
Fotoğrafımın İzinsiz Kullanılması: Kişilik Hakkı İhlali
Sosyal medyanın ve dijital paylaşımın yaygınlaşmasıyla birlikte kişilerin fotoğraflarının izinsiz kullanılması en sık karşılaşılan kişilik hakkı ihlallerinden biri haline gelmiştir. Peki fotoğrafınız rızanız dışında bir reklamda, haberde veya sosyal medyada kullanıldığında hangi hukuki yollara başvurabilirsiniz? Bu yazıda, fotoğrafın izinsiz kullanılmasının Türk Medeni Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu çerçevesindeki sonuçlarını, açılabilecek tazminat ve ceza davalarını, başvuru sürelerini ve konuya ilişkin güncel Yargıtay kararlarını ayrıntılı biçimde inceliyoruz.
Kişilik Hakkının İhlali Olarak İzinsiz Fotoğraf Kullanımı ve Hukuki Dayanaklar
Bir kişinin fotoğrafı, onun dış görünüşünü yansıtan ve doğrudan kişiliğine bağlı mutlak bir değerdir. Bu nedenle bir kimsenin görüntüsünün rızası olmaksızın kullanılması, Türk hukukunda öncelikle kişilik hakkının ihlali olarak değerlendirilir ve özel hukuk yaptırımlarına tabi tutulur. Kişilik hakkı, kişinin maddi ve manevi varlığına ilişkin değerlerin tümünü kapsayan, herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir haktır. Fotoğrafın izinsiz kullanılması, ticari amaçla yapılmasa dahi bu mutlak hakka yönelik bir müdahale teşkil eder ve hukuka aykırılık karinesi devreye girer.
Anayasal ve Medeni Kanun Çerçevesinde Koruma
Kişilik hakkının korunması, en üst normatif düzeyde Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 20. maddesi özel hayatın ve aile hayatının gizliliğini, 22. maddesi ise haberleşme hürriyeti ve gizliliğini güvence altına almaktadır. Bir kişinin görüntüsü, onun özel hayat alanına ilişkin olduğunda bu anayasal güvencelerin koruma kapsamına girer.
Anayasal güvenceleri somutlaştıran temel düzenleme ise Türk Medeni Kanunu'nda yer alır. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesi (TMK m.24), kişiliğin saldırıya karşı korunmasına ilişkin temel ilkeyi ortaya koyar. Bu maddeye göre:
Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
Bu hüküm, fotoğrafın izinsiz kullanılması bakımından iki temel sonuç doğurur. Birincisi, kişiliğine saldırılan kimse hâkimden korunma talep edebilir; ikincisi, kanunda sayılan hukuka uygunluk sebeplerinden biri bulunmadıkça her saldırı doğrudan hukuka aykırı kabul edilir. Bu, fotoğrafı izinsiz kullanan tarafın aksini ispatlaması gereken bir hukuka aykırılık karinesi oluşturur.
TMK m.24'ün koruma ilkesini hayata geçiren davalar ise Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinde (TMK m.25) düzenlenmiştir. Bu madde kapsamında kişilik hakkı zedelenen kişi:
- Saldırı tehlikesinin önlenmesini (önleme davası),
- Sürmekte olan saldırıya son verilmesini (durdurma davası),
- Sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini (tespit davası)
talep edebilir. Buna göre bir kişi, fotoğrafının izinsiz kullanılmasının durdurulmasını, fotoğrafın yayından kaldırılmasını ve hukuka aykırılığın tespitini mahkemeden isteyebilir.
Kişilik hakkına yapılan saldırı aynı zamanda bir haksız fiil niteliği taşıdığından, mağdur maddi ve manevi tazminat talep etme hakkına da sahiptir. Manevi tazminatın hukuki dayanağı Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesidir (TBK m.58); bu maddenin yayın ve dava tarihine göre uygulanan mülga karşılığı ise 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesidir (BK m.49). TBK m.58 uyarınca kişilik hakkı hukuka aykırı şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat ödenmesini isteyebilir. Hâkim, tazminat miktarını belirlerken tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve sosyal-ekonomik durumlarını dikkate alır.
Hukuka Aykırılık ve Hukuka Uygunluk Sebepleri
TMK m.24'ün ikinci fıkrası, hangi hallerde fotoğraf kullanımının hukuka uygun sayılacağını sınırlı biçimde belirler. Buna göre kişilik hakkına yapılan saldırı, ancak şu üç sebepten biriyle haklı kılınabilir:
- İlgili kişinin rızası: Fotoğrafın kullanılmasına ilişkin geçerli bir rıza, kullanımı hukuka uygun hale getirir. Ancak rıza, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılması niteliğinde olduğundan bizzat ilgili kişi tarafından verilmelidir.
- Daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar: Örneğin basının haber verme hakkı kapsamında, haber değeri taşıyan ve kamuoyunu ilgilendiren görüntülerin kullanımı bu kapsamda değerlendirilebilir.
- Kanunun verdiği yetkinin kullanılması: Kanunun açıkça tanıdığı bir yetkiye dayanılarak yapılan kullanım hukuka uygundur.
Bu sebeplerden hiçbiri bulunmadığında, fotoğrafın izinsiz kullanılması doğrudan hukuka aykırı kabul edilir. Önemle belirtmek gerekir ki, rızanın belli bir amaç için verilmiş olması, fotoğrafın bambaşka bir amaçla kullanılmasını meşru kılmaz. Nitekim Yargıtay içtihatlarında, kültürel veya tanıtım amaçlı bir mecrada yayınlanmaya rıza gösterilmesinin, o fotoğrafın üçüncü kişilerce ticari amaçla çoğaltılması ve kullanılmasına izin verildiği anlamına gelmeyeceği kabul edilmektedir.
Tazminat Davasında Zamanaşımı
Kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılacak manevi tazminat davalarında zamanaşımı süreleri büyük önem taşır. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin genel kurallar uyarınca, kişilik hakkına saldırı nedeniyle açılan tazminat davalarında zamanaşımı süresi fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her halde fiilin gerçekleşmesinden itibaren 10 yıldır. Bu süre; basın, sosyal medya veya diğer dijital platformlar aracılığıyla kişilik haklarına yapılan saldırılar nedeniyle açılan manevi tazminat davaları için de geçerlidir. Söz konusu süreler hak düşürücü nitelikte değerlendirildiğinden, mağdurun zamanaşımı dolmadan dava açması büyük önem taşır.
Görüldüğü üzere, izinsiz fotoğraf kullanımı karşısında kişilik hakkının korunması; Anayasa'dan başlayarak Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu'na uzanan bütünlüklü bir hukuki çerçeveye dayanmaktadır. Bu genel kişilik hakkı korumasının yanı sıra, fotoğrafın türüne ve kullanım biçimine göre Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu da özel bir koruma rejimi öngörmektedir.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Kapsamında Fotoğrafın Korunması
Fotoğrafın hukuki korunması, yalnızca Türk Medeni Kanunu'nun kişilik haklarına ilişkin genel hükümleriyle sınırlı değildir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), fotoğrafı iki ayrı eksende koruma altına alır: bir yandan eser niteliği taşıyan fotoğrafları telif hukuku çerçevesinde, diğer yandan kişinin görüntüsünü taşıyan resmini özel bir hükümle güvence altına alır. Bu nedenle fotoğrafın izinsiz kullanımında, somut olayın özelliğine göre hem eser sahibinin mali ve manevi hakları hem de fotoğrafta tasvir edilen kişinin resmi üzerindeki hakkı gündeme gelebilir.
Eser Niteliğindeki ve Eser Niteliğinde Olmayan Fotoğraflar
FSEK kapsamında bir fotoğrafın eser sayılabilmesi için kanunda belirlenen eser kategorilerinden birine dahil olması ve eser sahibinin hususiyetini yansıtması gerekir. Fotoğraf eserleri kanunda iki ayrı kategoride düzenlenmiştir:
- Teknik ve ilmi nitelikteki fotoğraf eserleri (FSEK m.2/3): Estetik niteliği bulunmasa dahi öğretici, açıklayıcı ve uygulamaya imkân sağlayıcı nitelikteki fotoğraflar bu kapsamdadır. Bilimsel yazılardaki fotoğraflar, ameliyat fotoğrafları ve adli tıp inceleme fotoğrafları örnek olarak gösterilebilir. Bu fotoğrafların da eser sahibinin hususiyetini taşıması zorunludur.
- Güzel sanat eseri niteliğindeki fotoğrafik eserler (FSEK m.4/5): Estetik değere sahip fotoğraflar bu kapsamda korunur. Bir fotoğrafın güzel sanat eseri sayılabilmesi için hem sahibinin hususiyetini hem de estetik değeri birlikte taşıması gerekir. Estetik değer; fotoğraf makinesinin kullanımı, zamanlama, ışık, poz, kompozisyon, çekim açısı ve üslup gibi unsurlarla, konunun çıplak gözle görülenden farklı yansıtılmasında ortaya çıkar.
