Düğün Takıları Boşanmada Kime Kalır?

Düğün Takıları Boşanmada Kime Kalır?

Düğünde takılan altın, bilezik, kolye ve diğer ziynet eşyaları boşanma sürecinde kime kalır? Yargıtay'ın 2024 yılındaki içtihat değişikliğiyle 'her takı kadına aittir' kuralı sona erdi. Peki yeni dönemde mülkiyet nasıl belirleniyor, hangi takı kime ait sayılıyor, ispat nasıl yapılır ve ziynet davası nasıl açılır? Bu rehberde tüm detayları güncel Yargıtay kararları ışığında bulabilirsiniz.

Düğün Takılarının Aidiyetinde Yeni Yargıtay İçtihadı ve Üç Aşamalı Belirleme Sistemi

Düğünde takılan ziynet eşyalarının boşanma halinde kime ait olacağı, uzun yıllar boyunca "kime takılırsa takılsın tüm takılar kadına aittir" ilkesiyle çözümlenmiştir. Ancak bu yerleşik anlayış, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 04.04.2024 tarihli 2023/5704 E. ve 2024/2402 K. sayılı kararıyla kökten değişmiştir. Bu içtihat değişikliği, düğün takılarının aidiyetini artık tek bir karineye değil, üç aşamalı bir belirleme hiyerarşisine dayandırmaktadır.

Eski İçtihattan Yeni Sisteme Geçiş

Eski dönemde geçerli olan kural, düğünde takılan tüm ziynet eşyalarının ve hatta paranın kadına bağışlanmış sayıldığı yönündeydi. HGK 04.03.2020 tarihli 2017/3-1040 E. ve 2020/240 K. sayılı kararı bu anlayışın tipik örneğidir; bu karara göre düğünde takılan her türlü ziynet eşyası ve para kadına ait kabul edilmekte, erkeğe takılan kadına özgü ziynetler (bilezik, kolye, küpe) dahi erkeğe takılsa bile kadının malı sayılmaktaydı. Yalnızca çeyrek, yarım, tam altın gibi kadına özgü olmayan değerler erkeğe ait olabiliyordu; o da ancak erkek eşin yerel adetin aksini ispatlamasıyla mümkündü.

Yeni içtihat ise bu mutlak bağışlama karinesini terk etmiştir. Yargıtay'ın gerekçesine göre toplumun gelenek ve göreneklerinin değişmesi, düğünlerde artık yalnızca kadına özgü ziynet dışında eşlere maddi katkı amacıyla ekonomik değerli başka şeylerin de takılmasına yol açmıştır. Bu nedenle aidiyet şu sıralamaya göre belirlenir:

  • Birinci aşama – Anlaşma: Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda yazılı veya ispatlanabilir sözlü bir anlaşma varsa, paylaşım bu anlaşmaya göre yapılır.
  • İkinci aşama – Yerel örf ve adet: Anlaşma yoksa ve yerel örf ile adetin varlığı iddia ve ispat edilirse, bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir.
  • Üçüncü aşama – Takılan kişi kuralı: Anlaşma ve örf-adet yoksa, erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine ait sayılır.

Bu değişiklikle birlikte erkeğe takılan takılar artık otomatik olarak kadına ait sayılmamakta, konu yalnızca kadın odaklı değerlendirilmemektedir. Erkek de düğünde kendisine takılan veya erkek cinsiyetine özgülenmiş eşyaları talep edebilir hale gelmiştir.

Cinse Özgü Takılar ve Üniseks Değerler

Üçüncü aşamadaki "takılan kişi kuralı"nın en kritik istisnası cinse özgülük kavramıdır. Bir takı, yapısı ve kullanım amacı gereği yalnızca belirli bir cinse hitap ediyorsa, kime takıldığının önemi yoktur:

  • Kadına özgü takılar: Kadın takı seti, küpe, bilezik, gerdanlık, kadın yüzüğü gibi yalnızca kadınlarca takılabilen eşyalar, erkeğe takılmış olsa bile geline (kadına) aittir.
  • Erkeğe özgü takılar: Erkek kol saati, kol düğmesi gibi eşyalar, kadına takılmış olsa dahi damada (erkeğe) ait kabul edilir.

