Instagram'da Hakkımda Yalan Paylaşım Yapıldı: Hakaret Davası

Instagram'da Hakkımda Yalan Paylaşım Yapıldı: Hakaret Davası

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte Instagram, Twitter (X) ve benzeri platformlarda kişiler hakkında yalan ve küçük düşürücü paylaşımlar giderek artmaktadır. Peki hakkınızda asılsız bir paylaşım yapıldığında hukuken hangi yollara başvurabilirsiniz? Bu yazımızda sosyal medyada hakaret suçunun cezai boyutunu, manevi tazminat davasının şartlarını, delil toplama yöntemlerini, şikayet sürelerini ve konuya ilişkin güncel Yargıtay içtihatlarını ayrıntılı olarak ele alıyoruz.

Sosyal Medyada Hakaret Suçu ve Cezai Sorumluluk

Instagram, Twitter (X), Facebook, TikTok ve WhatsApp gibi platformlar üzerinden bir kişi hakkında onur, şeref ve saygınlığı zedeleyecek söz, yazı, yorum, mesaj veya video paylaşılması hakaret suçunu oluşturur. Klasik bir ceza tipinin dijital ortamdaki görünümü olan bu fiil, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi kapsamında cezalandırılır. Sosyal medyada işlenen hakaretin temel cezası üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır (TCK m.125). İfadenin hakaret oluşturup oluşturmadığı somut olayın içeriğine, kullanılan sözcüklerin bağlamına ve toplumda hâkim olan değer yargılarına göre belirlenir.

Hakaret Suçunun Unsurları ve Aleniyet

Hakaret suçu, TCK m.125 uyarınca iki farklı şekilde işlenebilir:

  • Somut bir fiil veya olgu isnadı: Kişiye belirli bir eylem yakıştırmak; örneğin "rüşvet aldı", "belge sahteledi" demek. İsnat edilen fiilin gerçek olup olmaması suçun oluşumu bakımından kural olarak önemli değildir.
  • Sövme: Genel, soyut ve aşağılayıcı ifadeler kullanarak kişinin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak.

Madde gerekçesinde korunan hukuki değerin kişilerin şeref, haysiyet ve namusu ile toplum içindeki itibarı ve diğer fertler nezdindeki saygınlığı olduğu belirtilmiştir. Suç ancak kasten işlenebilir; taksirle hakaret suçu oluşmaz.

Sosyal medya paylaşımları açısından en kritik unsur aleniyettir. TCK m.125/4 uyarınca hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. Aleniyetin gerçekleşmesi için temel ölçüt, fiilin belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilir olmasıdır. Herkese açık bir profilden yapılan paylaşım, herkese açık sayfaya yazılan yorum ya da story aleniyet unsurunu sağlayabilir. Buna karşılık kapalı gruplar, özel mesaj (DM) ve doğrudan mesaj yoluyla iletilen ifadelerde aleniyetin otomatik olarak gerçekleştiği kabul edilemez; her olay özelinde içeriğin görülebilirliği değerlendirilmelidir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, sosyal paylaşım sitelerindeki içeriklerde aleniyetin somut biçimde tespit edilmesi gerektiğini vurgulamıştır:

Sosyal paylaşım sitesinde katılanın resmi kullanılarak yapılan paylaşıma yorum yazma şeklindeki eylemde, paylaşımın herkes tarafından görülme olanağı bulunup bulunmadığının tespiti gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 4. CD 2023/16997 E., 2026/1007 K.).

Bu karar, sosyal medya ortamında her paylaşımın otomatik olarak aleni sayılamayacağını; paylaşımın görünürlük ayarlarının, kimlerin erişebildiğinin ve içeriğin ulaştığı kitlenin teknik olarak araştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla aleniyet, TCK m.125/4 kapsamındaki artırımın uygulanabilmesi için ispatlanması gereken bir unsurdur.

