Instagram'da Hakkımda Yalan Paylaşım Yapıldı: Hakaret Davası

Instagram'da Hakkımda Yalan Paylaşım Yapıldı: Hakaret Davası

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte Instagram, Twitter (X) ve benzeri platformlarda kişiler hakkında yalan ve küçük düşürücü paylaşımlar giderek artmaktadır. Peki hakkınızda asılsız bir paylaşım yapıldığında hukuken hangi yollara başvurabilirsiniz? Bu yazımızda sosyal medyada hakaret suçunun cezai boyutunu, manevi tazminat davasının şartlarını, delil toplama yöntemlerini, şikayet sürelerini ve konuya ilişkin güncel Yargıtay içtihatlarını ayrıntılı olarak ele alıyoruz.

Sosyal Medyada Hakaret Suçu ve Cezai Sorumluluk

Instagram, Twitter (X), Facebook, TikTok ve WhatsApp gibi platformlarda bir kişi hakkında yalan, küçük düşürücü veya onur kırıcı bir paylaşım yapılması, klasik hakaret suçunun dijital ortamdaki görünümüdür ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında cezalandırılır. Sosyal medyanın sağladığı geniş kitleye ulaşma imkânı, bu suçun ağırlığını artıran temel etkenlerden biridir; zira bir paylaşım, yüzlerce hatta binlerce kullanıcı tarafından görülebilmektedir.

Hakaret Suçunun Unsurları ve Aleniyet

Hakaret suçu (TCK m.125), bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da sövmek suretiyle işlenir. Kanun, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu'ndaki hakaret ve sövme ayrımını kaldırmış olup, korunan hukuki değer kişilerin şeref, haysiyet ve namusu ile toplum içindeki itibarı ve diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.

Suç iki farklı şekilde işlenebilir:

  • Somut fiil veya olgu isnadı: Kişiye belirli bir eylem yakıştırılması (örneğin "bu kişi belge sahteledi" demek). İsnat edilen fiilin gerçek olup olmaması suçun oluşması bakımından önemli değildir; ancak gerçeklik ispatlanırsa fail cezalandırılmaz.
  • Sövme: Genel, soyut, aşağılayıcı ifadeler kullanmak ("serseri", "alçak", "sahtekâr" gibi).

Temel hakaret suçunun cezası üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır (TCK m.125). Sosyal medya bakımından kritik olan unsur ise aleniyettir. Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır (TCK m.125/4). Aleniyetin temel ölçütü, fiilin belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilir olmasıdır.

Herkese açık bir sosyal medya hesabında yapılan paylaşım veya yorum, belirsiz sayıda kişi tarafından görülebileceğinden kural olarak aleniyet unsurunu sağlar. Ancak bu durum otomatik değildir; her olayda paylaşımın görünürlük düzeyi ayrıca değerlendirilmelidir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2023/16997 E., 2026/1007 K. sayılı kararı bu noktayı açıkça ortaya koymaktadır:

Sosyal paylaşım sitesinde katılanın resmi kullanılarak yapılan paylaşıma yorum yazma şeklindeki eylemde, paylaşımın herkes tarafından görülme olanağı bulunup bulunmadığının tespiti gerekir.

Bu karar, kapalı gruplarda, özel mesajlarda (DM) veya doğrudan mesajlarda söylenen sözler için TCK m.125/4 aleniyet artırımının otomatik uygulanamayacağını göstermektedir. İzole ortamda gerçekleşen hakaretlerde aleniyet unsuru gerçekleşmeyebilir.

Mağdurun gıyabında yapılan hakaret bakımından ise farklı bir koşul aranır: gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi gerekir (TCK m.125/1). İhtilat, sözlerin en az üç kişi tarafından bizzat anlaşılması ve öğrenilmesi anlamına gelir; bu, mektup, telefon, SMS veya e-posta yoluyla da gerçekleşebilir.

Sahte Hesap Kullanımı ve Karşılıklı Hakaret

Sosyal medyada hakaret eyleminin sıkça karşılaşılan bir biçimi, sahte (fake) hesaplar üzerinden yapılan paylaşımlardır. Önemle belirtmek gerekir ki sahte hesap kullanılması cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz. IP adresi, MAC adresi ve diğer teknik incelemelerle kişi tespit edildiğinde, fail gerçek kimliğiyle hesap açmış gibi cezalandırılır.