Cinsiyete özgü olma konusunda taraflar arasında çekişme çıkarsa, mahkeme gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırır. Bilirkişi incelemesi sonucunda eşyanın her iki cinse de özgü olduğu belirlenirse, bu durumda eşya takılan/verilen eşe ait olur.

Çeyrek altın, yarım altın, tam altın, gram altın, Cumhuriyet altını ve nakit para gibi herhangi bir cinsiyete özgülenemeyen üniseks değerler ise "kime takıldıysa onundur" kuralına tabidir. Örneğin damada takılan Cumhuriyet altını damadın malı olurken, gelinin üzerine takılan çeyrek altın gelinin kişisel malı kabul edilir.

Tüm bu ziynet eşyaları hukuken kişisel mal niteliğindedir. Türk Medeni Kanunu'na göre eşlerden birine karşılıksız kazanma (bağış) yoluyla edinilen malvarlığı değerleri kişisel mal sayılır (TMK m.220). Bu nitelik, ziynet eşyalarının boşanmada edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine dahil edilmemesini ve sahibine iade edilmesini sağlar.

Takı Sandığı (Sepet) Uygulaması

Modern düğünlerde takıların tek tek gelin veya damadın üzerine takılması yerine, ortak bir takı sandığına, torbasına veya sepete atılması uygulaması yaygınlaşmıştır. Yeni içtihat bu duruma da açıklık getirmiştir:

  • Sandığa veya sepete konulan ekonomik değer taşıyan eşya, kadına ya da erkeğe özgü ise o cinse verilmiş sayılır. Örneğin sepetten çıkan bir bilezik kadına, kol düğmesi erkeğe aittir.
  • Sandığa atılan eşya her iki cinse de özgü (üniseks) ise, kime takıldığı belirlenemediğinden ortak mal kabul edilir.

Sepete atılmak suretiyle toplanan ve ortak sayılan takılar üzerinde eşler eşit hakka sahiptir. Bu nedenle kadın, sepet usulüyle toplanan bu tür takıları tek başına evden götüremez; söz konusu değerler her iki eşin müşterek hakkına tabidir.

Ziynet Eşyalarının Kişisel Mal Niteliği ve Mal Rejimine Etkisi

Düğün takılarının hukuki rejimini doğru kavramak için öncelikle bu eşyaların kişisel mal niteliğinde olduğunu ve bu nedenle boşanma sonrası yürütülen mal paylaşımı hesabına kural olarak dâhil edilmediğini bilmek gerekir. Ziynet eşyalarına ilişkin talepler, mal rejimi tasfiyesinden farklı bir hukuki temele oturur ve sahibine iadesi gerekir.

Kişisel Mal ve Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi

Ziynet eşyaları, eşlerden birine karşılıksız kazanma (bağış) yoluyla geçen malvarlığı değeri olduğundan kişisel mal sayılır (TMK m.220). Evlenme sırasında kadına takılan ziynetler, kim tarafından takılmış olursa olsun kadına bağışlanmış kabul edilir ve onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu nitelik, ilgili eşyanın edinilmiş mallara katılma rejimine tabi tutulmamasının doğrudan sonucudur.

Kişisel malın temel hukuki özelliği, evlilik birliği içinde edinilmiş olsa dahi diğer eşin bu mal üzerinde hak iddia edememesidir. Boşanmada mal paylaşımı, kural olarak edinilmiş malların yarı yarıya paylaşımını amaçlar; kişisel mallar ise tasfiyeye dâhil edilmez ve doğrudan malik konumundaki eşe bırakılır. Bu nedenle düğünde takılan altın, bilezik, kolye gibi eşyalar mal rejimi hesabında değil, ayrı bir ziynet (kişisel mal) talebiyle ele alınır.

Malın eşlerden birine ait olduğu iddiasının ispatı açısından belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu ileri süren kimse iddiasını ispatla yükümlüdür (TMK m.222). Bu hüküm, ziynet uyuşmazlıklarında kişisel mal niteliğini ortaya koymak zorunda olan tarafın ispat yükünü tanımlar.

Takıların Bozdurulması ve İade Yükümlülüğü

Uygulamada en sık karşılaşılan durum, evlilik birliği içinde takıların bozdurularak ev ihtiyaçları, düğün borçları, araç ya da konut alımı gibi amaçlarla harcanmasıdır. Takıların bozdurulmuş veya harcanmış olması, sahibinin bunları geri isteme hakkını ortadan kaldırmaz. Aynen iade mümkün değilse değerinin nakden tahsili istenebilir.

