Almanya'da Evlenen Çiftlerin Türkiye'deki Mal Rejimi Düzenlemesi

Almanya'da Evlenen Çiftlerin Türkiye'deki Mal Rejimi Düzenlemesi

Almanya'da gerçekleşen evlilik ve boşanma süreçlerinin Türkiye'deki mal varlıkları üzerindeki hukuki sonuçlarını merak ediyorsanız; tanıma-tenfiz işlemlerinden mal rejimi sözleşmelerine, güncel Alman vatandaşlık yasasından Türkiye'deki taşınmazların paylaşımına kadar tüm kritik detayları bu rehberde bulabilirsiniz.

Yabancı Boşanma Kararlarının Türkiye'de Tanınması ve Tenfizi

Yurt dışında, özellikle de Türk vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı Almanya gibi ülkelerde gerçekleştirilen boşanma işlemleri, o ülkenin hukuk sistemine göre sonuç doğursa da Türkiye Cumhuriyeti makamları nezdinde kendiliğinden geçerlilik kazanmaz. Bir Türk vatandaşının yabancı bir mahkemede boşanmış olması, Türkiye’deki nüfus kayıtlarında halen "evli" görünmesine engel teşkil etmez. Bu durumun ortadan kaldırılması ve yabancı mahkeme kararının Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi için tanıma veya tenfiz süreçlerinin işletilmesi yasal bir zorunluluktur.

Nüfus Müdürlüğü Yoluyla Tanıma

Geçmiş yıllarda yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de geçerli olabilmesi için mutlaka bir dava açılması gerekiyorken, hukuk sistemimizde yapılan reformlarla bu süreç ciddi oranda kolaylaştırılmıştır. 25.03.2020 tarihinde yürürlüğe giren yasal değişiklikle birlikte, yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararlarının idari yoldan tescil edilmesinin önü açılmıştır.

Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 27/A uyarınca; yabancı bir ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma, evliliğin butlanı, iptali veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin kararlar, tarafların birlikte başvurması halinde nüfus kütüğüne tescil edilebilmektedir. Bu yöntemin en büyük avantajı, mahkeme sürecine gerek kalmadan, tarafların Türkiye’deki yetkili nüfus müdürlüklerine veya yurt dışındaki dış temsilciliklere (Konsolosluklar) başvurarak boşanma kararını onaylatabilmeleridir.

Ancak bu idari yolun kullanılabilmesi için belirli şartlar mevcuttur:

  • Her iki eşin de başvuru sırasında birlikte hazır bulunması veya vekilleri aracılığıyla başvuru yapması gerekir.
  • Taraflardan birinin yabancı olması veya ölmüş olması durumunda, Türk vatandaşı olan tarafın tek başına başvurusu da kabul edilmektedir.
  • Kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması şarttır.

Eğer taraflardan biri bu idari işleme yanaşmazsa veya taraflar arasında bir uyuşmazlık söz konusuysa, nüfus müdürlüğü üzerinden tanıma işlemi yapılamaz. Bu durumda Aile Mahkemelerinde tanıma davası açılması zorunlu hale gelir.

Tanıma ve Tenfiz Davaları

Yabancı mahkeme kararının sadece "boşanma" kısmının (yani medeni halin değişmesinin) Türkiye'de geçerli olması isteniyorsa "tanıma" davası yeterlidir. Ancak yabancı mahkeme ilamında nafaka ödenmesi, velayetin düzenlenmesi veya maddi-manevi tazminat gibi icrai (yerine getirilmesi gereken) hükümler bulunuyorsa, bu hükümlerin Türkiye'de icra edilebilmesi için tenfiz davası açılması gerekmektedir.

Tenfiz davası, yabancı bir mahkeme kararının Türkiye'de bir Türk mahkemesi kararıymış gibi icra kabiliyeti kazanmasını sağlar. Bu davalarda mahkeme, davanın esasına girip "boşanma haklı mı haksız mı" diye incelemez; sadece kararın kesinleşip kesinleşmediğine, Türk kamu düzenine aykırılık teşkil edip etmediğine ve savunma haklarına riayet edilip edilmediğine bakar.

Boşanmanın Türkiye'de tanınması veya tenfizi, sadece nüfus kaydının düzeltilmesi değil, aynı zamanda mal paylaşımı gibi diğer hukuki süreçlerin başlatılabilmesi için de bir ön şarttır. Zira Türkiye’deki malların paylaşımı davası açılabilmesi için boşanmanın Türk hukuku önünde kesinleşmiş olması gerekir. Bu noktada, boşanmanın kesinleşme tarihi, mal rejiminin tasfiyesi davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri açısından kritik bir öneme sahiptir.

