
Çocuk İstismarı Şüphesinde Aile Hukuku Kapsamında Yapılacaklar
Çocuğunuzun istismara uğradığından şüpheleniyorsanız ne yapmalısınız? Bu durumda yalnızca ahlaki değil, yasal bir bildirim yükümlülüğünüz de bulunmaktadır. Çocuk istismarı şüphesinde aile hukuku ve ceza hukuku kapsamında atılması gereken adımları, bildirim mercilerini, velayetin kaldırılması sürecini ve çocuğun korunmasına yönelik tedbirleri bu rehberimizde detaylıca ele alıyoruz.
Çocuk İstismarının Tanımı, Türleri ve Belirtileri
Çocuk istismarı, hukuki ve tıbbi boyutlarıyla tanımlanması titizlik gerektiren bir olgudur. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) 1999 tarihli raporunda çocuk istismarı, ana baba ya da bakım veren bir erişkin tarafından çocuğa yöneltilen ve çocuğun gelişimini engelleyen eylem ve eylemsizliklerin tümü olarak tanımlanmıştır. Bu tanımın iki kritik unsuru bulunur: istismar yalnızca aktif bir eylemle değil, çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmaması gibi bir eylemsizlikle de gerçekleşebilir; ayrıca failin çoğunlukla çocukla yakın ilişki içindeki bir erişkin olması olgunun gizli kalmasına yol açar.
Türk hukukunda istismara uğrayan çocuk, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca "korunma ihtiyacı olan çocuk" kategorisinde değerlendirilir. Bu maddeye göre korunma ihtiyacı olan çocuk; bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru olan çocuktur. Aynı maddede çocuk, daha erken yaşta ergin olsa bile onsekiz yaşını doldurmamış kişi olarak tanımlanmıştır (ÇKK m.3). Bu yaş sınırı, gerek koruyucu tedbirlerin uygulanması gerekse ceza hukuku bakımından belirleyici bir eşiktir.
Çocuk istismarı, uluslararası tıbbi literatürde ve uygulamada başlıca dört ana başlıkta incelenir: fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar ve ihmal. Bu türlerin her biri kendine özgü belirtiler taşır ve çoğu zaman bir arada görülebilir.
Cinsel İstismar Kavramı ve Kapsamı
Cinsel istismar, psiko-sosyal gelişimini tamamlamamış ve yaşı küçük bir çocuğun başka bir kişi tarafından cinsel doyum için kullanılmasıdır. Bu kavramın kapsamı oldukça geniştir ve yalnızca fiziksel temas içeren eylemleri değil, temas içermeyen cinsel içerikli davranışları da kapsar:
- Cinsel içerikli konuşma, teşhir ve röntgencilik
- Çocuğa çıplak fotoğraf gösterilmesi veya çocuğun cinsel içerikli fotoğraflarının çekilmesi
- Çocuğun cinsel organlarına dokunma, oral-genital seks, ensest ve tecavüz
- Çocuğun fuhuş ve pornografik materyal üretiminde kullanılması
Cinsel istismar en sık 6-10 yaş arasında görülmekte olup, kız çocuklarında oran daha yüksektir. Saldırgan nadiren yabancıdır; istismar çoğunlukla mağdurun tanıdığı bir kişi tarafından gerçekleştirilir. Dikkat çekici bir veri, cinsel istismarların üçte birinin başka bir çocuk tarafından gerçekleştirildiğidir.
Cinsel istismarın en güçlü göstergelerinden biri çocuğun kendi ifadesidir. Çocuk istismara uğradığını söylüyorsa, bu beyan mutlaka ciddiye alınmalıdır; zira çocuklar bu konuda genellikle yalan söylemezler. İlk kural çocuğa inanmaktır. Hiçbir durumda çocuk, uğradığı cinsel istismardan sorumlu tutulamaz.
Cinsel istismar şüphesinde delil toplama açısından kritik bir zaman dilimi olan ilk 72 saat büyük önem taşır. Bu süre içinde:
- Çocuğun kişisel ve vücut temizliğini yapmaması yönünde bilgilendirme yapılmalıdır.
- Mağdura ait özel giysi, eşya ve çamaşır gibi unsurlar kayıt ve koruma altına alınarak Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmelidir.
Bu önlemler, delillerin karartılmasının önüne geçmek ve adli sürecin sağlıklı yürütülmesi açısından zorunludur.
