Almanya'da Yaşarken Türkiye'deki Eşimden Boşanma Süreci

Almanya'da Yaşarken Türkiye'deki Eşimden Boşanma Süreci

Almanya'da gerçekleşen boşanmaların Türkiye nüfus kayıtlarına işlenmesi ve miras, velayet, yeniden evlenme gibi hakların korunması için izlenmesi gereken hukuki yollar karmaşık olabilir. Bu makalede, 5718 sayılı MÖHUK ve 4721 sayılı TMK çerçevesinde tanıma-tenfiz davalarından, konsolosluklar aracılığıyla yapılabilecek idari tescil işlemlerine kadar tüm süreçleri profesyonel bir bakış açısıyla ele alıyoruz.

Tanıma ve Tenfiz İşlemlerinin Hukuki Dayanağı

Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının veya Alman vatandaşlığına geçmiş kişilerin, Alman aile mahkemeleri (Amtsgericht - Familiengericht) huzurunda gerçekleştirdikleri boşanma işlemleri, kural olarak sadece Almanya sınırları içerisinde hukuki sonuç doğurur. Bu kararların Türkiye Cumhuriyeti makamları nezdinde geçerli olabilmesi, nüfus kayıtlarının güncellenmesi ve miras gibi temel hakların korunabilmesi için Türk hukuk sistemine entegre edilmesi gerekmektedir. Bu entegrasyon sürecinin temel yasal dayanağı, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) hükümleridir.

MÖHUK, yabancı mahkemelerden alınan ilamların Türkiye’de nasıl bir işleme tabi tutulacağını detaylıca düzenler. Almanya’daki boşanma sürecinin Türkiye’de de hüküm ifade etmesi, "Tanıma" ve "Tenfiz" adı verilen iki temel hukuki mekanizma aracılığıyla sağlanır. Bu işlemler yapılmadığı sürece, taraflar Almanya’da boşanmış olsalar dahi Türkiye’deki nüfus kayıtlarında hâlâ "evli" olarak görünmeye devam ederler. Bu durum, ileride yeniden evlenmek isteyen veya miras paylaşımı sürecine giren bireyler için ciddi hukuki engeller teşkil eder.

Tanıma ve Tenfiz Arasındaki Farklar

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’deki etkisi söz konusu olduğunda, davanın niteliğine göre tanıma veya tenfiz yollarından biri veya her ikisi birden tercih edilir. Bu iki kavram hukuki sonuçları bakımından birbirinden keskin çizgilerle ayrılmaktadır:

  • Tanıma İşlemi: Yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilamın, Türkiye’de "kesin hüküm" ve "kesin delil" kuvveti kazanmasını sağlar. Almanya’daki boşanma kararının sadece tarafların medeni durumunu (evli yerine boşanmış yazılması) değiştirmesi isteniyorsa tanıma davası yeterlidir. Tanıma, kararın icrai bir nitelik taşımayan, sadece hukuki bir durumu tespit eden kısımları için uygulanır.
  • Tenfiz İşlemi: Yabancı mahkeme kararının, sadece kesin hüküm teşkil etmesiyle yetinilmeyip, aynı zamanda Türkiye’de zorla icra edilebilir hale getirilmesini hedefler. Eğer Alman mahkemesi boşanmanın yanı sıra nafaka ödenmesine, maddi-manevi tazminata veya velayetin düzenlenmesine karar vermişse, bu hükümlerin Türkiye’de icra daireleri aracılığıyla takibi için tenfiz kararı alınması zorunludur.

Özetle; her tenfiz kararı aynı zamanda bir tanıma hükmünü içinde barındırır ancak her tanıma kararı tenfiz kabiliyetine sahip değildir. Sadece nüfus kaydını düzeltmek isteyen bir kişi için tanıma yeterliyken, nafaka alacağını Türkiye’deki mal varlığı üzerinden tahsil etmek isteyen kişi mutlaka tenfiz yoluna başvurmalıdır.

