Instagram'da Hakkımda Yalan Paylaşım Yapıldı: Hakaret Davası

Instagram'da Hakkımda Yalan Paylaşım Yapıldı: Hakaret Davası

Instagram'da hakkınızda yalan veya hakaret içerikli bir paylaşım mı yapıldı? Sosyal medya üzerinden kişilik haklarınıza yönelen saldırılar karşısında hem ceza şikayetinde bulunabilir hem de manevi tazminat davası açabilirsiniz. Bu yazımızda; hakaret suçunun unsurlarını, şikayet sürelerini, sahte hesaplarda failin nasıl tespit edildiğini, delillerin nasıl toplanması gerektiğini ve manevi tazminat sürecini güncel Yargıtay kararları eşliğinde açıklıyoruz.

Sosyal Medyada Hakaret Suçu ve Cezai Sorumluluk

Instagram, Facebook, Twitter (X), TikTok ve WhatsApp gibi platformlar üzerinden bir kişiye yönelik onur kırıcı söz, yorum, mesaj veya görüntü paylaşılması; klasik hakaret suçunun dijital ortamdaki görünümüdür ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında cezai sorumluluk doğurur. Sosyal medyanın gündelik iletişimin merkezine yerleşmesiyle birlikte, sanal ortamda sarf edilen ifadeler de tıpkı yüz yüze söylenen sözler gibi ceza yargılamasına konu olmaktadır. Bu bölümde hakaret suçunun yasal unsurları, aleniyet nedeniyle uygulanan ağırlaştırıcı hüküm ve karşılıklı hakaret hâllerinde öngörülen indirim imkânları ele alınmaktadır.

Hakaret Suçunun Unsurları ve Cezası

Hakaret suçu (TCK m.125) iki farklı şekilde işlenebilir. Birincisi, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmektir (örneğin "bu kişi rüşvet aldı" veya "belge sahteledi" demek). İkincisi ise genel, soyut ve aşağılayıcı ifadeler kullanarak sövmektir. Her iki hâlde de suçun temel cezası üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır (TCK m.125/1).

Suçun oluşması için isnat edilen fiilin gerçek olup olmaması belirleyici değildir; ancak somut fiil isnadında, isnat kamu yararıyla ilgiliyse ve ispatında menfaat varsa ispat hakkı kullanılarak ceza alınmayabilir (TCK m.127). Buna karşın sövme niteliğindeki ifadelerde ispat hakkı bulunmaz.

Sosyal medya bakımından kritik düzenleme TCK m.125/2'dir. Bu fıkra uyarınca, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde de aynı ceza uygulanır. Buna göre:

  • Instagram'da gönderilen direkt mesaj (DM) veya story üzerinden hakaret,
  • WhatsApp ve Telegram yazışmalarındaki onur kırıcı ifadeler,
  • Twitter (X) ve Facebook'taki yorum ve gönderiler,

doğrudan cezai sorumluluk doğurur. Suç ancak kasten işlenebilir; taksirle hakaret suçu oluşmaz. Failin, sözlerinin mağdurun onurunu rencide edici nitelikte olduğunu bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir.

İfadenin hakaret oluşturup oluşturmadığı her somut olayda ayrı değerlendirilir. Bir sözün küçük düşürücü olup olmadığı belirlenirken toplumda hâkim olan telakkiler, örf ve âdetler göz önünde bulundurulur.

Aleniyet Unsuru ve Cezada Artırım

Sosyal medya kaynaklı hakaret davalarında en sık gündeme gelen ağırlaştırıcı neden, hakaretin alenen işlenmesidir. TCK m.125/4 uyarınca hakaretin alenen işlenmesi hâlinde ceza altıda biri oranında artırılır.

Aleniyetin temel ölçütü, fiilin belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilir olmasıdır. Sosyal medyada herkese açık bir hesaptan yapılan paylaşım, yorum veya gönderi; sınırsız sayıda kişinin görme ve algılama olanağı bulunduğundan aleniyet unsurunu karşılar. Sokak, web sitesi ve herkese açık sosyal medya sayfaları bu kapsamdadır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, internet ortamında alenen hakaret suçunun sınırlarını netleştiren güncel bir kararında, aleniyet kavramının kapsamını ve hakaret ile ifade özgürlüğü arasındaki çizgiyi ele almıştır:

Yargıtay 4. Ceza Dairesi (E. 2022/13022, K. 2025/9430, 21.05.2025), internet ortamında alenen hakaret (TCK m.125/2) suçunun unsurlarını, aleniyet kavramının kapsamını ve hakaret ile ağır eleştiri/ifade özgürlüğü sınırını ele almış; eleştirinin sertliği ile hakaret arasındaki çizgide hâkimin somut olay değerlendirmesinin önemine işaret etmiştir.

