
Depozito İade Edilmiyorsa Ne Yapmalıyım?
Kira ilişkisinin sona ermesiyle birlikte en çok uyuşmazlık yaşanan konuların başında depozito iadesi gelmektedir. Türk Borçlar Kanunu ve güncel Yargıtay kararları çerçevesinde kiracıların haklarını koruyan emredici düzenlemeler mevcuttur. Bu makalede, depozitonun yasal sınırlarından iade edilmeme durumunda izlenecek icra ve dava süreçlerine, zorunlu arabuluculuk şartından güncel bedel hesaplama yöntemlerine kadar tüm hukuki detaylar otoriter bir perspektifle ele alınmaktadır.
Güvence Bedelinin Hukuki Niteliği ve Yasal Sınırları
Kira hukukunda güvence bedeli, yaygın adıyla depozito, kiracının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini (kira bedelinin ödenmesi, taşınmaza zarar verilmemesi, yan giderlerin karşılanması vb.) teminat altına almak amacıyla kiraya verene sağlanan fer’î nitelikte bir teminattır. Türk hukuk sisteminde bu kurum, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında emredici hükümlerle düzenlenerek koruyucu bir sınır içine alınmıştır.
TBK m.342 Kapsamında Depozito Miktarı ve Teslim Usulü
Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracının güvence vermesi hususu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 342. maddesinde (TBK m.342) özel olarak hüküm altına alınmıştır. Kanun koyucu, sözleşmenin zayıf tarafı olan kiracıyı korumak amacıyla depozito miktarına kesin bir sınır getirmiştir.
- Miktar Sınırı: TBK m.342 uyarınca, sözleşmeyle kiracıya güvence verme borcu getirilmişse, bu güvence bedeli en fazla 3 aylık kira bedeli tutarında kararlaştırılabilir. Bu yasal sınır, kiracının ekonomik olarak aşırı bir yük altına girmesini engellemek amacıyla konulmuş nispi emredici bir kuraldır.
- Yabancı Para Cinsinden Güvence: Depozitonun yabancı para cinsinden kararlaştırılması mümkündür; ancak bu durumda da belirlenen tutarın sözleşme tarihindeki kur üzerinden 3 aylık kira bedeli sınırını aşmaması zorunludur.
- Teslim Usulü ve Banka Tevdi Rejimi: Güvence bedelinin teslim edilme şekli de kanunla sıkı şartlara bağlanmıştır. (TBK m.342/2) uyarınca, güvence olarak para verilmesi kararlaştırılmışsa kiracı, bu parayı kiraya verenin onayı olmaksızın çekilmemek üzere vadeli bir tasarruf hesabına yatırmakla yükümlüdür. Kıymetli evrak verilmesi halinde ise bu evrakın bir bankaya depo edilmesi zorunludur.
Uygulamada yaygın olarak karşılaşılan depozitonun kiraya verene elden nakit olarak teslim edilmesi yöntemi, (TBK m.342/2) hükmündeki banka/tevdi rejimine açıkça aykırılık teşkil eder. Kanunun öngördüğü bu özel banka hesabı mekanizması, hem paranın enflasyon karşısında değer kaybetmesini önlemeyi hem de tarafların tek taraflı tasarruflarla güvence bedeline el koymasının önüne geçmeyi amaçlar. Bankada tutulan bu bedel ancak tarafların ortak rızası, kesinleşmiş bir icra takibi veya kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanarak taraflara iade edilebilir.
Bu emredici düzenlemelerin uygulama alanı başlangıçta sadece konut kiralarıyla sınırlı tutulmuş, tacir ve tüzel kişi kiracılı işyeri kiraları bakımından ise yürürlüğü ertelenmiştir. Ancak bu erteleme süresi sona ermiş ve 1 Temmuz 2020 tarihinden itibaren depozitoya ilişkin bu yasal sınırlamalar ve bankaya yatırma zorunluluğu, tacir veya tüzel kişi kiracılı işyeri kiralarında da tamamen uygulanabilir hale gelmiştir.