Mağdurun gıyabında yapılan hakaretlerde ise farklı bir koşul devreye girer. TCK m.125/1 uyarınca gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi gerekir. İhtilat, failin sözlerini en az üç kişinin duyabileceği veya algılayabileceği şekilde gerçekleştirmesiyle oluşur; bu, birebir görüşme yoluyla olabileceği gibi üç veya daha fazla kişiye mektup, telefon, SMS, e-posta ya da grup mesajı göndermek suretiyle de sağlanabilir.

Sahte Hesap Kullanımı ve Karşılıklı Hakaret

Sosyal medyada hakaret suçunun en sık karşılaşılan savunmalarından biri, paylaşımın sahte (fake) hesaptan yapılmış olmasıdır. Ancak sahte hesap kullanılması cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz. IP adresi, MAC adresi, telefon ve e-posta bilgileri ile teknik incelemeler sonucunda failin kimliği tespit edilirse, kişi gerçek hesabını kullanmış gibi cezalandırılır. Yargıtay, sosyal medya platformlarındaki profil bilgilerinin ve teknik verilerin araştırılarak şüphelilerin kimlik bilgilerinin tespit edilmeye çalışılması gerektiğini istikrarlı biçimde belirtmektedir. Buna karşılık, yurt dışı merkezli platformların istinabe taleplerine yanıt vermediği ve sahte profil sahibinin hiçbir şekilde belirlenemediği durumlarda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilebilmektedir.

Uygulamada sık görülen bir diğer durum karşılıklı hakarettir. TCK m.129/3 uyarınca hakaretin karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Bu hükmün uygulanması hâkimin takdirine bırakılmış olup, somut olayın gelişimi ve tarafların davranışları değerlendirilerek karar verilir.

Hakaret Sayılan ve Sayılmayan İfadeler

Her küçük düşürücü olarak algılanan söz hukuken hakaret sayılmaz. Yargıtay içtihatları, kaba söz, ağır eleştiri ve hakaret arasında titiz bir ayrım yapmaktadır. Bir sözün küçük düşürücü olup olmadığı belirlenirken toplumda hâkim telakkiler, örf ve âdetler göz önünde bulundurulur.

Yargıtay içtihatlarına göre kişiye yönelik doğrudan küfürler ve onu küçük düşürme amacı taşıyan ifadeler hakaret suçunu oluşturur. Ancak bazı ifadeler hakaret kapsamında değerlendirilmemektedir:

  • "Faşist" ifadesi ağır eleştiri niteliğinde kabul edilmiştir.
  • "Utanmaz" kelimesi ağır eleştiri kapsamında değerlendirilmiştir (Yargıtay 4. CD Esas: 2021-13131, Karar: 2023-20816).
  • "Yalaka" ifadesi kaba söz kapsamında görülmüş ve hakaret sayılmamıştır (Yargıtay 4. CD Esas: 2023-12063, Karar: 2023-21799).
  • Beddua niteliğindeki ifadeler ("Allah belanı versin" gibi) Yargıtay'ın istikrarlı kararlarına göre nezaket dışı ve kaba söz olarak nitelendirilmekte, hakaret kapsamına girmemektedir.

Bu ayrımın temelinde, ifadenin kişiyi mi yoksa bir eylemi/düşünceyi mi hedef aldığı sorusu yatar. Onur, şeref ve saygınlığı rencide eden somut bir fiil veya olgu isnadı bulunmuyorsa ve söz sövme niteliği taşımıyorsa, ifade rahatsız edici dahi olsa hakaret suçunun unsurları gerçekleşmez. Sosyal medya paylaşımlarının hangi kategoride değerlendirileceği, içeriğin bütünü ve bağlamı incelenerek tespit edilir.