Fiziksel İstismar ve Adli Tıp Bulguları
Fiziksel istismar, çocuğun kaza dışı yaralanması olarak tanımlanır ve sağlığını olumsuz etkileyen, vücutta iz bırakan lezyonlarla kendini gösterir. Adli tıp uygulamasında kaza ile istismarın ayırt edilmesi kritik öneme sahiptir:
- Kazaya bağlı yaralanmalar genellikle vücudun ön kısmında (alın, burun, çene, bilek, dirsek) görülür.
- Buna karşılık kalçalar, genital bölge, karın, vücudun arka ve yan bölgeleri ile özellikle yüzün yan kısımlarındaki (kulak, yanak, elmacık kemiği) lezyonlar öncelikle istismarı düşündürmelidir.
Anamnezde istismar şüphesi uyandıran noktalar arasında hastaneye başvurmada gecikme, çelişkili anamnez, fiziksel bulgulara uymayan öykü, birden fazla şüpheli travma ve çocuğun farklı hastanelere gezdirilmesi yer alır. Fizik muayenede sigara yanıkları, farklı zamanlarda oluşmuş ekimozlar, ısırık izleri ve radyolojik bulgular (metafizyel-epifizyel kırıklar, kosta kırıkları) önem taşır.
Özel bir tablo olan sarsılmış bebek sendromu (Shaken baby syndrome), bebeklerin kollarından veya gövdelerinden tutulup sarsılması sonucu beyinde oluşan lezyonlarla karakterizedir. 2 yaş ve altındaki çocuklarda kafatasının vücuda oranla daha büyük olması ve boyun kaslarının gelişmemiş olması nedeniyle daha sık görülür; en zor durum dış travma bulgusunun bulunmamasıdır. Adli tıp uygulamasında en yararlı tetkik radyolojidir.
Duygusal İstismar ve İhmal
Duygusal istismar, çocuğun psikolojik hasar yaşamasına dayanır. Bakmakla yükümlü kişilerin olumsuz tutum ve davranışları ile çocuğun gereksinim duyduğu ilgi, sevgi ve bakımdan mahrum bırakılması sonucu ortaya çıkar. Bu istismar türünün diğerlerinden temel farkı, somut fiziksel bulguların bulunmaması ve tek başına ya da diğer istismar türleriyle birlikte görülebilmesidir.
İhmal ise çocuğa bakmakla yükümlü kişilerin bu yükümlülüğü yerine getirmemesidir. Bakım, koruma, beslenme, giyim, tıbbi bakım ve eğitim gibi temel gereksinimlerin karşılanmaması şeklinde ortaya çıkar. İhmal iki ana grupta incelenir:
- Fiziksel ihmal: Bulguları nispeten saptanabilir; çocuğun beslenme, giyim ve tıbbi bakım eksiklikleri gözlemlenebilir.
- Duygusal ihmal: Bulgularının saptanması oldukça güçtür; sevgi ve ilgi yoksunluğu somut izler bırakmadığı için fark edilmesi uzmanlık gerektirir.
Cinsel istismarda olduğu gibi, bu türlerde de mağdur çocuğun istismardan sorumlu tutulamayacağı temel ilkedir. İstismarın türü ne olursa olsun, çocuk korunma ihtiyacı olan çocuk sayılır ve hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamındaki tedbirlerin uygulanması gündeme gelir.
Bildirim Yükümlülüğü ve Başvuru Mercileri
Çocuk istismarının fark edilmesi tek başına yeterli değildir; istismar şüphesini yetkili makamlara aktarmak hem ahlaki hem de hukuki bir zorunluluktur. Türk hukuk sisteminde çocuğa yönelik suçların bildirilmemesi cezai yaptırıma bağlanmış olup, bu yükümlülük herkes için geçerli olduğu gibi belli görevlerde bulunan kişiler için ağırlaştırılmış biçimde düzenlenmiştir. İstismarın bildirilmesi bir suçlama değil, durumun soruşturulup değerlendirilmesi için yapılmış bir bildirimdir; nitekim kanıt aramak yerine doğrudan harekete geçmek esastır. Kanıt arama çabası zaman kaybına ve delillerin karartılmasına yol açtığından, bir çocuğun tehlikede olduğundan şüphelenildiği anda derhal bildirimde bulunulmalıdır.
