Tüketici Kredisi Sözleşmelerinde Erken Ödeme Hakkı

Tüketici Kredisi Sözleşmelerinde Erken Ödeme Hakkı

Kredi borçlarını vadesinden önce kapatmak isteyen tüketiciler için yasal haklar, faiz indirimi hesaplama yöntemleri ve bankaların talep edebileceği tazminat sınırları hakkında kapsamlı bir rehber. 6502 sayılı Kanun ve güncel Yargıtay kararları ışığında erken ödeme hakkının detaylarını inceleyin.

Tüketici Kredilerinde Erken Ödeme Hakkı ve Yasal Temeller

Tüketici kredisi sözleşmeleri, modern ekonomide bireylerin finansman ihtiyaçlarını karşılayan en temel araçlardan biridir. Ancak bu sözleşmeler, doğası gereği kredi veren kurumların (bankalar ve finansman şirketleri) ekonomik olarak daha üstün olduğu, tüketicinin ise korunmaya muhtaç olduğu bir zemin üzerine kuruludur. Türk hukuk sistemi, bu dengesizliği gidermek ve tüketicinin ekonomik çıkarlarını güvence altına almak adına 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) ile kapsamlı düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemelerin en kritik noktalarından biri, tüketicinin borcunu vadesinden önce ödeme hakkıdır.

Erken Ödeme İndirimi Zorunluluğu

Tüketici kredilerinde erken ödeme hakkı, sadece bir seçenek değil, yasal bir güvencedir. 6502 Sayılı TKHK m. 37 uyarınca tüketici; vadesi gelmemiş bir veya birden çok taksit ödemesinde bulunabileceği gibi, kredi borcunun tamamını da vadesinden önce kapatabilir. Kanun koyucu, bu hakkın kullanımını kredi verenin rızasına bırakmamış, aksine bu durumda kredi verene net bir yükümlülük yüklemiştir: Erken ödenen miktara göre gerekli tüm faiz ve diğer maliyet unsurlarında indirim yapmak.

Bu zorunluluk, 6502 Sayılı TKHK m. 27 ile de desteklenerek, tüketici kredisi sözleşmelerinde erken ödeme durumunda faiz indiriminin yapılmasının kaçınılmaz olduğu hükme bağlanmıştır. Kredi veren kurumlar, tüketicinin borcunu erken kapatması durumunda, henüz doğmamış olan faizleri talep edemezler. Bu durum, tüketicinin borç yükünün hafifletilmesini ve finansal özgürlüğüne daha az maliyetle kavuşmasını sağlar.

Erken ödeme sürecinin teknik detayları ise Tüketici Kredisi Sözleşmeleri Yönetmeliği m. 15 ile netleştirilmiştir. Bu maddeye göre, erken ödeme indiriminde ödemenin yapıldığı tarih esas alınır. Kredi veren kurumların, bu tarihi tüketici aleyhine olacak şekilde ileriye atması veya farklı bir hesaplama yöntemi dayatması hukuken mümkün değildir. İndirim miktarı hesaplanırken, akdi faiz oranı üzerinden gerekli tüm düşüşlerin yapılması yasal bir zorunluluktur.

Yargıtay, bankaların bu süreçte çıkardığı zorluklara karşı tüketicinin yanında duran bir tavır sergilemektedir. Özellikle erken ödeme talebinin şekli konusunda bankaların "yazılı bildirim şartı" gibi dayatmaları, yüksek mahkeme tarafından kabul görmemektedir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 06.04.2011 Tarihli, 2010/16858 Esas ve 2011/5329 Karar: "Davacı tüketicinin, borçlu olduğu kredinin kalan kısmını “oto kredisi kapatması” açıklamasıyla eft yoluyla erken ödeyerek kapattığı, kredi veren bankanın da, tüketicinin kredinin erken kapatılması için yazılı müracaatının bulunmadığı bu sebeple de erken ödeme sebebiyle indirim talep edemeyeceğini beyan etmiştir. Bu kararda, sözleşmede kredi borcunun erken kapatılmak istenmesi karşısında herhangi bir şekil şartının öngörülmediği ifade edilmiştir. Ayrıca Tüketici Kredisinde Erken Ödeme İndirimi ve Kredinin Yıllık Maliyetini Hesaplama Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik gereği de herhangi bir şekil şartı zorunluluğu yoktur. Başka bir deyişle erken ödeme sebebi ile indirim talep edebilmek için bunun mutlaka ifa sebebi belirtilerek ödenmesi, bankaya elden ödenmesi veya başka bir diğer şartı bulunmamaktadır."

