
Yurt Dışındaki Eşten Boşanma: Türk Mahkemelerinde Dava Açma
Eşi yurt dışında yaşayan kişiler için Türkiye'de boşanma davası açmak hem mümkün hem de yaygın bir hukuki ihtiyaçtır. Ancak bu davalar, yetkili mahkemenin doğru tespiti, uygulanacak hukukun belirlenmesi ve özellikle yurt dışı tebligat aşamalarının titizlikle yürütülmesi bakımından klasik boşanma davalarından önemli farklılıklar taşır. Bu rehberde, MÖHUK ve Tebligat Kanunu hükümleri ışığında yurt dışındaki eşten boşanma sürecini, yetki ve tebligat kurallarını, ilanen tebligatı, anlaşmalı ve çekişmeli dava yollarını ve yabancı kararların tanınması ile tenfizini ayrıntılı olarak ele alıyoruz.
Yurt Dışındaki Eşten Boşanmada Yetkili Mahkeme ve Uygulanacak Hukuk
Yurt dışında yaşayan eşten Türk mahkemelerinde boşanma davası açmak hukuken mümkündür; ancak bu davalar, yetkili mahkemenin doğru tespiti ve uyuşmazlığa hangi ülke hukukunun uygulanacağının belirlenmesi bakımından 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Yabancı unsur içeren her boşanmanın otomatik olarak Türk hukukuna tabi olduğu yaygın bir yanılgıdır; mahkemenin Türkiye'de bulunması tek başına Türk hukukunun uygulanacağı anlamına gelmez.
Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi
Boşanma davasında Türk mahkemelerinin yetkili olup olmadığı, öncelikle iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları üzerinden tespit edilir. TMK m.168 uyarınca boşanma ve ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Eşlerden birinin Türkiye'de yerleşim yerinin bulunması ya da eşlerin belirli bir süre Türkiye'de birlikte yaşamış olmaları, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini doğurur.
Her iki eşin de yurt dışında yaşadığı ve Türkiye'de yerleşim yerlerinin bulunmadığı durumlarda ise devreye MÖHUK m.41 girer. Bu madde, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davaları için katı bir yetki hiyerarşisi öngörür:
- Türkiye'de yer itibariyle yetkili bir mahkeme bulunmuyorsa ilgilinin sakin olduğu yer mahkemesi,
- Türkiye'de sakin değilse son yerleşim yeri mahkemesi,
- O da bulunmuyorsa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biri yetkilidir.
Bu objektif sıralama, hakimin keyfi tercih yapmasını engeller ve yetkili mahkemenin önceden belirlenebilir olmasını sağlar. Vatandaşlık bağı bulunan her eşin her durumda Türkiye'de dava açabileceği düşüncesi hatalıdır; öngörülen bağlantı noktalarından hiçbiri mevcut değilse Türkiye'de açılan dava usulden reddedilebilir.
MÖHUK m.14 Kapsamında Basamaklı Bağlama Kuralı
Yetkili mahkemenin tespiti ile uygulanacak hukukun belirlenmesi birbirinden bağımsız iki meseledir. Türk mahkemesi yetkili olsa dahi, somut uyuşmazlığa yabancı bir devletin hukuku uygulanabilir. MÖHUK m.14, boşanma ve ayrılık sebepleri ile hükümlerine uygulanacak hukuku basamaklı bir bağlama kuralı ile düzenler:
- Öncelikle eşlerin müşterek milli hukuku uygulanır; her iki eş aynı ülkenin vatandaşı ise o ülkenin kuralları geçerlidir.
- Ortak vatandaşlık yoksa müşterek mutad mesken hukuku, yani eşlerin birlikte yaşadıkları ülke hukuku uygulanır.
- Müşterek mutad mesken de tespit edilemiyorsa son basamak olarak Türk hukuku uygulanır.
Türk eş ile yabancı eş arasında ortak vatandaşlık bulunmayacağından, çiftin Türkiye'de birlikte yaşadığı veya hiç birlikte yaşamadığı hallerde Türk hukuku, yurt dışında birlikte yaşadıkları durumlarda ise o ülke hukuku uygulanır. Önemle vurgulamak gerekir ki hakim, bağlama kuralını ve uygulanacak yabancı hukukun içeriğini kendiliğinden (resen) araştırmakla yükümlüdür; tarafların hangi hukuku tercih ettiği bu objektif sıralamayı değiştirmez.
