Franchise Sözleşmelerinde Hak ve Yükümlülükler

Franchise Sözleşmelerinde Hak ve Yükümlülükler

Modern ticaretin en yaygın büyüme modellerinden biri olan franchise sisteminde, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyen sözleşmeler hayati önem taşır. Bu makale, franchise sözleşmelerinin hukuki niteliğini, Türk Borçlar Kanunu ve Yargıtay içtihatları ışığında tarafların sorumluluklarını ve sözleşmenin sona erme süreçlerini detaylı bir şekilde ele almaktadır.

Franchise Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Temel Unsurları

Franchise sözleşmesi, günümüz modern ticari hayatında markaların ulusal ve uluslararası ölçekte hızla büyümesini sağlayan en dinamik iş birliği modellerinden biridir. Bir tarafta sahip olduğu ticari tecrübeyi, markayı ve işletme sistemini paylaşıma açan franchise veren (franchisor), diğer tarafta ise bu sistemi belirli bir bedel karşılığında kendi adına ve hesabına işleten franchise alan (franchisee) yer almaktadır. Bu karmaşık yapı, beraberinde kendine özgü hukuki nitelikler ve unsurlar barındırmaktadır.

Sözleşme Serbestisi ve Sui Generis Yapı

Türk hukuk sisteminde franchise sözleşmeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) veya 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) içerisinde doğrudan ve müstakil bir bölüm altında düzenlenmemiştir. Bu durum, franchise sözleşmelerini hukuk tekniği açısından "isimsiz sözleşmeler" kategorisine dahil etmektedir. Doktrinde ve yerleşik yargı içtihatlarında bu sözleşme türü, birden fazla sözleşme tipinin (satım, hizmet, vekâlet, lisans, know-how) unsurlarını bünyesinde barındırması nedeniyle sui generis (kendine özgü) ve karma yapılı bir sözleşme olarak kabul edilir.

Franchise sözleşmelerinin temel dayanağı, TBK m. 26 hükmünde düzenlenen sözleşme serbestisi ilkesidir. Bu madde uyarınca taraflar, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmamak kaydıyla, sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilirler. Sözleşmenin kurulması aşamasında ise TBK m. 12/I çerçevesinde şekil serbestisi ilkesi geçerlidir. Yani, franchise sözleşmesinin geçerliliği kural olarak herhangi bir resmi şekle veya yazılı olma şartına bağlı değildir. Ancak uygulamada, özellikle marka, patent ve endüstriyel tasarım gibi sınai mülkiyet haklarının kullanımını (lisans) içermesi ve ispat kolaylığı sağlaması nedeniyle bu sözleşmelerin yazılı olarak akdedilmesi hayati önem taşır.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararlarında franchising; bir ürün veya hizmetin imtiyaz hakkına sahip tarafın, belirli şartlar dâhilinde işin yönetimi ve organizasyonuna dair bilgi ve destek sağlayarak bu işleri yürütmek üzere ikinci tarafa verdiği imtiyazdan doğan, bağımsız iki taraf arasındaki sürekli bir iş ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım, sözleşmenin sadece bir mal alım-satımı olmadığını, aynı zamanda bir "yönetim ve organizasyon paketi" aktarımı olduğunu teyit etmektedir.

Sözleşmenin Temel Bileşenleri

Bir ilişkinin hukuken "franchise sözleşmesi" olarak nitelendirilebilmesi için belirli temel unsurların bir arada bulunması gerekir. Bu unsurlar, sözleşmeyi acentelik veya basit bir bayilik ilişkisinden ayıran temel karakteristiklerdir:

  • Franchise Sisteminin Varlığı ve Know-How Aktarımı: Franchise veren, piyasada başarısı kanıtlanmış bir işletme sistemine sahip olmalıdır. Bu sistemin en kritik parçası, gizli, esaslı ve belirlenmiş teknik bilgileri içeren know-how'dır. Franchise alan, bu bilgi birikimi sayesinde işe sıfırdan başlamak yerine, test edilmiş bir yöntemle ticari faaliyetine devam eder.
  • Gayrimaddi Hakların Kullanımı: Franchise alan, franchise verene ait marka, logo, ticaret unvanı ve diğer ayırt edici işaretleri kullanma hakkına ve yükümlülüğüne sahiptir. Bu durum, sistemin her noktada aynı standartta görünmesini sağlar.
  • Franchise Alanın Bağımsızlığı: Franchise alan, franchise verenin talimatlarına ve denetimine tabi olsa da, hukuken ve mali açıdan bağımsız bir tacirdir. Kendi adına ve hesabına hareket eder, kâr ve zarar kendisine aittir.
  • Bedel (Royalty) Ödeme Yükümlülüğü: Franchise sözleşmesi ivazlı (ücretli) bir sözleşmedir. Genellikle başlangıçta ödenen bir "giriş ücreti" (franchise fee) ve işletme süresince ciro üzerinden ödenen periyodik "kullanım bedeli" (royalty) unsurlarından oluşur.
  • Süreklilik ve Dikey Birliktelik: Sözleşme, tek seferlik bir edimi değil, zamana yayılmış sürekli bir borç ilişkisini ifade eder. Bu süreçte taraflar arasında sıkı bir dikey iş birliği mevcuttur.

Rekabet hukuku açısından ise franchise sözleşmeleri, 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamında "dikey anlaşma" olarak değerlendirilir. Bu sözleşmeler, belirli şartları taşımaları kaydıyla 2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği uyarınca yasaklayıcı hükümlerden muaf tutulabilirler. Bu muafiyet, özellikle belirli bir bölgede tekel hakkı verilmesi veya franchise alana getirilen belirli sınırlamaların hukuka uygun sayılması bakımından kritik bir koruma kalkanı sağlar. Sonuç olarak franchise sözleşmesi, hem borçlar hukuku hem de rekabet hukuku disiplinlerinin kesişim noktasında yer alan, yüksek güvene dayalı bir çerçeve sözleşme niteliğindedir.

Tarafların Karşılıklı Hak ve Yükümlülükleri

Franchising sözleşmesi, doğası gereği tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) ve taraflar arasında sürekli bir iş birliği tesis eden karma yapılı bir sözleşmedir. Bu sözleşme modeli, tarafların bağımsızlığını korurken aynı zamanda sistemin bütünlüğü ve markanın itibarı için sıkı bir bağlılık gerektirir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleri çerçevesinde şekillenen bu ilişkide, her iki tarafın da sözleşme öncesinden başlayarak sözleşmenin sona ermesine kadar devam eden bir dizi asli ve yan yükümlülüğü bulunmaktadır.

Franchise Verenin Aydınlatma ve Destek Borcu

Franchise verenin (franchisor) temel yükümlülükleri, sistemin kurulması, işletilmesi ve sürekliliğinin sağlanması noktalarında toplanır. Bu süreç henüz sözleşme imzalanmadan önce, dürüstlük kuralı çerçevesinde şekillenen aydınlatma ve bilgilendirme borcu ile başlar.

Franchise veren, sistemin ekonomik durumu, yatırım maliyetleri, beklenen kâr marjları ve ödeme şekilleri hakkında franchise alana doğru ve eksiksiz bilgi vermelidir. Sözleşme öncesi görüşmeler aşamasında, franchise verenin yanıltıcı bilgi vermesi veya önemli hususları gizlemesi durumunda, hukukumuzda "Culpa in Contrahendo" (sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk) ilkesi devreye girer. Bu ilke uyarınca, taraflar sözleşme kurulmadan önce de birbirlerinin hak ve menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür. Eğer franchise veren bu yükümlülüğe aykırı davranarak franchise alanı hatalı bir yatırıma yönlendirirse, TBK m. 112 uyarınca tazminat sorumluluğu doğabilecektir. Bu sorumluluk, sadece sözleşmenin kurulmamasından kaynaklanan zararları değil, bazen sözleşmenin geçersizliği nedeniyle uğranılan zararları da kapsar.