Ancak uygulamada teknik bir zorluk söz konusudur: Facebook, Twitter (X), Instagram gibi yurt dışı merkezli platformlarla ilgili istinabe taleplerine Amerika Birleşik Devletleri adli makamları her zaman cevap vermemektedir. Bu durumda sahte profil sahibi bulunamazsa kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilebilmektedir. Buna karşılık Yargıtay, bu sitelerdeki profil bilgilerinin ve diğer hususların araştırılarak şüphelilerin kimlik bilgilerinin tespit edilmeye çalışılması gerektiğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.

Karşılıklı hakaret halinde ise kanun özel bir indirim öngörmüştür. Hakaretin karşılıklı olarak işlenmesi durumunda, TCK m.129/3 gereğince olayın mahiyetine göre taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Hâkim, kim önce başlattı, orantı var mı gibi olayın özelliklerini değerlendirerek karar verir.

Hakaret Sayılan ve Sayılmayan İfadeler

Her ağır söz hukuken hakaret suçunu oluşturmaz. Bir sözün küçük düşürücü olup olmadığı belirlenirken toplumda hâkim olan telakkiler, örf ve âdetler ile somut olayın bütünlüğü göz önünde bulundurulur. Yargıtay içtihatları, ifade özgürlüğü ile hakaret arasındaki sınırı netleştirmiştir:

  • Hakaret sayılan ifadeler: Soyut yakıştırmalar ("alçak", "hırsız", "sahtekâr"), bedensel arıza veya hastalık izafe eden ifadeler ("kör", "psikopat"), kişiye yönelik doğrudan küfürler ve somut fiil isnatları (örneğin "rüşvet aldı" demek).
  • Hakaret sayılmayan ifadeler: Nezaket dışı, kaba ve ağır eleştiri niteliğindeki sözler ile beddualar. Yargıtay içtihatlarına göre "utanmaz" kelimesi ağır eleştiri (Yargıtay 4. CD Esas: 2021/13131, Karar: 2023/20816), "yalaka" kelimesi kaba söz (Yargıtay 4. CD Esas: 2023/12063, Karar: 2023/21799) kapsamında değerlendirilmiş ve hakaret sayılmamıştır. Beddua niteliğindeki ifadeler ise hakaret kapsamında değildir.

Bu ayrımda belirleyici olan, ifadenin kişiyi mi yoksa onun bir eylemini mi hedef aldığıdır. Ağır da olsa eleştiri sınırları içinde kalan ifadeler suç teşkil etmezken, küçük düşürme amacı taşıyan kişisel saldırılar hakaret olarak nitelendirilir.

İfade Özgürlüğü ile Hakaret Sınırı: Yargıtay İçtihatları

Sosyal medyada yapılan her sert, eleştirel veya rahatsız edici paylaşım hakaret suçunu oluşturmaz. Türk hukuku ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ifade özgürlüğünü demokratik toplumun temel direklerinden biri olarak korur. İfade özgürlüğü; yalnızca lehte olan, zararsız veya kayıtsız kalınan fikirleri değil, aynı zamanda muhalif, çarpıcı, rahatsız edici fikir ve haberleri de güvence altına alır (AİHS m.10). Bu çerçevede bir Instagram paylaşımının hukuki nitelendirmesi, ifadenin kişiyi mi yoksa eylemi mi hedef aldığına, somut bir olgu isnadı içerip içermediğine ve toplumda hâkim olan değer yargılarına göre yapılır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, internet ortamında alenen hakaret (TCK m.125/2) suçunun unsurlarını ele aldığı 2022/13022 E., 2025/9430 K. ve 21.05.2025 tarihli kararında, aleniyet kavramının kapsamını ve hakaret ile ağır eleştiri/ifade özgürlüğü arasındaki çizgiyi değerlendirmiş; eleştirinin sertliği ile hakaret arasındaki sınırda hâkimin somut olay değerlendirmesinin belirleyici olduğuna işaret etmiştir. Bu içtihat, dijital ortamdaki ifadelerin değerlendirilmesinde mekanik bir yaklaşımın değil, içeriğin bütünüyle ele alındığı bir incelemenin esas olduğunu ortaya koyar.