Bağlama kuralının uygulanmasında özel bir durum, çifte vatandaşlık halidir. MÖHUK m.4/c uyarınca, yabancı eşin aynı zamanda Türk vatandaşlığını da taşıması halinde söz konusu kişi Türk vatandaşı sayılır ve bu durumda müşterek milli hukuk olarak Türk hukuku uygulanır. Bu düzenleme, çifte vatandaş eşin yabancılık unsurunu öne sürerek uygulanacak hukuku saptırmasını engeller.
Yabancı Hukuk ve Kamu Düzeni Sınırı
Bağlama kuralı yabancı bir hukukun uygulanmasını gerektirse dahi, bu uygulama sınırsız değildir. MÖHUK m.5, yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı sonuç doğurması halinde bu hükmün uygulanmayacağını, gerekli görülen hallerde Türk hukukunun uygulanacağını öngörür.
Burada belirleyici ölçüt, yabancı hukukun yalnızca Türk hukukundan farklı olması değildir. Müdahaleyi haklı kılan, temel hak ve özgürlükleri zedeleyen veya Türk adalet anlayışıyla bağdaşmayan, tahammül edilemez sonuçların ortaya çıkmasıdır. Örneğin yabancı hukukun nafaka veya tazminata hiç izin vermemesi kamu düzenine aykırı kabul edilebilir ve böyle bir durumda hakim Türk hukukunu uygular.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında kamu düzeni kavramı dar yorumlanır; salt "Türk uygulamasından farklılık" kamu düzenine aykırılık sayılmaz. Yalnızca açık ve ağır aykırılıklar, yabancı hukukun uygulanmamasını haklı kılar. Bu yaklaşım, milletlerarası özel hukukun temel amacı olan yabancı hukukun uygulanması ilkesini korurken, Türk hukuk düzeninin temel değerlerini de güvence altına alır.
Yetkili mahkemenin ve uygulanacak hukukun bu kurallar çerçevesinde doğru tespit edilmesi, davanın sağlıklı yürütülmesi açısından belirleyicidir. Bu tespitin ardından sürecin en kritik aşaması olan yurt dışı tebligat gündeme gelir.
Yurt Dışındaki Eşe Tebligat: Usuller, Süreler ve Lahey Sözleşmesi
Yurt dışında yaşayan eşe yapılacak tebligat, Türkiye'de açılan boşanma davasının en kritik aşamasıdır. Dava dilekçesi, tensip tutanağı ve duruşma davetiyesinin davalı eşe geçerli şekilde tebliği, hem savunma hakkının korunması hem de kararın geçerliliği bakımından zorunludur. Usulüne uygun tebligat yapılmadan kurulan hükümler, savunma hakkının kısıtlanması gerekçesiyle bozma riski taşır. Bu nedenle tebligat usulünün doğru seçilmesi davanın kaderini belirler.
Tebligat yöntemi seçilirken üç temel kriter belirleyicidir: davalının uyruğu (Türk vatandaşı mı yoksa yabancı uyruklu mu olduğu), bulunduğu ülkenin 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi'ne taraf olup olmadığı ve açık adresinin bilinip bilinmediği. Bu kriterlere göre uygulanacak prosedür ve süreler önemli ölçüde değişir. Yurt dışı tebligat işlemlerinin tamamı 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar çerçevesinde yürütülür.
Tebligat Kanunu m.25 Diplomatik Yol ve m.25/a Konsolosluk Yolu
Yabancı uyruklu eşe tebligat, kural olarak diplomatik yollarla yapılır. Tebligat Kanunu m.25 uyarınca, yabancı uyruklu muhataba tebligatta tebliğ evrakı öncelikle muhatabın bulunduğu ülkenin diline çevrilir; aksi bir sözleşme veya ülke kanunu yoksa tercüme edilmiş evrak Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla o ülkedeki Türkiye temsilciliğine gönderilir ve temsilcilik, yetkili makamdan tebliğ yapılmasını talep eder. Tebliğin akıbeti aynı yoldan mahkemeye bildirilir. Yabancı uyruklu eşe konsolosluk yolu uygulanamaz; bu durumda Lahey 1965 prosedürü işletilir.
Yurt dışındaki Türk vatandaşına ise çok daha hızlı ve ekonomik bir yöntem öngörülmüştür. Tebligat Kanunu m.25/a kapsamında tebligat doğrudan Türk Konsolosluğu üzerinden yapılabilir:
- Diplomatik kanala gerek yoktur, Lahey usulünden daha hızlıdır.