Sözleşme kurulduktan sonra franchise verenin asli borcu, gayrimaddi hakları (marka, patent, endüstriyel tasarım, know-how) franchise alanın kullanımına sunmaktır. Ancak bu sadece bir "kullanım izni" değildir; franchise veren aynı zamanda şu destekleri sağlamakla yükümlüdür:

  • Sistemi Başlatma ve Eğitim: İşletmenin kurulum aşamasında teknik destek sunmak ve personelin sistem standartlarına uygun şekilde eğitilmesini sağlamak.
  • Reklam ve Pazarlama: Markanın ulusal veya uluslararası düzeyde bilinirliğini artıracak genel reklam faaliyetlerini yürütmek.
  • Teknik Destek ve Danışmanlık: Sözleşme süresince işletme el kitabı (manual) aracılığıyla operasyonel rehberlik sunmak ve sistemdeki yenilikleri aktarmak.
  • Bölgesel Koruma: Sözleşmede kararlaştırılmışsa, belirli bir coğrafi bölgede üçüncü kişilere franchise vermeme ve bizzat rekabet etmeme borcu.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, franchise verenin bu destekleri sağlamaması, sözleşmenin temel edimlerine aykırılık teşkil eder ve franchise alana sözleşmeyi haklı nedenle fesih imkânı tanıyabilir.

Franchise Alanın Ödeme ve Sadakat Yükümlülüğü

Franchise alan (franchisee), sistemin bir parçası olarak kendi nam ve hesabına çalışan bağımsız bir tacirdir. Ancak bu bağımsızlık, franchise verenin talimatlarına uyma ve sistemin standartlarını koruma yükümlülüğü ile sınırlandırılmıştır.

Franchise alanın en temel borcu bedel ödeme yükümlülüğüdür. Bu ödeme genellikle üç kalemden oluşur:

  1. Giriş Ücreti (Front-end fee): Sisteme dahil olurken ödenen başlangıç bedeli.
  2. Kullanım Ücreti (Royalty): Genellikle ciro üzerinden belirli periyotlarla ödenen pay.
  3. Reklam Katılım Payı: Ortak reklam havuzuna yapılan katkı.

Mali yükümlülüklerin yanı sıra franchise alanın şahsi performansı da büyük önem taşır. Franchise sözleşmelerinde taraflar arasındaki güven ilişkisi esastır. Bu nedenle, TBK m. 506/1 hükmü kıyasen uygulanarak, franchise alanın borçlarını bizzat ifa etmesi beklenir. İşletmenin yönetimi ve sistemin uygulanması doğrudan franchise alanın sorumluluğundadır. Bununla birlikte, franchise alanın yanında çalışan personelin veya yardımcı kişilerin fiillerinden dolayı sorumluluğu TBK m. 116 çerçevesinde değerlendirilir. Franchise alan, yardımcı kişilerin sisteme veya üçüncü kişilere verdiği zararlardan "kusursuz sorumluluk" esasları uyarınca mesul tutulur.

Franchise alanın diğer kritik yükümlülükleri şunlardır:

  • Sistem Standartlarına Uyum: İşletme el kitabında belirtilen tüm operasyonel kurallara, hijyen standartlarına ve hizmet kalitesine harfiyen uymak.
  • Hesap Verme Borcu: TBK m. 510/2 uyarınca, franchise alan işletmenin cirosu, pazar durumu ve faaliyetleri hakkında franchise verene düzenli bilgi ve hesap vermek zorundadır. Bu, royalty bedellerinin doğru hesaplanması için de elzemdir.
  • Sır Saklama ve Sadakat: Franchise verene ait know-how, ticari sırlar ve stratejik bilgileri sözleşme süresince ve sonrasında gizli tutmak.
  • Rekabet Etmeme: Sözleşme süresince franchise verenle aynı sektörde rakip bir faaliyet yürütmeme borcu.

Franchise alanın bu yükümlülüklere aykırı davranması, sadece maddi tazminat davalarına değil, aynı zamanda sistemden ihraç edilmesine (fesih) de yol açabilir. Özellikle Yargıtay 19. Hukuk Dairesi kararlarında belirtildiği üzere, franchise alanın malzemeleri sistem dışından temin etmesi veya kalite standartlarını düşürmesi, markanın itibarına zarar verdiği için ağır sözleşme ihlali olarak kabul edilmektedir. Bu tür durumlarda, dürüstlük kuralı ve sadakat borcu ihlal edilmiş sayılır.

