
Sahte Rapor Kullanarak İşe Gitmemek Suç mudur?
İş hayatında istirahat raporları üzerindeki tarih değişiklikleri veya gerçeğe aykırı rapor temini, sanıldığının aksine sadece disiplin suçu değil, Ağır Ceza Mahkemesi'nin görev alanına giren ciddi bir adli suçtur. Bu makalede, sahte rapor kullanımının TCK ve İş Kanunu kapsamındaki ağır yaptırımlarını Yargıtay kararları ışığında inceliyoruz.
Resmi Belgede Sahtecilik Suçu ve Cezai Müeyyideler
Türk Ceza Hukuku sisteminde belgelerin doğruluğu ve güvenilirliği, kamu düzeninin tesisi açısından hayati bir önem taşır. Bu güvenin sarsılması, toplumdaki hukuki işlem güvenliğini zedelediği için 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlığı altında resmi belgede sahtecilik suçunu kapsamlı bir şekilde düzenlemiştir. Bu suç, sadece bir belgenin fiziksel olarak değiştirilmesi değil, aynı zamanda kamu otoritesinin itibarının ve ispat gücünün korunması amacını taşır.
TCK 204 Kapsamında Suçun Unsurları
Resmi belgede sahtecilik suçu, TCK’nın 204. maddesinde üç seçimlik hareketle tanımlanmıştır: Sahte bir resmi belgenin düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte olduğu bilinen bir resmi belgenin kullanılması. Bu hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterlidir.
Suçun temel unsurları ve cezai karşılıkları şu şekilde detaylandırılmaktadır:
- Suçun Temel Hali (TCK m. 204/1): Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Burada failin kamu görevlisi olması şartı aranmaz; herhangi bir kişi bu suçu işleyebilir.
- Kamu Görevlisinin Niteliği (TCK m. 204/2): Eğer suç, görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir resmi belge üzerinde kamu görevlisi tarafından işlenirse, ceza ağırlaşmaktadır. Bu durumda fail, 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıya kalır. Yargıtay kararlarına göre, kamu görevlisinin sadece memur olması yeterli değildir; sahteciliğe konu olan belgeyi düzenleme konusunda yasal bir yetkisinin bulunması gerekir.
- İğfal Kabiliyeti (Aldatıcılık Yeteneği): Bir belgenin sahtecilik suçuna konu olabilmesi için nesnel bir aldatma kabiliyetine sahip olması şarttır. Eğer sahtecilik, belgenin ilk bakışta herkes tarafından anlaşabileceği kadar "kaba" bir şekilde yapılmışsa, suçun unsurları oluşmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2012/1804 sayılı kararı uyarınca, aldatma kabiliyetinin hakim tarafından bizzat saptanması ve belgenin beş duyuyla ilk bakışta anlaşılamayacak bir gerçeklik izlenimi vermesi gerekmektedir.
- Ağırlaştırıcı Nedenler (TCK m. 204/3): Belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belgelerden (noter senetleri, mahkeme ilamları, resmi dairelerin kesin hüküm içeren belgeleri vb.) olması durumunda, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
- Zamanaşımı: Bu suç tipi şikayete tabi değildir ve re'sen soruşturulur. Suç için öngörülen asgari dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.
Sağlık Raporlarının Hukuki Niteliği
Toplumda en sık karşılaşılan sahtecilik türlerinden biri, işe gitmemek, sınavlara katılmamak veya çeşitli yasal yükümlülüklerden kaçınmak amacıyla düzenlenen sahte sağlık raporlarıdır. Birçok kişi, bir raporun tarihlerini değiştirmeyi veya sahte rapor temin etmeyi basit bir disiplin suçu olarak görse de, Türk Ceza Kanunu bu eylemi ağır yaptırımlara bağlamıştır.