Suçu Bildirmeme Suçu
Çocuk istismarının büyük çoğunluğu Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil ettiğinden, bir suç olgusunun gerçekleştiğini öğrenen kişi bunu yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür. Suçu bildirmeme suçunu düzenleyen TCK m.278 uyarınca, işlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Aynı şekilde, işlenmiş olmakla birlikte sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün olan bir suçu bildirmeyen kişi de aynı yaptırıma tabidir.
Çocuklar bakımından bu suç ağırlaştırılmış biçimde uygulanır: Mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli ya da hamileliği nedeniyle kendini savunamayacak durumda bir kimse olması halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır (TCK m.278/3).
Burada kritik bir ayrım, suçu bildirmeme yükümlülüğünün kapsamıdır. TCK m.278, yalnızca işlenmekte olan suç (kesintisiz/mütemadi suç) veya işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılması halen mümkün olan suç bakımından uygulanır. Bu nedenle istismar her gün tekrarlanıyorsa, komşunun çocuğunda sürekli morluk ve kırıklar görülüyorsa veya devamlılık arz eden bir istismar söz konusuysa ihbar yükümlülüğü doğar. Ayrıca, suçu önleme yükümlülüğü bulunan bir kimsenin bu yükümlülüğü kasten ihmal etmesi halinde, kişi suçu bildirmeme suçundan değil, önlemediği suça iştirakten sorumlu olur.
Bu maddeye ilişkin önemli bir gelişme Anayasa Mahkemesi'nin 30.6.2011 tarih ve 2010/52 Esas, 2011/113 Karar sayılı kararıdır. Mahkeme, kuralın fail ile suçu bildirmeyen kişi arasındaki yakın akrabalık durumunu cezasızlık açısından ayrık tutmaması gerekçesiyle TCK m.278'i Anayasa'nın 38. maddesine aykırı bularak oybirliğiyle iptal etmiş; iptal kararı 15 Ekim 2011 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Kanun koyucu, 2.7.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunla maddeyi yeniden düzenlemiş ve dördüncü fıkra eklemiştir. 6352 sayılı Kanunla eklenen dördüncü fıkra uyarınca tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmaz; ancak suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.
Kamu Görevlileri ve Sağlık Mensuplarının Yükümlülüğü
Çocuk istismarını fark edebilecek konumdaki kamu görevlileri için bildirim yükümlülüğü daha geniş kapsamlıdır. TCK m.279 uyarınca, kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirmeyi ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Suçun adli kolluk görevini yapan kişi tarafından işlenmesi halinde ise ceza yarı oranında artırılır.
Bu suçun oluşması için suçun kamu göreviyle bağlantılı olarak öğrenilmiş olması şarttır. Örneğin rehber/sınıf öğretmeni, okul veya yurt müdürü ile çocuk mahkemesince görevlendirilen sosyal çalışma görevlisinin görevleri sırasında öğrendikleri cinsel istismar suçunu bildirmemeleri bu madde kapsamına girer. Ancak rehber öğretmenin bilgiyi özel bir sohbet sırasında öğrenmesi halinde m.279 uygulanmaz; koşulları varsa m.278 gündeme gelebilir.
Sağlık çalışanları için ise özel bir düzenleme bulunmaktadır. TCK m.280, münhasıran sağlık mesleği mensupları (tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişiler) için ihbar yükümlülüğü öngörmektedir. Cinsel istismara uğramış bir çocuğun tedavisi sırasında hekimin durumu öğrenmesi halinde yetkili mercilere bildirim yükümlülüğü doğar. Hekim, ihbar halinde hastasının ceza takibine uğrayacağı korkusuyla bu yükümlülüğünü ihmal edemez. Önemle belirtmek gerekir ki hekimin ilk görevi tıbbi tedavidir; ihbar yükümlülüğü tedaviden sonra gelir.
İstismar duyumu alındığında mağdurun şikâyetçi olup olmamasına bakılmaksızın ve idareye takdir hakkı tanınmaksızın yetkili mercie derhal bildirim yapılması yasal bir zorunluluktur.