- Türkçe evrak yeterli olduğundan tercüme zorunluluğu bulunmaz.
- Mahkeme tebliğ evrakını Adalet Bakanlığı'na, Bakanlık ise Dışişleri Bakanlığı kanalıyla ilgili konsolosluğa iletir; konsolosluk davalıyı çağırır veya iadeli taahhütlü gönderir, imzalı alındı alınır ve tutanak aynı yoldan mahkemeye döner.
Tebligat Kanunu m.25/a-4 uyarınca, tebliğin konusu ve çıkaran merci bilgisini, ayrıca otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülke mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir. Bildirimin tebliğ edildiği belgelendiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurulmazsa tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır. Muhatap başvurup evrakı almaktan kaçınırsa, düzenlenecek tutanak tarihinde tebliğ gerçekleşmiş kabul edilir.
1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi ve Merkezi Makam Sistemi
Yabancı uyruklu eşe tebligatın temel mekanizmasını 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi oluşturur. Tam adıyla "Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme", Türkiye'de 1972 yılında onaylanmıştır. Sözleşme, her taraf ülkenin bir Merkezi Makam atamasına dayanır; Türkiye'de bu makam Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'dür (UHDİGM).
Lahey usulünün işleyişinde:
- USM 1, 2 ve 3 standart formları kullanılır.
- Belgelerin hedef ülke diline tercümesi zorunludur.
- Hedef ülke Merkezi Makamı, tebligatı kendi usulüne göre yapar ve tutanağı geri gönderir.
Süreçte sırasıyla hâkim kararı, belge hazırlığı, yeminli tercümanla çeviri, gerekli ülkelerde apostil/şerh işlemi, UHDİGM'e gönderim, hedef ülke Merkezi Makamına ulaştırma, yerel tebliğ ve tutanak iadesi aşamaları izlenir. AB üyesi ülkeler, ABD, Kanada, İngiltere, İsviçre, Norveç gibi ülkelerin yanı sıra yoğun Türk göçü bulunan Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, Avusturya ve İsveç sözleşmeye taraftır.
Buna karşılık Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, İran ve Irak Lahey 1965 Sözleşmesi'ne taraf değildir. Bu ülkelere tebligat, 1954 Lahey Hukuk Usulü Sözleşmesi veya doğrudan diplomatik kanal (Adalet Bakanlığı – Dışişleri Bakanlığı – Büyükelçilik) üzerinden yapılır. Türkiye'nin akdettiği ikili adli yardımlaşma anlaşmaları da, hükümlerine göre öncelik taşıyabilir.
Tipik Tebligat Süreleri
Yurt dışı tebligatın süresi, seçilen yönteme ve hedef ülkeye göre belirgin biçimde farklılaşır. 2026 itibarıyla öngörülebilen tipik süreler şöyledir:
- Türk vatandaşına konsolosluk yoluyla (m.25/a): 2-4 ay
- AB ülkelerine Lahey usulüyle: 4-7 ay
- İngiltere: 4-6 ay
- ABD ve Kanada: 6-9 ay
- Avustralya: 6-10 ay
- Lahey dışı ülkeler: 8-15 ay
- İlanen tebligat eklendiğinde: ek 2-3 ay
Bu süreler, davalının bilinen adresinde bulunmaması veya tebligat sırasında başka bir ülkeye taşınması halinde daha da uzayabilir. Tebligat giderinin davacı tarafça peşin yatırılması zorunlu olup (HMK m.120), eksik gider için mahkeme süre verir; süre içinde yatırılmazsa dava açılmamış sayılır.
Tebligat sürecinin sağlıklı yürütülmesi için en sık yapılan hatalardan kaçınmak gerekir: yanlış adres bildirimi, tercüme veya apostil eksikliği, yabancı uyruklu eşe Lahey yerine konsolosluk yolunun uygulanması gibi hatalar tebligatın geçersiz sayılmasına ve sürecin aylarca uzamasına yol açar. WhatsApp, e-posta veya sosyal medya üzerinden yapılan bildirimler resmi geçerlilik taşımaz; elektronik tebligat yalnızca UETS sistemi üzerinden mümkündür. Davalının davada avukatla temsil edilmesi halinde ise avukatına yapılan tebligatlar kendisine yapılmış sayılır; bu durum hem maliyeti azaltır hem süreci hızlandırır.