Kısmi Butlan ve Sınırı Aşan Ödemelerin İadesi
Kira sözleşmesi taraflarının serbest iradeleriyle dahi olsa, kanunda belirtilen maksimum sınırı aşan bir güvence bedeli kararlaştırmaları hukuken geçersizdir.
- Kısmi Butlan Müeyyidesi: TBK m.342 ile çizilen 3 aylık kira bedeli sınırını aşan depozito anlaşmaları, sözleşmenin tamamını geçersiz kılmaz. Burada "kısmi butlan" müeyyidesi uygulanır. Sözleşmenin depozitoya ilişkin hükmü, yalnızca yasal sınırı aşan kısım yönünden geçersiz sayılır; yasal sınır dahilinde kalan kısım ise geçerliliğini korur.
- Fazla Ödenen Tutarın Geri İstenmesi: Kiracı, yasal sınırı aşan bu fazlalığı kira ilişkisi devam ederken dahi kiraya verenden her zaman geri talep etme hakkına sahiptir. Bu talep, sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde ileri sürülebileceği gibi doğrudan sözleşmeye aykırılık temelinde de hukuki sürece konu edilebilir.
- Elden Teslimin Doğurduğu Riskler: Depozitonun yasal usule aykırı olarak elden teslim edilmesi durumunda, iade aşamasında ciddi ispat sorunları ortaya çıkmaktadır. Kiracının hak kaybına uğramaması adına, güvence bedelinin banka kanalıyla açıklama yazılarak gönderilmesi veya en azından yazılı bir makbuz karşılığında teslim edilmesi, olası uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlaması açısından büyük önem arz etmektedir.
Depozito İadesinde Kesinti Şartları ve Sorumluluk Sınırları
Kira ilişkisinin sona ermesiyle birlikte güvence bedelinin (depozito) iadesi sürecinde en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar, kiraya verenin bu bedelden kesinti yapıp yapamayacağı ve bu kesintinin yasal sınırlarının neler olduğu noktasında toplanmaktadır. Türk hukukunda depozito, kiraya verenin keyfi olarak dilediği gibi tasarruf edebileceği veya mülkü yenileme fonu olarak kullanabileceği bir meblağ değildir. Bu doğrultuda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında kiracının sorumluluğunun sınırları ve kiraya verenin uyması gereken bildirim süreleri emredici kurallarla düzenlenmiştir.
Olağan Kullanım ve Hor Kullanma Ayrımı
Kiracının tahliye sonrasında taşınmazı teslim etme yükümlülüğü ve bu teslim sırasındaki sorumluluğu, Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleriyle sınırlandırılmıştır. Kanunun emredici nitelikteki düzenlemesine göre, kiracı kiralananı ne durumda teslim almışsa o durumda geri vermekle yükümlüdür. Ancak bu yükümlülük, taşınmazın zaman içerisinde uğradığı doğal yıpranmaları kapsamaz.
Kiracının sözleşmeye uygun kullanımı dolayısıyla taşınmazda meydana gelen eskime ve bozulmalardan sorumlu olmayacağı açıkça hükme bağlanmıştır (TBK m.334). Bu kapsamda; duvar boyasının güneş ışığı veya zamanın etkisiyle solması, parkelerde mobilya kullanımına bağlı oluşan hafif ve olağan çizikler, duvara asılan tablolar için açılan ufak çivi izleri gibi hususlar "olağan kullanım" sınırları dahilinde kabul edilir. Kiraya verenin, bu tür olağan yıpranmaları gerekçe göstererek depozito bedelinden boya-badana veya tadilat masrafı adı altında kesinti yapması hukuken geçersizdir. Sözleşmede "boyalı teslim alındı, boyalı teslim edilecektir" şeklinde matbu ve genel geçer hükümler yer alsa dahi, uzun süreli kullanımlarda boyanın eskimesi eşyanın tabiatı gereği olağan kullanım sayıldığından kiracıya bu masraf yükletilemez.
