Akdeniz Turizm Sektöründe Sezonluk İşçi Haklarına Genel Bakış

Akdeniz Turizm Sektöründe Sezonluk İşçi Haklarına Genel Bakış

Akdeniz turizm sektöründe sezonluk istihdam edilen işçilerin sözleşme tipleri, askı dönemleri, kıdem tazminatı hesaplama yöntemleri ve fazla mesai alacaklarına ilişkin güncel yasal çerçeveyi ve emsal Yargıtay kararlarını inceleyen kapsamlı bir hukuki rehber.

Sezonluk İş Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Askı Dönemi

Türkiye'de özellikle turizm ve tarım sektörlerinde yoğunlaşan mevsimlik çalışmalar, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında özel bir hukuki rejime tabidir. Mevsimlik işler, yılın tamamında kesintisiz olarak sürdürülemeyen veya yılın belirli dönemlerinde faaliyetin yoğunlaştığı işyerlerinde yürütülen işlerdir. Bu iş ilişkisinin kurulması, sürdürülmesi ve sezon sonunda askıya alınması süreçleri, işçi ve işveren haklarının korunması bakımından hassas dengeler barındırır.

Mevsimlik İş Tanımı ve Zincirleme Sözleşmeler

Mevsimlik işlerin hukuki niteliği belirlenirken çalışmanın süresi ve periyodik yapısı esas alınır. Yargıtay içtihatlarında mevsimlik iş, faaliyetin yılın belirli bir döneminde sürdürüldüğü veya faaliyetin bu dönemlerde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda, çalışmanın mevsimlik iş olarak kabul edilebilmesi için belirli bir süre sınırı bulunmaktadır.

"Mevsimlik işlerin niteliği gereği en fazla 11 aya kadar sürebileceği, bu süreyi aşan çalışmaların ise mevsimlik iş sayılamayacağı kabul edilmektedir." (Yargıtay 9. HD, E. 2017/25483, K. 2019/22259)

Yukarıda yer alan yüksek mahkeme kararı, mevsimlik işlerin zamansal sınırını kesin bir biçimde çizmektedir. Fiili çalışmanın yılın 11 ayını aşması durumunda, yapılan işin mevsimlik olma vasfı ortadan kalkar ve iş ilişkisi baştan itibaren sürekli bir nitelik kazanır. Bu sınır, işverenlerin mevsimlik iş adı altında sürekli personeli güvencesiz çalıştırmasını engellemektedir.

Mevsimlik iş sözleşmeleri, işin niteliğine göre belirli süreli veya belirsiz süreli olarak akdedilebilir. Ancak uygulamada, işverenlerin her sezon başında işçilerle yeni bir belirli süreli sözleşme imzalayarak zincirleme sözleşme ilişkisi kurdukları görülmektedir. Bu noktada (4857 sayılı İş Kanunu m.11) hükmü devreye girmektedir. Kanun gereğince, esaslı bir neden olmadıkça üst üste belirli süreli iş sözleşmesi akdedilemez; aksi halde sözleşme baştan itibaren belirsiz süreli iş sözleşmesi olarak kabul edilir.

"Mevsimlik iş sözleşmelerinin 4857 sayılı İş Kanununun 11. maddesi uyarınca belirli süreli yapılabileceği gibi belirsiz süreli de kurulabileceği, tek bir mevsim için yapılan belirli süreli sözleşmenin mevsim bitimiyle kendiliğinden sona ereceği ve bu durumda ihbar ile kıdem tazminatına hak kazanılamayacağı belirtilmiştir. Buna karşılık, zincirleme mevsimlik iş sözleşmeleriyle çalışılması halinde sözleşmenin 4857 sayılı İş Kanununun 11/son maddesi uyarınca belirsiz süreli nitelik kazanacağı vurgulanmıştır." (Yargıtay 9. HD, E. 2008/13374, K. 2009/38104)

Bu hukuki analiz çerçevesinde, her sezon yenilenen sözleşmeler hukuken tek bir belirsiz süreli mevsimlik iş sözleşmesi olarak değerlendirilir. Dolayısıyla, işverenin her sezon sonunda işçiye "çıkış" vermesi ve yeni sezonda tekrar "giriş" yapması, aradaki sözleşmenin belirsiz süreli olma niteliğini ortadan kaldırmaz. Belirsiz süreli nitelik kazanan bu sözleşmelerde, mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçiler hakkında toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler ise uygulanmamaktadır (4857 sayılı İş Kanunu m.29/7).