Adres Bilinmediğinde İlanen Tebligat ve Savunma Hakkı
Yurt dışında yaşayan eşin açık adresinin bilinmediği veya yapılan tüm araştırmalara rağmen tespit edilemediği durumlarda boşanma davası kilitlenmez. Türk hukuku, son çare olarak ilanen tebligat kurumunu öngörür. Ancak ilanen tebligat, davalının fiilen davadan haberdar olma ihtimalini büyük ölçüde ortadan kaldırdığından, hem usule sıkı sıkıya bağlı hem de yargı denetiminde titizlikle ele alınan bir yoldur. Eksik veya erken başvurulan ilanen tebligat, kararın istinaf veya temyiz aşamasında bozulmasına yol açar.
Adres Araştırması ve İlanen Tebligat Kararı
İlanen tebligata doğrudan geçilemez. 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.28 uyarınca bir kimsenin adresinin meçhul sayılabilmesi için, önceki maddelere göre tebligat yapılamamış ve o kimsenin ikametgâhı, meskeni veya iş yeri bulunamamış olmalıdır. Yani ilanen tebligat, ancak diğer tüm tebligat yolları tüketildikten sonra başvurulabilecek istisnai bir usuldür.
Yurt dışındaki eşin adresinin tespiti için izlenmesi gereken araştırma adımları şunlardır:
- MERNİS / Adres Kayıt Sistemi (AKS) üzerinden yerleşim yeri sorgusu yapılması; yabancı uyruklu eş bakımından 99 ile başlayan Yabancı Kimlik Numarasına bağlı kayıtların kontrol edilmesi
- Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile gerektiğinde Göç İdaresi kayıtlarından adres araştırması istenmesi
- Türk konsoloslukları aracılığıyla yurt dışı adres ve nüfus araştırması talep edilmesi
- Kolluk (polis/jandarma) marifetiyle adres tespiti
Tüm bu araştırmalar bila ikmal, yani sonuçsuz döndüğünde, davacı tarafın talebi üzerine hâkim ilanen tebligata karar verir. Tebligat Kanunu m.28'in özel bir gereği, yabancı ülkede oturanlara ilanen tebligat yapılırken tebliği çıkaran merciin, tebliğ evrakı ile ilan suretlerini muhatabın bilinen yurt dışı adresine ayrıca iadeli taahhütlü mektupla göndermesi ve posta makbuzunu dosyaya koymasıdır. Bu adım, davalının savunma hakkını korumaya yönelik ek bir güvencedir ve atlanması usulsüzlük teşkil eder.
İlan, Basın İlan Kurumu aracılığıyla tirajı yüksek bir gazetede yayımlanır. İlan metninde davalının kimliği, dosya numarası, mahkemenin adı, davanın konusu, duruşma bilgileri ve süresi içinde cevap verilmez veya duruşmaya gelinmezse yokluğunda karar verileceği ihtarı yer alır.
İlanen Tebligatta Tebliğ Tarihi
İlanen tebligatın hukuki sonuç doğurduğu an kanunda açıkça belirlenmiştir. Tebligat Kanunu m.31 uyarınca ilanen tebligatta tebliğ, son ilan tarihinden itibaren yedi gün sonra yapılmış sayılır. Bu yedi günlük sürenin dolmasıyla birlikte davalıya dava dilekçesi, tensip tutanağı ve duruşma daveti usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş kabul edilir; bu tarihten sonra cevap ve savunma süreleri işlemeye başlar. Davalı buna rağmen duruşmaya katılmaz veya cevap vermezse yargılama gıyabında devam eder.
İlanen tebligat sürecinin masrafları da davacı tarafından karşılanır. HMK m.120 uyarınca tebligat gideri davacı tarafça peşin yatırılır; eksik gider için mahkeme süre verir, bu süre içinde gider tamamlanmazsa dava açılmamış sayılır. Dolayısıyla ilan giderlerinin zamanında yatırılması, sürecin kesintisiz ilerlemesi açısından zorunludur.