Buna karşılık, kiracının özenle kullanma borcuna aykırı davranması neticesinde ortaya çıkan zararlar "hor kullanma" (kötü kullanım) olarak adlandırılır. Örneğin; duvarların çocuk tarafından keçeli kalemlerle çizilmesi, kapıların kırılması, evcil hayvanların parkelere veya demirbaşlara verdiği olağandışı ağır hasarlar, tesisatın kullanıcı hatasıyla kullanılmaz hale getirilmesi hor kullanma kapsamındadır. Kiraya veren, yalnızca bu nitelikteki olağandışı hasarların bedelini ve ödenmemiş kira, aidat, fatura gibi kesinleşmiş borçları depozitodan mahsup etme hakkına sahiptir.
Yargıtay da yerleşik içtihatlarında olağan kullanım ile hor kullanma arasındaki bu keskin sınırı net bir biçimde çizmiştir:
"Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/5375 E. , 2019/1243 K. sayılı ve 18.02.2019 tarihli kararında, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 316. maddesi uyarınca kiracının kiralananı özenle kullanmakla, aynı kanunun 334. maddesi gereğince de sözleşme sonunda aldığı hali ile teslim etmekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Kiracı, olağan kullanımdan kaynaklanan yıpranma ve eskimelerden sorumlu tutulamazken, yalnızca kötü kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasarlardan sorumludur. Aynı kararda, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 335. maddesine atıf yapılarak, kiraya verenin geri verme sırasında kiralananın durumunu gözden geçirmesi ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ile ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirmesi gerektiği, aksi takdirde kiracının sorumluluktan kurtulacağı vurgulanmıştır."
Yargıtay’ın bu kararı, kiraya verenin tek taraflı ve soyut iddialarla depozito bedelini alıkoymasının önüne geçmektedir. Hukuki analize göre; kiralananda meydana gelen hasarın niteliği uzman bilirkişi marifetiyle somut olarak tespit edilmeli, olağan aşınma payı (yıpranma payı) hesaplanan bedelden düşülmeli ve ancak kalan net zarar tutarı depozitodan mahsup edilmelidir. Aksi takdirde yapılan kesintiler haksız zenginleşme teşkil edecektir.
Kiraya Verenin Bildirim Yükümlülüğü ve Üç Aylık Süre
Kiraya verenin, kiralanandaki hasarlar veya ödenmemiş borçlar nedeniyle depozitoyu alıkoyabilmesi ya da bankadaki güvence bedeli üzerinde hak iddia edebilmesi, çok sıkı şekil şartlarına ve hak düşürücü sürelere bağlanmıştır.
İlk olarak, taşınmazın tahliyesi esnasında kiraya verenin muayene ve ihbar yükümlülüğü bulunmaktadır. Kanun uyarınca, kiraya veren geri verme sırasında kiralananın durumunu gözden geçirmek ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ile ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır (TBK m.335). Eğer kiraya veren taşınmazı teslim alırken bu gözden geçirmeyi yapmaz veya tespit ettiği açık ayıpları kiracıya derhal yazılı olarak bildirmezse, kiracıyı ibra etmiş sayılır ve olağan incelemeyle tespit edilebilecek hasarlara dayanarak depozitodan kesinti yapamaz. Ancak teslim alma anında fark edilemeyecek nitelikteki gizli ayıplar bu kuralın istisnasıdır; bu durumda da gizli ayıbın tespit edilir edilmez kiracıya yazılı olarak bildirilmesi şarttır.
İkinci ve en kritik güvence süreci ise bankaya yatırılan depozitoların iadesiyle ilgilidir. Güvence bedelinin vadeli bir tasarruf hesabında tutulduğu durumlarda, kiraya verenin depozitoyu bloke etmeye devam edebilmesi için kanunda öngörülen hak düşürücü sürelere uyması zorunludur.
- 3 Aylık Hak Düşürücü Süre: Kiraya veren, kira sözleşmesinin sona ermesini takip eden 3 ay içinde kiracıya karşı kira sözleşmesiyle ilişkili bir dava açtığını veya icra takibi başlattığını bankaya yazılı olarak bildirmek zorundadır (TBK m.342).