Bu karar, tüketicinin iradesini herhangi bir yolla (EFT açıklaması, mobil bankacılık işlemi vb.) ortaya koymasının yeterli olduğunu, bankaların şekilci yaklaşımlarla faiz indirimi yapmaktan kaçınamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca, yapılacak indirimin miktarının netleştirilmesi konusunda da Yargıtay uzmanlık vurgusu yapmaktadır:

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 26.02.2013 Tarihli, 2013/3498 Esas ve 2013/4473 Karar: "Erken ödeme nedeni ile yapılacak indirimin tespiti noktasında uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini ifade etmiştir."

Genel Borçlar Hukuku Bakımından Erken İfa

Tüketici hukukundaki bu özel düzenlemelerin temelinde, genel bir hukuk kuralı olan Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 96 yatmaktadır. Bu maddeye göre borçlu, sözleşme hükümleri veya durumun gereği aksini öngörmedikçe, borcunu vadesinden önce ifa etme genel yetkisine sahiptir. Ancak genel borçlar hukukunda, faizli bir ödünç sözleşmesinde erken ödeme yapılması durumunda alacaklının (kredi verenin) beklediği faiz gelirinden mahrum kalması bir sorun teşkil edebilir. İşte bu noktada 6502 sayılı Kanun devreye girerek, tüketici işlemlerinde bu genel kuralı tüketici lehine özelleştirmiş ve indirim yapılmasını emredici hale getirmiştir.

Erken ödeme durumunda indirim yapılması kuralı o kadar güçlüdür ki, bu durum sadece aktif kredi sözleşmelerinde değil, iflas durumlarında dahi karşımıza çıkar. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 195/II uyarınca, müflisin faizsiz borçlarının erken ödenmesi halinde bile indirim yapılması kanuni bir zorunluluktur. Bu, hukuk sistemimizin borcun vadesinden önce ödenmesini teşvik eden ve bu durumda haksız kazanç oluşmasını engelleyen genel yaklaşımının bir yansımasıdır.

Ancak, kanunun bu koruyucu şemsiyesinden yararlanabilmek için sözleşmenin yapıldığı tarih ve o tarihteki mevzuat da önem arz etmektedir. Kanunların geriye yürümezliği ilkesi gereği, eski tarihli sözleşmelerde durum farklılık gösterebilir:

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2005/14972 Karar: "Taraflar arasında bulunan tüketici kredisi sözleşmesinin tarafların serbest iradeleriyle düzenlenmiş olduğu, bu sebeple haksız koşulların varlığından bahsedilemeyeceği gibi, sözleşmenin kurulması da 4822 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden önce olduğundan, gerek kanunda gerekse sözleşmede erken ödeme halinde indirim yapılacağına dair bir düzenleme olmadığından indirim talebini reddetmiştir."

Bu karar, tüketicinin korunması rejiminin zaman içindeki gelişimini göstermekle birlikte, güncel 6502 Sayılı Kanun döneminde artık bu tür bir ret kararının verilmesinin mümkün olmadığını hatırlatmaktadır. Günümüzde, bankaların "sözleşme özgürlüğü" adı altında erken ödeme indiriminden vazgeçilmesi yönünde hükümler koyması, haksız şart kapsamında değerlendirilerek geçersiz sayılmaktadır.