Bu noktada belirleyici olan, takıların iade edilmemek üzere mı yoksa iade edilmek üzere mi diğer eşe verildiğidir. Eşlerden biri takıları kendi özgür iradesiyle, bir daha geri verilmemek koşuluyla diğer eşe vermişse geri isteme hakkı doğmaz; ancak bu "verilmemek üzere teslim" durumunu ispat yükümlülüğü, eşyayı elinde bulunduran eştedir. Yargıtay bu konuda istikrarlı bir tutum sergilemektedir:

Ziynet eşyalarının rıza ile ve iade edilmemek üzere kendisine verildiğini ispatlayamayan koca, bu eşyaları iade etmekle yükümlüdür.

Bu ilke, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 12.05.2015 tarihli, 2014/14238 E. ve 2015/8430 K. sayılı kararında açıkça vurgulanmıştır. Karara göre düğünde takılan ziynet eşyaları, aksine anlaşma olmadıkça kişisel mal niteliği kazanır; bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiğini veya kadının rızasıyla bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığını ispatlayamayan koca iadeden kurtulamaz.

Bozdurulan takıların yatırıma dönüştürülmesi halinde ise nitelik tespiti daha incelikli yapılır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 17.04.2019 tarihli, 2018/16047 E. ve 2019/4231 K. sayılı kararında, düğünde takılan altınların bozdurularak müşterek banka hesabına yatırıldığı bir olay ele alınmıştır:

Hesabın açılış tarihindeki 14.500 TL'nin ziynet bozdurmasından elde edildiği için davacının kişisel malı olduğu; bu miktar düşüldükten sonra kalan bakiyenin ise aksi ispatlanamadığından edinilmiş mal sayılacağı ve bu kısmın yarısı üzerinde davacının katılma alacağı hakkı bulunduğu kabul edilmiştir.

Bu karar, bozdurulan ziynetin karşılığının kişisel mal niteliğini koruduğunu, ancak ziyneti aşan ve kaynağı ispatlanamayan kısmın edinilmiş mal kabul edileceğini göstermesi bakımından kritiktir. Dolayısıyla paranın tamamının ziynet sayılarak fazla alacağa hükmedilmesi hatalı bulunmaktadır.

Kişisel Malların Geri Alınması

Kişisel malların iadesi taleplerinin temel hukuki dayanağı, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde her eşe diğer eşte bulunan mallarını geri alma hakkı tanıyan düzenlemedir (TMK m.226). Bu hükme göre her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır. Her eş, gerek kişisel gerek edinilmiş tüm malvarlığı üzerinde evlilik süresince mülkiyet hakkını koruduğundan, yararlanma veya yönetim amacıyla diğer eşe bıraktığı mallarını talep edebilir.

Kişisel malların geri alınmasına ilişkin başlıca esaslar şunlardır:

  • Mülkiyetin korunması: Eş, evlilik boyunca kişisel malı üzerindeki mülkiyet hakkını kaybetmez; geçici olarak diğer eşin zilyetliğine bıraktığı malını geri isteyebilir.
  • Aynen iade önceliği: Talep önce malın aynen iadesine yönelik olmalı, aynen iade mümkün değilse bedelin nakden tahsili istenmelidir.
  • İspat yükü: Malın kendisine ait olduğunu iddia eden taraf bunu ispatla yükümlüdür (TMK m.222).

Ziynet eşyaları kişisel mal niteliğinde olduğundan, bunlara ilişkin uyuşmazlıklar mal rejiminin genel tasfiye hesabından bağımsız biçimde, kişisel malın iadesi mantığıyla çözülür. Bu ayrım, hem davanın hukuki nitelendirmesi hem de takip edilecek usul bakımından belirleyicidir.

Ziynet Davasında İspat Yükü ve Kullanılabilecek Deliller

Ziynet eşyalarının iadesi davalarının kaderini belirleyen en kritik unsur, ispat yükünün hangi tarafa düştüğü sorusudur. Düğün takıları görünmez varlıklar olduğundan, talebin başarıya ulaşması büyük ölçüde davacının elindeki delillerin gücüne bağlıdır. Bu davalarda ispat yükünün dağılımı, genel ispat kuralları ile Yargıtay'ın yıllar içinde geliştirdiği fiili karinelerin birlikte değerlendirilmesiyle belirlenir.