İfade Özgürlüğü ile Hakaret Sınırı: Yargıtay İçtihatları

Instagram veya diğer sosyal medya platformlarında yapılan her olumsuz paylaşım hakaret suçu oluşturmaz. Türk hukuku, kişilik haklarını korurken aynı zamanda ifade özgürlüğünü anayasal ve uluslararası bir değer olarak güvence altına alır. Bir paylaşımın suç teşkil edip etmediği, eleştiri sınırının aşılıp aşılmadığı ve sözün kişiyi mi yoksa eylemi mi hedef aldığı her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilir. İfade özgürlüğü yalnızca lehte olan, hoşa giden düşünceleri değil; aynı zamanda muhalif, çarpıcı, rahatsız edici fikirleri de korur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi (AİHS m.10), demokratik toplumun temel taşı olan bu özgürlüğü güvence altına almakta; Yargıtay kararlarında da bu ölçüt istikrarlı biçimde uygulanmaktadır.

Eleştiri, Kaba Söz ve Hakaret Ayrımı

Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, kaba ve nezaketsiz sözler ile hakaret arasında net bir ayrım yapmaktadır. Bir ifadenin hakaret sayılabilmesi için kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövme fiilinin gerçekleşmesi gerekir (TCK m.125/1). Bu unsurları taşımayan, yalnızca rahatsız edici, kaba veya sert eleştiri niteliğindeki sözler suç oluşturmaz.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin içtihatları bu sınırı somut örneklerle ortaya koymuştur:

  • "Utanmaz" kelimesi, hakaret değil ağır eleştiri kapsamında değerlendirilmiştir (Yargıtay 4. CD, Esas: 2021/13131, Karar: 2023/20816).
  • "Yalaka" kelimesi, kaba söz kapsamında değerlendirilmiş ve hakaret sayılmamıştır (Yargıtay 4. CD, Esas: 2023/12063, Karar: 2023/21799).

Bu kararlar, bir kelimenin tek başına değil, kullanıldığı bağlam, olayın bütünlüğü ve toplumda hâkim olan değer yargıları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/68 sayılı kararı da bu ölçütü pekiştirmektedir. Bu kararda, bir Cumhuriyet savcısına yönelik itiraz dilekçesinde kullanılan nezaket dışı, kaba ve ağır eleştiri niteliğindeki ifadelerin somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının gerçekleşmediği belirtilmiştir. Kararda, AİHM içtihadına atıfla, ifadelerin olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğunun belirlenmesi gerektiği, değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği vurgulanmıştır. Sosyal medya bağlamında bu ölçüt büyük önem taşır: Bir kamu görevlisinin veya kamuya mal olmuş kişinin eylemlerini sert dille eleştirmek meşru iken, eleştiri kişisel bir saldırıya dönüştüğünde hakaret başlar.

Aleniyet Unsurunun Olaya Göre Değerlendirilmesi

Sosyal medyada yapılan paylaşımların kamuya açık niteliği, çoğu durumda aleniyet unsurunun gerçekleşmesini sağlar ve böylece TCK m.125/4 uyarınca cezanın altıda biri oranında artırılmasına yol açar. Ancak aleniyet otomatik olarak kabul edilmez; her olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir unsurdur.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2022/13022 Esas, 2025/9430 Karar sayılı 21.05.2025 tarihli kararı, internet ortamında alenen hakaret (TCK m.125/2) suçunun unsurlarını, aleniyet kavramının kapsamını ve hakaret ile ağır eleştiri/ifade özgürlüğü sınırını ayrıntılı biçimde ele almıştır. Karar, eleştirinin sertliği ile hakaret arasındaki çizgide hâkimin somut olay değerlendirmesinin belirleyici olduğuna işaret etmektedir.

Aleniyetin gerçekleşmesi için içeriğin belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilir olması gerekir. Herkese açık bir Instagram sayfasında yapılan yorum, paylaşım veya story bu nitelikteyken; kapalı bir grupta, özel mesaj (DM) veya doğrudan mesaj yoluyla yapılan paylaşımlarda aleniyet unsuru otomatik olarak oluşmaz. Bu durumda TCK m.125/4 artırımı otomatik uygulanamaz ve fiilin izole bir ortamda işlenip işlenmediği titizlikle araştırılır. Bu nedenle uygulamada, paylaşımın herkes tarafından görülme olanağının bulunup bulunmadığının teknik olarak tespit edilmesi zorunludur.