Önemle belirtmek gerekir ki yoğun emek harcamak veya fazla masraf yapmak tek başına bir fotoğrafa eser niteliği kazandırmaz. Aynı şekilde, çekimde kullanılan cihazın cep telefonu mu yoksa profesyonel kamera mı olduğu eser vasfına engel teşkil etmez. Bir fotoğrafın eser niteliği taşıyıp taşımadığı, her fotoğraf için ayrı ayrı, mahkemece atanacak fotoğraf sanatı alanında uzman bilirkişiler tarafından tespit edilir. Hukukçu veya inşaat mühendisi gibi fotoğraf alanında uzmanlığı bulunmayan bilirkişilerin raporu bu değerlendirme için yeterli kabul edilmemektedir.
Eser niteliği taşımayan, sıradan ve herkesçe çekilebilen fotoğraflar koruma dışı kalmaz. FSEK m.84, eser mahiyetinde olmayan fotoğrafları da koruma altına alır. Bu maddeye göre bir işaret, resim veya sesi nakle yarayan alet üzerine tespit eden ya da ticari maksatlarla çoğaltan veya yayan kişi, aynı işaret, resim veya sesin üçüncü bir kişi tarafından aynı vasıtadan faydalanılarak çoğaltılmasını veya yayımlanmasını menedebilir. Bu hükmün en kritik özelliği, tecavüz eden tacir olmasa dahi haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağını öngörmesidir. Özellikle basında kullanılan, haber ajanslarına ait fotoğraflar bu madde kapsamında değerlendirilir; bir haber ajansının fotoğraflarını ücret ödemeden ve kaynak göstermeden yayınlamak FSEK m.84'e aykırılık oluşturur.
Kişinin Resmi Üzerindeki Hak: FSEK m.86
Fotoğrafın eser olup olmamasından bağımsız olarak, FSEK m.86, kişinin resmi üzerindeki hakkını özel olarak düzenler. Bu maddeye göre kişinin rızası olmaksızın fotoğrafı teşhir ve umuma arz edilemez. İznin verilmesi gereken kişi, fotoğrafı çeken değil, fotoğrafı çekilerek teşhir ve umuma arz suretiyle kişilik hakkı ihlal edilen kişidir. İzin, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılması niteliğinde olduğundan bizzat verilmelidir.
FSEK m.86 kapsamında fotoğrafın korunabilmesi için eser niteliğinde olması gerekmez; hususiyet taşımayan sıradan fotoğraflarla eser niteliğindeki fotoğraflar arasında koruma bakımından fark gözetilmez. Hükmün uygulanması için gerekli unsurlar şunlardır:
- Tasvir edilenin gerçek kişi olması,
- Kişinin dış görünüşünün tasvir edilmesi,
- Tasvirin teşhise imkân vermesi.
Kişinin fotoğrafı üzerindeki hakkı yüzüyle sınırlı değildir; sadece bir uzvunun fotoğraflanması dahi, olağan bir inceleme sonucu belirli bir kişiye ait olduğu tespit edilebiliyorsa koruma kapsamına girer. Buna karşılık FSEK m.86 yalnızca gerçek kişileri kapsadığından, hayvan, bitki ya da kişinin malvarlığına dahil menkul veya gayrimenkullere ilişkin fotoğraflar bu madde korumasından yararlanamaz.
FSEK m.86'nın ikinci fıkrasında hukuka uygunluk sebepleri düzenlenmiştir. Buna göre rıza dışında, fotoğraflananın ölümünün üzerinden on yıl geçmesi halinde de izin aranmayabilir; bu süre içinde mirasçılardan izin alınması zorunludur. Kişinin özel hayatın gizliliği veya şeref ve haysiyetinin ihlali aranmaksızın, fotoğrafın ticari, politik veya reklam amacıyla istismar edici şekilde kullanılması dahi FSEK m.86 ihlali ve kişilik haklarına aykırılık oluşturur.
Açılabilecek Davalar ve Tazminat Talepleri
FSEK, fotoğrafı izinsiz kullanılan kişiye birden fazla hukuki yol tanımaktadır:
- Eser sahibinin adının belirtilmesi (FSEK m.67): Eser üzerinde sahibinin adı hiç konulmamış, yanlış konulmuş veya iltibasa yol açacak nitelikteyse, tecavüz edenin hem aslına hem de tedavüldeki çoğaltılmış nüshalara eser sahibinin adını yazması zorunludur. Masrafı tecavüz edene ait olmak üzere hükmün en fazla üç gazetede ilanı talep edilebilir.