Bu karar, sosyal medya paylaşımlarının kamuya açık niteliğinin aleniyet unsurunu gerçekleştirdiğini ortaya koymakla birlikte, aleniyetin her durumda otomatik kabul edilemeyeceğini, hâkimin paylaşımın görünürlüğünü somut olarak değerlendirmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Kapalı grup, özel mesaj veya doğrudan mesaj gibi izole ortamlarda söylenen sözler için TCK m.125/4 artırımının otomatik uygulanamayacağı dikkate alınmalıdır.

Karşılıklı Hakaret ve İndirim Halleri

Sosyal medya tartışmalarında sıkça karşılaşılan durum, tarafların birbirine karşılıklı hakaret etmesidir. Bu hâl TCK m.129/3 ile özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre hakaret suçunun karşılıklı işlenmesi durumunda, olayın mahiyetine göre taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Hâkim, olayın somut koşullarını değerlendirerek bu konuda takdir yetkisini kullanır.

İndirim sağlayan bir diğer önemli kurum ise haksız tahriktir (TCK m.129). Hakaret, kişiye karşı işlenmiş haksız bir davranışa anlık tepki olarak yapılmışsa ceza üçte birine kadar indirilebilir veya ceza vermekten vazgeçilebilir. Bunun için tepkinin haksız bir fiile karşı olması ve fiil ile tepki arasında orantı bulunması aranır.

Karşılıklı hakaret ve haksız tahrik hükümleri, sosyal medya ortamında karşılıklı atışmaların yaşandığı durumlarda failin lehine sonuç doğurabilir; ancak bu indirimlerin uygulanması doğrudan ceza davasını ortadan kaldırmaz, yalnızca verilecek cezanın miktarını veya esasını etkiler.

Aleniyet, İhtilat ve Eleştiri Sınırına İlişkin Yargıtay İçtihatları

Sosyal medyada hakaret iddiasıyla başlatılan bir soruşturmada, fiilin hukuken hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı kadar; cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren aleniyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği de belirleyicidir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, aynı sözün hangi ortamda söylendiğine, kaç kişinin algıladığına ve ifadenin niteliğine göre tamamen farklı hukuki sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Bu nedenle Instagram, Facebook veya Twitter (X) üzerinden yapılan bir paylaşımın "alenen" işlenmiş sayılıp sayılmadığı, hâkimin somut olay değerlendirmesine bağlıdır.

Aleni Olmayan Yerlerde İşlenen Hakaret

Hakaretin alenen işlenmesi halinde cezanın altıda biri oranında artırılacağı (TCK m.125/4) kuralı, otomatik olarak her ortamda uygulanmaz. Aleniyetin gerçekleşmesi için olay yerinde sadece birkaç kişinin bulunması yeterli değildir; hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması ve fiilin herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık bir ortamda işlenmesi gerekir.

Yargıtay, izole ve sınırlı ortamlarda işlenen hakaretlerde aleniyet artırımı yapılamayacağını istikrarlı biçimde vurgulamıştır. Cezaevinin mahkûm kabul biriminde işlenen hakaret eyleminde aleniyet unsurunun gerçekleşmediği kabul edilmiştir (Yargıtay 4. CD E.2022/11349, K.2022/24561). Aynı içtihat çizgisinde nezarethane, müfettiş odası, Cumhuriyet savcısı odası ve apartman boşluğu gibi belirli kişilerin kullanımına mahsus alanlar da aleniyet kapsamı dışında bırakılmıştır.

Bu ayrım sosyal medya bakımından kritik önem taşır. Kapalı bir gruba, özel mesaja (DM) veya doğrudan mesaja gönderilen hakaret içerikli ifadeler için TCK m.125/4 artırımı otomatik uygulanamaz; çünkü bu ortamlarda içerik herkese açık değildir. Buna karşılık herkese açık bir profilde, story altında veya kamuya açık yorum bölümünde yapılan paylaşımlar aleniyet unsurunu taşır.