Sahte Hesaplarda Failin Tespiti

Sosyal medyada hakaret suçlarında en sık karşılaşılan savunmalardan biri, paylaşımın sahte (fake) bir hesaptan yapılmış olmasıdır. Ancak sahte hesap kullanımı cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz. IP adresi, MAC adresi, telefon ve e-posta bilgileri ile yapılan teknik incelemeler sonucunda failin gerçek kimliği tespit edilirse, kişi aynı şekilde cezalandırılır.

Failin tespiti sürecinde Cumhuriyet savcılığı kanalıyla platformdan hesap sahibinin bağlantı bilgileri talep edilir; yurt içi servis sağlayıcılarından IP eşleştirmesi yapılarak gerçek kullanıcı kimliği belirlenmeye çalışılır. Ancak yurt dışı merkezli platformlarda (Instagram, Facebook, X gibi) hukuki yardım talepleri devreye girdiğinden süreç uzayabilmektedir. Bu nedenle Yargıtay, sahte profil sahibinin kimliğinin belirlenebilmesi için profil bilgilerinin ve diğer hususların araştırılarak şüphelinin kimlik bilgilerinin tespit edilmeye çalışılması gerektiğini vurgulamaktadır. Açık kaynak bilgiler, profil künyesindeki eğitim ve aile bilgileri, MERNİS kayıtları ve profil fotoğrafının resmi belgelerle karşılaştırılması gibi yöntemler bu tespitte kullanılabilir.

Bu içtihatlar bütününde ortaya çıkan temel ilke, sosyal medyada yapılan her paylaşımın hem ifade özgürlüğü hem de kişilik haklarının korunması dengesi gözetilerek, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğidir.

Kişilik Haklarının İhlali ve Manevi Tazminat Davası

Instagram veya benzeri sosyal medya platformlarında hakkınızda yapılan yalan ve küçük düşürücü bir paylaşım, yalnızca ceza yargılamasına konu olmakla kalmaz; aynı zamanda özel hukuk bakımından kişilik haklarının ihlali olarak değerlendirilir. Ceza davası açılmamış olması veya beraat kararı verilmesi, manevi tazminat talebine engel değildir; çünkü manevi tazminat davası, ceza yargılamasından bağımsız bir hukuki imkândır. Kişilik hakları; bireyin onur, şeref, saygınlık, özel hayat ve isim gibi maddi olmayan tüm manevi değerlerini kapsayan, hukuken korunan temel haklardır.

Manevi Tazminatın Hukuki Dayanakları

Sosyal medyada kişilik hakkına yönelik bir saldırı gerçekleştiğinde mağdurun başvurabileceği temel hukuki dayanak Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümleridir.

Türk Medeni Kanunu (TMK m.24) uyarınca, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse hâkimden korunmasını isteyebilir. Bu hükme göre; rıza, üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması ile haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yöneltilen her saldırı hukuka aykırıdır.

TMK m.25 ise mağdurun başvurabileceği koruma yollarını ayrıntılı biçimde düzenler. Bu madde uyarınca davacı:

  • Saldırı tehlikesinin önlenmesini (önleme davası),
  • Sürmekte olan saldırıya son verilmesini (durdurma davası),
  • Sona ermiş saldırının hukuka aykırılığının tespitini (tespit davası),
  • Düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanmasını

talep edebilir. Maddî ve manevî tazminat ile saldırı sonucu elde edilen kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre verilmesi istemleri de saklı tutulmuştur (TMK m.25/3).

Manevi tazminatın özel hukuki dayanağı ise Türk Borçlar Kanunu (TBK m.58)'dir. Bu hükme göre kişilik hakkı zedelenen kişi manevi tazminat isteyebilir; hâkim, bunun yerine veya buna ek olarak diğer bir giderim biçimi, özellikle saldırıyı kınayan bir karar verip yayımlanmasına hükmedebilir. Nitekim Yargıtay uygulamasında, kınama kararının basın yoluyla ilanı, özür beyanı veya isnadın geri alınması gibi giderim biçimlerinin de benimsenebileceği, bu yöntemlerin sınırlı olmadığı kabul edilmektedir.