Tanımada İlanen Tebligatın Riskleri
İlanen tebligat, savunma hakkının fiilen kullanılmasını zorlaştırdığından, yalnızca Türkiye'deki yargılama bakımından değil, kararın daha sonra yurt dışında tanınması bakımından da ciddi riskler taşır. HMK m.27'de güvence altına alınan hukuki dinlenilme hakkı gereği, yurt dışındaki eşe usulüne uygun tebligat yapılmadan yargılama yürütülmesi başlı başına bir bozma nedenidir. Adres araştırması gereği gibi yapılmadan erken ilanen tebligata geçilmesi, kararın istinaf/temyizde bozulmasına ve sürecin yıllarca uzamasına yol açabilir.
Diğer yandan, ilanen tebligat kurumunun hiç işletilmemesi de bir ihlal kaynağıdır. Anayasa Mahkemesi'nin S.A. başvurusunda verdiği karar (Başvuru No: 2017/40199, Karar Tarihi: 8/9/2020) bu noktada belirleyicidir:
Boşanma davalarının makul sürede tamamlanması ve evlenme engellerinin kaldırılması konusunda devletin usule ilişkin pozitif yükümlülükleri bulunmakta olup, somut olayda karar tarihinin üzerinden on yedi yıl geçtiği hâlde başvurucunun medeni durumunda değişiklik yapılamadığı; başvurucu takip ve özen yükümlülüğünü yerine getirdiği hâlde, ilanen tebligat gibi açıkça düzenlenen ve emsal kararları bulunan etkili hukuki çarelerin derece mahkemesince dikkate alınmadığı tespit edilmiştir.
Bu kararda başvurucu, Tanzanya vatandaşı eşine boşanma kararının tebliğ edilememesi üzerine Tebligat Kanunu m.28 uyarınca defalarca ilanen tebligat talep etmiş, ancak mahkeme bu talepleri değerlendirmemiştir. Tanzanya'da adrese dayalı nüfus kayıt sistemi bulunmaması ve bürokratik engeller nedeniyle karar on yedi yıl kesinleştirilememiştir. Anayasa Mahkemesi, bu durumun Anayasa m.20 ve m.41 kapsamında özel hayata saygı hakkının özel bir görünümü olan evlenme hakkının usul boyutunu ihlal ettiğine oybirliğiyle karar vermiş, başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
Bu karar iki yönlü bir ders sunar: Mahkeme, adres tespit edilemediğinde ilanen tebligatı işletmek zorundadır; aynı zamanda davacının da bu yolu doğru zamanda ve usulüne uygun biçimde talep etmesi gerekir. İlanen tebligatın hatalı işletilmesi, Türkiye'de verilen boşanma kararının ileride eşin vatandaşı olduğu ülkede tanınması aşamasında savunma hakkına aykırılık iddiasıyla reddedilmesi riskini de beraberinde getirir. Bu nedenle adres araştırmasının eksiksiz yapılması, bila ikmal sonuçların dosyaya kazandırılması ve iadeli taahhütlü gönderim adımının atlanmaması, hem kararın Türkiye'deki geçerliliği hem de yurt dışındaki etkisi bakımından kritik önem taşır.
Boşanma Sebepleri, Yurt Dışındaki Eşin Temsili ve Dava Türleri
Yurt dışında yaşayan eşten boşanma davalarında, hangi boşanma sebebine dayanılacağı ve davanın anlaşmalı mı yoksa çekişmeli mi yürütüleceği, sürecin hızını ve sonucunu doğrudan etkiler. Türk hukukunun uygulandığı durumlarda Türk Medeni Kanunu'ndaki boşanma sebepleri yabancı eş için de aynen geçerlidir; yabancı eşin uyruğu, dava sebebini veya yargılama usulünü tek başına değiştirmez. Belirleyici olan, eşin yurt dışında bulunması nedeniyle ortaya çıkan tebligat, temsil ve delil toplama gibi usuli özelliklerin doğru yönetilmesidir.
Çekişmeli ve Anlaşmalı Boşanma Sebepleri
Yurt dışındaki eşten boşanmada uygulamada en sık başvurulan sebep, evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik) olup bu sebep (TMK m.166/1) çekişmeli davalarda en güvenli dayanaktır. Davalı eş yurt dışında olduğundan ve çoğu zaman savunma yapmadığından, hakimin kanaat oluşturabilmesi için tanık beyanları, evlilik öncesi ve sonrası yazışma kayıtları ile emniyet giriş-çıkış kayıtları gibi delillerin dosyaya eksiksiz sunulması gerekir.