Gıyapta Hakaret ve Üç Kişiyle İhtilat Şartı

Hakaret suçu mağdurun yüzüne karşı (huzurda) işlenebileceği gibi, gıyabında da işlenebilir. Ancak mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi gerekir (TCK m.125/1). İhtilat unsuru, failin sözlerinin en az üç kişi tarafından bizzat duyulması, anlaşılması ve bu kişilerin söze vâkıf olmasıyla gerçekleşir. İhtilat; kişilerle birebir görüşerek sağlanabileceği gibi üç veya daha fazla kişiye mektup, telefon, SMS veya e-posta gönderilmesi suretiyle de oluşabilir.

İhtilat unsurunun ispatı bakımından usul kuralları büyük önem taşır. Yargıtay, kolluğun usulüne uygun tanık dinleme yetkisinin bulunmadığını, gıyapta hakarette ihtilat unsurunun ispatı için tanığın bizzat mahkemece dinlenmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir:

Kolluğun usulüne uygun olarak tanık dinleme yetkisinin bulunmadığı ve TCK m.125/1 uyarınca gıyapta hakaretin oluşması için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi gerektiği gözetilmeden, ihtilat unsurunun ispatı için tanığın bizzat dinlenmesi zorunluluğu yerine getirilmeden kolluk ifadesiyle yetinilerek hüküm kurulması bozma nedenidir (Yargıtay 18. CD E.2019/8104, K.2020/4096).

Bu içtihat, gıyapta hakaret iddialarında salt kolluk tutanağına dayanılarak mahkûmiyet kurulamayacağını ortaya koymaktadır. İhtilat unsurunu oluşturan kişilerin mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla dinlenmesi şarttır.

Sosyal medya bakımından ihtilat ile aleniyet kavramları birbirinden ayrılır. Sosyal paylaşım sitesinde katılanın fotoğrafı kullanılarak yapılan bir paylaşımın altına yorum yazma şeklindeki eylemde, paylaşımın herkes tarafından görülme olanağının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve aleniyetin buna göre belirlenmesi gerekir (Yargıtay 4. CD E.2023/16997, K.2026/1007). Yani bir gönderinin görünürlük ayarı, hesabın açık/kapalı oluşu ve içeriğin kaç kişiye ulaştığı, hem aleniyet hem de gıyapta hakaret değerlendirmesinde araştırılması gereken somut olgulardır.

Hakaret ile Ağır Eleştiri Ayrımı

İfade özgürlüğü, kişilerin sert ve rahatsız edici görüşlerini açıklama hakkını da koruduğundan, her olumsuz söz hakaret suçunu oluşturmaz. Yargıtay, bir ifadenin kişiyi mi yoksa eylemi/düşünceyi mi hedef aldığına bakarak hakaret ile ağır eleştiri arasındaki çizgiyi belirler. İfadenin somut bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğunun tespiti bu ayrımda esastır.

Yargıtay içtihatlarında bazı ifadeler küçük düşürme amacı taşımadığı gerekçesiyle hakaret kapsamı dışında bırakılmıştır:

  • "Faşist" kelimesinin hakaret değil, ağır eleştiri niteliğinde olduğu kabul edilmiştir (Yargıtay 4. CD E.2021/15587, K.2023/24321).
  • "Utanmaz" ifadesi ağır eleştiri kapsamında değerlendirilmiştir.
  • "Yalaka" kelimesi kaba söz niteliğinde olup hakaret sayılmamıştır.
  • Beddua niteliğindeki ifadeler (örneğin "Allah belanı versin") nezaket dışı ve kaba söz olarak nitelendirilmiş, hakaret suçunu oluşturmadığı kabul edilmiştir.

Buna karşılık, kişinin şahsi veya mesleki itibarını hedef alan, haksız menfaat sağladığını ima eden ifadeler eleştiri sınırını aşar ve hakaret suçunu oluşturur. İnternet ortamında alenen hakaret suçunun unsurlarını, aleniyet kavramının kapsamını ve hakaret ile ağır eleştiri arasındaki sınırı ele alan Yargıtay 4. CD E.2022/13022, K.2025/9430 kararında da vurgulandığı üzere, eleştirinin sertliği ile hakaret arasındaki çizgide hâkimin somut olay değerlendirmesi belirleyicidir.