Hukuk sistemimizde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda zamanaşımı süresi, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Bu konuda yargı kararları yol göstericidir:

Yargıtay 8.Hukuk Dairesi 19.04.2016 tarih 2016/2953 esas 2016/7216 sayılı kararında ‘’Eşler 03.02.1983 tarihinde evlenmişler, 27.07.2004 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 26.05.2006 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Mal rejimi TMK’nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Temyize konu dava 26.05.2014 tarihinde açılmıştır. Türk Medeni Kanunu’nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için her hangi bir zamanaşımı düzenlemesi getirilmemiştir. Bu durumda, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanmalıdır. Zira, TBK’nun 646.maddesine göre, Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir. TBK’nun 146.maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Dairemiz uygulamalarında da, mal rejiminin tasfiyesi davalarında on yıllık genel zamanaşımı süresi kabul edilmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas 2013/520 Karar sayılı kararı) kabulü de bu yöndedir. Her ne kadar, Dairemiz önceki uygulamalarında edinilmiş mallara katılma rejiminin boşanmayla sona ermesi durumunda, TMK’nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresini kabul etmişse de, Yargıtay HGK’nun yukarıda açıklanan içtihadı doğrultusunda görüş değişikliğine gidilmiştir. TBK’nun 149/1.maddesine göre, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Aynı Kanun’un 153/3.maddesine göre de, evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında; boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlayan on yıllık zamanaşımı süresi, temyize konu davanın açıldığı tarih itibarıyla henüz dolmadığından, mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak taraf delillerine göre uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.’’ şeklinde karar verilmiştir.

Yukarıdaki Yargıtay kararından da anlaşılacağı üzere, mal rejiminin tasfiyesi davalarında 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Bu sürenin başlangıcı ise yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tanınması veya tenfiz edilmesiyle değil, asıl boşanma kararının kesinleşmesiyle (ancak Türkiye'de hüküm doğurması için tanıma/tenfiz şartıyla) ilişkilendirilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas 2013/520 Karar sayılı kararı) kabulü de bu yöndedir.

Bu kararlar, yurt dışında boşanan vatandaşlarımızın Türkiye'deki haklarını korumaları için tanıma ve tenfiz işlemlerini geciktirmeden yapmalarının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Tanıma işlemi gerçekleşmeden Türkiye'de mal paylaşımı davası açılamayacağı gibi, geçen süre zarfında mülkiyet haklarına ilişkin ciddi kayıplar yaşanabilir. Bu nedenle, yabancı mahkeme kararının kesinleşmesini müteakip ya idari yolla ya da yargı yoluyla Türkiye'deki tescil işlemlerinin tamamlanması hukuki güvenliğin temel taşıdır.

Türk Hukukunda Mal Rejimi Tasfiyesi ve Edinilmiş Mallar

Türk hukuk sisteminde, eşler arasında evlilik birliği süresince edinilen varlıkların nasıl paylaştırılacağı, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile köklü bir değişikliğe uğramıştır. Bu tarihten itibaren eşler başka bir rejimi sözleşme ile seçmedikleri sürece, yasal mal rejimi olan "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" geçerli kabul edilmektedir. Özellikle yurt dışında yaşayan ve boşanma süreçlerini yabancı mahkemelerde tamamlayan vatandaşlarımız için Türkiye'deki malların tasfiyesi, bu yasal rejimin kuralları çerçevesinde yürütülmektedir. Mal rejiminin tasfiyesi, boşanmanın eki niteliğinde bir dava olmayıp, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra görülen bağımsız bir dava türüdür.

Kişisel ve Edinilmiş Mal Ayrımı

Mal rejiminin tasfiyesi sürecinde yapılacak ilk ve en önemli işlem, eşlerin sahip olduğu varlıkların "edinilmiş mal" ve "kişisel mal" olarak ayrıştırılmasıdır. Bu ayrım, tasfiye sonucunda hangi eşin ne kadar alacak hakkına sahip olacağını belirleyen temel unsurdur.