Sözleşmenin Sona Ermesi ve Denkleştirme Talebi

Franchise sözleşmeleri, doğası gereği uzun süreli ve sürekli bir iş birliğini hedefleyen "sürekli borç ilişkisi" niteliğindeki anlaşmalardır. Ancak her ticari ilişkide olduğu gibi, franchise sisteminde de sözleşmenin tarafların iradesiyle, sürenin dolmasıyla veya taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesiyle sona ermesi mümkündür. Sözleşmenin sona erme süreci, tarafların karşılıklı haklarını korumak adına hem Türk Borçlar Kanunu hem de Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde titizlikle yönetilmelidir. Özellikle sözleşme sonrası ortaya çıkan mali talepler, bu sürecin en kritik hukuki boyutunu oluşturmaktadır.

Fesih Usulleri

Franchise sözleşmelerinin sona ermesi; sözleşmenin belirli süreli veya belirsiz süreli olmasına göre farklılık göstermektedir. Belirli süreli sözleşmelerde, taraflar aksini kararlaştırmadıkça, sürenin dolmasıyla birlikte sözleşme kendiliğinden sona erer. Ancak belirsiz süreli sözleşmelerde, taraflardan her biri dürüstlük kuralına uygun makul bir ihbar süresi tanıyarak sözleşmeyi her zaman feshedebilir.

Sözleşmenin sona ermesinde en sık karşılaşılan yöntemlerden biri olağanüstü fesih yoludur. Franchise ilişkisi, taraflar arasında yüksek düzeyde güven gerektiren bir yapıya sahiptir. Eğer taraflardan birinin borçlarını yerine getirmemesi, sistem standartlarını ağır şekilde ihlal etmesi veya dürüstlük kuralına aykırı davranması nedeniyle bu güven ilişkisi temelinden sarsılmışsa, karşı taraf sözleşmeyi süresinden önce ve derhal geçerli olacak şekilde "haklı nedenle" feshedebilir. Örneğin, franchise alanın royalty bedellerini ödememesi veya franchise verenin gerekli teknik desteği sağlamaması haklı fesih nedeni teşkil edebilir.

Fesih sürecinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus, sözleşmede öngörülen usule ve süreye riayet edilmesidir. Yargıtay içtihatları, sözleşmede bir aykırılığın giderilmesi için belirli bir süre tanınması öngörülmüşse, bu süreye uyulmadan yapılan fesihlerin haksız olduğunu vurgulamaktadır.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 18.04.2003 tarihli, 2002/6792 Esas ve 2003/4109 Karar sayılı ilamında; "franchise alanın malzemeleri franchise verenden temin etme borcuna aykırı davranması durumunda, sözleşmede öngörülen aykırılığın giderilmesi için gerekli bekleme sürelerine uyulmadan yapılan feshin haksız olduğu" sonucuna varılmıştır.

Bu karar, franchise hukukunda "fesih mekanizmasının" ne kadar hassas olduğunu göstermektedir. Bir tarafın sözleşmeye aykırı davranması, diğer tarafa her zaman "derhal" fesih hakkı tanımaz; eğer sözleşme bir ihtar ve düzeltme süresi öngörüyorsa, bu sürenin beklenmesi hukuki bir zorunluluktur. Aksi takdirde, haklıyken haksız duruma düşülerek tazminat sorumluluğu ile karşılaşılabilir.

Sözleşme Sonrası Portföy Tazminatı

Franchise sözleşmesi sona erdiğinde, franchise alanın en önemli yasal taleplerinden biri portföy tazminatı (denkleştirme bedeli) istemidir. Franchise alan, sözleşme süresi boyunca kendi emeği, yatırımı ve pazarlama faaliyetleriyle sisteme yeni müşteriler kazandırmış olabilir. Sözleşme sona erdiğinde bu müşteri çevresi (portföy) franchise verene kalmakta ve franchise veren bu hazır müşteri kitlesi sayesinde kâr elde etmeye devam etmektedir.