Başvuru Yapılacak Kurumlar ve İhbar Hatları
Çocuk istismarı şüphesinde bildirim doğrudan birden fazla mercie yapılabilir. Bildirimin geçerli sayılması için ihbar veya şikâyetin Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılması esastır (CMK m.158). Başvurulabilecek başlıca merciler şunlardır:
- Alo 183 Sosyal Destek Hattı – Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çağrı merkezi
- 155 Polis İmdat – Emniyet Genel Müdürlüğü İhbar Hattı
- 156 Jandarma – Çocuk ve Kadın Kısım Amirliği
- Cumhuriyet Başsavcılığı – Doğrudan ihbar ve şikâyet mercii
- En yakın kolluk birimi – İllerde Çocuk Şube Müdürlüğü, ilçelerde Çocuk Büro Amirliği
Kolluğun çocuk birimleri illerde "Çocuk Şube Müdürlüğü", ilçelerde "Çocuk Büro Amirliği" adıyla yapılandırılmış; Jandarma Genel Komutanlığınca da "Çocuk ve Kadın Kısım Amirlikleri" kurulmuştur. Vakanın yalnızca İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne veya Rehberlik ve Araştırma Merkezine (RAM) bildirilmesi tek başına yeterli değildir; adli sürecin başlatılması için mutlaka ilgili kolluk veya savcılık makamlarına ihbar yapılmalıdır. Tüm süreçlerde çocuğun teşhir edilmemesi, kimliğinin ve adresinin gizli tutulması ile gizlilik ilkesine azami özen gösterilmesi gerekmektedir.
Çocukların Cinsel İstismarı Suçu ve Nitelikli Halleri
Türk hukukunda çocuklara yönelik cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinde ayrı ve özel bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. Bu suç, çocuğun fiziksel ve psikososyal gelişimini en ağır biçimde tahrip eden eylemleri kapsadığından, kanun koyucu cezaları yüksek tutmuş ve birden çok nitelikli hâl öngörmüştür. Madde, 18.6.2014 tarihli 6545 sayılı Kanun ile 24.11.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun değişiklikleriyle bugünkü hâlini almıştır.
Cinsel istismar deyiminden; on beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış anlaşılır. Diğer çocuklara, yani on beş yaşını tamamlamış ve algılama yeteneği gelişmiş çocuklara karşı ise yalnızca cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı cinsel davranışlar suç teşkil eder. Bu çerçevede on beş yaşını tamamlamış ve algılama yeteneği gelişmiş çocuğun rızasıyla gerçekleşen cinsel davranışlar 103. madde kapsamında istismar olarak değerlendirilmez.
Basit ve Nitelikli Cinsel İstismar
Hukuk sistemimizde cinsel istismar, suçun gerçekleşme biçimine göre iki temel hâlde incelenir.
Basit cinsel istismar (TCK m.103/1): Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. İstismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde ise üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması durumunda verilecek ceza, istismarda on yıldan, sarkıntılıkta ise beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma, mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır.
Nitelikli cinsel istismar (TCK m.103/2): Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde ise verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz. Bu düzenleme, suçun en ağır işleniş biçimini cezalandırmakta ve mağdurun yaşını cezayı belirleyen temel ölçüt olarak öne çıkarmaktadır.
Çocukların cinsel istismarında teşebbüs ve iştirak bakımından genel hükümler geçerli olup, suçun hem basit hem de nitelikli hâlinde re'sen soruşturma yapılır. Ayrıca 29.05.2005 tarihli 5377 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, suçun bir suç işleme kararıyla aynı mağdura yönelik tekrarlanması hâlinde zincirleme suç hükümleri uygulanabilmektedir.
Cezayı Ağırlaştıran Haller
Kanun, suçun belirli koşullarda işlenmesini cezayı ağırlaştırıcı sebep olarak kabul etmiştir. Bu hâller, mağdurun korunmasız konumunu veya failin güven ilişkisini kötüye kullanmasını dikkate alır.
TCK m.103/3 uyarınca suçun aşağıdaki kişiler tarafından veya koşullarda işlenmesi hâlinde ceza yarı oranında artırılır:
- Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi
- Toplu yaşama zorunluluğu bulunan ortamların kolaylığından faydalanılması
- Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içindeki kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından işlenmesi
- Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişilerce işlenmesi
- Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesi
Bu kapsamda, 5237 sayılı TCK'da "ensest" ifadesi açıkça yer almamakla birlikte, aile içi cinsel istismar 103. maddenin 3. fıkrasının (c) bendi çerçevesinde cezayı ağırlaştıran sebep olarak değerlendirilmektedir.