Sözleşmenin Askıya Alınması ve Tarafların Yükümlülükleri

Belirsiz süreli mevsimlik iş sözleşmelerinde, sezonun sona ermesiyle birlikte iş ilişkisi kendiliğinden son bulmaz; ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar askıya alınır. Askı dönemi, iş sözleşmesinin feshini değil, geçici bir süre için tarafların asli ifa yükümlülüklerinin durmasını ifade eder.

Askı süresince işçinin iş görme borcu, işverenin ise ücret ödeme borcu tamamen durur. Ancak tarafların iş ilişkisinden kaynaklanan yan yükümlülükleri varlığını sürdürmektedir.

"Mevsimlik iş sözleşmelerinde askı döneminde iş görme ve ücret ödeme yükümlülüğü ortadan kalksa da tarafların sadakat, gözetme ve eşit işlem borçları devam eder. Yeni mevsim başında işe davet edilmesine rağmen haklı bir neden olmaksızın işbaşı yapmayan işçinin sözleşmesi devamsızlık nedeniyle işveren tarafından haklı nedenle feshedilmiş veya işçi tarafından bozulmuş sayılır." (Yargıtay 22. HD, E. 2017/25992, K. 2019/22676)

Yargıtay'ın bu kararı, askı döneminin taraflara yüklediği sorumlulukları net bir şekilde ortaya koymaktadır. İşverenin yeni sezon başında işçiyi işe davet etmesi dürüstlük kuralının ve eşit işlem borcunun bir gereğidir. İşçinin ise bu davete rağmen haklı bir mazereti olmaksızın işbaşı yapmaması, iş sözleşmesinin devamsızlık nedeniyle haklı feshine zemin hazırlar veya işçinin eylemli olarak sözleşmeyi feshettiği anlamına gelir. Askı süresi boyunca işçinin ekonomik varlığını sürdürmek amacıyla başka bir işverenin yanında çalışması ise sadakat borcuna aykırılık teşkil etmez; zira bu dönemde mevcut işverenin ücret ödeme borcu bulunmamaktadır.

Sezonluk Çalışanların Kıdem ve İhbar Tazminatı Hakları

Mevsimlik ve sezonluk çalışanların iş sözleşmelerinin feshi durumunda ortaya çıkan tazminat hakları, 1475 sayılı İş Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri çerçevesinde, bu çalışma modelinin kendine özgü dinamikleri dikkate alınarak çözüme kavuşturulmaktadır. Sezonluk iş ilişkilerinde kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanma koşulları, standart tam süreli iş sözleşmelerinden farklı hesaplama yöntemlerine tabidir.

Kıdem Tazminatına Hak Kazanma ve Hesaplama Esasları

Mevsimlik işçilerin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için öncelikle (1475 sayılı Kanun m.14) uyarınca aynı işverene bağlı olarak en az bir yıl çalışmış olma şartının yerine getirilmesi zorunludur. Ancak mevsimlik işlerin niteliği gereği, bir takvim yılı içinde kesintisiz çalışma yapılmamakta, sezon bitiminde iş sözleşmeleri askıya alınmaktadır. Bu kapsamda mevsimlik çalışanların kıdem sürelerinin hesaplanmasında, iş sözleşmesinin askıda kaldığı ve fiili çalışmanın bulunmadığı dönemler hesaplamaya dahil edilmez.