- Muhtemel tecavüzün önlenmesi davası (FSEK m.69): Mali veya manevi haklarına tecavüz tehlikesiyle karşılaşan eser sahibi, muhtemel tecavüzün önlenmesini dava edebilir.
- Manevi tazminat davası (FSEK m.70): Manevi hakları zedelenen kişi manevi tazminat talebinde bulunabilir.
- Kararın ilanı talebi (FSEK m.78): Haklı taraf, muhik bir sebebi veya menfaati varsa kesinleşmiş kararın gazete veya benzeri vasıtalarla ilanını isteyebilir. Bu hak, hükmün kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde kullanılmazsa düşer.
Maddi tazminat açısından, lisans sözleşmesi varsa lisans bedeli; olmasa dahi böyle bir sözleşme ilişkisine girilebileceği ispatlanarak sözleşme yapılsaydı alınabilecek tutar talep edilebilir. Üstelik tazminat bedellerinin üç katına kadar istenebilmesi mümkündür. Fotoğrafı izinsiz kullanılan kişi, durumu mahkeme veya noter aracılığıyla tespit ettirebilir ve fotoğrafın kendisine ait olduğunu ispat etme yükü altında değildir.
Manevi tazminatın belirlenmesinde mahkemelerin amaca ve adalete uygun bir tutar takdir etmesi gerektiği, Yargıtay tarafından özellikle vurgulanmaktadır:
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09.09.2013 tarihli, 2013/11184 E., 2013/15282 K. sayılı kararında; resmin ticari amaçla kullanılmasından kaynaklanan tazminat davasında mahkemece Borçlar Kanunu m.49 uyarınca 10.000,00 TL manevi tazminata dava tarihinden itibaren yasal faiziyle hükmedildiği, ancak manevi tazminatın amacına ve adalete uygun belirlenmesi gerektiği, somut olayın özellikleri gözetildiğinde hükmedilen tutarın yüksek olduğu gerekçesiyle kararın davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
Bu karar, manevi tazminatın bir zenginleşme aracına dönüşmemesi ve somut olayın özelliklerine göre ölçülü biçimde belirlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Mahkeme, tazminat miktarını takdir ederken ihlalin yaygınlığını, fotoğrafın kullanım süresini ve kullanım biçimini dikkate almaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki FSEK kapsamında öngörülen yaptırımlar, ihlalin internet ortamında gerçekleşmesi halinde de aynen uygulanır; Facebook, Twitter (X), Instagram ve benzeri sosyal medya platformlarında izinsiz paylaşım da bu yaptırımlara yol açar.
İzinsiz Fotoğrafın Ticari Amaçla Kullanımına İlişkin Yargıtay İçtihatları
Yargıtay, fotoğrafın ticari amaçla izinsiz kullanılmasını kişilik haklarına saldırı olarak istikrarlı biçimde değerlendirmiş ve bu yöndeki içtihatlarını uzun yıllar boyunca tutarlı şekilde geliştirmiştir. Bu içtihatların ortaya koyduğu temel ilke şudur: Bir kişinin fotoğrafının kamuya açık bir mecrada bulunması, o fotoğrafın üçüncü kişilerce ticari amaçla kullanılabileceği anlamına gelmez. Aynı şekilde, kişinin fotoğrafa ana özne olarak değil de ikinci planda dahil olması da ticari/reklam amaçlı kullanımı hukuka uygun hale getirmez. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK m.86) ile Türk Medeni Kanunu (TMK m.24), bu kullanım biçimlerine karşı koruma sağlayan başlıca dayanaklardır.
Kültürel/Tanıtım Amaçlı Yayından Ticari Kullanıma İzin Çıkmaması
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, bir fotoğrafın kültürel, tanıtım veya haber amaçlı bir mecrada yayınlanmasına rıza gösterilmesi, o fotoğrafın başkaları tarafından ticari amaçla çoğaltılmasına ve kullanılmasına da izin verildiği anlamına gelmez. Rızanın kapsamı dar yorumlanır ve verilen iznin amacıyla sınırlıdır.