TCK m.103/4 uyarınca, suçun birinci fıkradaki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da silah kullanmak suretiyle işlenmesi hâlinde de ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca m.103/5 gereğince cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine yol açması hâlinde ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanır.
TCK m.103/6'ya göre, cinsel istismar suçu sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde fail ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Bu hüküm, suçun netice sebebiyle ağırlaşmış en vahim biçimini düzenlemektedir.
Cinsel istismardan ayrı olarak, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu düzenleyen TCK m.104'ün ikinci fıkrasında, suçun mağdurla evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde şikâyet aranmaksızın işlem yapılacağı belirtilmiştir. Bu düzenleme, aile içi cinsel suçlarda kovuşturmanın mağdurun beyanına bağlı kalmasını engellemeyi amaçlamaktadır.
Cinsel İstismardan Hükümlülere Uygulanan Tedbirler
Cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçlarından hapis cezasına mahkûm olanlar, cezalarının infazı sırasında ve koşullu salıverildikleri takdirde denetim süresi içinde, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik kapsamında çeşitli tedbirlere tabi tutulur. Bu Yönetmelik suça sürüklenen çocukları kapsamamaktadır.
Düzenlenen başlıca tedbirler şunlardır:
- Tıbbi tedaviye tabi tutulmak
- Tedavi amaçlı programlara katılmak
- Suçun mağdurunun oturduğu ve çalıştığı yerleşim bölgesinde ikamet etmekten yasaklanmak
- Mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaktan yasaklanmak
- Çocuklarla bir arada olmayı gerektiren ortamda çalışmaktan yasaklanmak
- Çocuklar hakkında bakım ve gözetim yükümlülüğü gerektiren faaliyet icra etmekten yasaklanmak
Bu yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde, ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler uyarılır; ihlalin tekrarı iyi hâl değerlendirmesinde göz önünde bulundurulur. Koşullu salıverilen hükümlünün infaz hâkiminin uyarısına rağmen yükümlülüklere uymamakta ısrar etmesi hâlinde koşullu salıverilme kararı geri alınır ve 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesi hükümleri uygulanır.
Bu cezai sonuçların yanı sıra, çocuğa karşı cinsel istismar suçu işleyen ebeveyn bakımından aile hukuku alanında da ağır yaptırımlar gündeme gelir; istismara maruz kalmış çocuk hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 5. maddesinde belirtilen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanmasına karar verilebilir.
Korunma İhtiyacı Olan Çocuk İçin Tedbirler ve Adli Süreç
Çocuğun istismara uğradığının tespit edilmesi veya buna ilişkin kuvvetli şüphenin doğması, yalnızca failin cezalandırılmasını gerektiren bir ceza muhakemesi sürecini değil, aynı zamanda çocuğun derhal korunmasını sağlayacak idari ve yargısal tedbirler dizisini de devreye sokar. İstismar edilen çocuk, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu anlamında "korunma ihtiyacı olan çocuk" sayılır ve hakkında koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanması zorunlu hale gelir. Bu süreç, çocuğun fiziksel güvenliğini, ruhsal bütünlüğünü ve gelişimini güvence altına almayı hedefleyen bütüncül bir koruma mekanizmasıdır.
Koruyucu ve Destekleyici Tedbirler
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m.5 uyarınca korunma ihtiyacı olan çocuk hakkında beş başlık altında koruyucu ve destekleyici tedbire hükmedilebilir:
- Danışmanlık tedbiri: Çocuğun bakımından sorumlu kişilere çocuk yetiştirme konusunda, çocuğa da eğitim ve gelişimi ile ilgili sorunlarının çözümünde yol göstermeye yönelik tedbirdir.
- Eğitim tedbiri: Çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına ya da meslek edinmesi amacıyla bir meslek kuruluşuna yerleştirilmesine yönelik tedbirdir.
- Bakım tedbiri: Çocuğun bakımından sorumlu kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi halinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılmasıdır.
- Sağlık tedbiri: Çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli sağlık hizmetlerinin sağlanmasıdır.
- Barınma tedbiri: Barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan çocuklara uygun barınma yeri sağlanmasıdır. Barınma tedbiri uygulananların talepleri halinde kimlik ve adres bilgileri gizli tutulur.