Eleştiri, Kaba Söz ve Hakaret Ayrımı

Hakaret suçunun oluşması için bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövme suretiyle saldırıda bulunulması gerekir (TCK m.125/1). Buna karşılık nezaket dışı, kaba, ağır eleştiri niteliğindeki ifadeler somut bir fiil isnadı içermediği sürece hakaret suçunu oluşturmaz. Yargıtay içtihatları bu ayrımı netleştirmiştir:

  • "Utanmaz" kelimesi, ağır eleştiri kapsamında değerlendirilmiş ve hakaret sayılmamıştır (Yargıtay 4. CD Esas: 2021-13131, Karar: 2023-20816).
  • "Yalaka" kelimesi kaba söz kapsamında değerlendirilerek hakaret suçunu oluşturmadığına hükmedilmiştir (Yargıtay 4. CD Esas: 2023-12063, Karar: 2023-21799).

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/68 sayılı kararı, bu ayrımı ilkesel düzeyde ortaya koyar:

Cumhuriyet savcısına yönelik itiraz dilekçesinde kullanılan "Bu savcının dünyadan haberi yok… Allah bu savcıdan hesap sorsun, devletten aldığı parayı geri ödesin, bu işi bıraksın" ifadeleri nezaket dışı, kaba ve ağır eleştiri niteliğindedir; ancak onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurları gerçekleşmemiştir.

Bu kararda Yargıtay, AİHM içtihadına atıfla ifadelerin olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğunun belirlenmesi gerektiğini, değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiğini vurgulamıştır. Sosyal medyada yapılan bir paylaşımın hakaret oluşturup oluşturmadığı belirlenirken bu kriter belirleyicidir: Eğer paylaşım bir kişinin eylemine veya kamuya mal olmuş bir konuya yönelik değerlendirme içeriyorsa, sert bile olsa ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir; ancak içerik kişinin onurunu hedef alan somut, küçük düşürücü bir isnat barındırıyorsa hakaret sınırı aşılmış olur.

Aleniyet Unsurunun Olaya Göre Değerlendirilmesi

Sosyal medya paylaşımlarının kamuya açık niteliği, hakaret suçunda aleniyet unsurunun gerçekleşmesini sağlayabilir ve bu durumda ceza altıda biri oranında artırılır (TCK m.125/4). Ancak aleniyet otomatik olarak kabul edilmez; her olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir unsurdur. Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarına göre aleniyetin gerçekleşmesi için fiilin belirlenemeyen sayıda kişi tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması gerekir.

Bu nedenle herkese açık bir Instagram sayfasında, herkesin görebileceği bir paylaşıma yapılan yorum ile yalnızca iki kişi arasındaki kapalı bir doğrudan mesaj (DM) yazışması farklı sonuçlar doğurur. İzole ortamda (kapalı grup, özel mesaj, doğrudan mesaj) söylenen sözler için TCK m.125/4 artırımı otomatik olarak uygulanamaz. Buna karşılık herkese açık bir hesapta yapılan paylaşım, belirsiz sayıda kişiye ulaşma potansiyeli taşıdığından aleniyet unsurunu sağlar.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin sosyal paylaşım sitesinde katılanın resmi kullanılarak yapılan paylaşıma yorum yazma eylemini incelediği 2023/16997 E., 2026/1007 K. sayılı kararında, paylaşımın herkes tarafından görülme olanağı bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu içtihat, dijital ortamda aleniyet değerlendirmesinin paylaşımın görünürlük ayarına ve erişilebilirlik düzeyine bağlı olarak somut biçimde yapılması gerektiğini ortaya koyar.

Sahte Hesaplarda Failin Tespiti

Sosyal medyada hakaret içeren paylaşımlar çoğunlukla sahte (fake) hesaplar üzerinden yapılır. Sahte hesap kullanılması cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz. IP adresi, MAC adresi, telefon ve e-posta bilgileri ile teknik incelemeler yoluyla kişi tespit edildiğinde, fail gerçek kimliğiyle yapmış gibi cezalandırılır. Cumhuriyet savcılığı kanalıyla platformdan hesap sahibinin bağlantı bilgileri talep edilir ve yurt içi servis sağlayıcılardan IP eşleştirmesi yapılarak gerçek kullanıcı belirlenmeye çalışılır.