Yargıtay yerleşik içtihatlarında, mevsimlik işçilerin kıdem tazminatı hesaplanırken sadece fiilen çalışılan veya kanunen çalışılmış sayılan sürelerin toplanması gerektiğini açıkça hüküm altına almıştır:

"Mevsimlik işçilerin kıdem tazminatı hesaplanırken, sözleşmenin askıda kaldığı ve fiilen çalışma olgusunun bulunmadığı süreler hesaba katılmaz; yalnızca işçinin aktif olarak fiilen çalıştığı süreler dikkate alınır ve kıdem tazminatına hak kazanılması için gerekli diğer yasal şartların da gerçekleşmiş olması aranır." (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2007/36309, K. 2009/10880, T. 16.04.2009)

Bu karar uyarınca, mevsimlik çalışanların kıdem tazminatına esas hizmet süreleri belirlenirken takvim yılı esası değil, fiili çalışma sürelerinin toplanması yöntemi uygulanmaktadır. Askıda geçen ve iş görme ediminin yerine getirilmediği dönemler kıdem süresinden tamamen dışlanmaktadır. Dolayısıyla, her yıl 6 ay fiilen çalışan bir işçinin (1475 sayılı Kanun m.14) kapsamında aranan 1 yıllık kıdem şartını tamamlayabilmesi için en az iki sezon çalışmış olması zorunludur. Toplam kıdem süresi bu şekilde belirlendikten sonra, tazminat matrahı işçinin en son fiilen çalıştığı dönemdeki son brüt ücreti üzerinden hesaplanır.

İhbar Tazminatı ve İş Güvencesi Hükümleri

Üst üste zincirleme şekilde akdedilerek belirsiz süreli nitelik kazanan mevsimlik iş sözleşmelerinin feshinde, tarafların (4857 sayılı İş Kanunu m.17) uyarınca yasal bildirim sürelerine uyması veya bu sürelere ilişkin ihbar tazminatını ödemesi gerekmektedir. Sezon sonunda iş sözleşmesinin askıya alınması bir fesih işlemi olmadığından, askı sürecinde ihbar tazminatı talep edilemez. Ancak yeni sezon başında işverenin işçiyi haklı bir neden olmaksızın işe davet etmemesi veya işçinin işe başlama talebini reddetmesi haksız fesih teşkil eder ve ihbar tazminatı yükümlülüğünü doğurur.

Diğer taraftan, iş sözleşmesinde işe davet usulüne ilişkin özel düzenlemelerin bulunması, tarafların ihbar tazminatı sorumluluğunu doğrudan etkilemektedir:

"Sözleşmede her sezon iş davetine gerek kalmaksızın işbaşı yapılacağı hükmü varken işçinin başvurmaması durumunda ihbar tazminatı talebi reddedilir." (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2014/7689, K. 2014/15381)

Karardan anlaşılacağı üzere, iş sözleşmesinde işçinin yeni sezonda kendiliğinden işbaşı yapacağına dair açık bir kararlaştırma bulunması halinde, işverenin ayrıca bir davet gönderme yükümlülüğü ortadan kalkmaktadır. Bu durumda işçinin eylemsiz kalması ve işe başlamaması, sözleşmenin işçi tarafından sonlandırıldığı anlamına gelmekte ve ihbar tazminatı hakkını ortadan kaldırmaktadır.

Mevsimlik işçilerin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi de belirli şartlara bağlıdır. Belirsiz süreli mevsimlik iş sözleşmesiyle çalışan işçiler, en az 6 aylık kıdeme sahip olmaları ve işyerinde 30 veya daha fazla işçi çalıştırılması kaydıyla (4857 sayılı İş Kanunu m.18) kapsamında iş güvencesinden yararlanabilirler. Bu şartların varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini gerek aktif çalışma döneminde gerekse askı süresinin sonunda geçerli bir nedene dayandırmadan feshetmesi durumunda işçi, işe iade davası açma hakkına sahip olur.

Çalışma Süreleri, Fazla Mesai ve Sektörel Tatil Uygulamaları

Turizm ve konaklama sektörünün dinamik ve kesintisiz hizmet sunma zorunluluğu, iş ilişkilerinde çalışma ve dinlenme sürelerinin özel olarak düzenlenmesini gerektirmektedir. Sektördeki iş sözleşmeleri ve çalışma düzeni genel olarak 4857 sayılı İş Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu ve 6772 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde şekillenmektedir.