Tedbir kararına ilişkin usul ÇKK m.7'de düzenlenmiştir. Buna göre koruyucu ve destekleyici tedbir kararı; çocuğun anası, babası, vasisi, bakımından sorumlu kimse, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen çocuk hâkimi tarafından alınabilir. Mahkeme bu tedbirlerin yanı sıra, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre velayet, vesayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da karar vermeye yetkilidir. Bu yetki, istismar vakalarında çocuğun istismarcı ebeveyniyle olan ilişkisinin sınırlandırılması veya kaldırılması açısından kritik öneme sahiptir.
Koruyucu ve destekleyici tedbir kararları kalıcı nitelikte değildir ve sürekli denetime tabidir. ÇKK m.8/2 uyarınca tedbir kararları, uygulanmaya başlandığı tarihten itibaren en geç üçer aylık sürelerle incelettirilir. Bu kapsamda görevli kurum, çocuğun durumundaki gelişmeleri içeren uygulama planını üçer aylık periyotlarla mahkemeye sunar. Böylece tedbirin yerindeliği ve etkinliği düzenli aralıklarla yargısal denetime açık tutulur.
Acil Korunma Kararı
Çocuğun derhâl korunmasını gerektiren, gecikmeye tahammülü olmayan durumlarda olağan tedbir süreci beklenemez. ÇKK m.9, bu tür acil hallerde özel ve hızlı bir koruma mekanizması öngörmektedir. Buna göre derhâl korunma altına alınmasını gerektiren bir durumun varlığı halinde çocuk, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından bakım altına alınır.
Bu bakımın ardından izlenecek süreç sıkı sürelere bağlanmıştır:
- Çocuğun bakım altına alındığı tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hâkimine müracaat edilir.
- Çocuk hâkimi, başvuru üzerine üç gün içinde kararını verir.
- Verilecek acil korunma kararı en fazla otuz günlük süreyle sınırlıdır.
Otuz günlük süre, çocuğun durumunun ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi ve uygun koruyucu ve destekleyici tedbirlerin belirlenmesi için tanınan geçiş dönemidir. İstismar vakalarında çocuğun istismarcı ile aynı ortamda kalmasının yaratacağı tehlike düşünüldüğünde, acil korunma kararı çocuğun güvenliğinin sağlanmasında ilk ve en hızlı yargısal araçtır.
Çocuk İzlem Merkezleri ve Adli Görüşme
Cinsel istismar vakalarında çocuğun adli sürece dahil edilmesi, çocuğun ikincil mağduriyetini önleyecek özel usullerle yürütülmelidir. Bu amaçla kurulan Çocuk İzlem Merkezleri (ÇİM), cinsel istismar şüphesi bulunan çocuğun beyanının alınması, adli muayenesinin yapılması, rapor düzenlenmesi ve aile görüşmesi için gerekli personel ve ekipmanın bir arada bulunduğu merkezlerdir. ÇİM'ler, Başbakanlığın 4.10.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2012/20 sayılı genelgesi doğrultusunda Sağlık Bakanlığı çatısı altında faaliyet göstermektedir. Bu merkezlerde çocuğun tek bir mekânda; Cumhuriyet savcısı, avukat, adli görüşmeci, Bakanlık temsilcisi, hekim ve kolluk görevlisinin koordinasyonuyla işlem görmesi, defalarca ifade vermek zorunda kalmasının önüne geçer.
Çocuğun dinlenmesine ilişkin ceza muhakemesi güvenceleri CMK m.236/3 ile pekiştirilmiştir. Bu hükme göre çocuğun dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulması zorunludur. Ayrıca işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk, soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak kural olarak bir defa dinlenebilir; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunlu haller saklıdır (CMK m.236/2). Bu düzenleme, çocuğun tekrar tekrar ifade vermek suretiyle travmasının derinleşmesini engellemeyi amaçlar.
Çocuk mağdurların korunmasına ilişkin diğer güvenceler de bulunmaktadır. CMK m.52/3 uyarınca çocuk mağdurların tanık olarak dinlenmeleri sırasındaki görüntü ve seslerinin kayda alınması zorunludur. Bu kayıt, çocuğun beyanının sonradan tekrar değerlendirilmesine olanak tanıyarak, çocuğun yeniden dinlenmesi ihtiyacını ortadan kaldırır. Bunun yanı sıra CMK m.234/2 uyarınca, mağdurun çocuk olması halinde istem aranmaksızın bir vekil görevlendirilmesi gereklidir. Bu zorunlu vekil, çocuğun adli süreç boyunca hukuki yardım almasını ve haklarının korunmasını güvence altına alır.