Sonuç olarak, tüketici kredilerinde erken ödeme hakkı; kanun, yönetmelik ve yerleşik Yargıtay içtihatları ile tahkim edilmiş sarsılmaz bir haktır. Tüketiciler, bu hakkı kullanırken bankaların karmaşık hesaplama yöntemlerine veya prosedürel zorluklarına boyun eğmek zorunda değildir. Yapılan ödemenin miktarının tespiti ve hak edilen indirimin uygulanması, dürüstlük kuralı ve yasal mevzuat çerçevesinde bir zorunluluktur.

Konut Finansmanı Sözleşmelerinde Tazminat ve Sigorta Esasları

Konut finansmanı sözleşmeleri, tüketicilerin uzun vadeli borçlanma altına girdiği ve yasal güvencelerin en sıkı uygulandığı alanlardan biridir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK), konut kredilerini sadece bir borç ilişkisi olarak değil, tüketicinin ekonomik geleceğini doğrudan etkileyen bir finansal süreç olarak ele alır. Bu kapsamda, özellikle kredinin vadesinden önce kapatılması veya yapılandırılması durumunda ödenecek tazminatlar ile kredi bağlantılı sigortalar, hukuki ihtilafların merkezinde yer almaktadır.

Sabit ve Değişken Faizli Kredilerde Farklılıklar

Konut finansmanı sözleşmelerinde faiz oranlarının belirlenme usulü, kredinin maliyet yapısını ve erken ödeme durumunda tüketicinin karşılaşacağı yükümlülükleri doğrudan belirler. 6502 Sayılı TKHK m. 36 uyarınca, konut kredilerinde faiz oranları üç farklı şekilde kararlaştırılabilir:

  1. Sabit Faizli Krediler: Sözleşmenin kurulduğu tarihte belirlenen faiz oranı, vade sonuna kadar tarafların karşılıklı rızası olmaksızın değiştirilemez. Bu yöntem, tüketiciye ödeme planı konusunda öngörülebilirlik sağlar.
  2. Değişken Faizli Krediler: Faiz oranları, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından belirlenen veya kabul edilen, yurt içi veya yurt dışı endeksler baz alınarak periyodik olarak güncellenir. Bu modelde, piyasa koşullarına göre taksit tutarları artabilir veya azalabilir.
  3. Karma Modeller: Kredinin bir döneminin sabit, diğer bir döneminin ise değişken faizle yürütüldüğü sözleşmelerdir.

Yasal düzenlemeler, değişken faizli kredilerde tüketicinin piyasa riskini üstlendiğini kabul eder. Bu nedenle, faiz oranının değişken olarak belirlendiği konut finansmanı sözleşmelerinde, tüketiciden erken ödeme tazminatı talep edilmesi yasaklanmıştır. Sabit faizli kredilerde ise bankanın fonlama maliyeti ve kar kaybı riski göz önünde bulundurularak belirli sınırlar dahilinde tazminat tahsiline izin verilmiştir.

Erken Ödeme Tazminatı Üst Sınırları

Tüketicinin borcunu vadesinden önce ödeme hakkı, mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğünün bir yansıması olarak 6502 Sayılı TKHK m. 37 ile güvence altına alınmıştır. Ancak bankalar, sabit faizli kredilerde erken ödeme nedeniyle uğradıkları zararı telafi etmek amacıyla "erken ödeme tazminatı" talep edebilirler. Kanun koyucu, bankaların bu hakkı kötüye kullanmasını engellemek adına TKHK m. 37/2 ile kesin üst sınırlar çizmiştir.

Buna göre, sabit faizli konut finansmanı kredilerinde erken ödeme tazminatı:

  • Kredinin kalan vadesi 36 ayı aşmayan sözleşmelerde, erken ödenen tutarın yüzde birini (%1),
  • Kredinin kalan vadesi 36 ayı aşan sözleşmelerde ise erken ödenen tutarın yüzde ikisini (%2) geçemez.

Bu oranlar tavan sınırlardır; yani banka ile tüketici arasında daha düşük bir oran kararlaştırılabilir ancak bu oranların üzerine çıkılması hukuken mümkün değildir. Ayrıca, erken ödeme tazminatı tutarının, tüketiciye yapılacak toplam faiz indiriminden daha fazla olması da yasaktır.