Haftalık Çalışma Sınırı ve Fazla Mesai İspatı

Türk iş hukuku sisteminde işçilerin haftalık çalışma süreleri kesin sınırlarla korunmaktadır. (4857 sayılı İş Kanunu m.41) uyarınca, haftalık 45 saati aşan çalışmalar fazla mesai olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen her bir saatlik fazla çalışma için işçiye ödenecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli zamlı şekilde artırılmasıyla ödenmek zorundadır. Turizm sektöründe özellikle yaz sezonunda yaşanan yoğun talep ve personel hareketliliği, haftalık 45 saatlik yasal sınırın aşılmasına sıklıkla sebebiyet vermektedir.

Fazla mesai yapıldığının ispatı hususunda hukuki uyuşmazlıklarda ispat yükü kural olarak işçidedir. İşçi, fazla çalışma yaptığını tanık beyanları, işyeri yazışmaları veya giriş-çıkış kayıtları ile ispatlayabilir. Ancak işverenin imzalı ücret bordroları ibraz etmesi halinde Yargıtay ispat standardını oldukça sıkı tutmaktadır.

Yargıtay 9. HD, E. 2017/7242, K. 2017/18989 "İmzalı bordroda fazla mesai sütununun dolu olması halinde işçi daha fazla çalıştığını ancak yazılı delille ispatlayabilir."

Bu yargı kararı uyarınca, işçinin imzasını taşıyan ücret bordrosunda fazla mesai hanesinin dolu olması ve bu kalemde ödeme yapıldığının görünmesi durumunda, işçinin tanık beyanlarına dayanarak daha fazla çalıştığını iddia etmesi mümkün değildir. İşçi, bordroda belirtilen sürenin üzerinde bir çalışma gerçekleştirdiğini ancak eş değer nitelikte yazılı delillerle kanıtlamak zorundadır. Aksi takdirde, imzalı bordrodaki veriler kesin delil kabul edilerek fazla mesai hesabı bu doğrultuda kesinleşmektedir.

Turizm Sektöründe Hafta Tatili Esnekliği ve Ek Ücretler

Turizm sektöründe faaliyet gösteren konaklama ve eğlence tesislerinin haftanın her günü kesintisiz hizmet sunması, hafta tatili uygulamalarında esnekliğe gidilmesini zorunlu kılmıştır. Bu kapsamda sektöre özgü yasal esneklikler ve ek ücret sınırları şu şekilde düzenlenmiştir:

  • Hafta Tatili Esnekliği: (7553 sayılı Kanun ile eklenen m.46) hükmü uyarınca, Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan belgeli konaklama tesislerinde çalışan işçiler, kendi yazılı onaylarını vermek şartıyla hafta tatillerini hak kazandıkları günü takip eden dört gün içinde kullanabilirler. Bu esnek düzenleme çerçevesinde, hafta tatili gününde yapılan normal çalışma süresi fazla mesai hesabına dahil edilmez. İşçi, vermiş olduğu bu yazılı onayı dilediği takdirde 30 gün önceden işverene yazılı olarak bildirmek suretiyle geri alabilir.
  • Resmi Tatil ve Hafta Sonu Çalışmaları: (Turizmi Teşvik Kanunu m.20) uyarınca, belgeli turizm işletmeleri resmi tatil, hafta sonu ve öğle tatillerinde de faaliyet gösterebilirler. Ancak bu tatil günlerinde çalıştırılan işçilere, çalışılan her gün için ücretlerinin bir kat fazlasıyla (ilave bir yevmiye eklenerek) ödenmesi kanuni bir zorunluluktur.
  • İkramiye Ödemelerinin Sınırlandırılması: Sektörde çalışanlara sağlanan ek mali haklardan olan ikramiyeler, (6772 sayılı Kanun) kapsamında belirli sınırlamalara tabi tutulmuştur. Kanun gereğince, turizm sektöründe de uygulanan ikramiyelerin yılda en çok dört defa ödenmesi ve her bir ikramiyenin en fazla bir aylık ücret tutarında olması yasal olarak sınırlandırılmıştır.