Failin tespitinde karşılaşılan en büyük sorun, Facebook, Twitter (X) ve Instagram gibi platformların yurt dışı menşeli olmasıdır. İstinabe taleplerinin yabancı adli makamlarca her zaman cevaplanmaması nedeniyle, sahte profil sahibinin bulunamadığı durumlarda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilebilmektedir. Buna karşın Yargıtay, bu sitelerdeki profil bilgilerinin ve diğer hususların araştırılarak şüphelilerin kimlik bilgilerinin tespit edilmeye çalışılması gerektiğini belirtmektedir.

Failin tespitine ilişkin uygulamada, açık kaynaktaki profil verilerinin (eğitim bilgileri, aile ve kardeş bilgileri) MERNİS kayıtlarıyla karşılaştırılması, profil fotoğrafının kimlik veya sürücü belgesindeki fotoğrafla mukayese edilmesi gibi yöntemler kullanılmaktadır. Ancak bu tür açık kaynak verilerinin teyide muhtaç olduğu ve tek başına kesin delil niteliği taşımadığı, anlık verilerde değişiklik yapılabileceği yargı kararlarında vurgulanmıştır. Bu nedenle failin kimliğinin sağlam biçimde ortaya konulması, teknik delillerle desteklenmiş kapsamlı bir soruşturmayı gerektirir.

Kişilik Haklarının İhlali ve Manevi Tazminat Davası

Instagram veya diğer sosyal medya platformlarında bir kişi hakkında yalan, küçük düşürücü ya da onur kırıcı bir paylaşım yapılması, yalnızca ceza hukuku bakımından değil, aynı zamanda özel hukuk bakımından da sorumluluk doğurur. Mağdur, ceza şikayetinden tamamen bağımsız olarak kişilik haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat davası açabilir. Ceza davası açılmamış veya mahkumiyet kararı verilmemiş olması, manevi tazminat talebine engel teşkil etmez; manevi tazminat davası ceza yargılamasından ayrı bir hukuki imkandır.

Kişilik hakları; bir bireyin onur, şeref, saygınlık, özel hayat gibi maddi olmayan tüm manevi değerlerini kapsayan, kişiye sıkı sıkıya bağlı ve hukuken korunan temel haklardır. Sosyal medyada yapılan asılsız bir paylaşım, kişinin toplumdaki itibarını, çevresindeki saygınlığını ve manevi bütünlüğünü zedelediğinde hukuka aykırı bir saldırı söz konusu olur.

Manevi Tazminatın Hukuki Dayanakları

Kişilik haklarının korunması temel olarak Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümlerine dayanır. TMK m.24 uyarınca, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse hâkimden korunmasını isteyebilir. Bu maddeye göre kişilik hakkına yapılan her saldırı, mağdurun rızası, üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması ile haklı kılınmadıkça hukuka aykırıdır. Sosyal medyada yapılan yalan bir paylaşımın bu hukuka uygunluk nedenlerinden birine dayanması mümkün olmadığından, saldırı kural olarak hukuka aykırı sayılır.

TMK m.25, kişilik haklarının korunmasında başvurulabilecek dava türlerini düzenler. Bu kapsamda davacı:

  • Saldırı tehlikesinin önlenmesini (önleme davası),
  • Sürmekte olan saldırıya son verilmesini (durdurma/son verme davası),
  • Sona ermiş saldırının hukuka aykırılığının tespitini (tespit davası),
  • Düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanmasını isteyebilir.

Aynı madde uyarınca maddî ve manevî tazminat ile elde edilen kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre verilmesi istemleri saklı tutulmuştur. Manevî tazminat istemi kabul edilmedikçe devredilemez; miras bırakan ileri sürmedikçe mirasçılara geçmez.

Manevi tazminatın asıl hukuki dayanağı TBK m.58'dir. Bu maddeye göre kişilik hakkı zedelenen kişi manevi tazminat isteyebilir; hâkim bunun yerine veya buna ek olarak diğer bir giderim biçimine, özellikle saldırıyı kınayan bir karar verip yayımlanmasına hükmedebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.04.2005 tarih, 2005/227 E. ve 2005/243 K. sayılı kararında, hâkimin tazminat yerine veya ek olarak başka bir yaptırım öngörebileceği ya da saldırıyı kınayan bir hüküm kurabileceği belirtilmiştir.

Yargıtay 4. HD 14.01.2020 tarih, 2017/2663 E. ve 2020/43 K. sayılı kararında, düşünce ve kanaat özgürlüğünün sınırının aşılarak kişilik hakkına saldırı seviyesine ulaşması halinde TBK m.58 ve TMK m.24 gereğince manevi tazminat istenebileceği belirtilmiştir.