Edinilmiş Mallar (TMK m. 219): Türk Medeni Kanunu'nun 219. maddesi uyarınca edinilmiş mal; her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir. Bir malın edinilmiş mal sayılabilmesi için evlilik birliği içinde ve bir emek veya karşılık sonucunda kazanılmış olması gerekir. Kanun koyucu nelerin edinilmiş mal sayılacağını şu şekilde sıralamıştır:

  • Çalışmanın karşılığı olan edinimler: Maaş, ücret, prim ve her türlü mesleki kazanç.
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının yaptığı ödemeler: Emekli ikramiyesi, maluliyet maaşı veya işsizlik ödenekleri (ancak bu ödemelerin toptan yapılması halinde, tasfiye sonrası döneme isabet eden kısımları hesaplamada dikkate alınır).
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar: İş kazası veya benzeri nedenlerle ödenen bedeller.
  • Kişisel malların gelirleri: Örneğin, bir eşe miras kalan (kişisel mal olan) bir evin evlilik süresince elde edilen kira gelirleri edinilmiş mal statüsündedir.
  • Edinilmiş malların yerine geçen değerler: Edinilmiş mal olan bir aracın satılıp yerine yenisinin alınması durumunda yeni araç da edinilmiş maldır.

Kişisel Mallar (TMK m. 220): Kanun gereği veya eşlerin aralarındaki sözleşme ile paylaşım dışı tutulan varlıklardır. TMK madde 220 uyarınca şu değerler kişisel mal kabul edilir ve tasfiyeye dahil edilmez:

  • Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyalar: Kıyafetler, hobi malzemeleri vb.
  • Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olan mallar: Evlilik öncesi sahip olunan taşınır ve taşınmazlar.
  • Miras yoluyla veya herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen değerler: Bağışlar, miras kalan varlıklar.
  • Manevi tazminat alacakları: Kişilik haklarına saldırı nedeniyle elde edilen tazminatlar.
  • Kişisel mallar yerine geçen değerler: Kişisel mal olan bir tarlanın satılarak yerine alınan başka bir taşınmaz.

Bu ayrımda ispat yükü önemlidir; bir malın kişisel mal olduğu ispatlanamadığı sürece o mal edinilmiş mal kabul edilir. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye'deki taşınmazları söz konusu olduğunda, bu malların alımında kullanılan kaynağın (miras mı yoksa çalışma karşılığı mı olduğu) net bir şekilde ortaya konulması hayati önem taşır.

Zamanaşımı ve Yargıtay Uygulamaları

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında zamanaşımı süresi, hukuki güvenliğin sağlanması açısından kritik bir konudur. Türk Medeni Kanunu'nda mal rejimine özgü spesifik bir zamanaşımı süresi öngörülmediği için, bu boşluk Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri ve Yargıtay içtihatları ile doldurulmuştur.

TBK madde 146 uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı ve değer artış payı alacakları da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, bu sürenin ne zaman işlemeye başlayacağıdır. TBK madde 153/3 gereğince, evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirlerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemez. Dolayısıyla on yıllık süre, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Yargıtay'ın bu konudaki istikrarlı uygulaması, hak kayıplarının önlenmesi adına büyük önem arz etmektedir. Konuyla ilgili temel içtihatlar şu şekildedir:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas 2013/520 Karar sayılı kararı) kabulü de bu yöndedir.

Bu karar, mal rejimi davalarında bir yıllık kısa sürenin değil, on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağını tescil ederek uygulamadaki tereddütleri gidermiştir.

Daha detaylı bir inceleme sunan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin kararı ise süreci şu şekilde özetlemektedir:

Yargıtay 8.Hukuk Dairesi 19.04.2016 tarih 2016/2953 esas 2016/7216 sayılı kararında ‘’Eşler 03.02.1983 tarihinde evlenmişler, 27.07.2004 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 26.05.2006 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Mal rejimi TMK’nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Temyize konu dava 26.05.2014 tarihinde açılmıştır. Türk Medeni Kanunu’nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için her hangi bir zamanaşımı düzenlemesi getirilmemiştir. Bu durumda, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanmalıdır. Zira, TBK’nun 646.maddesine göre, Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir. TBK’nun 146.maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Dairemiz uygulamalarında da, mal rejiminin tasfiyesi davalarında on yıllık genel zamanaşımı süresi kabul edilmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas 2013/520 Karar sayılı kararı) kabulü de bu yöndedir. Her ne kadar, Dairemiz önceki uygulamalarında edinilmiş mallara katılma rejiminin boşanmayla sona ermesi durumunda, TMK’nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresini kabul etmişse de, Yargıtay HGK’nun yukarıda açıklanan içtihadı doğrultusunda görüş değişikliğine gidilmiştir. TBK’nun 149/1.maddesine göre, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Aynı Kanun’un 153/3.maddesine göre de, evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında; boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlayan on yıllık zamanaşımı süresi, temyize konu davanın açıldığı tarih itibarıyla henüz dolmadığından, mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak taraf delillerine göre uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.’’ şeklinde karar verilmiştir.