Hukuki Geçerlilik Şartları

Alman mahkemelerinden alınan bir boşanma kararının Türkiye’de tanınabilmesi veya tenfiz edilebilmesi için MÖHUK m. 58 ve devamı maddelerinde belirtilen şartların eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesi gerekir. Türk mahkemeleri, yabancı kararı esastan incelemez (révision au fond yasağı); yani boşanma sebebinin doğruluğunu tartışmaz, sadece aşağıdaki usuli şartların varlığını denetler:

  1. Kararın Kesinleşmiş Olması: Tanıma veya tenfize konu olan kararın, Alman hukukuna göre artık itiraz edilemez, yani kesinleşmiş olması şarttır. Bu durumun ispatı için kararın üzerinde mutlaka Rechtskraftvermerk (kesinleşme şerhi) veya ayrı bir belge olarak Rechtskraftzeugnis bulunmalıdır. Kesinleşme şerhi bulunmayan kararların Türk mahkemeleri tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
  2. Apostil Şerhi: 5 Ekim 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca, Almanya’da düzenlenen resmi belgelerin Türkiye’de geçerli sayılması için yetkili Alman makamlarından (genellikle Valilik veya Eyalet Mahkemesi Başkanlığı) Apostil Şerhi alınması zorunludur. Bu şerh, belgenin imza ve mühür yönünden sahteliğini ortadan kaldıran uluslararası bir tasdik mekanizmasıdır.
  3. Türk Kamu Düzenine Aykırı Olmama: Kararın, Türk toplumunun temel değer yargılarına, genel ahlaka ve Türk hukukunun temel prensiplerine açıkça aykırı olmaması gerekir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, yabancı hukukun Türk hukukundan farklı olması tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmez.
  4. Savunma Hakkına Riayet: Kararın verildiği mahkemede, davalı tarafa usulüne uygun olarak tebligat yapılmış olması ve savunma hakkının kısıtlanmamış olması gerekir. Eğer davalı taraf, gıyabında verilen karara "usulüne uygun tebligat yapılmadığı" gerekçesiyle itiraz ederse ve bu durum ispatlanırsa, tanıma talebi reddedilebilir.
  5. Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Tenfiz davaları için aranan bir şart olan karşılıklılık, Almanya ile Türkiye arasında adli iş birliği anlaşmaları ve fiili uygulamalar nedeniyle bir sorun teşkil etmemektedir; zira her iki ülke de birbirlerinin mahkeme kararlarını belirli şartlar altında tanımaktadır.

Sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için tüm bu belgelerin yeminli tercüman tarafından Türkçeye çevrilmesi ve bu tercümelerin noter veya konsolosluk onayından geçmesi, davanın usulden reddedilmemesi adına kritik öneme sahiptir.

Yetkili Mahkemeler ve Yargılama Usulü

Almanya’da verilmiş bir boşanma kararının Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi için doğru mahkemede, doğru usullerle davanın ikame edilmesi hayati önem taşır. Tanıma ve tenfiz davaları, esasen yabancı bir mahkeme kararının Türk hukuk düzenine "ithal edilmesi" süreci olduğu için, davanın nerede açılacağı ve hangi usul kurallarına tabi olacağı 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) çerçevesinde belirlenmiştir. Yanlış mahkemede açılan bir dava, yetkisizlik nedeniyle reddedilebileceği gibi, usuli eksiklikler sürecin yıllarca uzamasına neden olabilir.

Türkiye'de Dava Açılacak Yerler

Tanıma ve tenfiz davalarında yetkili mahkemenin tayini, davanın taraflarının Türkiye’deki yerleşim durumuna göre kademeli bir sistemle belirlenir. Bu konuda temel dayanak MÖHUK m. 41 hükmüdür. İlgili madde, Türk vatandaşlarının kişi hallerine (boşanma, velayet, soybağı vb.) ilişkin davalarda Türk mahkemelerinin yetkisini özel olarak düzenlemiştir.