Ücret Alacaklarında Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler

İş hukukunda işçi ücreti ve ücrete bağlı hakların korunması esas olmakla birlikte, bu alacakların talep edilebilmesi belirli süre sınırlarına tabi kılınmıştır. Bu doğrultuda 4857 sayılı İş Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde ücret alacaklarında zamanaşımı süreleri ve bu sürelerin başlangıcını belirleyen muacceliyet anları özel olarak düzenlenmiştir.

Beş Yıllık Özel Zamanaşımı Süresi

Zamanaşımı, alacak hakkının belirli bir süre boyunca kullanılmaması nedeniyle dava edilebilme niteliğini yitirmesini ifade eder. Bu durum alacağın varlığını ortadan kaldırmaz; ancak borcu bir "eksik borç" haline getirerek talep edilebilirliğini engeller. Sözleşmelerden doğan alacaklar için (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.146) uyarınca genel zamanaşımı süresi 10 yıl olarak belirlenmişken, işçi ücretleri ve dönemsel nitelikteki ödenen alacaklar için özel süreler öngörülmüştür.

(4857 sayılı İş Kanunu m.32/8) uyarınca, işçi ücreti alacaklarında zamanaşımı süresi 5 yıl olarak belirlenmiştir. Bu özel zamanaşımı süresi emredici nitelikte olup, (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.148) gereğince tarafların iradeleriyle sözleşme yoluyla değiştirilemez. Ücret niteliğindeki fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile diğer ücret ekleri de bu 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

Ayrıca, iş sözleşmesinin sona ermesiyle muaccel hale gelen yıllık izin ücreti alacakları da (4857 sayılı İş Kanunu Ek Madde 3) uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi kılınmıştır. Yıllık izin ücretinde zamanaşımı süresi, iş sözleşmesinin feshedildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Yargılama usulü bakımından zamanaşımı, mahkeme hakimi tarafından kendiliğinden (re'sen) dikkate alınamaz. Borçlu durumundaki işverenin, yasal süreler içinde usulüne uygun olarak zamanaşımı def'inde bulunması zorunludur.

"Zamanaşımı, alacak hakkının belirli bir süre kullanılmaması nedeniyle dava edilebilme niteliğini yitirerek eksik bir borç haline gelmesini ifade eder ve alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Yargılama sürecinde hakim tarafından kendiliğinden göz önünde bulundurulamayan zamanaşımının, borçlu tarafından yasal süre ve usul içinde savunma olarak ileri sürülmesi zorunludur; aksi takdirde hakkın kabul edilmesinde yasal bir engel bulunmamaktadır." (Yargıtay 9. HD, E. 2020/1527, K. 2020/7111, T. 07.07.2020)

Söz konusu Yargıtay kararı, zamanaşımının maddi hukuka ilişkin bir hak sonlandırıcı süre olmadığını, aksine usul hukukunda taraflarca ileri sürülmesi gereken bir savunma vasıtası (def'i) olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İşveren tarafından süresinde ve usulüne uygun bir zamanaşımı savunması yapılmadığı takdirde, mahkeme süresi dolmuş olan ücret alacaklarını da hüküm altına almak zorundadır.

Zamanaşımının Kesilmesi ve Muacceliyet Tarihleri

Zamanaşımı süresinin hesaplanabilmesi için öncelikle alacağın muaccel olduğu tarihin belirlenmesi gerekir. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.149) uyarınca zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Borcun muaccel olması ise (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.117) kapsamında, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.151) uyarınca da zamanaşımının hesaplanması muacceliyet anıyla başlar.

İş ilişkisi devam ederken, her bir ücret ödeme döneminde o döneme ilişkin ücret muaccel hale gelir ve her bir ücret kalemi için zamanaşımı süresi ayrı ayrı işlemeye başlar. Davalı işverenin zamanaşımı def'ini ileri sürmesi halinde, dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık sürenin dolup dolmadığı her bir ücret alacağının ödeme günü esas alınarak ayrı ayrı hesaplanır. İş sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte ise, o güne kadar ödenmemiş olan tüm ücret alacakları (4857 sayılı İş Kanunu m.32/5) ve (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.442/1) uyarınca derhal muaccel hale gelir.