Analiz ve Yorum: Yukarıdaki Yargıtay kararı, mal rejiminin tasfiyesi davalarında hak arama hürriyetini genişleten bir dönüm noktasıdır. Mahkeme, daha önce uygulanan 1 yıllık kısa sürenin (TMK m. 178) bu davalar için geçerli olmadığını, borçlar hukukundaki genel ilke uyarınca 10 yıllık sürenin esas alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu durum, özellikle yurt dışında boşanan ve Türkiye'deki tanıma-tenfiz süreçleri zaman alan vatandaşlarımız için büyük bir hukuki koruma sağlamaktadır; zira boşanmanın yabancı ülkede kesinleşmesinden yıllar sonra bile Türkiye'deki mal varlığı için dava açma imkanı saklı tutulmaktadır.

Sonuç olarak, mal rejiminin tasfiyesi sürecinde eşlerin haklarını doğru bir şekilde talep edebilmeleri için kişisel ve edinilmiş mal ayrımını titizlikle yapmaları ve boşanmanın kesinleşmesinden itibaren başlayan 10 yıllık hak düşürücü nitelikteki zamanaşımı süresini kaçırmamaları gerekmektedir.

Almanya ve Türkiye Arasındaki Evlilik Prosedürleri

Küreselleşen dünyada farklı ülke vatandaşlarının hayatlarını birleştirmesi, beraberinde karmaşık hukuki ve bürokratik süreçleri de getirmektedir. Özellikle Türkiye ve Almanya arasındaki yoğun nüfus hareketliliği, bu iki ülke vatandaşlarının evlilik süreçlerinde her iki ülkenin de iç hukuk normlarına riayet etmesini zorunlu kılmaktadır. Almanya'da gerçekleşecek bir evliliğin Türkiye'de hukuki sonuç doğurması veya Türkiye'de yapılacak bir evliliğin Alman makamlarınca tanınması, belirli prosedürlerin eksiksiz yerine getirilmesine bağlıdır.

Evlendirme Yönetmeliği ve Bildirim Yükümlülüğü

Türk vatandaşlarının yabancı bir ülkede, o ülkenin yerel makamları önünde evlenmeleri Türk hukuku açısından geçerlidir; ancak bu durumun Türkiye'deki nüfus kayıtlarına işlenmesi için belirli bir bildirim süreci öngörülmüştür. 2169 Sayılı Evlendirme Yönetmeliği’nin 11. maddesi, yabancı makamlar önünde yapılan evliliklerin Türkiye'deki resmi makamlara bildirilmesi konusundaki temel düzenlemeyi teşkil eder. İlgili madde uyarınca, yurt dışında evlenen Türk vatandaşlarının, evlenme tarihinden itibaren 30 gün içinde en yakın Türk konsolosluğuna veya yurt içindeki nüfus müdürlüklerine bildirimde bulunmaları yasal bir zorunluluktur.

Bu 30 günlük süre, evliliğin geçerliliğini etkileyen bir hak düşürücü süre olmasa da, bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi durumunda idari para cezası gibi yaptırımlarla karşılaşılabilmektedir. Daha da önemlisi, bildirim yapılmadığı sürece taraflar Türkiye’deki nüfus kayıtlarında "bekar" olarak görünmeye devam ederler. Bu durum, ileride doğabilecek miras hakları, mal paylaşımı davaları veya çocukların nüfus tescili gibi konularda ciddi hukuki uyuşmazlıklara sebebiyet verebilir.

Eğer eşlerden her ikisi de Türk vatandaşı ise, evlilik işlemleri doğrudan Türk Konsoloslukları bünyesinde de gerçekleştirilebilir. Ancak eşlerden birinin Alman vatandaşı olması durumunda, evlilik genellikle Alman Nüfus Dairesi (Standesamt) önünde gerçekleşir. Bu durumda, Alman makamlarından alınan evlenme belgesinin (Uluslararası Evlenme Kayıt Örneği - Formül B) Türkiye'deki nüfus kütüğüne tescil edilmesi, evliliğin Türkiye'de hukuki bir statü kazanması için elzemdir.