TCK m. 210/2 uyarınca; tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensuplarının, görevlerinin gereği olarak gerçeğe aykırı belge düzenlemeleri halinde, bu belgeler resmi belge hükmünde kabul edilir. Eğer bu belge bir kişiye haksız bir menfaat sağlıyorsa veya kamunun zararına yol açıyorsa, doğrudan resmi belgede sahtecilik hükümleri uygulanır.
Özellikle dijitalleşen dünyada, photoshop veya benzeri programlarla raporlar üzerinde yapılan tahrifatlar, Yargıtay nezdinde kesinleşmiş mahkumiyet kararlarına konu olmaktadır. Konuyla ilgili emsal teşkil eden bir yargı kararı şu şekildedir:
"Kırıkkale'de acil tıp teknisyeni olarak görev yapan sanığın, ameliyat sonrası aldığı istirahat raporları üzerinde photoshop programı kullanarak tarih değişikliği yaptığı, 30 günlük raporun ardından 20 günlük, daha sonra 1 günlük raporun yerine 6 günlük ve son olarak özel bir hastaneden aldığı 10 günlük raporun yerine 20 günlük sahte belge oluşturarak çalıştığı kuruma sunduğu anlaşılmaktadır. Yapılan incelemeler sonucunda raporların sahte olduğunun anlaşılması üzerine açılan kamu davasında, yerel mahkemenin sanığı 'resmi belgede sahtecilik' suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırması yerinde bulunmuştur. Sanık müdafiinin belgelerin aldatıcılık niteliği taşımadığı yönündeki temyiz talebi reddedilmiş ve eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiği sabit görülerek hüküm onanmıştır."
Bu karar, sağlık raporlarının sadece kağıt üzerinde değil, dijital ortamda değiştirilmesinin de ağır ceza yargılamasına tabi olduğunu açıkça göstermektedir. Sahtecilik eylemi gerçekleştirilirken, belgenin aslına uygun bir görünüm sergilemesi ve kurumun denetim mekanizmasını ilk bakışta yanıltabilmesi, "iğfal kabiliyeti" unsurunun gerçekleştiğini kanıtlar.
Ayrıca, TCK m. 211 hükmü, sahteciliğin gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla işlenmesi halinde cezada indirim öngörse de; işe gitmemek için keyfi olarak tarih değiştirmek veya hiç muayene olmadan rapor almak bu kapsamda değerlendirilmemektedir. Sahte rapor kullanımı, sadece hapis cezasıyla sınırlı kalmayıp, iş hukukunda tazminatsız fesih, idari hukukta ise memuriyetten çıkarma gibi geri dönülemez sonuçlar doğurabilmektedir.
Yargıtay Kararları Işığında Sahte Rapor Örnekleri
Resmi belgede sahtecilik suçunun yargı pratiğindeki yansımaları, özellikle teknolojik imkanların artmasıyla birlikte yeni boyutlar kazanmıştır. Yargıtay, bu tür dosyalarda belgenin sadece fiziksel varlığına değil, aynı zamanda o belgenin toplumda yarattığı güvene ve taşıdığı aldatma kabiliyetine odaklanmaktadır. Özellikle sağlık raporları üzerinde yapılan tahrifatlar, hem kamu görevlisinin güvenilirliğini zedelemekte hem de kamu kurumlarını zarara uğratma potansiyeli taşımaktadır.
Photoshop ile Tarih Değişikliği
Günümüzde dijital düzenleme araçlarının yaygınlaşması, "belge üzerinde tahrifat" eylemlerinin yöntemini de değiştirmiştir. Eskiden fiziksel kazıma veya silme yoluyla yapılan sahtecilikler, günümüzde yazılımlar aracılığıyla çok daha profesyonelce icra edilebilmektedir. Ancak Yargıtay, yöntemin dijital olmasının suçun niteliğini değiştirmediğini, aksine aldatıcılık kabiliyetini artırabileceğini vurgulamaktadır.