- Bankanın İade Yükümlülüğü: Kiraya veren bu 3 aylık süre zarfında bankaya dava açıldığına veya icra takibine girişildiğine dair yazılı bir bildirimde bulunmazsa, banka kiracının ilk talebi üzerine güvence bedelini (depozitoyu) kiracıya iade etmekle kanunen yükümlüdür (TBK m.342).
Bu düzenleme ile kanun koyucu, kiraya verenin haklı bir nedeni olmaksızın veya yasal yollara başvurmaktan kaçınarak depozitoyu süresiz olarak elinde tutmasını ya da bloke etmesini engellemeyi amaçlamıştır. Kiraya verenin 3 ay içinde dava açmaması veya icra takibi başlatmaması, onun kiracıya karşı talep haklarını tamamen sona erdirmese de, depozito üzerindeki doğrudan bloke koyma yetkisini ortadan kaldırır ve bankanın parayı kiracıya iade etmesini zorunlu kılar.
İade Edilmeyen Depozito İçin Hukuki Başvuru Süreci
Kira ilişkisinin sona ermesinin ardından kiraya verenin güvence bedelini (depozitoyu) iade etmekten kaçınması veya haksız kesintiler yapması durumunda, kiracının haklarını korumak adına başvurabileceği yasal yollar Türk Borçlar Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu kapsamında açıkça düzenlenmiştir. Kiracı, elden veya banka kanalıyla ödediği depozitoyu geri alabilmek için belirli usul ve sürelere riayet ederek hukuki süreci başlatmak zorundadır.
Zorunlu Arabuluculuk ve İcra Takibi
Türkiye'de kira ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların yargı organları üzerindeki yükünü azaltmak ve taraflar arasında hızlı çözümler üretebilmek amacıyla yeni bir yasal dönem başlamıştır. 1 Eylül 2023 tarihi itibarıyla kira ilişkisinden doğan her türlü uyuşmazlıkta (depozito iadesi talepleri dahil) dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması yasal bir dava şartı haline getirilmiştir. Bu doğrultuda:
- Depozito bedelinin iade edilmemesi halinde kiracının doğrudan Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde bir alacak davası açması hukuken mümkün değildir. 1 Eylül 2023 tarihli düzenleme uyarınca, arabuluculuk süreci tüketilmeden açılan davalar, mahkeme tarafından dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddedilir.
- Kiracı, adliyelerde bulunan arabuluculuk bürolarına başvurarak süreci başlatır. Arabuluculuk görüşmelerinde tarafların anlaşmaya varması halinde düzenlenen anlaşma belgesi, ilam niteliğinde bir belgeye dönüşür ve tarafları bağlar. Anlaşma sağlanamaması durumunda ise arabulucu tarafından düzenlenen "son tutanak" ile birlikte yargı yoluna başvurulabilir.
Arabuluculuk sürecinin yanı sıra veya arabuluculuk aşamasıyla koordineli olarak kiracının başvurabileceği en hızlı yöntemlerden biri de İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre başlatılacak olan ilamsız icra takibidir.
- Kiracı, alacaklı sıfatıyla yetkili icra dairesine başvurarak borçlu kiraya veren aleyhine ilamsız icra takibi (Örnek No: 7) başlatabilir.
- İcra dairesi tarafından kiraya verene gönderilen ödeme emrinin tebliğinden itibaren, borçlu ev sahibinin borca, faize veya imzaya itiraz etmek için 7 gün süresi bulunur.
- Kiraya veren, bu 7 günlük yasal süre içinde icra dairesine yazılı olarak itiraz etmezse icra takibi kesinleşir. Takibin kesinleşmesiyle birlikte kiracı, borçlunun taşınır/taşınmaz malları ile banka hesapları üzerine haciz konulmasını talep etme hakkı kazanır.
İtirazın İptali Davası ve İcra İnkar Tazminatı
Borçlu kiraya verenin, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine karşı 7 gün içinde icra dairesine itiraz etmesi durumunda icra takibi kendiliğinden durur. Takibin durması üzerine kiracının alacağını tahsil edebilmek için yargı yoluna gitmesi zorunluluk arz eder. Bu aşamada izlenmesi gereken usul şu şekildedir:
- Takibin durması üzerine kiracı, duran takibin devamını sağlamak amacıyla Sulh Hukuk Mahkemesinde itirazın iptali davası açmalıdır.