Gerekli Belgeler

Almanya ve Türkiye arasındaki evlilik süreçlerinde, her iki ülkenin de sahteciliği önlemek ve evlenme ehliyetini denetlemek amacıyla talep ettiği spesifik belgeler bulunmaktadır. Bu belgelerin temini, tercümesi ve onayı (apostil) süreci, evliliğin sorunsuz bir şekilde tamamlanması için kritik öneme sahiptir.

  • Ehefähigkeitszeugnis (Evlenme Ehliyet Belgesi): Alman makamları, bir Alman vatandaşının yurt dışında veya bir yabancının Almanya'da evlenebilmesi için bu belgeyi talep etmektedir. Bu belge, kişinin kendi ülke hukukuna göre evlenmesine engel bir durumun (mevcut bir evlilik, yaş küçüklüğü, hısımlık vb.) bulunmadığını resmi olarak kanıtlar. Türkiye'deki evlendirme memurlukları da Alman vatandaşı ile evlenecek olan kişilerden bu belgenin sunulmasını zorunlu tutar.
  • Formül A ve Formül B (Uluslararası Kayıt Örnekleri): Milletlerarası Ahval-i Şahsiye Komisyonu (CIEC) sözleşmeleri uyarınca düzenlenen bu belgeler, çok dilli oldukları için genellikle ek bir tercüme veya apostil işlemine gerek duyulmadan ilgili ülkelerde kabul edilir. Formül A (Doğum Kayıt Örneği) kişinin doğum bilgilerini kanıtlarken; Formül B (Evlenme Kayıt Örneği) evliliğin gerçekleştiğini ve tescil edildiğini belgelemektedir. Almanya'daki evlilik başvurularında Türk vatandaşından genellikle güncel bir Formül A ve tam tekmil vukuatlı nüfus kayıt örneği talep edilir.
  • A1 Seviyesi Almanca Dil Sertifikası: Evlilik sonrası Almanya'da yaşama planı olan Türk vatandaşları için Alman İkamet Yasası (Aufenthaltsgesetz) uyarınca Aile Birleşimi Vizesi başvurusu yapılması gerekmektedir. Bu vize türü için en temel şartlardan biri, başvuran eşin en az A1 seviyesinde Almanca bildiğini sertifika ile kanıtlamasıdır. Bu kural, eşin Almanya’daki sosyal hayata entegrasyonunu kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Bazı istisnai durumlarda (yükseköğrenim mezuniyeti, fiziksel engel vb.) bu şart aranmayabilir ancak genel uygulama bu sertifikanın sunulması yönündedir.

Evlilik süreci tamamlandıktan sonra, tarafların mal rejimi konusunda da bilinçli hareket etmesi tavsiye edilir. Almanya'da yasal mal rejimi "Kazanç Ortaklığı" iken, Türkiye'de "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" geçerlidir. Bu iki sistem arasındaki farklar, ileride yaşanabilecek bir boşanma durumunda hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle, evlilik öncesinde veya sırasında uzman bir hukukçu desteğiyle "Mal Rejimi Sözleşmesi" yapılması, her iki ülkedeki varlıkların korunması açısından stratejik bir öneme sahiptir. Özellikle Türkiye'de taşınmaz varlığı bulunan çiftlerin, bu mallar üzerindeki tasarruf yetkilerini Türk hukukuna uygun şekilde düzenlemeleri, ilerleyen süreçlerde bürokratik engellerin aşılmasını sağlayacaktır.

Milletlerarası Özel Hukuk ve Taşınmaz Malların Durumu

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının evlilik ve boşanma süreçlerinde, malların nasıl paylaştırılacağı sorusu sadece Türk Medeni Kanunu çerçevesinde değil, aynı zamanda uluslararası hukuk kuralları ışığında değerlendirilmelidir. Farklı ülkelerde ikamet eden veya farklı vatandaşlıklara sahip olan eşler arasındaki hukuki uyuşmazlıklarda, hangi ülke hukukunun uygulanacağı 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) hükümlerine göre belirlenir. Bu kanun, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk ilişkilerinde uygulanacak hukuku ve Türk mahkemelerinin yetkisini düzenleyen temel metindir.