Sonuç olarak sosyal medya paylaşımlarında hakaret iddiasını değerlendirirken üç ölçüt birlikte ele alınmalıdır: içeriğin gerçekten kişiyi küçük düşürücü nitelik taşıyıp taşımadığı, paylaşımın aleni bir ortamda mı yoksa kapalı bir alanda mı yapıldığı ve gıyapta hakaret söz konusuysa üç kişiyle ihtilat şartının gerçekleşip gerçekleşmediği. Bu unsurların somut delillerle ortaya konulması, hem ceza sorumluluğunun hem de takip eden manevi tazminat sürecinin temelini oluşturur.

Sahte (Fake) Hesaplarda Failin Tespiti ve Delil Toplama

Sosyal medyada hakaret ve yalan paylaşımların önemli bir kısmı, fail tarafından gerçek kimliğini gizlemek amacıyla açılan sahte (fake) hesaplar üzerinden gerçekleştirilmektedir. Ancak sahte profil kullanılması, failin cezai ve hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. IP adresi, MAC adresi, telefon ve e-posta bilgileri gibi teknik verilerin incelenmesi yoluyla gerçek kullanıcı tespit edildiğinde, fail aynı şekilde cezalandırılır. Bu bölümde, sahte hesaplarda failin nasıl belirlendiği, delillerin nasıl güvence altına alınması gerektiği ve idari başvuru yolları ele alınmaktadır.

Sahte Profilden Hakaret ve Faili Belirleme Süreci

Sahte hesap üzerinden işlenen hakaret, çoğu zaman tek başına bir suç olarak kalmaz; mağdurun kimlik bilgileri veya fotoğrafının izinsiz kullanılması durumunda birden fazla suç tipi gündeme gelir. Mağdurun rızası olmaksızın fotoğrafının kullanılarak sahte hesap açılması ve kişisel verilerinin ele geçirilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur (TCK m.136/1). Bu husus, somut olayla ilgisi bulunmayan hükümlerin uygulanmaması gerektiğini vurgulayan Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2015/13248 E., 2017/3108 K. sayılı kararıyla teyit edilmiştir.

Mağdura ait mevcut bir hesabın izinsiz erişim yoluyla ele geçirilmesi halinde ise bilişim sistemine girme suçu doğar (TCK m.243). Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/22283 E., 2025/280 K. sayılı kararında ortaya konulduğu üzere, hesabın ele geçirilmesiyle hesap içindeki kişisel verilerin elde edilmesi durumunda TCK m.243 ile TCK m.136 birlikte (içtima halinde) değerlendirilir.

Failin tespitinde Cumhuriyet savcılığı kanalıyla platformdan hesap sahibinin IP, MAC adresi, telefon ve e-posta bilgileri talep edilir. Yurt içi servis sağlayıcılardan yapılan IP eşleştirmesiyle gerçek kullanıcı kimliği belirlenir. Birden fazla hesabın aynı kişiye ait olduğu iddialarında ise kullanım örüntülerinin teknik bilirkişi incelemesiyle ortaya konulması gerekir.

Sahte hesap sahibinin doğrudan teknik verilerle belirlenemediği hallerde, dolaylı tespit yöntemleri devreye girer. Bu noktada Yargıtay, açık kaynak bilgilerinin sistematik biçimde araştırılması gerektiğini benimsemiştir:

30.07.2018 tarihli web sitesi tespit raporu ile "…zorlu.737" url adresindeki künye bilgilerindeki eğitim, aile ve kardeş bilgileri üzerinden MERNİS araştırması yapılmış, sürücü belgesindeki fotoğraf ile profil fotoğrafının eşleştiği görülmüştür. (Yargıtay 16. CD 2020/3045 E., 2020/3653 K., 13.07.2020)

Bu kararda Yargıtay, hesabın herkese açık künye bilgilerindeki eğitim verilerinin ve kardeş olarak belirtilen kişilerin nüfus kayıtlarıyla uyumunun, ayrıca profil resminin sürücü belgesindeki fotoğrafla mukayesesinin failin hesap kullanıcısı olduğu yönünde yeterli şüphe oluşturduğunu kabul etmiştir. Karar ayrıca, hesabın faile aidiyetinin profile ekli kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi yoluyla da araştırılabileceğini ortaya koymaktadır. Bu içtihat, sahte hesaplarda failin yalnızca teknik verilere değil, künye bilgileri ve tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesine dayanarak da tespit edilebileceğini göstermektedir.