Bu ilkenin en somut örneklerinden biri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.02.2021 tarihli ve 2017/4-1479 E., 2021/32 K. sayılı kararıdır. Bu kararda, bir boşanma haberinde davacının konuyla ilgisi bulunmayan izinsiz mayolu fotoğrafının kullanılması ele alınmıştır:
Haber mahkeme kaynağına uygun verilmemiş, taraflardan birinin beyanı esas alınmış, boşanma sebebi yapılmayan hususlar haber konusu edilmiş, ayrıca davacının izni olmadan konuyla ilgisiz mayolu bir fotoğrafı kullanılmıştır. Fotoğraf fluleştirilip baş harfler kullanılmış olsa da beyanda bulunan eski eşin resmi açık verildiğinden davacının yakın çevresince tanınması mümkündür. Bu nedenlerle haberde öz ile biçim arasındaki dengenin bozulduğu, yayının hukuka aykırı olduğu ve davacının kişilik haklarının zedelendiği kabul edilmiştir.
Bu karar, özle biçim arasındaki dengenin korunmasının basın özgürlüğünün üstün tutulabilmesi için zorunlu olduğunu göstermektedir. Haberle ilgisi bulunmayan, salt dikkat çekme veya tirajı artırma amacı taşıyan izinsiz bir fotoğrafın kullanılması, basın özgürlüğü sınırlarının aşılması ve kişilik hakkının ihlali sonucunu doğurur. Fotoğrafın fluleştirilmesi veya baş harflerin kullanılması, kişinin yakın çevresince tanınabilir kalması halinde sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Benzer biçimde, eser niteliği taşımayan sıradan fotoğrafların dahi kültürel/tanıtım amaçlı bir mecrada yayınlanmış olması, ticari kullanıma kapı açmaz. Yargıtay, Mersin eski Gümrük Meydanı'nda çekilmiş siyah-beyaz bir çocukluk fotoğrafının Mersin'i tanıtan bir web sitesinde yayınlanmasına rıza gösterilmesinin, bir şirketin bu fotoğrafı vitrinine koyup kartvizitine basmasına izin verildiği anlamına gelmeyeceğine hükmetmiştir. Tanıtım amaçlı yayına gösterilen rıza, ticari amaçlı çoğaltma ve kullanım için ayrı bir izin gerektirir.
Fotoğrafta İkinci Planda Yer Alma
Kişinin bir fotoğrafa ana özne olarak değil de ikinci planda, ayrıntı olarak dahil olması, ticari ve reklam amaçlı izinsiz kullanım söz konusu olduğunda kişilik hakkı korumasını ortadan kaldırmaz. Bu konudaki temel içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 3.10.1990 tarihli ve 1990/4-275 E., 1990/459 K. sayılı kararıdır.
Bu kararda, Anıtkabir içinde çekilmiş bir resmin dergi reklamlarında izinsiz ve ticari amaçla kullanılmasının FSEK m.86'ya aykırı olduğu belirlenmiş; kişinin dış görünüşünün resimde ikinci planda kalıp kalmamasının önemli olmadığı vurgulanmıştır. Buna göre, ticari veya reklam amacıyla kullanılan bir fotoğrafta kişi tanınabilir durumdaysa, o kişinin fotoğrafa tesadüfen veya ayrıntı olarak girmiş olması, izin alınması zorunluluğunu kaldırmaz.
FSEK m.86 kapsamındaki bu koruma, fotoğrafın eser niteliği taşıyıp taşımamasından bağımsızdır. Önemli olan, tasvir edilenin gerçek bir kişi olması, dış görünüşünün tasvir edilmesi ve tasvirin teşhise imkan vermesidir. Fotoğrafın ticari, politik veya reklam amacıyla istismar edici şekilde kullanılması, kişinin şeref ve haysiyetinin ihlal edilmesine veya fotoğrafın aşağılayıcı olmasına gerek kalmaksızın kişilik haklarına aykırılık oluşturur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de bu ilkeyi çeşitli kararlarında uygulamıştır:
- Yargıtay 11. HD'nin 10.12.2019 tarihli ve 2019/1117 E., 2019/8033 K. sayılı kararında, davacının fotoğraf ve görüntülerinin ticari amaçlı (spikerlik eğitimi) izinsiz kullanımının FSEK m.86 ihlali oluşturduğu kabul edilmiştir.
- Yargıtay 11. HD'nin 17.11.2014 tarihli ve 2014/10377 E., 2014/17762 K. sayılı kararında, kişinin resminin izinsiz olarak telefon kartları ve tanıtım broşürlerine basılması FSEK m.86'ya aykırı bulunmuştur.