Hukuk Seçimi ve Mutat Mesken

Yurt dışında yaşayan çiftler için mal rejimi konusunda en kritik düzenleme MÖHUK madde 15 hükmüdür. Bu maddeye göre, eşler mal rejimlerine uygulanacak hukuku bizzat seçebilirler. Eşler; evlenme anındaki mutat mesken (yerleşik olunan yer) hukukunu veya milli hukuklarından birini (örneğin Türk hukukunu) seçme hakkına sahiptirler. Bu seçim, tarafların evlilik birliği içerisindeki mali geleceklerini öngörülebilir kılması açısından hayati önem taşır.

Eşlerin uygulanacak hukuk konusunda herhangi bir seçim yapmamış olmaları durumunda ise kademeli bir sistem devreye girer:

  • İlk olarak eşlerin ortak milli hukuku uygulanır.
  • Ortak milli hukuk yoksa, evlenme anındaki ortak mutat mesken hukuku esas alınır.
  • Bu da bulunmuyorsa, mal rejimine ilişkin uyuşmazlıklar Türk hukukuna göre çözümlenir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, eşlerin sonradan vatandaşlık değiştirmesi veya yeni bir mutat mesken edinmesinin, önceden belirlenmiş olan hukuku kendiliğinden değiştirmeyeceğidir. Bu durum, hukuki güvenliğin sağlanması adına "sabitlik ilkesi" olarak kabul edilir. Dolayısıyla Almanya’da yaşayan bir Türk çift, evlenirken bir hukuk seçimi yapmamışsa ve evlenme anında Almanya’da yerleşik iseler, mal rejimlerine kural olarak Alman hukuku uygulanacaktır. Fakat bu durumun çok önemli bir istisnası bulunmaktadır: Türkiye'deki taşınmaz mallar.

Türkiye'deki Taşınmazlar İçin Özel Kural

Milletlerarası hukukta genel kural "hukuk seçimi" olsa da, devletlerin egemenlik hakları ve kamu düzeni gereği bazı konularda münhasır yetki söz konusudur. Türkiye sınırları içerisinde yer alan taşınmaz mallar (daire, arsa, dükkan vb.) bu istisnanın en somut örneğidir. Eşler ister Alman hukukunu seçmiş olsunlar, isterse her ikisi de Alman vatandaşı olsun; Türkiye’deki taşınmazların tasfiyesi söz konusu olduğunda münhasır yetki istisnası gereği sadece Türk hukuku uygulanır.

Bu kural, taşınmazın aynına ilişkin hakların korunması ve tapu sicilinin güvenliği açısından zorunludur. Dolayısıyla, Almanya'daki bir mahkemenin Türkiye'deki bir taşınmazın mülkiyet yapısını değiştirecek şekilde karar vermesi Türk hukuku bakımından geçersiz sayılacaktır. Türkiye’deki taşınmazların paylaşımı için mutlaka Türk mahkemelerinde dava açılmalı ve bu davada Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanmalıdır.

Bu noktada, mal rejiminin tasfiyesi davalarında zamanaşımı ve uygulanacak usul büyük önem arz eder. Türk hukukunun uygulanacağı bu durumlarda, davanın ne zaman açılacağı ve hangi sürelerin geçerli olduğu konusunda Yargıtay'ın yerleşik içtihatları yol göstericidir. Mal rejiminin tasfiyesi davalarında, Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri uygulanmaktadır.

Yargıtay, bu konudaki uyuşmazlıklarda 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur:

Yargıtay 8.Hukuk Dairesi 19.04.2016 tarih 2016/2953 esas 2016/7216 sayılı kararında ‘’Eşler 03.02.1983 tarihinde evlenmişler, 27.07.2004 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 26.05.2006 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Mal rejimi TMK’nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Temyize konu dava 26.05.2014 tarihinde açılmıştır. Türk Medeni Kanunu’nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için her hangi bir zamanaşımı düzenlemesi getirilmemiştir. Bu durumda, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanmalıdır. Zira, TBK’nun 646.maddesine göre, Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir. TBK’nun 146.maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Dairemiz uygulamalarında da, mal rejiminin tasfiyesi davalarında on yıllık genel zamanaşımı süresi kabul edilmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas 2013/520 Karar sayılı kararı) kabulü de bu yöndedir. Her ne kadar, Dairemiz önceki uygulamalarında edinilmiş mallara katılma rejiminin boşanmayla sona ermesi durumunda, TMK’nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresini kabul etmişse de, Yargıtay HGK’nun yukarıda açıklanan içtihadı doğrultusunda görüş değişikliğine gidilmiştir. TBK’nun 149/1.maddesine göre, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Aynı Kanun’un 153/3.maddesine göre de, evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında; boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlayan on yıllık zamanaşımı süresi, temyize konu davanın açıldığı tarih itibarıyla henüz dolmadığından, mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak taraf delillerine göre uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.’’ şeklinde karar verilmiştir.