Ekran Görüntüsü, URL ve Noter Tespiti ile Delil Güvencesi

Sosyal medya kaynaklı hakaret ve yalan paylaşımlarda en kritik aşama, delillerin içerik silinmeden veya değiştirilmeden güvence altına alınmasıdır. Mağdurun ilk adımı, hukuka aykırı içeriğin ekran görüntüsünü URL ve tarih bilgisiyle birlikte almak olmalıdır. Dijital delil toplamada esas alınması gereken temel parametreler şunlardır:

  • Hakaret veya yalan içeren paylaşımın ekran görüntüsü
  • İçeriğin tam URL adresi
  • Paylaşımın tarihi ve saati
  • Hesaba ait kullanıcı bilgileri (kullanıcı adı, profil)
  • Mümkünse hesabın ekran videosu (kaydırma yapılarak çekilen kayıt)

Ekran görüntüleri ve URL kayıtları mahkemede delil olarak kullanılabilir. Ancak içeriğin fail tarafından silinmesi ihtimaline karşı en güçlü güvence noter tespitidir. Noter aracılığıyla yapılan tespit, içerik daha sonra silinmiş veya değiştirilmiş olsa dahi delil değerini koruyan resmi belge niteliğindedir. Ayrıca yedeklenen dosyaların hash (HSH) değeri alınarak bütünlüğün korunduğu ortaya konulabilir.

Delil zincirinin titizlikle yürütülmesi hayati önem taşır; zira hukuka aykırı yollarla elde edilmiş deliller, yargılamada değerlendirme dışı bırakılma riski taşır. Bu nedenle delillerin yasal yöntemlerle toplanması, davanın akıbeti açısından belirleyicidir. Ekran görüntüsü ve URL kayıtlarının yanı sıra, kolluk birimlerinin başvurabileceği E-Tespit sistemi de delil toplamada kullanılabilir.

BTK İhbar ve Erişim Engelleme

Mağdurun cezai şikayet ve tazminat sürecinin yanında, eylemin devam ettiği süre boyunca içeriğin hızla erişime kapatılmasını sağlayacak idari ve hukuki yolları da paralel olarak işletmesi mümkündür. Kişilik haklarının ihlali halinde içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi için sulh ceza hâkimliğine başvuru yolu açıktır (5651 sayılı Kanun m.9). Sulh ceza hâkimince verilen erişim engelleme kararları, mağdura hızlı koruma sağlayan en etkili tedbirlerden biridir.

İdari başvuru kanalı olarak ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Bilgi İhbar Merkezi üzerinden içeriğin kaldırılması talep edilebilir. BTK'nın İnternet İhbar Başvurusu hizmetinden yararlanabilmek için kullanıcının öncelikle e-Devlet Şifresi, Mobil İmza, Elektronik İmza, T.C. Kimlik Kartı veya İnternet Bankacılığı yöntemlerinden biriyle kimliğini doğrulaması gerekmektedir.

Yurt dışı merkezli platformlarda (Facebook, Twitter/X, Instagram gibi) failin kimlik bilgilerine ulaşmak için uluslararası adli yardım talepleri devreye girer ve bu süreç uzayabilir. Bu nedenle, soruşturma sürerken koruma tedbirleri ile erişim engelleme kararlarının paralel yürütülmesi mağdurun haklarının etkin korunması bakımından önem taşır. İçeriğin kaldırılması veya erişimin engellenmesi yoluyla mevcut ihlalin sürmesi durdurulurken, eş zamanlı olarak failin tespiti ve cezalandırılmasına yönelik soruşturma da yürütülür.

Kişilik Haklarının Korunması ve Manevi Tazminat Davası

Sosyal medya üzerinden yapılan yalan, iftira veya hakaret içerikli bir paylaşım yalnızca cezai sorumluluk doğurmaz; aynı zamanda bireyin onur, şeref ve saygınlığını oluşturan kişilik haklarına yönelik hukuka aykırı bir saldırı teşkil eder. Bu nedenle mağdur, ceza şikayetinden tamamen bağımsız olarak hukuk mahkemelerinde kişilik haklarının korunmasını ve manevi zararının para ile giderilmesini talep edebilir. Manevi tazminat davası, ceza davası hiç açılmamış veya mahkumiyet kararı çıkmamış olsa dahi açılabilen, kendine özgü ve bağımsız bir hukuki imkândır.