Zamanaşımını kesen sebepler (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.154) maddesinde sınırlı olarak sayılmıştır. Bu kapsamda zamanaşımını kesen temel durumlar şunlardır:

  • Borçlunun borcunu ikrar etmesi (TBK m.154/1). Borç ikrarının zamanaşımını kesebilmesi için zamanaşımı süresinin dolmamış olması ve bu iradenin alacaklıya yöneltilmiş olması şarttır (Yargıtay 9. HD, E. 2020/1527, K. 2020/7111).
  • Alacaklının dava açması veya icra takibi yapması (TBK m.154/2).

Zamanaşımının kesilmesi halinde, (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.156) uyarınca kesildiği tarihten itibaren yeni bir süre işlemeye başlar. Ancak bu noktada şu hukuki ayrımlara dikkat edilmelidir:

  • İhtiyati tedbir talebiyle mahkemeye başvurulması veya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne şikayette bulunulması tek başına zamanaşımını kesmez. Ancak işverenin bu şikayet üzerine borcu ikrar etmesi halinde zamanaşımı kesilir.
  • Kısmi dava açılması durumunda, zamanaşımı yalnızca dava konusu yapılan miktar için kesilir; fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, saklı tutulan (dava dışı bırakılan) kısım yönünden zamanaşımını kesmez (Yargıtay 9. HD, E. 2020/1527, K. 2020/7111).
  • (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.155) uyarınca zamanaşımı müteselsil borçlulardan birine karşı kesilirse, diğer borçlulara karşı da kesilmiş olur.
  • (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.160) gereğince borçlunun zamanaşımı def'ini ileri sürme hakkından önceden feragat etmesi geçersizdir; fakat zamanaşımı süresi dolduktan sonra bu haktan feragat edilmesi hukuken geçerlidir.
  • (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.152) uyarınca asıl alacak zamanaşımına uğradığında, bu alacağa bağlı faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına uğramaktadır.

Turizm Sektöründe Kamusal Denetimler ve İdari Yaptırımlar

Turizm sektöründe faaliyet gösteren konaklama ve eğlence işletmeleri, iş hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin tespiti amacıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile ilgili kamu kurumları tarafından düzenli olarak denetlenmektedir. Sektördeki istihdam ilişkileri ve çalışma koşulları başta 4857 sayılı İş Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde kamusal denetime tabi tutulmaktadır. Yapılan teftişler ve denetimler sonucunda mevzuata aykırılık tespit edilmesi halinde işletmelere çok ciddi idari para cezaları uygulanmakta ve gecikme faizli prim tahakkukları gerçekleştirilmektedir.

İş Teftiş Raporu Bulguları ve Para Cezaları

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından yürütülen "Turizm Sektöründe Çalışma Sürelerinin İyileştirilmesi Teftişi" ve benzeri programlı denetim raporları, sektördeki mevzuata aykırılıkların boyutunu ve uygulanan yaptırımların mali portresini açıkça ortaya koymaktadır. Yapılan kapsamlı teftişler neticesinde, mevzuata aykırı uygulamaları devam ettiren işletmelere toplam 4.681.335,00 TL tutarında idari para cezası uygulanmıştır.

Uygulanan bu yaptırımların yasal dayanaklarına göre dağılımı incelendiğinde, işçi hakları ve çalışma sürelerine ilişkin ihlallerin ağırlıkta olduğu görülmektedir:

  • Sadece 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında yer alan çalışma süreleri, fazla çalışma ücretlerinin ödenmemesi, hafta tatili ve genel tatil ücreti ihlalleri ile ara dinlenmesi noksanlıkları gibi nedenlerle kesilen idari para cezası miktarı 3.036.912,00 TL olarak gerçekleşmiştir.
  • İş yerlerinde çalışma izni olmaksızın veya yasal sınırların dışında yabancı uyruklu personel çalıştırılması nedeniyle uygulanan idari para cezası miktarı ise 1.644.423,00 TL’ye ulaşmıştır.