İspat Yükünün Dağılımı ve Hayatın Olağan Akışı Karinesi

İspat yükünün temel dayanağı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesinin 1. fıkrasıdır (HMK m.190/1). Bu hükme göre ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Benzer şekilde Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi (TMK m.6) uyarınca, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Bu çerçevede ziynet eşyasının kendisine ait olduğunu ve evlilik içinde elinden alındığını iddia eden taraf, kural olarak bu iddiasını kanıtlamak zorundadır.

Yargıtay, ziynet eşyalarının niteliğinden hareketle önemli bir hayatın olağan akışı karinesi geliştirmiştir. Buna göre ziynet eşyaları kolaylıkla saklanabilen, taşınabilen ve götürülebilen türden olduğundan, olağan olan bu eşyaların kadının üzerinde bulunması ya da evde muhafaza edilmesidir; erkeğin zilyetliğine terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Bu karine gereğince evi terk eden kadının ziynetleri yanında götürdüğü kabul edilir. Dolayısıyla kadın, ziynetlerin evde kaldığını, kendisinden zorla alındığını veya götürmesinin mümkün olmadığını ispatlamak durumundadır.

Ancak bu karine mutlak değildir. Kadın boşanmayı önceden tasarlayarak değil de ani gelişen bir olayla eşinden ayrı düşmüşse, ziynetleri yanında götürdüğünün kabulü mümkün olmaz. Bu noktada Hukuk Genel Kurulu'nun 17.02.2010 tarihli, 2010/6-46 E. ve 2010/75 K. sayılı kararı yol göstericidir:

Somut olayda davacı kadın evden boşanmayı tasarlayarak ayrılmamış, eşiyle İzmir'e gittikten sonra bir kafede çıkan tartışma üzerine davalının kendisini orada bırakıp Denizli'ye dönmesiyle ani bir şekilde ayrı düşmüştür. Bu nedenle ziynetleri yanında götürdüğünün kabulü mümkün değildir ve davalı erkek kendi lehine olan karineden yararlanamaz; ispat külfeti yer değiştirerek altınların kendisinde olmadığını ispatlama yükü davalıya geçer.

Bu karar, TMK m.220, 222 ve 226'ya dayalı olarak verilmiş olup ispat yükünün olayın özelliğine göre yer değiştirebileceğini ortaya koyması bakımından emsal niteliktedir. Kararda ayrıca davalının ihtiyati tedbirin ertesi günü olağan dışı bir saatte banka kasasını açması ve kasada saklanması gerekmeyen evrak bulunması, davacı lehine güçlü deliller olarak değerlendirilmiştir.

İspat yükünün yer değiştirmesinin bir diğer yolu da ikrardır. HMK m.188 uyarınca tarafın mahkeme önünde yaptığı beyan ikrar sayılır ve ikrar edilen vakıanın ayrıca ispatına gerek kalmaz. Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/240 sayılı kararında, davalı erkeğin düğünde 12 adet bilezik takıldığını beyan etmesi mahkeme önünde ikrar olarak kabul edilmiş ve bu bilezikler yönünden davanın kabulü gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle davalının savunma sırasında takıların varlığını kabul etmesi, davacının ispat yükünü önemli ölçüde hafifletir.

Geçerli Deliller ve Bilirkişi İncelemesi

Ziynet davaları, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na uygun olarak görülür ve hukuka uygun her türlü delil ispat aracı olarak kullanılabilir. Ancak kesin deliller sınırlı sayıda olup yalnızca ikrar, senet ve kesin hükümdür. Bunların dışındaki deliller hâkimin takdir yetkisi çerçevesinde değerlendirilir. Ziynet davasında başvurulabilecek başlıca deliller şunlardır:

  • Düğün video ve fotoğraf kayıtları: Takıların kime, ne miktarda takıldığını gösteren en güçlü delillerdir; ancak kesin delil statüsünde değildir.
  • Tanık beyanları: Düğüne katılan kişilerin ifadeleri delil olarak sunulabilir; fakat Yargıtay, doğrudan bilgiye sahip olmayan veya başka delille desteklenmeyen soyut tanık ifadelerini, özellikle yüksek miktarlı taleplerde yeterli görmeyebilir.
  • Kuyumcu faturaları ve takı listeleri: Takıların cinsini ve değerini belgelemek açısından önemlidir.
  • Banka dekontları ve kuyumcu beyanları: Ziynetlerin erkek tarafından bozdurulduğunu kanıtlamaya yarar.
  • Mesaj kayıtları ve yazılı belgeler: Eşyaların alıkonulduğunu veya zorla elden çıkarıldığını gösteren delillerdir.