- Yargıtay 11. HD'nin 16.06.2020 tarihli ve 2019/4898 E., 2020/2932 K. sayılı kararında ise, vefat etmiş bir oyuncunun filmlerinin yeniden yayımlanması reklamlarında karikatürünün izinsiz kullanımının FSEK m.86 ve TMK m.24 vd. kapsamında kişilik hakkı ihlali sayıldığına hükmedilmiştir.
Bu son karar, korumanın yalnızca doğrudan fotoğrafla sınırlı olmadığını; kişinin karikatür yoluyla anlaşılabilir biçimde tasvir edilmesi halinde de ihlalin gündeme geleceğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla fotomontaj, karikatür ve benzeri yöntemlerle kişinin tanınabilir kılınması da izinsiz ticari kullanım kapsamında değerlendirilir. Tüm bu içtihatların ortak paydası, ticari kazanç sağlama amacı taşıyan her izinsiz görsel kullanımının kişinin açık rızasını gerektirdiğidir.
İzinsiz Fotoğraf Kullanımının Cezai Boyutu ve Şikayet Süreci
Bir kişinin fotoğrafının rızası olmaksızın çekilmesi, kaydedilmesi veya paylaşılması yalnızca özel hukuk sorumluluğu doğurmaz; somut olayın niteliğine göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde düzenlenen suçları da oluşturabilir. Bu bölümde yer alan 134, 135 ve 136. maddeler, izinsiz görüntü kayıtlarının ve kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesinin cezai yaptırımlarını belirler. Cezai sorumluluk ile özel hukuk sorumluluğu birbirinin alternatifi olmayıp, mağdur aynı fiil nedeniyle hem ceza davası açabilir hem de manevi tazminat talep edebilir.
Özel Hayatın Gizliliğini İhlal ve Kişisel Verilere İlişkin Suçlar
İzinsiz fotoğraf kullanımında uygulama alanı bulan temel suç tipi özel hayatın gizliliğini ihlal suçudur (TCK m.134). Bu maddeye göre kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde ceza bir kat artırılır; bu da fiilin iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile yaptırıma bağlanması anlamına gelir.
Çekilen görüntülerin daha sonra başkalarıyla paylaşılması ise ayrı bir suç oluşturur. TCK m.134/2 uyarınca kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı ceza uygulanır. Burada önemli olan nokta, kaydetme ve ifşa fiillerinin iki ayrı bağımsız suç oluşturmasıdır; failin hem görüntüyü kaydetmesi hem de yayması durumunda TCK m.134/1 ve TCK m.134/2'den ayrı ayrı cezalandırılması gerekir.
İzinsiz fotoğrafın özellikle sosyal medya platformlarında paylaşılması halinde, fiil kişisel verilere ilişkin suçları da gündeme getirebilir:
- Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu (TCK m.135): Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ad, soyad ve fotoğraf gibi kimliği belirli veya belirlenebilir kişiye ilişkin bilgiler kişisel veri sayıldığından, bir kimsenin fotoğrafının izinsiz kaydedilmesi bu madde kapsamında değerlendirilebilir.
- Verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi veya ele geçirilmesi suçu (TCK m.136): Kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, yayan veya ele geçiren kimse iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu suçların nitelikli halleri TCK m.137'de düzenlenmiştir. Suçun kamu görevlisi tarafından görevinin verdiği yetki kötüye kullanılarak işlenmesi veya belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde ceza 1/2 oranında artırılır. Ancak Yargıtay uygulamasında, meslek veya sanatın sağladığı kolaylığın somut olarak nasıl kullanıldığının açıklanması zorunludur; failin gerçekten mesleğinin sağladığı kolaylıktan yararlanmadığı hallerde bu artırım uygulanamaz.
Şikayet ve Hak Düşürücü Süreler
Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçların tamamı şikayete tabidir (TCK m.139). Bu nedenle mağdurun şikayeti olmaksızın soruşturma veya kovuşturma yapılamaz. Mağdurun, fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayette bulunması zorunludur. Bu süre hak düşürücü süre niteliğinde olup, sürenin geçirilmesi halinde şikayet hakkı ortadan kalkar ve dava düşer.