Bu karar, ifade özgürlüğü sınırını aşan ve kişiyi hedef alan saldırgan paylaşımların manevi tazminat sorumluluğu doğuracağını açıkça ortaya koymaktadır.

Davanın Şartları ve Tazminat Miktarının Belirlenmesi

Manevi tazminat davasının açılabilmesi için dört temel şart aranır:

  • Kişilik hakkının hukuka aykırı ihlali,
  • Manevi zararın varlığı,
  • İhlal ile zarar arasında uygun illiyet bağı,
  • Failin kusuru (kast veya ihmal).

Yargıtay uygulamasında kişilik hakkı ihlalinde manevi zararın varlığı karine olarak kabul edilir; mağdurun ayrıca acı ve üzüntüsünü ispatlaması beklenmez. Aktif husumet kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişiye aittir. Pasif husumet ise zarar veren faile aittir; birden fazla failin bulunması halinde müteselsil sorumluluk uygulanır.

Manevi tazminat bir cezalandırma veya zenginleştirme aracı değildir; itibarı zarar gören kişinin manevi dünyasında yaşadığı sarsıntının bir nebze giderilmesini amaçlar. Manevi tazminat talebi tek ve bölünmezdir; kısmi dava veya belirsiz alacak davası açılamaz, kural olarak ıslahla artırılamaz.

Tazminat miktarı tamamen hâkimin takdirine bırakılmıştır (TBK m.58); kanunda tarife veya üst sınır yoktur. Hâkim miktarı belirlerken:

  • Fiilin ağırlığını ve saldırının yaygınlığını,
  • Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını,
  • Failin kusur derecesini,
  • İhlalin gerçekleştiği organı (sosyal medyanın ulaştığı kitle gibi) gözetir.

Sosyal medyada geniş kitlelere yayılan küçük düşürücü bir paylaşım, yalnızca birkaç kişinin gördüğü bir paylaşıma kıyasla daha yüksek tazminata hükmedilmesine yol açar. Hâkim talep edilenden fazlasına hükmedemez, ancak daha azına karar verebilir; bu nedenle davacının makul ve hukuki dayanaklı bir miktar talep etmesi önemlidir. Davacının kendi kusurunun bulunması (örneğin karşılıklı atışmaya katılması) halinde Yargıtay, tazminatta uygun oranda indirim yapılmasını zorunlu görür.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Manevi tazminat talebi TBK m.58'e dayandığından genel hükümlere tabidir ve görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesidir. İşveren-işçi ilişkisinden kaynaklanan mobbing gibi durumlarda iş mahkemesi görevli olabilir.

Yetki bakımından HMK m.16 davacıya geniş bir seçim hakkı tanır. Buna göre davacı:

  • Haksız fiilin işlendiği yer,
  • Zararın meydana geldiği veya etkilerinin görüldüğü yer,
  • Zarar görenin yerleşim yeri,
  • Davalının yerleşim yeri mahkemelerinden birinde dava açabilir.

İnternet kaynaklı ihlallerde zararın geniş bir alana yayılması nedeniyle davacı çoğunlukla kendi yerleşim yeri mahkemesini tercih edebilmektedir; bu da mağdur açısından önemli bir kolaylık sağlar.

Zamanaşımı süresine dikkat edilmesi büyük önem taşır. TBK m.72 uyarınca haksız fiile dayalı manevi tazminat davaları, fiili ve faili öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl, her hâlükârda fiil tarihinden itibaren 10 yıl içinde açılmalıdır. Fiil aynı zamanda suç teşkil ediyor ve ceza zamanaşımı daha uzun ise, TBK m.72/2 uyarınca uzamış ceza zamanaşımı uygulanır; örneğin hakaret suçunda daha uzun olan ceza zamanaşımı süresi geçerli olabilir. Zamanaşımı, davalı tarafından def'i olarak ileri sürülmelidir; hâkim kendiliğinden göz önüne alamaz.