Tarafların boşanma, mali sonuçlar ve çocuklara ilişkin tüm konularda uzlaşması halinde anlaşmalı boşanma yolu tercih edilebilir. Anlaşmalı boşanmanın geçerli olabilmesi için (TMK m.166/3):
- Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması,
- Tarafların nafaka, tazminat, velayet ve mal paylaşımını düzenleyen bir protokol hazırlaması,
- Hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi gerekir.
Anlaşmalı boşanmanın yurt dışındaki eş bakımından kritik özelliği, her iki tarafın da duruşmaya bizzat katılmasının zorunlu olmasıdır. Avukatın duruşmada bulunması anlaşmalı boşanmada yeterli değildir; hakim, tarafları bizzat dinlemeden anlaşmalı boşanma kararı veremez. Bu nedenle yurt dışında yaşayan eşin anlaşmalı boşanma için Türkiye'ye gelmesi gerekir.
Terk sebebiyle boşanma (TMK m.164) ise yurt dışındaki eş söz konusu olduğunda riskli kabul edilir. Bu sebebe dayanmak için terkin en az altı ay sürmesi, terkten dört ay sonra eşe "eve dön" ihtarı çekilmesi ve ihtara rağmen iki ay içinde dönülmemesi gerekir. Adresi bilinmeyen eşe ihtarın da ilanen yapılması gerektiğinden, terk sebebine dayanan dava önemli ölçüde uzar. Bu nedenle uygulamada şiddetli geçimsizliğe dayalı çekişmeli boşanma daha pratik bir yol olarak öne çıkar.
Avukatla Temsil ve Gıyabi Yargılama
Çekişmeli boşanma davalarında yurt dışındaki eşin mahkemeye fiziken gelme zorunluluğu bulunmamaktadır. Yabancı uyruklu veya yurt dışında yaşayan davalı, savunma hakkını avukatla temsil yoluyla kullanabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi uygulamasında, yurt dışındaki davalının duruşmalara katılmadan vekili aracılığıyla istinaf ve temyiz yollarına başvurabildiği kabul edilmektedir.
Davalı eşe usulüne uygun tebligat yapılmış ve savunma için yeterli süre tanınmışsa, eşin duruşmaya gelmemesi davanın görülmesine engel teşkil etmez. Bu durumda yargılama gıyabında yürütülür ve mahkeme mevcut delillerle karar verir. Ancak burada altı çizilmesi gereken kritik husus, tebligatın usulüne uygunluğudur: yurt dışındaki eşe usulüne uygun tebligat yapılmadan yargılama yapılması, hukuki dinlenilme hakkı (HMK m.27) kapsamında bozma nedenidir. Bu nedenle savunma hakkının korunması ile gıyabi yargılamanın mümkün olması, doğrudan geçerli tebligata bağlıdır.
Davalının savunma yapmaması, davayı otomatik olarak davacı lehine sonuçlandırmaz. Mahkeme yine de boşanma sebebinin ispatını arar ve delilleri değerlendirir. Dolayısıyla davacının iddialarını somut delillerle desteklemesi gerekir.
İstinabe Yoluyla Delil Toplama
Yurt dışında yaşayan taraf veya tanıkların beyanlarının alınması gerektiğinde, fiziki katılım yerine istinabe (uluslararası adli yardımlaşma) usulü devreye girer. İstinabe yoluyla, beyanı alınacak kişinin bulunduğu ülkenin adli makamları aracılığıyla ifade alınır ve sonuç Türkiye'deki mahkemeye iletilir. Hukuk Genel Kurulu uygulamasında, örneğin ABD'deki tanıkların beyanlarının ABD adli makamları aracılığıyla istinabe yoluyla alınması gerektiği vurgulanmıştır.
İstinabe usulü, özellikle aşağıdaki durumlarda önem taşır:
- Boşanmaya dayanak teşkil eden olayların yurt dışında geçmiş olması ve tanıkların orada bulunması,
- Nafaka talebi bakımından yurt dışındaki eşin sosyal ve ekonomik durumunun araştırılması gereği,
- Yurt dışındaki tarafın çalıştığı kurumdan gelir belgesi, maaş bordrosu gibi mali bilgilerin temini.
Nafaka miktarının belirlenmesinde mahkeme, yurt dışında ikamet eden tarafın gelir ve yaşam standartlarına ilişkin bilgileri istinabe evrakı düzenleyerek ilgili ülkenin yetkili makamından talep eder; gelen cevabı diğer delillerle birlikte değerlendirir.