Buna göre, Almanya’da boşanan tarafların Türkiye’de dava açacakları yetkili mahkemeler şu öncelik sırasına göre belirlenir:

  • Davalının Yerleşim Yeri Mahkemesi: Eğer tanıma davası açılan tarafın (davalı) Türkiye’de resmi bir ikametgahı varsa, dava bu yerleşim yerindeki Aile Mahkemesinde açılmalıdır.
  • Sakin Olduğu Yer Mahkemesi: Davalının Türkiye’de resmi bir yerleşim yeri yoksa, Türkiye’de bulunduğu veya geçici olarak kaldığı (sakin olduğu) yer mahkemesi yetkilidir.
  • Ankara, İstanbul veya İzmir Mahkemeleri: Eğer davalının Türkiye’de ne bir yerleşim yeri ne de sakin olduğu bir yer bulunmuyorsa; dava Ankara, İstanbul veya İzmir Aile Mahkemelerinden birinde açılabilir. Uygulamada, yurt dışında yaşayan vatandaşların büyük çoğunluğu için bu üç büyük ildeki mahkemeler yetkili hale gelmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, görevli mahkemenin her zaman Aile Mahkemesi olduğudur. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri, Aile Mahkemesi sıfatıyla bu davalara bakmakla görevlidir. Yetki kuralına riayet edilmemesi, davanın usulden reddine ve zaman kaybına yol açacağından, davanın açılacağı yerin MÖHUK m. 41 uyarınca doğru tespit edilmesi kritiktir.

Yargı Kararları Işığında Süreç

Tanıma ve tenfiz süreci, klasik bir boşanma davasından farklı olarak "sınırlı bir inceleme" (exequatur) sürecidir. Türk hakimi, Almanya’daki mahkemenin neden boşanma kararı verdiğini, tarafların kusur durumunu veya boşanma sebeplerini yeniden incelemez. Mahkemenin incelemesi, kararın Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığı ve MÖHUK’ta aranan şekli şartların oluşup oluşmadığı ile sınırlıdır.

Bu süreçte yargı kararlarının ve yüksek mahkeme içtihatlarının vurguladığı en önemli noktalar şunlardır:

1. Kesinleşme Şerhinin Mutlak Gerekliliği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi İçtihatları, tanıma ve tenfiz davalarında en çok üzerinde durulan konulardan birini oluşturur. Yargıtay’ın yerleşik görüşüne göre; yabancı mahkeme kararının Alman hukukuna göre kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi (Rechtskraftvermerk) veya belgesinin mahkemeye sunulmaması, davanın reddi için tek başına yeterli bir sebeptir. Sadece mahkeme kararının aslına sahip olmak yeterli değildir; kararın üzerinde "bu karar kesinleşmiştir" ibaresinin veya ayrı bir kesinleşme belgesinin bulunması şarttır.

2. SEGBİS Sistemi ile Uzaktan Katılım: Yurt dışında yaşayan vatandaşlar için Türkiye’deki duruşmalara katılmak ciddi bir maliyet ve zaman kaybı yaratabilmektedir. Gelişen teknoloji ile birlikte, SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) bu sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Yurt dışında yaşayan taraflar, bulundukları yerdeki Türk Konsoloslukları aracılığıyla SEGBİS üzerinden duruşmaya bağlanarak ifade verebilirler. Ancak tanıma davalarında tarafların Türkiye'deki bir avukata özel vekaletname vermeleri durumunda, genellikle duruşmaya bizzat katılmalarına dahi gerek kalmamaktadır; zira süreç belge üzerinden yürütülmektedir.

3. Savunma Hakkı ve Tebligat Usulü: Yargılama sürecindeki en hassas aşama tebligattır. Eğer taraflardan biri davaya karşı çıkıyorsa veya taraflar birlikte hareket etmiyorsa, dava dilekçesinin ve mahkeme evraklarının Almanya’daki tarafa uluslararası tebligat usullerine göre iletilmesi gerekir. Tebligatın usulüne uygun yapılmaması, savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir ki bu durum, kararın Yargıtay aşamasında bozulmasına neden olabilir.