Bu duruma en güncel ve çarpıcı örneklerden biri, Kırıkkale'de yaşanmıştır. Bir acil tıp teknisyeni, işe gitmemek amacıyla daha önce aldığı geçerli istirahat raporlarını Photoshop programı kullanarak değiştirmiş ve kuruma sunmuştur.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi - K.2021/11297 "Kırıkkale'de acil tıp teknisyeni olarak görev yapan sanığın, ameliyat sonrası aldığı istirahat raporları üzerinde photoshop programı kullanarak tarih değişikliği yaptığı, 30 günlük raporun ardından 20 günlük, 1 günlük raporun yerine 6 günlük ve özel bir hastaneden aldığı 10 günlük raporun yerine 20 günlük sahte belgeler oluşturarak çalıştığı kuruma sunduğu anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece 'resmi belgede sahtecilik' suçundan verilen 2 yıl 1 ay hapis cezası, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin sabit olması ve yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun yapılması nedeniyle onanmıştır."
Bu karar, dijital müdahalelerin "maddi sahtecilik" kapsamında değerlendirildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Sanığın rapor sürelerini uzatarak işe gitmemesi, sadece bir disiplin suçu değil, doğrudan kamu güvenine karşı işlenmiş bir fiil olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, Photoshop ile yapılan bu düzenlemelerin belgenin aslındaki bilgileri değiştirdiğini ve kurumun denetim yetkisini yanıltmaya yönelik olduğunu tespit etmiştir.
İğfal Kabiliyeti ve Aldatıcılık
Bir belgenin "sahte" olarak nitelendirilebilmesi ve TCK 204 kapsamında cezalandırılabilmesi için en temel şart, belgenin iğfal kabiliyetine (aldatma yeteneğine) sahip olmasıdır. Eğer yapılan sahtecilik, herhangi bir özel incelemeye gerek duyulmaksızın, beş duyu organıyla ilk bakışta anlaşılabiliyorsa (kaba sahtecilik), suçun unsurları oluşmamış sayılır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu hususta objektif bir standart belirlemiştir:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu - K.2012/1804 "Belgenin nesnel bir aldatma yeteneğine (iğfal kabiliyeti) sahip olması gerekir. Muhatabın dikkatsizliğinden kaynaklanan fiili iğfal suç oluşturmaz. Aldatma kabiliyetinin bulunup bulunmadığı, belgenin yapısı, düzenleniş biçimi ve üzerinde yapılan değişikliklerin niteliği dikkate alınarak hakim tarafından bizzat saptanmalıdır."
Bu noktada mahkemeler, belgenin sunulduğu kurumun veya kişinin "ortalama dikkat" seviyesini baz alır. Örneğin, bir raporun üzerindeki tarih değişikliği çok belirgin bir renk farkıyla veya el yazısıyla özensizce yapılmışsa, bu durum "faydasız sahtecilik" olarak değerlendirilebilir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi - K.2012/264 "Sahtecilik eylemi fail lehine hiçbir hukuki sonuç doğurmuyorsa veya belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir niteliği bulunmuyorsa 'faydasız sahtecilik' nedeniyle beraat kararı verilmelidir."
Ancak sahtecilik suçlarında, failin amacının gerçek bir durumu belgelemek olup olmadığı da ceza miktarını etkileyen bir unsurdur. Türk Ceza Kanunu'nun 211. maddesi, bu durumu bir indirim sebebi olarak düzenlemiştir.
- TCK m. 211 uyarınca; Eğer kişi, aslında var olan hukuki bir ilişkiyi veya gerçek bir durumu ispat etmek amacıyla sahtecilik yapmışsa, verilecek cezada yarı oranında indirime gidilir. Örneğin, gerçekten hasta olan ancak o gün hastaneye gidemeyen birinin, bir sonraki gün doktoruyla görüşerek geriye dönük rapor alması veya mevcut raporundaki maddi bir hatayı (ismini düzeltmek gibi) kendisinin düzeltmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.