Türk hukukunda franchise sözleşmeleri için doğrudan bir portföy tazminatı düzenlemesi bulunmasa da, Türk Ticaret Kanunu’nun 122. maddesinde düzenlenen acentelik hükümlerinin kıyasen uygulanmasıyla bu tazminat talep edilebilmektedir. Portföy tazminatına hak kazanılabilmesi için şu şartların bir arada bulunması gerekir:

  • Müşteri Çevresinden Yararlanma: Franchise verenin, sözleşme sona erdikten sonra da franchise alanın kazandırdığı yeni müşteriler sayesinde önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi.
  • Kazanç Kaybı: Franchise alanın, sözleşmenin sona ermesi nedeniyle bu müşterilerle yapılacak işlemlerden elde edeceği ücret/komisyon gelirlerinden mahrum kalması.
  • Hakkaniyet: Tazminat ödenmesinin, olayın tüm şartları göz önüne alındığında hakkaniyete uygun düşmesi.

Franchise sözleşmelerinden kaynaklanan bu tür alacak taleplerinde zamanaşımı süreleri de büyük önem taşır. TTK m. 147 uyarınca, acentelik hükümlerine kıyasen franchise sözleşmelerinden doğan alacaklar için 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Bu süre, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.

Sözleşmenin sona ermesiyle birlikte franchise alanın; markayı kullanmayı durdurma, tabelaları indirme, işletme el kitabını iade etme ve eğer kararlaştırılmışsa rekabet etmeme yükümlülüğü başlar. Bu yükümlülüklere aykırılık, genellikle sözleşmelerde ağır cezai şartlara bağlanmıştır. Sonuç olarak, franchise ilişkisinin tasfiyesi hem geçmişe dönük alacakların (royalty, mal bedeli vb.) netleştirilmesini hem de geleceğe yönelik müşteri tazminatı gibi hakkaniyet temelli taleplerin değerlendirilmesini gerektiren kompleks bir süreçtir.

Uyuşmazlık Çözümü ve Görevli Mahkemelerin Tespiti

Franchising sözleşmeleri, bünyesinde barındırdığı karma yapı nedeniyle uyuşmazlık çözümü noktasında Türk hukukunda en çok tartışılan alanlardan birini oluşturmaktadır. Sözleşmenin hem bir ticari satım hem bir lisans hem de bir hizmet sözleşmesi unsurlarını içermesi, bir uyuşmazlık ortaya çıktığında hangi mahkemenin görevli olacağı sorusunu beraberinde getirmektedir. Bu karmaşa, özellikle davanın temel dayanağının genel borçlar hukuku hükümleri mi yoksa fikri mülkiyet mevzuatı mı olduğu noktasında düğümlenmektedir.

Asliye Ticaret vs. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi

Franchise sözleşmelerinden kaynaklanan davalarda görevli mahkemenin tayini, davanın konusuna ve tarafların ileri sürdüğü iddiaların hukuki niteliğine göre değişkenlik göstermektedir. Türk yargı sisteminde bu uyuşmazlıklar genellikle Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Fikri ve Sınai Haklar Hukuk (FSHH) Mahkemeleri arasında bir görev ihtilafına konu olmaktadır.

Eğer uyuşmazlık; ödenmeyen royalty bedelleri, bakiye cari hesap alacakları, cezai şart talepleri veya sözleşmenin haksız feshinden kaynaklanan maddi-manevi tazminat istemleri gibi genel hükümlere dayanıyorsa, görevli mahkeme kural olarak Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. Zira bu tür davalarda mahkeme, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiyi ve Türk Borçlar Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu hükümlerini baz alarak bir karar vermektedir.

Ancak, uyuşmazlığın merkezinde bir marka tecavüzü, patent hakkının ihlali veya lisans kullanım yetkisinin sınırlarının aşılması yer alıyorsa durum değişmektedir. Bu noktada 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) hükümleri devreye girmektedir. SMK uyarınca, sınai mülkiyet haklarına ilişkin her türlü hukuk davasında Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri münhasıran görevlidir. Geçmiş dönem uyuşmazlıklarında referans alınan 556 Sayılı KHK döneminden bu yana süregelen bu ayrım, davanın temelinin bir "marka hakkı tasarrufu" olup olmamasına göre şekillenmektedir. Eğer davacı, sözleşmenin sona ermesine rağmen markanın kullanılmaya devam edildiğini iddia ederek bir müdahalenin men'i davası açıyorsa, bu dava mutlaka FSHH mahkemesinde görülmelidir.

