceği durumlarda, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceğini düzenler.
İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için tam bir ispat değil, HMK m. 390/3 uyarınca "yaklaşık ispat" yeterli görülmektedir. Ancak en kritik tartışma konusu "teminat" meselesidir. Normal şartlarda HMK m. 392 uyarınca, ihtiyati tedbir talep eden taraf, haksız çıkması ihtimaline binaen karşı tarafın uğrayabileceği zararları karşılamak üzere bir teminat yatırmak zorundadır. Fakat aynı madde, talebin resmi bir belgeye veya kesin bir delile dayanması durumunda hakimin teminat alınmamasına karar verebileceğini de açıkça belirtmektedir.
Noter huzurunda düzenlenen satış vaadi sözleşmeleri, niteliği gereği "resmi belge" sayıldığından, bu belgelere dayalı davalarda teminatsız tedbir kararı verilmesi hukuken mümkündür. Aşağıdaki Bölge Adliye Mahkemesi kararı, bu durumun uygulama aşamasındaki en güncel örneklerinden biridir:
İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/549 Esas sayılı dosyasında verilen ara karara karşı yapılan istinaf başvurusu neticesinde Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 11/06/2025 tarihinde şu kararı vermiştir: "Somut olayda istemin noter senedi gibi resmi bir belgeye ve ödeme belgelerine dayanması nedeniyle yaklaşık ispatın tam sağlandığına kanaat getirilmiştir. HMK madde 392 uyarınca talebin resmi bir belgeye dayanması durumunda hakimin teminat alınmamasına karar verebileceği düzenlenmiştir. Bu doğrultuda, ilk derece mahkemesinin %15 oranında teminat alınmasına dair ara kararı kaldırılarak, dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere satış ve devrinin önlenmesi amacıyla teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasına kesin olarak karar verilmiştir."
Bu karar, noter senedinin yargı mercileri nezdindeki yüksek ispat gücünü ve hak arama hürriyeti kapsamında alıcının korunması gerektiğini teyit etmektedir. Noter onaylı sözleşmeler, sadece tarafların iradelerini tescil etmekle kalmaz, aynı zamanda yargılama sürecinde mali yüklerden (teminat gibi) muafiyet sağlayarak hukuki korumayı hızlandırır.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
Makale boyunca detaylandırıldığı üzere, noterlik kurumu Türk hukuk sisteminde "güven" ve "belge düzeni"nin temel taşını oluşturmaktadır. 1512 sayılı Noterlik Kanunu ve ilgili mevzuatlar çerçevesinde, noterlerin gerçekleştirdiği işlemler hem disiplin hem de mali açıdan sıkı bir denetime tabidir. Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden taşınmaz satış vaatlerine kadar pek çok kritik işlemde noter onayı, işlemin geçerlilik şartı olmasının ötesinde; taraflar için kusursuz sorumluluk ilkesiyle korunan bir hukuki kalkan niteliğindedir.
Yargıtay ve Danıştay içtihatları, noterlik işlemlerindeki usul hatalarının noterlerin şahsi sorumluluğunu doğurduğunu, resmi şekilde yapılmayan sözleşmelerin ise mülkiyet devri gibi ağır sonuçlar doğurmayacağını istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır. Özellikle taşınmaz hukukunda, noter senedine dayalı hak aramaların teminatsız ihtiyati tedbir gibi usuli kolaylıklarla desteklenmesi, mülkiyet hakkının korunmasında noterlik makamının ne denli hayati bir rol oynadığını bir kez daha kanıtlamaktadır. Sonuç olarak, hukuki güvenliğin tesisi için sözleşmelerin noter huzurunda, yasal gerekliliklere uygun ve titizlikle düzenlenmesi; olası uyuşmazlıklarda hak kayıplarını önleyecek en güçlü teminattır.