Manevi tazminat bir cezalandırma veya zenginleştirme aracı değildir; itibarı zarar gören kişinin manevi dünyasında yaşadığı sarsıntının bir nebze giderilmesini amaçlar. Yargıtay'a göre manevi tazminat, maddi zararın karşılığı değildir ve bağımsız bir tazminat türüdür; maddi zarar olmasa bile istenebilir.

Davanın Şartları ve Tazminat Miktarının Belirlenmesi

Manevi tazminat davasının açılabilmesi için dört temel şartın gerçekleşmesi gerekir:

  1. Kişilik hakkının hukuka aykırı ihlali — sosyal medyada yapılan yalan ve onur kırıcı paylaşımın meşru bir hukuka uygunluk nedeni bulunmaması,
  2. Manevi zarar — Yargıtay uygulamasında kişilik hakkı ihlalinde manevi zararın varlığı karine olarak kabul edilir,
  3. Uygun illiyet bağı — fiil ile zarar arasında nedensellik ilişkisi,
  4. Kusur — failin kast veya ihmalinin bulunması.

Manevi tazminat talebi tek ve bölünmezdir; kural olarak kısmi dava veya belirsiz alacak davası açılamaz ve ıslahla artırılamaz. Hâkim, talep olmaksızın re'sen manevi tazminata hükmedemez; bu nedenle davanın açılış aşamasında talebin makul bir miktar üzerinden net olarak belirtilmesi önemlidir.

Tazminat miktarının belirlenmesi tamamen hâkimin takdirine bırakılmıştır (TBK m.58); kanunda tarife veya üst sınır yoktur. Hâkim miktarı belirlerken:

  • Saldırının ağırlığı ve içeriğin gerçeklikle bağı,
  • Tarafların sosyal ve ekonomik durumları,
  • Failin kusur derecesi,
  • İhlalin gerçekleştiği ortam ve saldırının yaygınlığı

gibi olguları objektif ölçülere göre değerlendirir. Sosyal medya paylaşımlarında içeriğin geniş kitlelere ulaşması, paylaşımın görülme sayısı ve içeriğin yayında kaldığı süre, tazminat miktarını artıran unsurlardır. Hâkim talep edilenden fazlasına hükmedemez, ancak daha azına karar verebilir.

Zamanaşımı bakımından TBK m.72 belirleyicidir: Haksız fiile dayalı manevi tazminat davaları, fiili ve faili öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl, her hâlükârda fiil tarihinden itibaren 10 yıl içinde açılmalıdır. Ancak fiil aynı zamanda suç teşkil ediyor ve ceza zamanaşımı daha uzun ise, TBK m.72/2 uyarınca uzamış ceza zamanaşımı uygulanır. Örneğin hakaret suçunda ceza kanunundaki süre, hukuk davasında da geçerli olabilir. Zamanaşımı defi taraflarca ileri sürülmelidir; hâkim kendiliğinden göz önüne alamaz.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Manevi tazminat davalarında görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesidir; talep TBK m.58'e dayandığından genel hükümlere tabidir. İşveren-işçi ilişkisinden kaynaklanan mobbing gibi durumlarda ise iş mahkemesi görevli olabilir.

Yetki bakımından HMK m.16 geniş bir seçim hakkı tanır. Haksız fiilden doğan davalarda davacı şu mahkemeler arasından seçim yapabilir:

  • Haksız fiilin işlendiği yer mahkemesi,
  • Zararın meydana geldiği veya etkilerinin görüldüğü yer mahkemesi,
  • Zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi,
  • Davalının yerleşim yeri mahkemesi.

İnternet ve sosyal medya kaynaklı ihlallerde içeriğin geniş bir coğrafyaya yayılması ve zararın etkilerinin mağdurun bulunduğu yerde de doğması nedeniyle, davacı çoğunlukla kendi yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilmektedir. Bu durum, mağdur açısından önemli bir usul kolaylığı sağlar. Buna karşılık yanlış yerde açılan dava, davalının yetki itirazıyla yetki yönünden reddedilebilir; bu nedenle dava açılmadan önce yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi gerekir.