Yurt dışında yaşayan eşin Türkiye'ye gelemediği ve tarafların birbirlerinden herhangi bir hak talep etmediği hallerde, çekişmeli boşanma davası açılıp tanık dinletilerek süreç fiilen anlaşmalı boşanma gibi yürütülebilir. Bu yöntemle, anlaşmalı boşanmada aranan bizzat katılım şartı dolaylı olarak aşılır ve eşin Türkiye'ye gelmesine gerek kalmadan boşanma kararı verilebilir. Bu nedenle dava türünün ve dayanılacak sebebin somut olayın koşullarına göre stratejik biçimde seçilmesi, sürecin hem hızı hem de geçerliliği açısından belirleyici olmaktadır.
Yabancı Boşanma Kararının Türkiye'de Tanınması ve Tenfizi
Yurt dışında verilen bir boşanma kararı, Türkiye'de kendiliğinden hüküm doğurmaz. Eşler yabancı bir ülke mahkemesinde boşanmış olsalar dahi, bu karar Türk nüfus kayıtlarına işlenmediği sürece Türkiye'de halen evli kabul edilirler ve yeniden evlenmeleri mümkün olmaz. Yabancı boşanma kararının Türkiye'de geçerlilik kazanması, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) çerçevesinde tanıma veya tenfiz işlemlerinin tamamlanmasına bağlıdır. Bu iki kavram birbirinden farklı sonuçlar doğurur: tanıma, yabancı kararın yalnızca kesin hüküm niteliğiyle Türkiye'de geçerli sayılmasını sağlar; tenfiz ise kararın nafaka, tazminat, mal paylaşımı gibi icrai sonuçlarının Türkiye'de uygulanabilir hale gelmesini ifade eder.
Tanıma ve Tenfiz Davası Şartları
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi MÖHUK m.50-59 hükümlerinde düzenlenmiştir. Tenfiz davasında aranan şartlar şunlardır:
- Karşılıklılık (mütekabiliyet): Kararı veren devlet ile Türkiye arasında karşılıklı tenfiz esasını öngören anlaşma, kanun hükmü veya fiili uygulama bulunmalıdır.
- Kararın kesinleşmiş olması: Yabancı mahkeme kararı, verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş ve kesinleşme şerhi taşıyor olmalıdır.
- Münhasır yetki ihlali bulunmaması: Karar, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmemiş olmalıdır.
- Savunma hakkının korunması: Aleyhine tenfiz istenen tarafın yabancı mahkemede usulüne uygun şekilde çağrılmış ve savunma hakkının kısıtlanmamış olması gerekir.
- Kamu düzenine aykırılık bulunmaması: Kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı sonuç doğurmaması esastır. Yargıtay yerleşik içtihadında kamu düzeni kavramını dar yorumlamakta, salt Türk uygulamasından farklılığı tek başına aykırılık saymamaktadır.
Tanıma davasında ise yukarıdaki şartların büyük kısmı geçerli olmakla birlikte, MÖHUK m.58 uyarınca karşılıklılık şartı aranmaz. Bu nedenle yalnızca boşanmanın nüfus kütüğüne işlenmesi amaçlanıyorsa tanıma davası açılması yeterlidir. Bu davalarda görevli mahkeme aile mahkemesidir ve dava ortalama 3-9 ayda sonuçlanmaktadır. Türk mahkemeleri yabancı kararın esasını yeniden incelemez; yalnızca tanıma ve tenfiz şartlarının varlığını denetler.
Davada sunulması gereken temel belgeler arasında kesinleşme şerhli yabancı mahkeme kararının aslı, apostil şerhi, noter veya Türk konsolosluğunca onaylı yeminli Türkçe tercüme, tarafların kimlik ve pasaport belgeleri ile konsolosluk onaylı vekâletname yer alır. Bu sürecin yürütülmesi için tarafların Türkiye'ye fiziken gelmesine gerek yoktur; avukata verilecek vekâletname ile işlemler tamamlanabilir.
6304 Sayılı Kanun Kapsamında İdari Tanıma
Klasik MÖHUK tenfiz davasına alternatif olarak, 6304 sayılı Yurtdışında Yaşayan Türk Vatandaşlarının Boşanma Kararlarının Tanınmasına İlişkin Kanun belirli şartları taşıyan yabancı boşanma kararlarının idari yolla tanınmasına imkân tanır. Bu yol, nüfus müdürlüğü veya yurt dışındaki Türk dış temsilcilikleri aracılığıyla işletilir ve dava yoluna göre çok daha hızlı (yaklaşık 1-3 ay) ve ekonomiktir.