Yalnızca "ziynetlerim onda kaldı" şeklindeki soyut beyan yeterli görülmemekte; talebin somut delillerle desteklenmesi gerekmektedir. Bu nedenle dava açmadan önce delillerin titizlikle toplanması hayati önem taşır.

Bilirkişi incelemesi, özellikle yeni içtihat döneminde davanın merkezine yerleşmiştir. Düğün videoları kuyumcu bilirkişiye tevdi edilir; bilirkişi görüntüleri kare kare inceleyerek takıların cinsini, adedini, gramını, ayarını, cinsiyete özgü olup olmadığını ve güncel piyasa değerini rapora bağlar. Takıların hangi cinse özgü olduğu konusunda çekişme bulunması halinde de gerektiğinde bilirkişi incelemesine başvurulur; her iki cinse de özgü olduğu belirlenen eşya, takılan/verilen eşe ait sayılır. Bilirkişi raporuna yapılan itirazlar dikkate alınmadan, dosya kapsamına uygun düşmeyen rapora dayanılarak hüküm kurulması bozma nedenidir.

Sonuç olarak ziynet davasında başarı, ispat yükünün doğru tespiti ile somut ve güçlü delillerin birlikte sunulmasına bağlıdır; delil yetersizliği, telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir.

Ziynet Davasının Açılması, Zamanaşımı ve Harç Yükümlülükleri

Ziynet eşyalarının aidiyetine ilişkin maddi hukuk kuralları kadar, bu hakkın hangi usulle ve hangi sürelerde dava konusu yapılacağı da hak kaybının önlenmesi bakımından belirleyicidir. Ziynet alacağı talebi, boşanmanın eki niteliğinde olmayan bağımsız bir taleptir; bu nedenle hem dava açma yolu hem de harç yükümlülüğü ayrıca değerlendirilir. Görevli mahkeme her halükârda Aile Mahkemesidir. Kişisel malların iadesine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Medeni Kanunu'nun ikinci kitabından kaynaklandığından, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi uyarınca bu davaların Aile Mahkemesinde görülmesi zorunludur. Bağımsız Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, Asliye Hukuk Mahkemesinde Aile Mahkemesi sıfatıyla görülür; nitekim Yargıtay, kişisel malların iadesi davasının Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla yürütülmesini bozma sebebi saymıştır.

Terditli (Kademeli) Dava ve Görevli Mahkeme

Ziynet eşyası davası, takıların aynen iadesi; bunun mümkün olmaması halinde ise değerinin nakden tahsili istemine ilişkindir. Bu nedenle davanın terditli (kademeli) açılması davacı lehinedir. Davacı, dilekçesinde öncelikle ziynetlerin aynen iadesini, takıların satılmış, harcanmış ya da elden çıkmış olması ihtimaline karşı ikincil olarak bedelinin yasal faiziyle ödenmesini talep etmelidir. Bu sayede takılar bozdurulmuş veya satılmış olsa dahi davanın sonuçsuz kalması engellenir.

Ziynet talebinin ileri sürülebileceği başlıca yollar şunlardır:

  • Boşanma davasıyla birlikte açılması: Bu durumda talep ayrı bir dava olarak değerlendirilir, ayrıca harca tabidir ve hâkim davaların ayrılmasına karar vererek ziynet davasını ayrı bir esasa kaydedebilir.
  • Boşanmadan sonra ayrı dava ile açılması: Boşanma kesinleştikten sonra bağımsız bir ziynet eşyasının iadesi davası olarak açılabilir.
  • Mal rejiminin tasfiyesi davası ile birlikte ileri sürülmesi: Bu yol davacı açısından dezavantajlıdır; çünkü bu halde boşanma davası bekletici mesele yapılır ve süreç uzar.