Açılabilecek Davalar: Önleme, Durdurma, Tespit ve Tazminat

Kişilik haklarının korunmasına ilişkin temel düzenleme Türk Medeni Kanunu'nda yer alır. TMK m.24 uyarınca, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse hâkimden korunmasını isteyebilir; rıza, üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması ile haklı kılınmadıkça her saldırı hukuka aykırı sayılır. Bu hüküm, sosyal medyada paylaşılan içeriğin hangi hâllerde meşru kabul edileceğinin de ölçütünü verir; gerçek dışı, kamu yararı taşımayan ve kişiyi küçük düşürmeye yönelik paylaşımlar bu istisnaların hiçbirine girmez.

TMK m.25, mağdura saldırının niteliğine göre farklı dava türleri tanır:

  • Önleme davası: Saldırı tehlikesi henüz gerçekleşmemiş ancak yakınsa açılabilir.
  • Durdurma (son verme) davası: Saldırı hâlen devam ediyorsa, örneğin hakaret içerikli paylaşım yayında durmaktayken talep edilebilir.
  • Tespit davası: Sona ermiş bir saldırının hukuka aykırılığının mahkemece tespiti istenebilir.
  • Düzeltme ve bildirim: Düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması talep edilebilir.

TMK m.25 ayrıca bu koruma yollarına ek olarak maddi ve manevi tazminat ile saldırı sonucunda elde edilen kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre iadesinin istenebileceğini düzenler. İnternet ortamındaki içerikler bakımından bu talepler, 5651 sayılı Kanun m.9 kapsamında sulh ceza hâkimliğinden istenecek erişimin engellenmesi/içeriğin çıkarılması talebiyle birlikte yürütülebilir.

Manevi tazminatın özel dayanağı ise TBK m.58'dir. Bu maddeye göre kişilik hakkı zedelenen kişi manevi tazminat isteyebilir; hâkim, tazminat yerine veya buna ek olarak diğer bir giderim biçimine, özellikle saldırıyı kınayan bir karar verip bunun yayımlanmasına da hükmedebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.04.2005 tarih, 2005/227 E. ve 2005/243 K. sayılı kararında, hâkimin tazminat yerine veya ek olarak başka bir yaptırım öngörebileceği ya da saldırıyı kınayan bir hüküm kurabileceği açıkça ifade edilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki hâkim, talep olmaksızın re'sen manevi tazminata hükmedemez; bu nedenle dava dilekçesinde tazminat talebinin açıkça ileri sürülmesi zorunludur.

Manevi Tazminatın Şartları ve Miktarın Belirlenmesi

Manevi tazminat davasının kabul edilebilmesi için dört temel şartın bir arada bulunması gerekir:

  • Kişilik hakkının hukuka aykırı ihlali
  • Manevi zararın doğması
  • İhlal ile zarar arasında uygun illiyet bağı
  • Failin kusuru (kast veya ihmal)

Yargıtay uygulamasında kişilik hakkı ihlalinde manevi zararın varlığı karine olarak kabul edilir; tüzel kişiler açısından ise objektif teori benimsenmiştir. Manevi tazminat bir cezalandırma veya zenginleştirme aracı değildir; amacı, itibarı zarar gören kişinin manevi dünyasında yaşadığı sarsıntının bir nebze giderilmesi, yani tatmin ve telafidir.

Manevi tazminat talebinin tek ve bölünmez olduğu unutulmamalıdır; kısmi dava veya belirsiz alacak davası açılamaz, kural olarak ıslahla artırılamaz. Bu ilkeye aykırılık Yargıtay tarafından bozma nedeni sayılmaktadır.