Teftiş bulgularına göre, turizm işletmelerinde en sık rastlanan ihlallerin başında haftalık 45 saati aşan fazla çalışmaların usulüne uygun olarak ücretlendirilmemesi, fazla çalışma onaylarının alınmaması ve işçilerin kesintisiz 12 saatlik dinlenme sürelerine uyulmaması gelmektedir. Ayrıca, hafta tatillerinin biriktirilerek toplu kullandırılması veya hiç kullandırılmaması ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmaların ek yevmiyelerinin ödenmemesi de denetimlerde en çok yaptırıma bağlanan hususlar arasında yer almaktadır.

Sosyal Güvenlik Kurumu Bildirimleri ve Yabancı Personel Sınırları

Turizm sektöründe kayıt dışı istihdamla mücadele ve yabancı personel çalıştırma limitleri, kamusal denetimlerin en kritik ayaklarından birini oluşturmaktadır. Sigortasız işçi çalıştırılması, işe giriş bildirgelerinin süresinde verilmemesi veya ücretlerin bordrolarda eksik gösterilmesi durumunda 5510 sayılı Kanun m.102 uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından her bir ihlal için asgari ücretin katları tutarında idari para cezası uygulanmaktadır. Denetimler sırasında sigortasız çalıştığı tespit edilen işçiler için kuruma geriye dönük prim ve hizmet belgelerinin verilmesi zorunlu kılınmakta, prim farkları gecikme cezası ve faiziyle birlikte işverenden tahsil edilmektedir.

Yabancı personel istihdamı hususunda ise turizm işletmelerinin yasal sınırlara titizlikle uyması gerekmektedir. Turizmi Teşvik Kanunu m.18 uyarınca; Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan belgeli konaklama ve turizm işletmelerinde çalıştırılacak nitelikli yabancı personelin sayısı, toplam personel sayısının yüzde 10'unu aşamaz. Ancak bu oran, ilgili Bakanlık tarafından gerekli görülmesi halinde yüzde 20'ye kadar artırılabilmektedir. Bu yasal oranların aşılması veya çalışma izni olmaksızın yabancı işçi istihdam edilmesi durumunda, hem işveren hem de çalışan yönünden yüksek tutarlı idari para cezaları uygulanmakta ve sınır dışı etme işlemleri de dahil olmak üzere idari yaptırımlar devreye girmektedir.


Sonuç ve Genel Değerlendirme

Akdeniz turizm sektöründe mevsimlik ve sezonluk çalışanların hukuki statüsü, sözleşmelerin kuruluşundan feshine ve kamusal denetim süreçlerine kadar çok boyutlu bir yapıya sahiptir. Sezonluk iş sözleşmelerinin üst üste yenilenmesiyle ortaya çıkan zincirleme sözleşmeler, (İş Kanunu m.11) gereğince baştan itibaren belirsiz süreli kabul edilmekte ve sezon sonlarında feshedilmeyip askıya alınmaktadır. Askı döneminde iş görme ve ücret ödeme yükümlülüğü dururken, tarafların sadakat ve eşit davranma borçları devam eder. Yeni sezonda işçinin haklı bir neden olmaksızın işe davet edilmemesi haksız fesih niteliğindedir ve işçiye kıdem ile ihbar tazminatı talep hakkı verir. Kıdem tazminatı hesabında ise (1475 sayılı Kanun m.14) uyarınca yalnızca fiilen çalışılan süreler dikkate alınır.

Çalışanların fazla mesai, hafta tatili ve ücret alacakları (İş Kanunu m.32/8) kapsamında 5 yıllık özel zamanaşımına tabi olup, bu alacakların ispatında imzalı bordrolar ve yazılı kayıtlar esas alınmaktadır. Sonuç olarak, turizm sektörünün dinamik yapısı karşısında işverenlerin hem yüksek tutarlı idari para cezalarıyla karşılaşmamak hem de işçi uyuşmazlıklarını en aza indirmek adına; çalışma sürelerini titizlikle kaydetmeleri, yasal yabancı personel limitlerine uymaları ve sözleşme süreçlerini mevzuata uygun şekilde yönetmeleri hukuki bir zorunluluktur.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.