Adli görüşmelerde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) kullanılabilmekte, böylece çocuğun fiziksel olarak mahkeme salonuna girmesine gerek kalmadan beyanlarının alınması mümkün olmaktadır. Tüm bu süreçlerde gizlilik ilkesi titizlikle korunmalı; çocuğun avukatı hariç olmak üzere kimliği, adresi, fotoğrafları ve yaşadığı travmalara ilişkin bilgiler gizli tutulmalı, raporlarda "Gizlidir" ibaresi yer almalıdır.
Aile Hukuku Boyutu: Velayetin Kaldırılması ve Çocuğun Üstün Yararı
Çocuk istismarı, yalnızca ceza hukuku alanında soruşturma ve kovuşturmayı tetiklemekle kalmaz; aynı zamanda aile hukuku kapsamında çocuğun istismarcı ebeveynden korunmasını gerektiren bir dizi tedbiri devreye sokar. Bu tedbirlerin en ağırı, velayetin kaldırılmasıdır. Türk hukukunda çocuğun korunmasına ilişkin önlemler hafiften ağıra doğru dereceli bir sistemle düzenlenmiştir; velayetin kaldırılması, bu kademeli yapının en son ve en ağır basamağında yer alır. Bu süreçte tüm değerlendirmelerin merkezinde çocuğun üstün yararı ilkesi bulunur.
Velayetin Kaldırılma Sebepleri
Türk Medeni Kanunu m.346 uyarınca, çocuğun yararı ve gelişimi tehlikeye düştüğünde ve ana baba bu tehlikeye çare bulamadığında ya da çare bulma gücünden yoksun olduğunda, hâkim çocuğun korunmasına uygun önlemleri almakla yükümlüdür. Bu önlemlerden sonuç alınamaması veya bu önlemlerin yetersiz kalacağının önceden anlaşılması halinde devreye velayetin kaldırılması (TMK m.348) girer.
Türk Medeni Kanunu m.348, velayetin kaldırılmasını iki temel halde düzenler:
- TMK m.348/1: Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi. Bu sayım sınırlayıcı değildir; ortak özellik, velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmesini engellemeleri ve belli bir süreklilik arz etmeleridir.
- TMK m.348/2: Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.
Çocuğun istismara uğraması, velayetin kaldırılmasının en güçlü sebeplerinden biridir. Çocuğun bizzat anne ve/veya babası tarafından ya da onların bilgisi dâhilinde başka bir kişi tarafından cinsel istismara uğraması, koruyucu tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar. Velayetin kaldırılması cezai bir yaptırım değil, çocuğun korunması için alınan bir önlemdir; bu nedenle ana babanın kusurlu olup olmadığına değil, velayetten doğan ödevlerin gereği gibi yerine getirilip getirilmediğine bakılır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, annenin birlikte yaşadığı kişinin çocuğa yönelik istismarına ilişkin bulgular karşısında, annenin yükümlülüklerini ağır biçimde savsakladığı sonucuna ulaşmıştır:
Velayeti annede bulunan küçüğün, annenin evlilik dışı birlikte yaşadığı şahsın uygunsuz davranışlarına maruz kaldığına ilişkin uzman doktor raporları ve istismar bulgularına dayanılarak, annenin çocuğa karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsakladığı ve velayetin kaldırılması koşullarının gerçekleştiği, çocuğa vasi tayini için ihbarda bulunulması gerektiği sonucuna varılmıştır (Yargıtay 2. HD 2003/1468 E., 2003/2770 K.).
Bu karar, ebeveynin bizzat istismarda bulunmasa dahi, çocuğu istismara açık bir ortamda bırakmasının velayetin kaldırılması için yeterli sayıldığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Yargıtay, çocuğun cinsel sömürüye yönlendirilmesini de velayetin kaldırılma sebebi olarak kabul etmiştir:
Babanın fuhşa teşvik ve aracılık etme suçundan mahkum olmasının velayetin kaldırılma nedeni olacağına karar verilmiştir (Yargıtay 2. HD 2017/5362 E., 2017/14895 K.).