Özetle, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları; belgenin aldatma gücünü, failin kastını ve eylemin kamu güveni üzerinde yarattığı tehlikeyi bir bütün olarak ele almaktadır. Photoshop gibi araçlarla yapılan ve kurumun denetim mekanizmasını devre dışı bırakan profesyonel müdahaleler, "aldatma kabiliyeti yüksek" kabul edilerek ağır hapis cezalarıyla sonuçlanmaktadır. Bu tür davalarda belgenin aslına ulaşılması ve üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması, suçun sübutu açısından kritik öneme sahiptir.
İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Boyutu
Sahte sağlık raporu sunulması eylemi, yalnızca Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç teşkil etmekle kalmaz, aynı zamanda işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisini temelinden sarsan bir durumdur. İş hukukunda sadakat borcu ve doğruluk ilkesi, iş sözleşmesinin en temel sütunlarını oluşturur. Bir işçinin işe gitmemek amacıyla sahte belge düzenlemesi veya tahrif edilmiş bir raporu işverene sunması, bu sütunları yıkarak iş ilişkisini sürdürülemez hale getirir. Bu durumun hem tazminat hakları hem de sosyal güvenlik sistemi üzerinde geri dönülemez ağır sonuçları bulunmaktadır.
Tazminatsız Fesih Şartları
İş hayatında dürüstlük, iş sözleşmesinin devamı için vazgeçilmez bir unsurdur. İşçinin istirahat raporu üzerinde oynama yapması veya hiç var olmayan bir muayene için sahte belge temin etmesi, 4857 Sayılı İş Kanunu m. 25/II kapsamında değerlendirilir. Bu madde, işverene "Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri" nedeniyle iş sözleşmesini derhal ve haklı nedenle feshetme yetkisi tanır.
Kanunun ilgili fıkrasının (e) bendi, işçinin "doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışlarda bulunmasını" açıkça bir fesih nedeni olarak saymıştır. Sahte rapor sunulması bu kapsamda şu sonuçları doğurur:
- Kıdem Tazminatı Kaybı: İş sözleşmesi haklı nedenle feshedilen işçi, çalışma süresi ne kadar uzun olursa olsun kıdem tazminatına hak kazanamaz.
- İhbar Tazminatı Kaybı: Haklı fesih durumunda işveren, ihbar süresi tanımak veya ihbar tazminatı ödemek zorunda kalmadan sözleşmeyi anında sona erdirebilir.
- İşe İade Davası Riski: Sahte rapor sunduğu somut delillerle (hastane kayıtları, barkod sorgulama vb.) ispatlanan bir işçinin açacağı işe iade davası, feshin haklılığı nedeniyle reddedilir.
İşverenin bu fesih hakkını kullanabilmesi için, sahte rapor eylemini öğrendiği tarihten itibaren 6 iş günü içerisinde fesih bildirimini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Günümüzde e-Nabız sorgulama sistemleri ve hastanelerin dijital log kayıtları sayesinde, bir raporun gerçek olup olmadığı saniyeler içinde doğrulanabilmektedir. İşverenin bu sistemler üzerinden yaptığı tespitler, mahkemeler huzurunda kesin delil niteliği taşımaktadır.
Nitelikli Dolandırıcılık Riski
Sahte rapor eyleminin en tehlikeli boyutu, işin içine Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) girmesidir. İşçi, sunduğu sahte rapor sayesinde yalnızca işe gitmemekle kalmayıp, aynı zamanda SGK'dan "Geçici İş Göremezlik Ödeneği" (rapor parası) alıyorsa, eylem basit bir sahtecilikten çıkarak Nitelikli Dolandırıcılık suçuna dönüşür.
TCK m. 158/1-d uyarınca, dolandırıcılık suçunun "Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak" işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Sahte raporla SGK'dan haksız ödeme alınması, doğrudan kamu kaynağının suistimal edilmesidir. Bu durumda fail, hem resmi belgede sahtecilikten hem de nitelikli dolandırıcılıktan yargılanır.