Boşanma dilekçesinde talep edilmeyen ziynet eşyalarının ıslah yoluyla sonradan davaya eklenemeyeceği unutulmamalıdır; ıslahla mevcut talep değiştirilebilir, ancak yeni bir talep eklenemez. Bu durumda ek dava açılarak boşanma davasıyla birleştirilmesinin istenmesi gerekir.

Zamanaşımı Süreleri

Zamanaşımı bakımından ayrım, talebin niteliğine göre yapılır:

  • Aynen iade talebi: Ziynet eşyaları halen davalı eşin zilyetliğinde mevcutsa, açılan dava istihkak davası niteliğindedir ve herhangi bir zamanaşımına tabi değildir; her zaman açılabilir.
  • Bedel talebi: Takılar mevcut değil de bedeli talep ediliyorsa, dava tazminat (alacak) niteliği kazandığından 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir (TBK m.146). Bu süre, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Bu nedenle ziynet eşyalarının bedelini talep etmeyi düşünen tarafın, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık süreyi titizlikle takip etmesi, hak düşümünün önlenmesi açısından kritik önem taşır.

Nispi Harç ve İlamlı İcra

Ziynet alacağı, boşanmanın fer'isi niteliğinde olmadığından nispi harca tabidir (Harçlar Kanunu m.30-32). Uygulamada bu davalar genellikle kısmi alacak davası olarak açılır; dava açılırken harca esas değer olarak makul bir meblağ gösterilir, bilirkişi raporuyla gerçek değer tespit edildiğinde talep/bedel artırım dilekçesi sunularak eksik harç tamamlanır. Nispi harç tamamlattırılmadan müteakip işlemler yapılamaz. Harç eksikse mahkeme, davacıya peşin harcın yatırılması için usulüne uygun süre vermeli, harç noksanlığı giderildikten sonra talebin esasına girilmelidir; harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilmesi usule aykırıdır.

Davanın davacı lehine sonuçlanmasının ardından davalı, ziynet eşyasını gönüllü olarak teslimden kaçınırsa, mahkeme ilamına dayanılarak yetkili icra dairesinde ilamlı icra takibi başlatılabilir. Aynen iadeye hükmedilen hallerde, aynen iadenin fiilen mümkün olmaması durumunda İcra ve İflas Kanunu'nun 24. maddesi (İİK m.24) uyarınca işlem yapılır. Bu husus Yargıtay tarafından açıkça vurgulanmıştır:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 27.09.2022 tarihli 2022/724 E. ve 2022/7543 K. sayılı kararında, aynen iadeye karar verildiğinde aynen iadenin mümkün olmaması halinde İİK m.24 gereğince işlem yapılacağı belirtilmiştir.

Bu karar, ilamın infaz aşamasında belirsizlik yaşanmasını önlemekte; takıların fiziken teslim edilememesi halinde dahi alacaklının değer üzerinden alacağına kavuşmasını güvence altına almaktadır.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Düğünde takılan ziynet eşyalarına ilişkin hukuki rejim, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 04.04.2024 tarihli 2023/5704 E. ve 2024/2402 K. sayılı kararıyla "her takı kadına aittir" anlayışından, mülkiyetin gerçekliğine dayalı üç aşamalı bir belirleme sistemine geçmiştir: önce tarafların anlaşması, yoksa yerel örf ve adet, o da yoksa "kime takıldıysa onundur" kuralı esas alınır. Cinse özgü takılar ilgili cinse, çeyrek-yarım altın ve nakit gibi üniseks değerler ise takılan eşe ait sayılır. Ziynet eşyaları TMK m.220 uyarınca kişisel mal niteliğinde olduğundan mal rejimi tasfiyesine dahil edilmez, TMK m.226 çerçevesinde sahibine iade edilir.

Hak kaybına uğramamak için davacının; somut delilleri (düğün video ve fotoğrafları, tanık beyanları, kuyumcu belgeleri) dava öncesinde toplaması, davayı terditli açması, görevli Aile Mahkemesini doğru belirlemesi, nispi harç yükümlülüğünü usulüne uygun yerine getirmesi ve özellikle bedel talebinde 10 yıllık zamanaşımı süresini dikkatle takip etmesi gerekir. Her somut olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, dava dilekçesinin doğru hukuki nitelendirmeyle hazırlanması ve delil stratejisinin önceden planlanması, bu tür uyuşmazlıklarda başarının anahtarıdır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.