Özetle; tanıma ve tenfiz davası, teknik detayların belirleyici olduğu bir usul hukuk sürecidir. MÖHUK m. 41 uyarınca doğru yetkili mahkemenin seçilmesi, Alman mahkemesinden alınan kararın kesinleşme şerhini içermesi ve tebligatların usulüne uygun yapılması, sürecin başarısı için zorunlu unsurlardır. Bu şartların sağlanması durumunda, Almanya'da alınan boşanma kararı Türkiye'de de kesin hüküm kuvveti kazanarak nüfus kayıtlarına tescil edilir.

İdari Yoldan Boşanma Tescili ve Süreler

Almanya'da gerçekleşen boşanmaların Türkiye'de geçerlilik kazanması süreci, 2018 yılına kadar yalnızca aile mahkemelerinde açılan tanıma ve tenfiz davalarıyla mümkündü. Ancak yapılan yasal düzenlemelerle birlikte, tarafların uzun süren dava süreçlerine girmeden boşanma kararlarını nüfus kütüğüne işletebilmelerinin önü açılmıştır. Bu yöntem, özellikle tarafların boşanma konusunda mutabık olduğu ve Türkiye'de ek bir hukuki ihtilafın bulunmadığı durumlarda büyük bir kolaylık sağlamaktadır.

Mahkemesiz Nüfus Tescili

Türkiye Cumhuriyeti, yurt dışında yaşayan vatandaşlarının bürokratik yükünü azaltmak amacıyla 7 Şubat 2018 tarihli Yönetmelik (Yabancı Ülke Adlî Veya İdarî Makamlarınca Verilen Kararların Nüfus Kütüğüne Tescili Hakkında Yönetmelik) ile devrim niteliğinde bir adım atmıştır. Bu yönetmelik uyarınca, yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma, evliliğin butlanı, iptali veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin kararlar, belirli şartların varlığı halinde mahkeme kararına gerek duyulmaksızın doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilebilmektedir.

Bu idari yolun en büyük avantajı, Türkiye'de bir avukat tutma veya mahkeme harçları ödeme zorunluluğunu (taraflar bizzat başvurursa) ortadan kaldırması ve süreci oldukça hızlandırmasıdır. Ancak burada kritik bir ayrım bulunmaktadır: İdari tescil işlemi sadece evlilik birliğinin sona erdiğine dair kararın nüfus kaydına işlenmesini sağlar. Eğer Almanya'daki mahkeme kararında nafaka, tazminat, velayet veya mal paylaşımı gibi icrai hükümler yer alıyorsa ve bu hükümlerin Türkiye'de de icra edilmesi isteniyorsa, idari tescil yeterli olmayacaktır. Bu tür durumlarda, kararın bu kısımları için halen 5718 sayılı MÖHUK hükümleri uyarınca tenfiz davası açılması zorunludur.

İdari tescil işlemi için tarafların ya Türkiye’deki Nüfus Müdürlüklerine ya da yurt dışındaki Türk Konsolosluklarına başvurmaları gerekmektedir. Mahkemesiz tescil imkanından yararlanabilmek için kararın verildiği devletin hukukuna göre kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması temel şarttır.

Başvuru Şartları

İdari yoldan boşanma tescili işleminin gerçekleştirilebilmesi için yönetmelikte belirlenen usul ve esaslara titizlikle uyulması gerekmektedir. Bu sürecin en temel şartı, tarafların başvuruyu birlikte yapmalarıdır. Eğer taraflar aynı anda başvuruda bulunamıyorlarsa, yönetmelik taraflara bir esneklik tanımaktadır:

  • 90 Günlük Başvuru Süresi: Tarafların birlikte başvurması kural olmakla birlikte, eşlerin farklı zamanlarda başvuru yapması da mümkündür. Ancak bu durumda, ilk eşin başvurusunun ardından diğer eşin de en geç 90 gün içerisinde ilgili dış temsilciliğe veya nüfus müdürlüğüne müracaat etmesi şarttır. Eğer bu süre aşılırsa, idari yoldan tescil talebi reddedilir ve tarafların yeniden mahkeme yoluna (tanıma davası) başvurmaları gerekir.
  • Gerekli Belgelerin Eksiksizliği: Başvuru sırasında Alman mahkemesinden alınan boşanma kararının aslı, bu kararın kesinleştiğini gösteren Rechtskraftvermerk (kesinleşme şerhi) veya Rechtskraftzeugnis (kesinleşme belgesi) sunulmalıdır. Ayrıca belgenin uluslararası geçerliliğini kanıtlayan Apostil şerhi ile tüm bu belgelerin noter onaylı veya konsolosluk tasdikli Türkçe tercümeleri ibraz edilmelidir.
  • Vekaletname ile Başvuru: Taraflar Türkiye'ye gelemiyorlarsa, bu işlemleri yürütmek üzere özel yetki içeren bir vekaletname ile avukatları aracılığıyla da başvuru yapabilirler.