Yargıtay bu konuda oldukça net bir tavır sergilemektedir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, sahte belge ile bir menfaat temin edilmesi durumunda "gerçek içtima" kuralı uygulanmalıdır:
"Sahte belge ile menfaat temin edilmesi halinde hem sahtecilik hem de dolandırıcılık suçlarından ayrı ayrı ceza verilmesi gerekir." (Yargıtay 15. CD - 2020/5048)
Bu karar, failin tek bir eylemle (sahte rapor sunarak) iki farklı hukuki değeri ihlal ettiğini ortaya koyar. Bir yanda kamu güveni (sahtecilik), diğer yanda ise kamu maliyesi ve mülkiyet hakkı (dolandırıcılık) zarar görmektedir. Bu nedenle mahkemeler, sanığa her iki suçtan da ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurmaktadır.
Sonuç olarak; işe gitmemek için başvurulan "photoshop" veya "hatır raporu" gibi yöntemler, dijital takip sistemlerinin geliştiği günümüzde kolaylıkla tespit edilmektedir. e-Nabız barkod sorgulama ve hastane otomasyon sistemleri, sahtecilik eylemlerini anında gün yüzüne çıkarmaktadır. Birkaç günlük izin uğruna girilen bu yol; hem ağır hapis cezalarıyla hem de kıdem ve ihbar tazminatı gibi yılların emeğinin bir anda kaybedilmesiyle sonuçlanan ağır bir hukuki faturaya dönüşmektedir. İşverenlerin de bu tür durumlarda tutanak tutarak, hastane kayıtlarını dosyaya eklemesi ve yasal süresi içinde fesih yoluna gitmesi, olası iş hukuku ihtilaflarında ellerini güçlendiren en önemli unsurdur.
Özel Sektör ve Kamu Görevlileri İçin Usul Kuralları
Resmi belgede sahtecilik suçu, failin sıfatına ve belgenin niteliğine göre farklı usuli süreçlere tabidir. Türk hukuk sisteminde, suçun işleniş biçimi kadar, yargılamanın hangi makamlarca ve hangi prosedürlerle yürütüleceği de büyük önem taşır. Özellikle kamu görevlileri ve özel sektör çalışanları arasındaki ayrım, soruşturma aşamasından hüküm aşamasına kadar belirleyici bir rol oynamaktadır.
Soruşturma İzni
Kamu görevlilerinin görevleri gereği düzenledikleri belgelerde sahtecilik yapmaları durumunda, doğrudan soruşturma açılması mümkün değildir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 204/2. maddesinde düzenlenen "Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği" suçu, failin belgeyi düzenlemeye görevi gereği yetkili olmasını gerektiren bir özgü suç niteliğindedir. Bu nedenle, bu suçtan dolayı bir kamu görevlisi hakkında kamu davası açılabilmesi için belirli yasal bariyerlerin aşılması gerekir.
4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun, kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlarda bir "soruşturma izni" mekanizması öngörmüştür. Eğer iddia edilen sahtecilik eylemi, memurun göreviyle ilgili bir belgeye dayanıyorsa, Cumhuriyet savcısı ilgili idari merciden izin almadan soruşturmayı derinleştiremez veya iddianame düzenleyemez.
"Kamu görevlileri hakkında bu suçtan dava açılabilmesi için 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınması zorunludur." (Yargıtay 5. CD - K.2016/5285)
Bu karar, kamu görevlilerinin yargılanmasında usul ekonomisi ve idari istikrarın korunması adına soruşturma izninin bir muhakeme şartı olduğunu teyit etmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, memurun yetkisi dışındaki bir belgeyi sahte olarak imzalamasıdır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2018/5646 sayılı kararında da belirtildiği üzere, memurun yetkisi dışındaki bir belgeyi sahte olarak imzalaması durumunda eylem TCK 204/1 kapsamında değerlendirilir ve bu durumda genel hükümlere göre soruşturma yürütülür.