Şikayet, bulunulan yerdeki polis karakoluna veya doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçeyle yapılabilir. Savcılık yeterli delil bulursa iddianame düzenleyerek kamu davası açar; aksi halde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Şikayet süresinin kaçırılması veya geç müracaat edilmesi, hem hak kaybına hem de delillerin yok olmasına yol açabilir. Bu durumun pratik sonuçları Yargıtay içtihatlarında somut biçimde görülmektedir:
Boşanma davasında tanıklık yapmak için adliyeye gelen katılanın, 19.06.2014 tarihinde koridorda otururken sanık tarafından kameralı cep telefonuyla izinsiz fotoğrafının çekildiği iddiasıyla TCK m.135/1 kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan açılan davada, katılanın 09.07.2014 tarihine kadar müracaat etmeyerek delil kaybına neden olduğu, sanık tarafından kaydedilen herhangi bir fotoğrafın temin edilemediği ve sunulan fotoğrafta katılanın yüzünün görüntülenmediği dikkate alınarak, mahkumiyete yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararında isabetsizlik görülmediği belirtilmiştir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/266 E., 2022/4076 K., 25.05.2022).
Bu karar iki kritik hususu ortaya koymaktadır: İlk olarak, gecikmeli müracaat delillerin yok olmasına yol açarak mahkumiyeti imkânsız hale getirebilir. İkinci olarak, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun oluşması için fotoğrafta kişinin tanınabilir/teşhise elverişli olması beklenir; yüzü görüntülenmeyen ve fail tarafından kaydedildiği ispatlanamayan görüntü, mahkumiyet için yeterli delil sayılmaz. Bu nedenle izinsiz fotoğrafa maruz kalan kişinin, gecikmeksizin şikayette bulunması ve elindeki ekran görüntüsü, kayıt veya tanık beyanı gibi delilleri muhafaza etmesi büyük önem taşır.
Haksız fiilden doğan manevi tazminat davaları bakımından ise süreler farklıdır; bu davalarda zamanaşımı, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her halde on yıldır. Dolayısıyla ceza şikayeti için öngörülen 6 aylık hak düşürücü sürenin geçmesi, tazminat hakkını doğrudan ortadan kaldırmaz.
İnternette İzinsiz Paylaşılan Fotoğrafın Kaldırılması ve Erişimin Engellenmesi
Bir kişinin fotoğrafının rızası dışında sosyal medyada, haber sitelerinde veya başka herhangi bir internet platformunda yayımlanması halinde, mağdurun yalnızca tazminat davası açmak veya ceza şikayetinde bulunmakla yetinmesi çoğu zaman yeterli olmaz. İhlalin sürmekte olduğu hallerde fotoğrafın bir an önce yayından kaldırılması ve içeriğe erişimin engellenmesi, mağdurun uğradığı zararın büyümesini önlemek bakımından en hızlı ve etkili çözümdür. Türk hukukunda bu konudaki en kapsamlı düzenleme 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile getirilmiştir.
5651 Sayılı Kanun Kapsamında Başvuru Yolları
2007 yılında yürürlüğe giren 5651 sayılı Kanun, internet ortamındaki aktörleri tanımlamış ve bunların hak ile sorumluluklarını belirlemiştir. Kanun kapsamında içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcı olmak üzere dört temel internet aktörü düzenlenmiştir. Bu Kanun yalnızca internet üzerinden suç işlenmesi halinde değil, aynı zamanda yayının kişilik haklarını ihlal etmesi veya özel hayatın gizliliğini ihlal etmesi hallerinde de içeriğin yayından çıkarılmasına ve erişimin engellenmesine imkân tanır.
İzinsiz paylaşılan bir fotoğrafın kaldırılması için başvurulabilecek yollar 5651 sayılı Kanun'un 9 ve 9/A maddelerinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu kapsamda mağdurun önünde birden fazla başvuru imkânı bulunmaktadır:
- İçerik sağlayıcısına başvuru (uyarı yöntemi): Kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler, kurum ve kuruluşlar; öncelikle içeriği yayımlayan içerik sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemiyle içeriğin yayından çıkarılmasını talep edebilir.
- Yer sağlayıcısına başvuru: İçerik sağlayıcısına ulaşılamaması halinde, başvuru doğrudan yer sağlayıcısına yöneltilebilir ve içeriğin kaldırılması istenebilir.
- Sulh ceza hâkimine başvuru: Mağdur, yukarıdaki yolları tüketmeden ya da içeriğe erişilememesi durumunda doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini talep edebilir. Sulh ceza hâkimliği, kişilik haklarının ihlal edildiğine kanaat getirmesi halinde içeriğe erişimin engellenmesine veya içeriğin yayından çıkarılmasına karar verir.