Yargıtay'ın Görev Hususundaki Yaklaşımı

Yargıtay'ın farklı hukuk daireleri, franchise uyuşmazlıklarında görevin tespiti için davanın "niteliksel ağırlık merkezini" esas alan kararlar vermiştir. Bu kararlar, uygulayıcılar için yol gösterici niteliktedir.

Örneğin, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20.11.2013 tarihli, 2013/7608 E. ve 2013/20990 K. sayılı ilamında; bakiye cari hesap alacağına ilişkin icra takibine yapılan itirazın iptali davasında, uyuşmazlığın bir marka hakkı ihlali içermediği, tamamen sözleşmesel bir alacak davası olduğu gerekçesiyle Asliye Ticaret Mahkemesi görevli bulunmuştur. Bu karar, salt mali taleplerin fikri mülkiyet hukukuyla ilişkilendirilmemesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Buna karşılık, uyuşmazlığın odağında markanın korunması varsa Yargıtay daha farklı bir tutum sergilemektedir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 21.04.2016 tarihli, 2016/2308 E. ve 2016/4908 K. sayılı kararında, sözleşmenin marka ihlali nedeniyle feshedilmesi durumunda talep edilen cezai şart ve alacak davalarında Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu belirtilmiştir. Burada mahkeme, feshin dayanağının doğrudan marka hukukuna ilişkin bir aykırılık olmasını görev tayininde belirleyici unsur olarak kabul etmiştir.

Sözleşme öncesi süreçte yaşanan uyuşmazlıklar da görev ve sorumluluk açısından kritiktir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 13.11.1995 tarihli, 1995/9375 E. ve 1995/9860 K. sayılı ilamı, franchise alanın şahsi niteliklerine dair (örneğin ticaret yapma engeli gibi) bilgi vermemesinin sözleşme öncesi özen borcuna (culpa in contrahendo) aykırılık teşkil ettiğini vurgulamıştır. Bu tür uyuşmazlıklarda davanın temeli sözleşmenin kurulması aşamasındaki dürüstlük kuralı ihlali olduğu için yine genel mahkemelerin görev alanı ön plana çıkmaktadır.

Sonuç olarak, franchising sisteminde uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle davanın hukuki dayanağı netleştirilmelidir. Sadece mali bir alacak mı söz konusudur, yoksa markanın kullanımı ve korunmasına ilişkin bir ihlal mi mevcuttur? Bu ayrım, davanın usulden reddedilmemesi ve sürecin hızlı ilerlemesi adına hayati önem taşır.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Franchise sözleşmesi, modern ticaret dünyasında markaların hızlı büyümesini sağlayan, ancak hukuki altyapısı oldukça komplike olan bir iş birliği modelidir. Makalemiz boyunca ele aldığımız üzere; franchise veren ve alanın yükümlülükleri sadece sözleşme metniyle sınırlı kalmayıp, Türk Borçlar Kanunu'nun dürüstlük kuralı, sadakat borcu ve aydınlatma yükümlülüğü gibi temel ilkeleriyle de çevrelenmiştir. Sözleşme öncesi süreçten (culpa in contrahendo), sözleşme sonrası rekabet yasağı ve portföy tazminatına kadar her aşama, taraflar için ciddi hukuki sorumluluklar doğurmaktadır.

Özellikle uyuşmazlık aşamasında doğru mahkemenin tespiti, davanın seyri açısından belirleyicidir. Yargıtay içtihatları ışığında, marka hakkına dayalı taleplerde Fikri ve Sınai Haklar Mahkemeleri, sözleşmesel alacak taleplerinde ise Asliye Ticaret Mahkemeleri yetkilidir. Tarafların, bu dinamik süreci profesyonel bir hukuki destekle yönetmeleri, hem markanın itibarının korunması hem de ticari yatırımların güvence altına alınması bakımından en güvenli yoldur. Franchise sistemi, karşılıklı güven ve şeffaflık üzerine inşa edildiği sürece her iki taraf için de sürdürülebilir bir ticari başarı vaat etmektedir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.