Konut finansmanı sürecinde tüketicinin korunması sadece tazminat sınırları ile sınırlı değildir. 6502 Sayılı TKHK m. 38 uyarınca, tüketicinin yazılı veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla açık talebi olmaksızın kredi bağlantılı sigorta yaptırılamaz. Tüketici, bankanın sunduğu sigorta paketini kabul etmek zorunda değildir; teminat şartlarını sağlayan bir poliçeyi istediği sigorta şirketinden temin edip bankaya sunma özgürlüğüne sahiptir.

Bununla birlikte, kredinin erken kapatılması durumunda peşin ödenen maliyet unsurlarının akıbeti de büyük önem taşır. Yargıtay, erken ödeme halinde sadece faiz değil, krediyle bağlantılı diğer maliyetlerin de iade edilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır:

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2014/40605 K. "Tüketici kredisi için yapılan sigortanın da maliyet unsurlarına dahil olup, ödeme yapıldıktan sonraki döneme denk düşen primlerden indirim yapılması gerekliliğini ifade etmiştir."

Bu karar, kredinin vadesinden önce kapatılması halinde, kalan süreye tekabül eden hayat sigortası veya konut sigortası gibi primlerin tüketiciye iade edilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu teyit etmektedir. Sigorta primleri, kredinin toplam maliyetinin bir parçası olarak kabul edildiğinden, hizmetin alınmadığı döneme ait bedelin banka veya sigorta şirketi uhdesinde kalması sebepsiz zenginleşme teşkil eder.

Son olarak, TKHK m. 39 uyarınca, konut kredisiyle ilgili açılan hesaplardan (kredi tahsilat hesabı vb.) tüketiciden ücret, masraf veya komisyon talep edilemez. Ayrıca tüketicinin onayı olmaksızın kredili mevduat hesabı (KMH) açılarak kredi taksitlerinin bu hesaptan faizle tahsil edilmesi de hukuka aykırıdır. Bankaların bu tür yan ürün ve masraflarla kredinin maliyetini gizlice artırması, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ve güncel mevzuat hükümleriyle engellenmiştir.

Yeniden Yapılandırma ve Tüketici Sıfatının Kapsamı

Kredi sözleşmeleri, sadece borcun vadesinden önce kapatılması (erken ödeme) seçeneğini değil, aynı zamanda değişen ekonomik koşullar veya borçlunun ödeme gücündeki dalgalanmalar nedeniyle sözleşme şartlarının revize edilmesini de kapsar. Bu noktada yeniden yapılandırma kavramı, borçlunun finansal sürdürülebilirliğini sağlamak adına kritik bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu hakların ve yasal korumaların kimlere uygulanacağı, yani "tüketici" sıfatının sınırları, yargı kararları ve mevzuat çerçevesinde titizlikle belirlenmiştir.

Finansal Güçlük Durumunda Yapılandırma

Yeniden yapılandırma, erken ödeme hakkından farklı olarak mevcut bir borcun vadesi, faiz oranı veya taksit tutarları gibi temel unsurlarının tarafların mutabakatı ile değiştirilmesidir. Kredilerin Sınıflandırılması ve Bunlar İçin Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 7. maddesi, yeniden yapılandırmayı finansal güçlük çeken veya çekmesi muhtemel olan borçlulara tanınan bir "imtiyaz" olarak tanımlar.

Bu süreçte kredi veren kurum, borçlunun ödeme kabiliyetini yeniden kazanması amacıyla sözleşme koşullarında iyileştirmeye gider. Erken ödeme, borcu sona erdiren bir işlemken; yapılandırma, borç ilişkisinin yeni şartlarla devam etmesini sağlar. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında, yapılandırma işlemleri sırasında tüketiciden talep edilecek ücretlerin hakkaniyete uygun olması ve haksız şart teşkil etmemesi esastır. Bankaların yapılandırma adı altında yasal sınırları aşan komisyon veya masraf talep etmesi, tüketicinin korunması ilkeleriyle çelişmektedir.