- İtirazın iptali davası açma hakkı, ödeme emrine yapılan itirazın kiracıya (alacaklıya) tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 yıl ile sınırlandırılmıştır. Bu 1 yıllık süre hak düşürücü süre niteliğinde olup, sürenin geçirilmesi halinde icra takibi üzerinden itirazın iptali davası açma hakkı ortadan kalkar.
- Mahkemece yapılacak yargılamada, kira sözleşmesi hükümleri, tahliye tarihi, taşınmazın teslim durumu ve depozito bedelinin ödenip ödenmediği hususları incelenir. Kiraya verenin depozitoyu alıkoymada haklı bir gerekçesinin bulunmadığı ve alacağın varlığı ispatlandığı takdirde mahkemece itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilir.
Bu davanın kiraya veren açısından en ağır hukuki sonuçlarından biri de icra inkar tazminatıdır:
- Davanın kabulüyle birlikte, alacağın likit (belirlenebilir ve muayyen) olması esasına dayanılarak, borçlu kiraya veren aleyhine, hüküm altına alınan miktarın en az %20'si oranında icra inkar tazminatı ödenmesine karar verilir.
- %20 icra inkar tazminatı, kiraya verenin icra takibine yaptığı haksız ve kötü niyetli itirazın kanuni bir yaptırımıdır. Dolayısıyla haksız yere depozitoyu iade etmeyen ve takibe itiraz ederek süreci uzatan ev sahibi, ana para ve yasal faizin yanı sıra bu tazminatı da kiracıya ödemekle yükümlü kılınır.
Yargıtay İçtihatları Işığında Mahsup ve Güncelleme Esasları
Kira ilişkisinin sona ermesiyle birlikte güvence bedelinin (depozito) iadesi sürecinde yaşanan en büyük uyuşmazlıklar, paranın enflasyon karşısındaki değer kaybı ve kiraya verenin muhtemel alacaklarını bu bedelden nasıl mahsup edeceğidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK m.342) kapsamında depozitonun bankada vadeli bir tasarruf hesabında tutulması yasal bir zorunluluk olsa da uygulamada elden teslim edilen depozitoların iadesinde ciddi hak kayıpları yaşanmaktadır. Yargıtay, bu tür durumlarda dürüstlük kuralı (TMK m.2/1) çerçevesinde hakkaniyeti sağlamak amacıyla özel hesaplama yöntemleri ve mahsup kuralları geliştirmiştir.
Depozitonun Güncel Değer Üzerinden İadesi
Depozitonun bankaya yatırılarak nemalandırılmadığı veya elden nakit olarak teslim edildiği durumlarda, yıllar önce ödenen nominal tutarın aynen iade edilmesi mülkiyet hakkının ve adaletin zedelenmesine yol açar. Yargıtay, bu adaletsizliği önlemek adına depozito bedelinin tahliye tarihindeki güncel değere uyarlanarak iade edilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır.
Güncelleme yapılırken "oranlama yöntemi" esas alınır. Buna göre; kira sözleşmesinin kurulduğu tarihte ödenen depozito tutarının, o dönemki kira bedeline olan oranı tespit edilir. Bulunan bu oran, kiracının taşınmazı tahliye ettiği tarihteki güncel kira bedeline uygulanarak iade edilmesi gereken güncel depozito tutarı hesaplanır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 29.05.2013 tarihli, Esas: 2012/15914, Karar: 2013/9504 sayılı kararı: "İade edilecek güncel depozito bedeli belirlenirken, sözleşme başlangıcındaki depozito tutarının o dönemki kira bedeline olan oranı tespit edilmeli ve bu oran sözleşmenin sona erdiği tarihteki güncel kira bedeline tatbik edilerek güncel değer hesaplanmalıdır."