Tazminat miktarı tamamen hâkimin takdirine bırakılmıştır (TBK m.58); kanunda tarife veya üst sınır yer almaz. Hâkim miktarı belirlerken şu unsurları objektif ölçülere göre değerlendirir:

  • Fiilin ağırlığı ve saldırının yaygınlığı
  • Tarafların sosyal ve ekonomik durumları
  • Failin kusur derecesi
  • İhlalin gerçekleştiği organ ve eylemin mağdur üzerindeki etkisi

Sosyal medyada işlenen ihlallerde saldırının geniş kitlelere ulaşması, tazminat miktarını artıran önemli bir etkendir. Ulusal düzeyde yayılan, binlerce kişinin gördüğü bir hakaret veya iftira, sınırlı sayıda kişinin gördüğü bir paylaşıma göre daha yüksek tazminata yol açar. Buna karşılık, davacının da kusurunun bulunduğu hâllerde Yargıtay manevi tazminatta uygun oranda indirim yapılmasını zorunlu görmektedir; ceza davasında haksız tahrik indirimi uygulanmış olması da miktar takdirinde dikkate alınır. Hâkim, talep edilenden fazlasına hükmedemez ancak daha azına karar verebilir; bu nedenle davacının makul ve hukuki dayanaklarıyla belirlenmiş bir miktar talep etmesi büyük önem taşır.

Görevli-Yetkili Mahkeme ve Zamanaşımı

Manevi tazminat talebi TBK m.58'e dayandığından genel hükümlere tabidir ve görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yalnızca işveren-işçi ilişkisinden kaynaklanan mobbing gibi özel durumlarda iş mahkemesi görevli olabilir.

Yetki bakımından HMK m.16, haksız fiile dayalı davalarda davacıya geniş bir seçim hakkı tanır. Davacı aşağıdaki mahkemelerden herhangi birinde dava açabilir:

  • Haksız fiilin işlendiği yer mahkemesi
  • Zararın meydana geldiği veya etkilerinin görüldüğü yer mahkemesi
  • Zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi
  • Davalının yerleşim yeri mahkemesi

İnternet ve sosyal medya kaynaklı ihlallerde zararın etkileri geniş bir coğrafyaya yayıldığından, davacı çoğunlukla kendi yerleşim yeri mahkemesini tercih edebilmektedir. Yanlış yerde açılan dava, davalının yetki itirazı üzerine yetki yönünden reddedilebileceğinden bu konuda dikkatli olunmalıdır.

Zamanaşımı açısından TBK m.72 belirleyicidir. Haksız fiile dayalı manevi tazminat davaları, fiilin ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve her hâlükârda fiil tarihinden itibaren 10 yıl içinde açılmalıdır. Fiil aynı zamanda suç teşkil ediyor ve ceza zamanaşımı daha uzunsa, TBK m.72/2 uyarınca uzamış ceza zamanaşımı uygulanır. Zamanaşımının bir def'i olduğu, yani hâkimin kendiliğinden dikkate alamayacağı, ancak davalı tarafından ileri sürülmesi gerektiği de önemli bir usuli noktadır. İnternet ortamında yayında kalmaya devam eden içeriklerde zamanaşımının başlangıcı tartışmalı olup, somut olay bazında değerlendirilmektedir.

Sonuç

Instagram, Facebook, Twitter (X) veya WhatsApp gibi platformlarda hakkınızda yalan, iftira ya da hakaret içerikli bir paylaşım yapıldığında hukuk düzeni size iki paralel koruma sağlar: bir yandan TCK m.125 kapsamında ceza şikayetinde bulunabilir, diğer yandan TMK m.24-25 ve TBK m.58 kapsamında manevi tazminat davası açabilirsiniz. Etkili bir hak arayışı için sahte hesap durumunda dahi failin teknik incelemeyle tespit edilebileceği bilinmeli, ekran görüntüsü, URL kaydı ve noter tespiti gibi yöntemlerle deliller daha içerik silinmeden güvence altına alınmalı, 5651 sayılı Kanun m.9 kapsamında içeriğin kaldırılması/erişimin engellenmesi için hızlıca harekete geçilmelidir. Ceza şikayetinde 6 aylık süreye, manevi tazminat davasında ise TBK m.72'deki zamanaşımı sürelerine titizlikle uyulması, hak kaybının önlenmesi bakımından kritik önemdedir. Saldırının varlığı, hukuka aykırılığı ve manevi zararın boyutu somut delillerle ortaya konulduğunda, hâkim hem mağdurun giderimini hem de fail bakımından caydırıcılığı gözeterek hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedecektir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.