Tacirlerin Tüketici Sayıldığı Durumlar

Bir işlemin 6502 Sayılı Kanun koruması altında olup olmadığını belirleyen temel kriter, taraflardan birinin "tüketici" sıfatına haiz olmasıdır. 6502 Sayılı TKHK m. 3/k uyarınca tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder. Bu tanım, özellikle tüzel kişilerin ve tacirlerin hangi durumlarda tüketici haklarından yararlanabileceği konusunda geniş bir hukuki tartışma alanı yaratmıştır.

Yargıtay yerleşik içtihatlarında, kâr amacı güden ticari şirketlerin kural olarak tüketici sayılamayacağını vurgulamaktadır. Bu konudaki temel yaklaşım, tüzel kişi tacirlerin "insani ihtiyaçları" olamayacağı gerçeğine dayanır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.10.2000 tarihli, 2000/1255 Esas ve 2000/1249 Karar sayılı ilamı şu şekildedir: "Yargıtay da, doktrin de bu terimi “ticari olmayan amaç” şeklinde yorumlamıştır. Ticari şirketlerin tüketici kabul edilemeyeceği, zira tüzel kişi tacirin insani ihtiyaçları olmadığından, tüketiciler için düzenlenen kanun hükümleri kapsamına alınmayacağı kabul edilmiştir."

Bu karar, ticari şirketlerin kullandığı kredilerde erken ödeme indirimi veya yapılandırma masrafları konusunda tüketici kanununa değil, genel borçlar hukuku ve ticaret hukuku hükümlerine tabi olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Şirketlerin ekonomik varlıklar olduğu ve profesyonel basiretle hareket etmeleri gerektiği kabul edilir.

Ancak tüzel kişilikler arasında bir ayrım yapılması gerekmektedir. Ticari amaç gütmeyen vakıf ve dernekler gibi yapılar, belirli işlemlerinde tüketici sıfatını kazanabilirler.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 02.07.2018 tarihli, 2018/3591 Esas ve 5055 Karar sayılı ilamı şu şekildedir: "Kanunda tüketici olarak kabul edilen tüzel kişiler ticari amaçla kurulmayan tüzel kişilerdir. Örneğin ticari amaçla kurulmayan vakıf ve dernekler kanunda tüketici kabul edilen tüzel kişilerdendir. Böylece taraflardan herhangi birinin tüketici tanımına uymadığı, ticari amaçla kurulmuş şirketler olduğu anlaşılmıştır."

Bu ilam, tüketici korumasının kapsamını genişleterek, kâr amacı gütmeyen organizasyonların da bireyler gibi ekonomik olarak zayıf konumda olabileceğini ve bu nedenle özel koruma hükümlerinden faydalanabileceğini göstermektedir.

Öte yandan, gerçek kişi tacirler için durum daha esnektir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 19 uyarınca, bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, bir gerçek kişi tacir yaptığı işlemin ticari işletmesiyle ilgili olmadığını karşı tarafa açıkça bildirirse veya durumun gereği işlem ticari sayılmıyorsa, bu kişi "tüketici" olarak kabul edilir. Örneğin, bir esnafın kendi konutu için kullandığı konut kredisi, ticari işletmesiyle ilgili olmadığı için tüketici kredisi hükümlerine tabidir.

Yargıtay'ın geçmişteki bazı kararlarında, tacirlerin de nihai tüketici olarak mal veya hizmet aldıkları durumlarda korunması gerektiğine dair görüşler de mevcuttur:

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 1999/4621 sayılı ilamı şu şekildedir: "Ticari şirketlerin ekonomik bir varlığı temsil edip, korunmalarına gerek olmadığı savunulamaz. Nitekim AT Komisyonunun ikinci eylem planında bu konuda oluşması muhtemel duraksamaların önlenmesi amacıyla “ …”alım gücü az ya da çok ..” tabirleriyle konu vurgulanmıştır. Bir tacirin borçlarının niteliğini düzenleyen TTK’nun 2/I maddesi tüzel kişi tacirlerin özel amaçlarla nihai tüketici olmalarını engelleyen bir anlam taşımamaktadır. Tamamen kendisine özgü, etkin, kısa ve ekonomik bir prosedür içinde tüketicinin hakkına kısa yoldan kavuşmasını amaçlayan kanunun, işletmesinin tüketim ihtiyacı kadar malı almak suretiyle nihai tüketimde bulunan bir tüzel kişi taciri, korumanın kapsamı dışında bıraktığı düşünülemez."

Bu karar, tacirin işletme ihtiyacı için dahi olsa "nihai tüketici" olarak hareket ettiği anlarda, kanunun koruyucu şemsiyesi altına girebileceğine dair önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Sonuç olarak, yeniden yapılandırma ve erken ödeme haklarının kullanımında, işlemin amacının "ticari/mesleki" olup olmadığı, uyuşmazlığın hangi kanun kapsamında çözüleceğini belirleyen en kritik unsurdur.

Uygulama Usulü ve İspat Yükümlülükleri

Kredi borçlusunun erken ödeme hakkını kullanması, sadece mali bir işlem değil, aynı zamanda belirli usul ve esaslara tabi hukuki bir süreçtir. Tüketicinin bu hakkı kullanırken hangi şartlara uyması gerektiği ve bankaların bu süreçteki yükümlülükleri, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) ve Yargıtay içtihatları ile çerçevelenmiştir. Uygulamada en çok karşılaşılan sorunlardan biri, erken ödeme iradesinin nasıl beyan edileceği ve bu iradenin hukuki sonuç doğurup doğurmayacağıdır.

Erken Ödeme Bildirim Şartları

Tüketici kredilerinde erken ödeme yapılabilmesi için mevzuatta katı bir şekil şartı öngörülmemiştir. 6502 sayılı TKHK’nın 4. maddesi, tüketici sözleşmelerinin en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılır ve sade bir dille yazılmasını zorunlu kılarken, tüketicinin haklarını kullanmasını zorlaştıracak ağır şartların getirilmesini de yasaklar. Bu kapsamda, bankaların "yazılı başvuru yapılmadığı" gerekçesiyle erken ödeme indiriminden kaçınması hukuken geçersiz kabul edilmektedir.

Yargıtay, tüketicinin ödeme yaparken ortaya koyduğu iradenin, indirimin yapılması için yeterli olduğunu savunmaktadır. Konuya ilişkin Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2011/5329 Karar sayılı ilamı şu şekildedir:

Davacı tüketicinin, borçlu olduğu kredinin kalan kısmını “oto kredisi kapatması” açıklamasıyla eft yoluyla erken ödeyerek kapattığı, kredi veren bankanın da, tüketicinin kredinin erken kapatılması için yazılı müracaatının bulunmadığı bu sebeple de erken ödeme sebebiyle indirim talep edemeyeceğini beyan etmiştir. Bu kararda, sözleşmede kredi borcunun erken kapatılmak istenmesi karşısında herhangi bir şekil şartının öngörülmediği ifade edilmiştir. Ayrıca Tüketici Kredisinde Erken Ödeme İndirimi ve Kredinin Yıllık Maliyetini Hesaplama Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik gereği de herhangi bir şekil şartı zorunluluğu yoktur. Başka bir deyişle erken ödeme sebebi ile indirim talep edebilmek için bunun mutlaka ifa sebebi belirtilerek ödenmesi, bankaya elden ödenmesi veya başka bir diğer şartı bulunmamaktadır.

Bu karar, bankaların bürokratik engellerle tüketicinin faiz indirimi hakkını engelleyemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. EFT açıklamasında "kredi kapatma" ibaresinin yer alması veya banka şubesinden yapılan ödemenin mahiyeti, zımni bir erken ödeme talebi olarak değerlendirilir.