İçeriğin Kaldırılması, Erişim Engelleme ve Delil Toplama

Sosyal medyada hakaret veya kişilik haklarına saldırı niteliğindeki bir paylaşımla karşılaşan mağdurun yalnızca ceza şikayeti ve tazminat davasıyla yetinmesi, çoğu zaman zararının önlenmesi için yeterli olmaz. Hukuka aykırı içerik internette kaldığı sürece her gün yeni kişilerce görülmekte ve mağdurun itibar kaybı katlanarak büyümektedir. Bu nedenle Türk hukuku, ceza ve tazminat yollarının yanında içeriğin hızlıca yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi için özel bir başvuru mekanizması öngörmüştür. Ancak bu mekanizmaların etkili biçimde işletilmesi, delillerin daha içerik silinmeden hukuka uygun yöntemlerle toplanmış olmasına bağlıdır.

5651 Sayılı Kanun Kapsamında Erişimin Engellenmesi

İnternet ortamında yapılan ve kişilik haklarını ihlal eden yayınlar bakımından 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 9. maddesi belirleyici hükümdür. Bu hüküm uyarınca, kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişi içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini sulh ceza hâkimliğinden talep edebilir (5651 sayılı Kanun m.9).

Bu yol, Instagram, Twitter (X), Facebook gibi platformlarda yapılan hakaret içerikli paylaşımlar için en hızlı koruma aracıdır. Sulh ceza hâkimince verilen erişim engelleme kararları kısa sürede icra edilebilir nitelikte olup, mağdurun zararının daha da yayılmasını önlemeye yöneliktir. Önemli olan, talebin yalnızca tek bir içeriğe (URL'ye) ilişkin somut ve belirli biçimde yöneltilmesidir; çünkü ölçülülük ilkesi gereği erişim engelleme kararları yalnızca hukuka aykırı içeriği kapsayacak şekilde dar yorumlanır.

5651 sayılı Kanun kapsamındaki erişim engelleme talebi, ceza şikayeti ve manevi tazminat davasıyla birlikte ve birbirinden bağımsız olarak ileri sürülebilir. Yani mağdur eş zamanlı olarak hem içeriğin kaldırılmasını sağlayabilir, hem hakaret suçundan şikayetçi olabilir, hem de kişilik haklarının ihlali nedeniyle TMK m.24-25 ve TBK m.58 dayanaklı manevi tazminat talep edebilir. Eylem devam ederken erişim engelleme yoluna başvurmak, mağdurun en öncelikli savunma hamlesidir. Ayrıca Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Bilgi İhbar Merkezi üzerinden de içeriğin kaldırılması talep edilebilir; bu hizmetten yararlanabilmek için kullanıcının e-Devlet Şifresi, Mobil İmza, Elektronik İmza, T.C. Kimlik Kartı veya İnternet Bankacılığı yöntemlerinden biriyle kimliğini doğrulaması gerekir.

Dijital Delillerin Toplanması ve Noter Tespiti

Sosyal medya içeriği her an silinebilir, düzenlenebilir veya hesap kapatılabilir. Bu nedenle mağdurun ilk yapması gereken, hukuka aykırı içeriğin ekran görüntüsünü URL ve tarih bilgisiyle birlikte almaktır. Ancak salt ekran görüntüsü, sonradan değiştirilebileceği itirazına açık olduğundan tek başına güçlü bir delil değildir. Bu zafiyeti gidermek için noter aracılığıyla içerik tespiti yaptırmak büyük önem taşır.

Noter tespiti, içerik daha sonra silinmiş veya değiştirilmiş olsa dahi delil değerini koruyan resmi belge niteliğindedir. Dijital delilin bütünlüğünü kanıtlamak için tespit sırasında hash (HSH) değeri alınarak yedeklenen dosyalar, içeriğin sonradan değiştirilmediğini, bütünlüğünün korunduğunu ortaya koyar. Hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delillerin yargılamada değerlendirme dışı bırakılma riski bulunduğundan, delil zincirinin titizlikle ve hukuka uygun biçimde yürütülmesi zorunludur.

Dijital delil toplamada esas alınması gereken temel parametreler şunlardır:

  • İçeriğin ekran görüntüsü ile birlikte hesabın ekran videosu
  • Paylaşımın URL adresi
  • Paylaşım tarihi ve saati
  • Kullanıcı bilgileri (kullanıcı adı, profil bilgileri)
  • Noter tespiti ve hash değeri ile yedekleme