Ayrıca TCK m.53/5 uyarınca, çocuğa karşı velayet hakkının kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda (kasten yaralama, terk, cinsel istismar, müstehcenlik gibi), cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar velayet hakkının kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hüküm, ceza mahkemesinin verdiği kararın doğrudan aile hukuku alanına yansıyan bir sonucudur.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Velayetin kaldırılması davasında görevli mahkeme kural olarak aile mahkemesidir. Ancak velayetin her iki ebeveynden kaldırılarak çocuğa vasi atanması söz konusu ise, vasi tayini bakımından görevli mahkeme vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesidir. Velayeti kaldıran aile mahkemesi vasi tayinine bizzat karar veremez; bu durumda sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunması gerekir.
Yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Velayete ilişkin davalar kamu düzeninden sayıldığından hâkim resen araştırma ilkesi uyarınca delilleri kendiliğinden toplar. Davanın yalnızca evrak üzerinden karara bağlanması mümkün değildir; taraf teşkili sağlanıp deliller toplandıktan sonra hüküm kurulmalıdır. Bu davalarda sosyal inceleme raporları, pedagog mütalaaları ve tıbbi belgeler belirleyici nitelikte deliller olarak değerlendirilir.
Geçici Velayet ve Koruma Tedbirleri
Velayetin kaldırılması davası genellikle belli bir zaman gerektirdiğinden, bu süre zarfında çocuğun güvenliğinin sağlanması büyük önem taşır. Bu noktada 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamındaki koruma tedbirleri devreye girer. İstismar iddialarının ortaya çıkması halinde avukat, müvekkil adına derhal başvurarak geçici velayet düzenlemesi veya uzaklaştırma kararı gibi gerekli ilamların çıkarılmasını talep edebilir.
Koruma tedbirleri yalnızca bir tarafın iddialarına değil, mevcut delillerin incelenmesine dayanılarak karara bağlanır. Bununla birlikte, davanın özelliği gereği şüphe halinde dahi çocuğun güvenliğini önceleyen ihtiyatlı bir yaklaşım benimsenir. Karşı tarafın savunma hakkı göz ardı edilmemekle birlikte, bu hakkın kullanımı çocuğun güvenliğini geciktirecek şekilde ele alınamaz. Mahkeme her iki tarafın menfaatini tartmakla birlikte önceliği daima çocuğun güvenliğine verir.
Velayetin kaldırılması yenilik doğurucu bir hak olup hükmün kesinleşmesiyle sonuç doğurur. Velayet tek ebeveynden kaldırılmışsa diğeri tek başına velayet hakkına sahip olur; her ikisinden de kaldırılmışsa çocuğa vasi atanır. Önemle belirtmek gerekir ki velayetin kaldırılması nihai ve değiştirilemez bir sonuç doğurmaz; kaldırma sebepleri ortadan kalkarsa hâkim resen veya talep üzerine yeniden velayet kararı tesis edebilir.
Genel Değerlendirme
Çocuk istismarı, ceza hukuku ve aile hukukunun kesiştiği, çok boyutlu ve acil müdahale gerektiren bir olgudur. İstismarın fark edilmesinden itibaren atılması gereken adımlar; gecikmeksizin yetkili mercilere bildirim yapılması, delillerin korunması için ilk 72 saatin değerlendirilmesi, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında koruyucu ve destekleyici tedbirlerin talep edilmesi ve gerektiğinde TMK m.348 uyarınca velayetin kaldırılması sürecinin işletilmesi şeklinde sıralanır.
Tüm bu süreçlerin temelinde yatan ilke, çocuğun üstün yararıdır. Gerek bildirim yükümlülüğüne ilişkin TCK m.278, 279 ve 280 hükümleri, gerek çocukların cinsel istismarı suçunu düzenleyen TCK m.103, gerekse velayetin kaldırılmasına ilişkin TMK düzenlemeleri, bu ilkenin korunmasına hizmet eder. Çocuk istismarı şüphesiyle karşılaşan herkesin, en küçük şüphenin dahi koruyucu olduğu bilinciyle hareket etmesi; bu suça sessiz kalmamak ve çocuğun güvenliğini her şeyin üzerinde tutmak hem hukuki hem de insani bir sorumluluktur.