İdari tanıma için aranan şartlar:
- Eşlerden en az birinin Türk vatandaşı olması,
- Yabancı mahkeme kararının kesinleşmiş olması,
- Başvurunun her iki eş tarafından birlikte yapılması (taraflardan biri yabancı veya ölmüşse Türk vatandaşı taraf tek başına başvurabilir),
- Yabancı mahkemenin yetkili olması ve kararın kamu düzenine aykırı olmaması.
Eşlerden biri başvuruya katılmaz veya imza atmaktan kaçınırsa idari tanıma yolu kapanır ve klasik MÖHUK tenfiz davası zorunlu hale gelir. İdari başvuruda apostil şerhli ve kesinleşme kaydını içeren boşanma kararının aslı ile onaylı Türkçe tercümesinin sunulması gerekir.
Nafaka, Velayet ve Mal Rejimine Uygulanacak Hukuk
Yabancı boşanma kararı yalnızca evliliğin sona ermesini değil, nafaka, velayet ve mal paylaşımı gibi yan sonuçları da içerir. Bu konularda uygulanacak hukuk MÖHUK'ta ayrı bağlama kurallarıyla belirlenir:
- Nafaka (MÖHUK m.19): Nafaka yükümlülüğüne kural olarak nafaka alacaklısının mutad meskeni hukuku uygulanır. Türkiye'den alınan nafaka kararları, 1973 ve 2007 Lahey Nafaka Sözleşmelerine taraf ülkelerde tanınıp tenfiz edilebilmektedir.
- Mal rejimi (MÖHUK m.15): Eşlerin evlilik anındaki müşterek milli hukuku, yoksa müşterek mutad mesken hukuku, o da yoksa malların bulunduğu yer hukuku uygulanır. Türkiye'deki taşınmazlar bakımından, taraflar yabancı olsa dahi Türk hukukuna göre tasfiye yapılır.
- Velayet (MÖHUK m.16): Velayete ilişkin sorunlarda çocuğun mutad meskeni hukuku esas alınır; her durumda çocuğun üstün yararı temel ölçüttür.
Uluslararası velayet uyuşmazlıklarında ayrıca 1980 Lahey Çocuk Kaçırma Sözleşmesi devreye girer. Türkiye'nin 2000 yılında taraf olduğu bu sözleşme, 16 yaş altı çocukların izinsiz yurt dışına çıkarılmasını düzenler ve çocuğun mutad meskenine iadesini sağlar. Başvurular Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü (UHDİGM) üzerinden yürütülür.
Önemle belirtmek gerekir ki, yabancı boşanma kararı tanınmadan velayet veya mal rejimine ilişkin hükümlerin Türkiye'de uygulanması mümkün değildir. Yabancı kararda Türk hukukuyla bağdaşmayan bir velayet düzenlemesi yer alıyorsa (örneğin kan bağı bulunmayan kişiye velayet verilmesi), bu hüküm yönünden tanıma sorun yaşayabilir ve Türkiye'de yeni bir velayet veya vesayet davası açılması gerekebilir.
Sonuç
Yurt dışında yaşayan eşten boşanma süreci, yetkili mahkemenin MÖHUK m.41 ve TMK m.168 uyarınca doğru belirlenmesinden, uygulanacak hukukun MÖHUK m.14 kapsamında basamaklı olarak tespit edilmesine; yurt dışı tebligatın Tebligat Kanunu ve 1965 Lahey Sözleşmesi çerçevesinde usulüne uygun yürütülmesinden, yabancı kararların MÖHUK m.50-59 ve 6304 sayılı Kanun çerçevesinde Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmesine kadar uzanan, milletlerarası özel hukuk kurallarının iç içe geçtiği teknik bir alandır. Bu süreçlerde en kritik husus, doğru usulün doğru zamanda işletilmesidir; özellikle tebligat ve savunma hakkına ilişkin usul hataları, kararın yıllar sonra iptaline veya yabancı ülkede tanınmamasına yol açabilir. Bu nedenle yabancı unsurlu boşanma davalarının, milletlerarası aile hukuku alanında uzman bir avukat desteğiyle yürütülmesi, hem hak kayıplarının önlenmesi hem de sürecin makul sürede sonuçlanması bakımından büyük önem taşır.