Bu karar, özellikle yurt dışındaki boşanma kararlarının Türkiye'de tanınması sonrası açılacak mal paylaşımı davaları için hayati bir rehberdir. Karardan da anlaşılacağı üzere:

  • Mal rejimi tasfiyesi davalarında 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır.
  • Bu süre, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
  • Evlilik birliği devam ettiği sürece eşler arasında zamanaşımı işlemez; dolayısıyla boşanma davası kesinleşmeden bu sürenin dolması mümkün değildir.

Ayrıca, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas 2013/520 Karar sayılı kararı) da bu on yıllık süreyi teyit ederek, eşlerin hak kayıplarının önüne geçilmesini sağlamıştır. Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları, Türkiye'deki taşınmazları için Türk hukukuna tabi olduklarını ve boşanma kesinleştikten sonra 10 yıl içerisinde tasfiye davası açma haklarının bulunduğunu bilmelidirler. Bu süreçte taşınmazın bulunduğu yerdeki Aile Mahkemeleri yetkili olacak ve MÖHUK çerçevesindeki taşınmazlara ilişkin emredici hükümler doğrultusunda yargılama yapılacaktır.

Almanya'da Yeni Yasal Düzenlemeler: Vatandaşlık ve Soyadı

Almanya’da yaşayan Türk toplumu için son yılların en köklü hukuki dönüşümleri gerçekleşmektedir. Özellikle vatandaşlık bağı ve aile hukukunun temel taşlarından biri olan soyadı kullanımına ilişkin yapılan reformlar, gurbetçi vatandaşlarımızın hem Almanya hem de Türkiye’deki hukuki statülerini doğrudan etkilemektedir. Bu düzenlemeler, modern toplumun ihtiyaçlarına cevap verirken, bireylerin kültürel kimliklerini koruyarak Alman toplumuna entegrasyonunu kolaylaştırmayı hedeflemektedir.

Çifte Vatandaşlık Hakları

Almanya’da uzun yıllardır beklenen ve "modern bir vatandaşlık yasası" olarak nitelendirilen yeni düzenleme, 27 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten itibaren Türk vatandaşları için en büyük engel olan "tek vatandaşlık" zorunluluğu ortadan kalkmıştır. Yeni yasa ile birlikte, Alman vatandaşlığına geçmek isteyen kişilerin kendi orijinal vatandaşlıklarından çıkma zorunluluğu tamamen kaldırılmıştır. Bu durum, on binlerce Türk vatandaşının Türkiye’deki haklarını (miras, mülkiyet, seçme ve seçilme gibi) tam olarak koruyarak aynı zamanda Alman vatandaşı olabilmesinin önünü açmıştır.

Yeni yasal düzenlemenin getirdiği en kritik değişiklikler şunlardır:

  • İkamet Süresinin Kısaltılması: Alman vatandaşlığına başvurabilmek için gereken yasal ikamet süresi 8 yıldan 5 yıla indirilmiştir. Bu, Almanya’da yaşayan Türklerin çok daha hızlı bir şekilde vatandaşlık haklarına kavuşmasını sağlamaktadır.
  • Özel Entegrasyon Başarısı ile 3 Yıl Kuralı: Eğer başvuru sahibi, Almanca dil bilgisinde üstün başarı gösterirse (C1 seviyesi), mesleki hayatında veya gönüllü çalışmalarında (itfaiye, sosyal yardım kuruluşları vb.) topluma olağanüstü katkı sağladığını kanıtlayabilirse, vatandaşlık için gereken ikamet süresi 3 yıla kadar düşebilmektedir.
  • Çocuklar İçin Doğumla Gelen Vatandaşlık: Almanya’da doğan çocukların Alman vatandaşlığı alabilmesi için ebeveynlerinden birinin Almanya’da yasal olarak ikamet etme süresi de 8 yıldan 5 yıla çekilmiştir. Ayrıca, daha önce uygulanan ve gençlerin 21 yaşına kadar iki vatandaşlıktan birini seçmek zorunda kaldığı "opsiyon modeli" tamamen tarihe karışmıştır.
  • Mavi Kart Sahiplerinin Durumu: Çifte vatandaşlığın kabul edilmesiyle birlikte, daha önce Türk vatandaşlığından çıkıp Mavi Kart alan pek çok kişi, yeniden Türk vatandaşlığına başvurarak her iki pasaporta da sahip olma imkanını değerlendirmeye başlamıştır.