Son olarak belirtmek gerekir ki, tüzel kişiler de (şirket, dernek, vakıf) kişilik haklarına sahiptir ve ticari itibarlarına yönelik sosyal medya saldırılarında manevi tazminat talep edebilirler. Tüzel kişiler fiziksel acı çekmediğinden, manevi zarar onlar açısından itibar kaybı, güven sarsılması ve ticari prestij zedelenmesi şeklinde anlaşılır.

İçeriğin Kaldırılması, Erişim Engelleme ve Delil Toplama

Instagram veya diğer sosyal medya platformlarında hakkınızda yapılan yalan, küçük düşürücü ya da onur kırıcı bir paylaşımla karşılaştığınızda, yalnızca ceza davası açmak veya manevi tazminat talep etmek yeterli değildir. İhlalin etkilerini sınırlamak için içeriğin bir an önce yayından çıkarılması veya erişimin engellenmesi, aynı zamanda failin cezalandırılabilmesi ve tazminat talebinin ispatlanabilmesi için delillerin hukuka uygun biçimde toplanması büyük önem taşır. Bu aşamalardaki ihmal, hem hak düşürücü sürelerin kaçırılmasına hem de delillerin yargılamada değerlendirme dışı bırakılmasına yol açabilir.

5651 Sayılı Kanun Kapsamında Erişimin Engellenmesi

İnternet ortamında yapılan ve kişilik haklarını ihlal eden paylaşımlar bakımından en hızlı koruma sağlayan yol, 5651 sayılı Kanun m.9 kapsamında içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesidir. Bu madde, kişilik haklarının ihlali hâlinde mağdura sulh ceza hâkimliğine başvuru yolunu açar. Sulh ceza hâkimliğince verilen erişim engelleme kararları, ihlal süren bir yayının etkilerini kısa sürede sınırlamaya yönelik etkin bir koruma tedbiri niteliği taşır.

Erişim engelleme yolunun temel avantajı, ceza yargılamasının ve manevi tazminat davasının uzun sürebilen süreçlerini beklemeden, içeriğin yayılmasını durdurmaya imkân tanımasıdır. Mağdur, eylem devam ederken bu yola başvurabilir; erişim engelleme talebi, manevi tazminat ve tekzip istemleriyle birlikte de değerlendirilebilir. Anayasa Mahkemesi'nin 5651 sayılı Kanun m.9'a ilişkin kararlarında, bu yolun etkili hak arama boyutu vurgulanmıştır. Ayrıca Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Bilgi İhbar Merkezi üzerinden de içeriğin kaldırılması talep edilebilir; bu hizmetten yararlanabilmek için kullanıcının e-Devlet Şifresi, Mobil İmza, Elektronik İmza, T.C. Kimlik Kartı veya İnternet Bankacılığı yöntemlerinden biriyle kimliğini doğrulaması gerekmektedir.

İçeriğin kaldırılmasında dikkat edilmesi gereken bir başka husus, hesabın izinsiz ele geçirildiği durumlardır. Sosyal medya hesabının izinsiz erişimle ele geçirilmesi bilişim sistemine girme suçunu (TCK m.243) oluşturur; hesap içindeki kişisel verilerin elde edilmesi hâlinde verileri hukuka aykırı ele geçirme suçu (TCK m.136) da gündeme gelir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/22283 E., 2025/280 K. sayılı 09.01.2025 tarihli kararı, bu olaylarda bilişim sistemine girme ile kişisel verileri ele geçirme suçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle hesabı ele geçirilen mağdurun öncelikle platformun resmi geri kazanım yolunu işletmesi ve Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunması gerekir.