Sürecin Almanya boyutunda ise, Türkiye'de verilen boşanma kararlarının Almanya'da tanınması hususu gündeme gelmektedir. Bu durum, Almanya Aile Davaları ve Çekişmesiz Yargı İşleri Muhakeme Usulü Kanunu olan FamFG m. 107 hükümlerine tabidir. Alman hukuku uyarınca, Türkiye'de boşanan bir kişinin bu kararının Almanya'da geçerli sayılabilmesi için eyalet adalet dairelerinden (Landesjustizverwaltung) tanıma onayı alması gerekmektedir.

Özetle, idari tescil yolu; hem zaman hem de maliyet açısından büyük bir tasarruf sağlasa da, sadece boşanmanın tescili ile sınırlıdır. Velayet, nafaka ve mal rejimi tasfiyesi gibi çekişmeli konuların Türkiye'de sonuç doğurması isteniyorsa, hukuki sürecin mahkeme nezdinde tanıma-tenfiz davası olarak yürütülmesi hak kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır.

Mal Paylaşımı ve Velayet Hükümleri

Almanya’da gerçekleşen bir boşanma sürecinin ardından, tarafların Türkiye’deki mal varlıkları ve çocukların velayeti üzerindeki hukuki statüsü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) çerçevesinde şekillenmektedir. Almanya mahkemelerinden alınan kararların Türkiye’de tanınması ve tenfizi sağlandıktan sonra, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık konuları olan mal paylaşımı ve velayet hakları gündeme gelmektedir. Türk hukuku, bu süreçlerde hem eşlerin haklarını korumayı hem de çocukların geleceğini teminat altına almayı amaçlayan emredici hükümler içermektedir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi

Türkiye’de 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren yasal düzenlemelerle birlikte, eşler arasında aksine bir sözleşme bulunmadığı sürece "edinilmiş mallara katılma rejimi" geçerli kabul edilmektedir. TMK madde 218-241 arasında detaylandırılan bu rejim, evlilik birliği süresince karşılığı verilerek elde edilen mal varlıklarının, boşanma durumunda eşler arasında hakkaniyetli bir şekilde paylaştırılmasını öngörür.

Almanya’da yaşayan Türk vatandaşları için bu durumun en kritik yönü, yurt dışında edinilen taşınmazların, banka hesaplarının veya araçların da bu paylaşım kapsamına dahil edilmesidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, eşlerin Almanya’da çalışarak edindikleri birikimler ve aldıkları gayrimenkuller, Türk mahkemeleri nezdinde açılacak bir mal rejimi tasfiyesi davasında "edinilmiş mal" statüsünde değerlendirilir. Ancak bu davanın görülebilmesi için öncelikle Almanya mahkemesinden alınan boşanma kararının Türkiye’de tanınmış olması ve kesinleşmesi şarttır.

Mal paylaşımı davalarında yetki konusu da büyük önem taşır. TMK madde 168 uyarınca, boşanma veya mal paylaşımı davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Eğer tarafların Türkiye’de yerleşim yeri bulunmuyorsa, 5718 sayılı MÖHUK devreye girerek Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerini yetkili kılmaktadır.