Özel sektör çalışanları, örneğin özel bir hastanede görev yapan ancak kamu görevlisi sayılmayan personel için böyle bir izin mekanizması bulunmamaktadır. Ancak TCK 210/2 maddesi uyarınca; tabip, diş tabibi veya eczacı gibi sağlık mensuplarının düzenlediği belgeler, haksız bir menfaat sağlandığında resmi belge hükmünde sayılsa da, bu kişilerin özel sektörde çalışmaları durumunda 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma izni prosedürü uygulanmaz.
Görevli Mahkeme
Resmi belgede sahtecilik suçlarında görevli mahkemenin belirlenmesinde, suçun TCK 204. maddesinin hangi fıkrasına girdiğine bakılır. TCK 204/1 kapsamında kalan, yani kamu görevlisi olmayan kişilerin işlediği resmi belgede sahtecilik suçlarında görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi iken; suçun kamu görevlisi tarafından görevi gereği işlenmesi (TCK 204/2) durumunda yargılama yetkisi Ağır Ceza Mahkemesi’ne aittir.
Özellikle sahte rapor kullanımı üzerinden SGK’dan geçici iş göremezlik ödeneği alınması gibi durumlarda, eylem sadece sahtecilik suçunu değil, aynı zamanda TCK 158/1-e maddesi kapsamında "Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık" (Nitelikli Dolandırıcılık) suçunu da oluşturmaktadır. Bu iki suçun birlikte işlenmesi durumunda, görevli mahkeme her zaman Ağır Ceza Mahkemesi olacaktır.
"Failin sahte belgeyi kullanarak menfaat temin etmesi durumunda, hem resmi belgede sahtecilik hem de nitelikli dolandırıcılık suçlarından ayrı ayrı ceza verilir." (Yargıtay 15. CD - 2020/5048)
Yargıtay'ın bu içtihadı, sahtecilik eyleminin dolandırıcılık suçunun bir aracı olarak kullanılması halinde gerçek içtima kurallarının uygulanacağını ve failin her iki suçtan da müstakil olarak cezalandırılacağını ortaya koymaktadır.
Dijitalleşen dünyada, sahtecilik eylemleri artık sadece fiziksel kağıtlar üzerinde değil, bilişim sistemleri üzerinden de gerçekleştirilmektedir. Bu noktada Yargıtay, bilişim sistemine veri yerleştirme yoluyla yapılan sahteciliklerde özel bir ayrım yapmaktadır:
"Bilişim sistemleri üzerinden yapılan sahte SGK bildirimlerinde, TCK 244/2 maddesindeki bilişim sistemine veri yerleştirme suçunun özel norm olarak öncelikle uygulanması gerektiği Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/381 sayılı kararında belirtilmiştir."
Bu karar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte suç vasfının tayininde bilişim suçlarının öncelikli olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Son olarak, yargılama neticesinde hükmedilen ceza miktarı 2 yıl veya altında kalırsa, sanığın adli sicil geçmişi ve mahkemedeki tutumu da göz önünde bulundurularak Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) veya erteleme kararı verilebilir. Ancak resmi belgede sahtecilik suçunun ceza alt sınırı nedeniyle, bu cezanın doğrudan adli para cezasına çevrilmesi mümkün değildir.
Özetle; sahte rapor düzenleme veya kullanma eylemi, hem iş hukukunda tazminatsız fesih gibi ağır sonuçlar doğurmakta hem de ceza hukukunda Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanmayı gerektiren hapis cezalarına yol açmaktadır. Kamu görevlileri için ek bir koruma olan soruşturma izni prosedürü, eylemin niteliğine göre devre dışı kalabilmekte ve dijital sistemler üzerinden yapılan usulsüzlükler bilişim suçları kapsamında daha ağır yaptırımlarla karşılanabilmektedir. Kamu güvenini sarsan bu tür eylemlerin tespiti, günümüzde e-Nabız ve hastane log kayıtları gibi dijital izler sayesinde oldukça kolaylaşmış olup, yargı mercileri bu konuda tavizsiz bir tutum sergilemektedir.