Bu reform, sadece bir pasaport değişikliği değil, aynı zamanda Almanya’daki Türklerin siyasi katılımını ve aidiyet duygusunu güçlendiren tarihi bir adımdır.

Yeni Soyadı Kanunu

Almanya’da aile hukukunu ilgilendiren bir diğer devrim niteliğindeki değişiklik ise soyadı kullanımına ilişkindir. Alman Federal Meclisi tarafından kabul edilen yeni Soyadı Kanunu, 1 Mayıs 2025 tarihinde yürürlüğe girecektir. Mevcut katı kuralların esnetildiği bu yeni düzenleme, özellikle eşler ve çocuklar için geniş bir özgürlük alanı tanımaktadır.

Yeni kanunla birlikte hayatımıza girecek temel yenilikler şunlardır:

  • Eşler İçin Ortak Çift Soyadı: Mevcut yasada eşlerden sadece biri kendi soyadını diğerinin soyadına ekleyebiliyordu. 1 Mayıs 2025’ten itibaren, her iki eş de birbirlerinin soyadlarını alarak ortak bir çift soyadı (Doppelname) kullanabilecektir. Örneğin; "Yılmaz" ve "Müller" soyadlı bir çift, artık her ikisi de "Yılmaz-Müller" veya "Müller-Yılmaz" soyadını taşıyabilecektir.
  • Çocukların Soyadı Hakları: Eşler ortak bir çift soyadı kullanmasa bile, çocuklarına her iki ebeveynin soyadını birden verebileceklerdir. Bu durum, özellikle farklı kültürlerden gelen ailelerde çocuğun her iki kökenini de isminde taşımasına olanak tanıyacaktır.
  • Boşanma Sonrası ve Üvey Çocuklar: Boşanma durumunda veya yeniden evlenmelerde, çocukların soyadının değiştirilmesi süreçleri kolaylaştırılmıştır. Çocuğun menfaati gözetilerek, velayeti elinde bulunduran ebeveynin soyadını alması veya üvey babasının/annesinin soyadını taşıması konusunda daha esnek hükümler uygulanacaktır.
  • Kültürel İstisnalar: Yeni yasa, azınlık dillerindeki ve kültürlerindeki (örneğin Sorblar veya Danimarkalı azınlıklar) cinsiyete göre değişen soyadı eklerini veya geleneksel isim yapılarını da yasal güvence altına almaktadır.

ÖNEMLİ NOT: Almanya’da yapılan bu soyadı değişikliklerinin Türkiye’deki nüfus kayıtlarına yansıtılabilmesi için MÖHUK (Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun) çerçevesinde değerlendirme yapılması ve gerekirse Türkiye’de tanıma/tescil işlemlerinin tamamlanması gerektiğini unutmamak gerekir.


Genel Değerlendirme ve Sonuç

Yurt dışında, özellikle Almanya’da yaşayan Türk vatandaşları için hukuk dünyası dinamik bir yapıya sahiptir. Makalemiz boyunca incelediğimiz üzere; yabancı mahkemelerin verdiği boşanma kararlarının Türkiye’de geçerlilik kazanması için tanıma ve tenfiz süreçlerinin eksiksiz yürütülmesi, mal rejimi tasfiyesinde 10 yıllık zamanaşımı süresine dikkat edilmesi ve Türkiye’deki taşınmazlar üzerinde Türk hukukunun münhasır yetkisinin bilinmesi hayati önem taşımaktadır.

2024 ve 2025 yıllarında yürürlüğe giren yeni vatandaşlık ve soyadı yasaları, gurbetçi vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırırken; hukuki işlemlerin (evlilik bildirimi, mal ayrılığı sözleşmeleri, velayet hakları) ihmal edilmemesi gerektiğini bir kez daha göstermektedir. Almanya’daki bir hak kazanımının veya statü değişikliğinin Türkiye’deki yansımalarını doğru yönetmek, ileride yaşanabilecek mülkiyet ihtilaflarını ve hak kayıplarını önlemenin tek yoludur. Bu süreçlerde, hem Alman hem de Türk hukukuna hakim uzmanlardan destek almak, sınır ötesi hukuki güvenliğin en güçlü teminatıdır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.