Bu süreçte dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:

  • Kişisel Mallar: Eşlerden birine miras yoluyla kalan veya evlilik öncesi sahip olunan mallar paylaşım dışı tutulur.
  • Değer Artış Payı: Bir eşin, diğer eşe ait bir malın edinilmesine veya iyileştirilmesine yaptığı katkı, tasfiye sırasında alacak hakkı doğurur.
  • Zamanaşımı: Boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren mal rejimi davaları için belirli zamanaşımı süreleri mevcuttur; bu nedenle tanıma-tenfiz işlemlerinin geciktirilmeden yapılması hak kaybını önler.

Çocuğun Üstün Yararı

Velayet ve çocukla kişisel ilişki kurulması hususlarında Türk hukuku, "çocuğun üstün yararı" ilkesini her türlü hukuki düzenlemenin üzerinde tutar. Almanya mahkemesinin velayete ilişkin verdiği kararlar, Türkiye’de doğrudan icra edilemez. Bu kararların Türkiye’de geçerli olabilmesi için mutlaka tenfiz davası açılması gerekmektedir. Türk mahkemesi, Alman mahkemesinin velayet kararını tenfiz ederken sadece usulü şartlara bakmaz; aynı zamanda kararın Türk kamu düzenine ve çocuğun menfaatlerine uygun olup olmadığını da denetler.

Velayet davalarında hakim, çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve ahlaki gelişimini en iyi hangi ebeveynin sağlayacağını araştırır. Eğer çocuk idrak çağındaysa (genellikle 8 yaş ve üzeri), uzman pedagoglar eşliğinde çocuğun görüşüne başvurulması yasal bir zorunluluktur.

Özellikle anlaşmalı boşanma süreçlerinde TMK madde 166/3 hükmü kritik bir rol oynar. Kanun, anlaşmalı boşanma protokolünün uygun bulunabilmesi için hakimin tarafları bizzat dinlemesini şart koşar. Yurt dışında yaşayan vatandaşlar için bu durum zorlayıcı görünse de, güncel uygulamalarda SEGBİS veya konsolosluklar aracılığıyla istinabe yoluyla ifade verilmesi mümkün hale gelmiştir. Ancak velayet gibi kamu düzenini ilgilendiren konularda hakimin takdir yetkisi geniştir ve tarafların yaptığı anlaşmayı çocuğun menfaatine aykırı bulursa değiştirme yetkisine sahiptir.

Yurt dışında yaşayan ebeveyn ile Türkiye’de kalan çocuk arasındaki kişisel ilişki takvimi oluşturulurken; bayramlar, yaz tatilleri ve teknolojik imkanlar (görüntülü görüşme vb.) dikkate alınarak çocuğun ebeveyn sevgisinden mahrum kalmaması hedeflenir.


Sonuç ve Genel Değerlendirme

Almanya ile Türkiye arasındaki hukuki köprüler, özellikle gurbetçi vatandaşlarımızın aile hukuku uyuşmazlıklarında büyük önem arz etmektedir. Almanya mahkemelerinden alınan bir boşanma kararı, sadece kağıt üzerinde bir sonlanma değil; aynı zamanda Türkiye’deki nüfus kayıtları, miras hakları, mal varlıkları ve velayet ilişkileri üzerinde zincirleme etkilere sahiptir.

Gerek 5718 sayılı MÖHUK kapsamındaki tanıma ve tenfiz süreçleri, gerekse 2018 yılında yürürlüğe giren idari tescil imkanları, vatandaşlara farklı hukuki yollar sunmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki; nafaka, tazminat ve velayet gibi icrai hükümler içeren kararların Türkiye’de uygulama alanı bulabilmesi için yargısal tenfiz süreci kaçınılmazdır. Yanlış veya eksik yapılan işlemler, yıllar sonra miras paylaşımında veya yeniden evlenme durumlarında ciddi mağduriyetlere yol açabilmektedir. Bu nedenle, sürecin başından itibaren uzman bir avukat desteğiyle hareket etmek, hem zamandan tasarruf sağlar hem de gelecekteki olası hak kayıplarının önüne geçer. Türkiye'deki Aile Mahkemeleri, yabancı mahkeme kararlarını incelerken Türk kamu düzenini ve tarafların savunma haklarını titizlikle korumaya devam etmektedir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.