Özellikle özel hayatın gizliliğinin ihlali söz konusu olduğunda, 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesi mağdura ivedi bir koruma sağlar. Bu hükme göre özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini ileri süren kişi, doğrudan sulh ceza hâkimliğine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini isteyebilir. Bu yol, çıplak, mahrem ya da özel pozisyonda çekilmiş fotoğrafların internette yayılması gibi acil müdahale gerektiren durumlarda büyük önem taşır.
İdari Yol: BTK'ya Başvuru ve Erişim Engelleme
Yargısal yolların yanı sıra mağdur, idari yola başvurarak da koruma talep edebilir. İzinsiz fotoğraf paylaşımına karşı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'na (BTK) başvurulabilir; BTK, gerekli koşulların oluştuğunu tespit etmesi halinde erişimin engellenmesine karar verebilir. Bu idari başvuru imkânı, özellikle yurt dışı kaynaklı platformlarda yayımlanan ve içerik sağlayıcısına ya da yer sağlayıcısına ulaşılmasının güç olduğu içerikler bakımından mağdura ek bir koruma katmanı sağlar.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Kapsamında Koruma
İnternette izinsiz yayımlanan bir fotoğraf, aynı zamanda 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında da değerlendirilir. KVKK uyarınca ad, soyad ve fotoğraf gibi kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi kişisel veri sayılır. Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf, kişiyi belirli veya belirlenebilir kıldığı için kişisel veri niteliği taşır ve rıza olmaksızın işlenmesi hukuka aykırılık oluşturur. Kişisel verilerin rıza olmadan işlenmesi, güvenli şekilde saklanmaması veya üçüncü kişilere hukuka aykırı biçimde aktarılması KVKK'ye aykırılık teşkil eder ve idari para cezası gibi yaptırımlara yol açabilir. Bu nedenle mağdur, veri sorumlusuna başvurarak fotoğrafın silinmesini talep edebilir ve gerektiğinde Kişisel Verileri Koruma Kurulu'na şikayette bulunabilir.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
Bir kişinin fotoğrafının rızası olmaksızın kullanılması, Türk hukukunda çok katmanlı bir korunma rejimine tabidir. Kişilik hakkının ihlali olarak Türk Medeni Kanunu m.24 ve m.25 uyarınca koruma davaları açılabilir; manevi tazminat sorumluluğu TBK m.58 (mülga BK m.49) çerçevesinde gündeme gelir. Eser niteliği taşıyan ya da taşımayan fotoğraflar bakımından FSEK m.86 ile m.84 özel bir koruma sağlar ve kişinin rızası olmadan fotoğrafının teşhir ve umuma arz edilmesini yasaklar. Yargıtay içtihatları, internette veya kültürel/tanıtım amaçlı yayımlanmış bir fotoğrafın ticari amaçla izinsiz kullanılmasının kişilik hakkına saldırı oluşturduğunu, kişinin fotoğrafta ikinci planda kalmasının dahi sonucu değiştirmediğini açıkça ortaya koymaktadır.
Ceza boyutunda ise TCK m.134, m.135 ve m.136 kapsamındaki özel hayatın gizliliğini ihlal ve kişisel verilere ilişkin suçlar gündeme gelir; bu suçlar şikayete tabi olup mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayette bulunması gerekir. İnternette yayılan içeriğin kaldırılması için ise 5651 sayılı Kanun kapsamında içerik sağlayıcısına, yer sağlayıcısına, sulh ceza hâkimine veya BTK'ya başvurularak hızlı bir koruma sağlanabilir.
Sonuç olarak, fotoğrafı rızası dışında kullanılan kişinin önünde birbirini tamamlayan birden çok hukuki yol bulunmaktadır: ihlali sona erdirmek ve içeriği kaldırmak için 5651 sayılı Kanun ve KVKK kapsamındaki başvurular, uğranılan zararı gidermek için tazminat davaları, failin cezalandırılması için ise ceza şikayeti. Bu yolların eş zamanlı kullanılabilmesi mümkün olduğundan, hak kayıplarının ve hak düşürücü sürelerin önüne geçilmesi bakımından, mağdurun ihlali öğrenir öğrenmez delillerini (ekran görüntüleri, URL kayıtları, noter tespiti gibi) titizlikle toplayarak alanında uzman bir avukatın desteğiyle hareket etmesi büyük önem taşımaktadır.