Bu karardan anlaşılacağı üzere, Yargıtay paranın satın alma gücündeki değişimi doğrudan kira bedeli artış hızıyla eşleştirerek adil bir dengeleme sağlamaktadır. Örneğin; sözleşme kurulurken 1 aylık kira bedeli tutarında verilen bir depozito, tahliye anında da güncel 1 aylık kira bedeli tutarı üzerinden iade edilmelidir.
Diğer taraftan, kira ilişkisi devam ederken taşınmazın mülkiyetinin değişmesi durumunda da depozito sorumluluğu devam eder. Kiralananın üçüncü bir kişiye satılması halinde, kiracı depozito iadesini eski malikten de talep edebilir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2016 tarihli, 2015/3382 E. ve 2016/1220 K. sayılı kararı: "Kiralananın yargılama sırasında üçüncü bir kişiye satılmış olması, kiracının eski malikten depozito iadesi talep etmesine engel teşkil etmez."
Bu doğrultuda, yeni malik ancak depozitonun kendisine devredildiğini ispatlarsa sorumlu tutulabilirken; kiracının eski malike karşı rücu ve talep hakkı saklı kalmaktadır.
Erken Tahliye Halinde Makul Süre Tazminatı
Kiracının sözleşme süresi dolmadan taşınmazı haklı bir gerekçe olmaksızın erken tahliye etmesi durumunda, kiraya verenin uğrad��ğı zararın tazmini gündeme gelir. Ancak kiracı, tahliye tarihinden sözleşme sonuna kadar olan tüm kira bedellerinden doğrudan sorumlu tutulamaz. Kiraya verenin de taşınmazı yeniden kiraya vermek için gerekli özeni gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır.
Yargıtay içtihatlarına göre kiracının sorumluluğu, taşınmazın benzer koşullarla yeniden kiraya verilebileceği makul süre ile sınırlıdır. Bu makul süre, uygulamada ve yerleşik kararlarda genellikle 2 ay olarak kabul edilmektedir. Erken tahliye halinde mahkemeler, uzman bilirkişi marifetiyle taşınmazın aynı şartlarda ne kadar sürede kiraya verilebileceğini tespit eder ve bu süreye isabet eden kira bedelini tazminat olarak belirler.
Erken tahliyeden kaynaklanan bu makul süre tazminatı ile tahliye tarihine kadar birikmiş kira borçları hesaplanırken, kiracının içeride kalan depozito bedelinin bu borçlardan mahsup edilmesi yasal bir zorunluluktur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 16.12.2020 tarihli, 2020/10885 E. ve 2020/7857 K. sayılı kararı: "Tahliye tarihine kadar olan kira bedelleri ve makul süre tazminatı hesaplanırken ödenen depozito bedelinin mahsup edilmesi gerekmektedir."
Mahkemece veya icra takibi aşamasında yapılacak hesaplamada; öncelikle kiracının ödediği depozito bedeli güncellenmeli, ardından bu güncel tutar kiracının erken tahliye nedeniyle ödemekle yükümlü olduğu makul süre tazminatından ve varsa geçmiş dönem kira/aidat borçlarından düşülmelidir. Mahsup işlemi yapılmadan doğrudan tam borç üzerinden hüküm kurulması bozma nedenidir.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
Kira ilişkilerinde güvence bedeli (depozito), kiraya verenin olası zararlarını teminat altına alan fer'i bir edimdir. Ancak bu güvencenin sınırları ve iade koşulları kanunla ve Yargıtay içtihatlarıyla sıkı kurallara bağlanmıştır. Kiracının olağan kullanımdan kaynaklanan eskimelerden sorumlu tutulamayacağı (TBK m.334), depozitonun tahliye anındaki güncel değer üzerinden hesaplanması gerektiği ve erken tahliye durumlarında depozitonun makul süre tazminatından mahsup edilmesinin zorunlu olduğu unutulmamalıdır. Hak kayıplarının önüne geçebilmek adına, kira ilişkisinin başında depozitonun bankada bloke edilmesi (TBK m.342/2) ve tahliye sürecinde ise mutlaka yazılı bir tahliye/anahtar teslim tutanağı düzenlenmesi büyük önem arz etmektedir.