Ancak, borcun niteliğine göre bazı istisnalar mevcuttur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 710 uyarınca, kredi borcu bir kambiyo senedine (bono/senet) bağlanmışsa, vadeden önce ödeme yapılabilmesi için hamilin (alacaklı bankanın) rızası aranır. Tüketici işlemleri bakımından ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 258, taksitli satışlarda borç senede bağlanmadığı sürece, borcun tamamının ödenmesi halinde faiz indirimi yapılmasını bir hak olarak tanımlar. Bu durum, tüketici kredilerinde senede bağlanmamış borçların kapatılmasında tüketicinin tek taraflı iradesinin yeterli olduğunu teyit etmektedir.

Bilirkişi İncelemesi ve Hesaplama Yöntemleri

Erken ödeme yapıldığında yapılacak indirim miktarı, karmaşık finansal hesaplamalar gerektirmektedir. Akdi faiz oranı, ödemenin yapıldığı tarih, kalan anapara ve vergi yükümlülükleri (BSMV ve KKDF) bu hesaplamanın temel unsurlarıdır. Bankaların kendi yazılımları üzerinden yaptığı hesaplamalar zaman zaman tüketici aleyhine sonuçlar doğurabilmekte, yasal indirim oranlarının altında kalınabilmektedir.

Hukuki uyuşmazlıklarda mahkemelerin banka kayıtlarını tek başına yeterli görmemesi ve bağımsız bir denetim mekanizmasını işletmesi esastır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2013/4473 Karar sayılı ilamı bu zorunluluğu şu şekilde vurgular:

Erken ödeme nedeni ile yapılacak indirimin tespiti noktasında uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini ifade etmiştir.

Bu karar doğrultusunda, bir uyuşmazlık durumunda mahkeme; bankacı, hesap uzmanı veya aktüerlerden oluşan bir bilirkişi heyeti görevlendirerek, Tüketici Kredisi Sözleşmeleri Yönetmeliği m. 15 hükümlerine uygun bir hesaplama yapılmasını sağlar. Bilirkişi incelemesinde sadece anapara ve faiz değil, krediyle bağlantılı olarak yapılan sigortaların durumu da dikkate alınmalıdır. Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2014/40605 Karar sayılı ilamı bu konuda yol göstericidir:

Tüketici kredisi için yapılan sigortanın da maliyet unsurlarına dahil olup, ödeme yapıldıktan sonraki döneme denk düşen primlerden indirim yapılması gerekliliğini ifade etmiştir.

Yargıtay'ın bu yaklaşımı, erken ödemenin sadece faiz yükünü değil, krediye bağlı tüm yan maliyetleri de azaltması gerektiğini göstermektedir. Tüketici, borcunu kapattığı anda, henüz vadesi gelmemiş dönemler için ödediği sigorta primlerinin iadesini de talep etme hakkına sahiptir.

Sonuç olarak; Kredi borçlusunun erken ödeme hakkı, tüketicinin ekonomik özgürlüğünü koruyan ve borç yükünü hafifleten hayati bir haktır. 6502 sayılı Kanun, Tüketici Kredisi Sözleşmeleri Yönetmeliği ve yerleşik Yargıtay içtihatları, bu hakkın kullanılmasını bankaların keyfi uygulamalarından veya karmaşık bürokratik süreçlerinden arındırmıştır. İster ihtiyaç kredisi ister konut finansmanı olsun, erken ödeme durumunda bankaların yasal sınırlar dahilinde faiz ve maliyet indirimi yapması zorunludur. Tüketicilerin, ödeme yaparken iradelerini açıkça ortaya koymaları ve banka tarafından yapılan hesaplamaların doğruluğunu, gerektiğinde yargı yoluyla ve bilirkişi incelemesiyle denetletmeleri, finansal haklarının tam olarak korunmasını sağlayacaktır. Modern hukuk düzeni, "borçlunun borcunu erken ödemesi" gibi olumlu bir davranışı cezalandırmak yerine, onu faiz ve maliyet indirimleriyle teşvik ederek ekonomik dengenin korunmasını amaçlamaktadır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.