Failin sahte (fake) hesap kullanması cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz; Cumhuriyet savcılığı kanalıyla platformdan hesap sahibinin IP, MAC adresi, telefon ve e-posta bilgileri talep edilerek yurt içi servis sağlayıcılardan IP eşleştirmesi yoluyla gerçek kullanıcı tespit edilmeye çalışılır. Sosyal medya hesabının izinsiz ele geçirilmesi söz konusuysa, bu eylem bilişim sistemine girme suçunu (TCK m.243) oluşturur; hesap içindeki kişisel verilerin elde edilmesi halinde ise verileri hukuka aykırı ele geçirme suçu (TCK m.136) ile birlikte değerlendirilir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi (E. 2024/22283, K. 2025/280, 09.01.2025), hesap ele geçirme olaylarında bilişim sistemine girme ile kişisel verileri ele geçirme suçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Bu karar, sosyal medya hesabının ele geçirilip o hesap üzerinden hakaret içerikli paylaşım yapıldığı durumlarda, failin yalnızca tek bir suçtan değil, birden fazla suçtan sorumlu tutulabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Mağdurun hesabı ele geçirilmişse, ilk olarak platformun resmi hesap geri kazanım yolu işletilmeli ve eş zamanlı olarak Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunulmalıdır.

Başvuru Yolları ve Hak Düşürücü Süreler

Sosyal medyada hakaret mağduru için süre yönetimi kritik öneme sahiptir. Hakaret suçu şikayete tabi bir suç olduğundan, mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde şikayette bulunması zorunludur (TCK m.73/2). Bu altı aylık süre hak düşürücü niteliktedir; kaçırıldığında ceza sorumluluğu düşer ve fail hakkında soruşturma yapılamaz. Şikayet, karakola başvurularak veya Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe verilerek yapılabilir; dilekçeye ekran görüntüleri, URL kayıtları ve varsa noter tespit belgesinin eklenmesi süreci güçlendirir.

Buna karşılık, manevi tazminat davası için tanınan süre daha uzundur. Haksız fiile dayalı manevi tazminat davaları, fiili ve faili öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl, her hâlükârda fiil tarihinden itibaren 10 yıl içinde açılmalıdır (TBK m.72). Fiil aynı zamanda suç teşkil ediyor ve ceza zamanaşımı daha uzunsa, TBK m.72/2 uyarınca uzamış ceza zamanaşımı uygulanır. Bu durum, ceza şikayeti süresini kaçıran mağdurun dahi tazminat davası açma imkanını koruyabileceğini göstermektedir.

Hesabın izinsiz ele geçirilmesi (TCK m.243) ve verilerin hukuka aykırı elde edilmesi (TCK m.136) gibi suçlar şikayete bağlı olmayıp resen soruşturulur; bu suçlarda altı aylık şikayet süresi söz konusu değildir.

Sonuç

Sosyal medyada bir kişi hakkında yalan, küçük düşürücü veya onur kırıcı paylaşım yapılması, Türk hukukunda hem ceza hukuku hem de özel hukuk bakımından çok yönlü sorumluluk doğuran ciddi bir hukuka aykırılıktır. Mağdurun elindeki araçlar birbirini tamamlayıcı niteliktedir: TCK m.125 kapsamında hakaret suçundan ceza şikayeti, hakaretin alenen işlenmesi halinde TCK m.125/4 ile artırılan ceza, TMK m.24-25 ve TBK m.58 dayanaklı manevi tazminat davası ile zararın giderilmesi ve 5651 sayılı Kanun m.9 uyarınca erişimin engellenmesi ya da içeriğin kaldırılması.

Bu yolların etkili biçimde sonuç vermesi, üç temel hususa bağlıdır: İçerik henüz silinmeden ekran görüntüsü, URL, tarih bilgisi ve noter tespiti ile delillerin hukuka uygun toplanması; hakaret suçunda altı aylık (TCK m.73/2), tazminatta iki ve on yıllık (TBK m.72) sürelerin kaçırılmaması; ve ifade özgürlüğü ile hakaret arasındaki Yargıtay içtihatlarıyla çizilen ince sınırın somut olay özelinde doğru değerlendirilmesi. Sahte hesap kullanımının cezai sorumluluğu ortadan kaldırmadığı, aleniyet unsurunun her olayda ayrıca değerlendirilmesi gerektiği ve hesap ele geçirme eylemlerinde birden fazla suçun birlikte gündeme geleceği gözetildiğinde, sosyal medya kaynaklı kişilik hakkı ihlallerinde sürecin baştan itibaren titizlikle ve hukuki dayanaklarıyla yürütülmesi belirleyici olmaktadır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.