Dijital Delillerin Toplanması ve Noter Tespiti

Sosyal medya kaynaklı ihlallerde başarının anahtarı, delillerin hukuka uygun ve eksiksiz biçimde toplanmasıdır. Dijital içerikler, fail tarafından her an silinebileceğinden, mağdurun ilk adımı hukuka aykırı içeriğin ekran görüntüsünü URL ve tarih bilgisiyle birlikte almak olmalıdır. Delil toplamada temel parametreler şunlardır:

  • İçeriğin ekran görüntüsü
  • İçeriğin tam URL adresi
  • Paylaşımın tarihi ve saati
  • Hesaba ilişkin kullanıcı bilgileri
  • Mümkünse hesabın ekran videosu

Bu delillerin değerini kalıcı kılmak için en güvenilir yol noter tespitidir. Noter tespiti, içerik sonradan silinmiş veya değiştirilmiş olsa dahi delil değerini koruyan resmi belge niteliğindedir. Ayrıca hash (HSH) değeri alınarak yedeklenen dosyalar, içeriğin bütünlüğünün korunduğunu, yani sonradan değiştirilmediğini teknik olarak ortaya koyar. Ekran görüntülerinin yanı sıra E-Tespit sistemi de delil toplamada kullanılabilir.

Delil zincirinin titizlikle yürütülmesi, hukuki açıdan kritik öneme sahiptir; zira hukuka aykırı yollarla elde edilmiş delillerin yargılamada değerlendirme dışı bırakılma riski bulunmaktadır. Failin kimliğinin tespitinde ise Cumhuriyet savcılığı kanalıyla platformdan hesap sahibinin IP, MAC adresi, telefon ve e-posta bilgileri talep edilir; yurt içi servis sağlayıcılardan IP eşleştirmesi yapılarak gerçek kullanıcı belirlenir. Yurt dışı platformlarda hukuki yardım talepleri devreye girdiğinden süreç uzayabilir; bu nedenle koruma tedbirleri ve erişim engelleme kararları paralel olarak yürütülmelidir.

Başvuru Yolları ve Hak Düşürücü Süreler

Sosyal medyada hakaret nedeniyle ceza süreci başlatmak isteyen mağdurun en dikkat etmesi gereken konu, şikayet süresidir. Hakaret suçunda şikayet süresi, TCK m.73 uyarınca fiilin ve failin öğrenildiği tarihten itibaren altı aydır. Bu süre kaçırıldığında ceza sorumluluğu düşer ve dava açılamaz. Mağdur, karakola başvurarak veya doğrudan müracaat savcılığına dilekçe vererek şikayetçi olabilir; topladığı delilleri dilekçeye eklemesi süreci güçlendirir.

Önemli bir hukuki ayrım da şudur: Kişiler doğrudan ceza davası açamaz; yalnızca şikayette bulunabilir ve davanın açılıp açılmayacağına adli makamlar karar verir. Buna karşılık manevi tazminat için bağımsız olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılabilir. Şu noktanın altını çizmek gerekir: Şantaj (TCK m.107) ve verileri hukuka aykırı ele geçirme (TCK m.136) suçlarında kovuşturma re'sen yapılırken, hakaret suçu şikayete tabidir.

Sonuç olarak, sosyal medyada hakkınızda yapılan yalan ve onur kırıcı paylaşımlar karşısında hukuk düzeni size birden fazla etkili araç sunmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun hakaret hükümleri (TCK m.125) cezai sorumluluğu, Türk Medeni Kanunu (TMK m.24-25) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK m.58) manevi tazminat yolunu, 5651 sayılı Kanun m.9 ise içeriğin hızla kaldırılması ve erişimin engellenmesi imkânını düzenler. Bu yollardan en verimli sonucu alabilmek için ihlalin tespitinden hemen sonra delillerin noter tespiti ve hash değeriyle güvence altına alınması, altı aylık şikayet süresinin kaçırılmaması ve içeriğin yayılmasını durdurmak için erişim engelleme talebinin paralel olarak yürütülmesi gerekir. Saldırının varlığı, hukuka aykırılığı ve manevi zararın boyutu somut delillerle ortaya konulduğunda, yargı makamları hem ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki dengeyi gözeterek hem de hakkaniyete uygun biçimde mağdurun haklarını koruyacaktır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.