
Elektrikli Araç Kazalarında Değer Kaybı
Elektrikli araç sahipleri kaza sonrasında yalnızca görünür hasar giderlerini değil, aracın ikinci el piyasa değerinde meydana gelen kaybı da tazminat kapsamında talep edebilir. Ancak bu süreç, elektrikli araçların karmaşık batarya ve yazılım sistemleri nedeniyle klasik araç hasarlarından çok farklı bir uzman değerlendirmesi gerektirmektedir. Doğru belgeler, doğru başvuru yolları ve geçerli Yargıtay içtihatları hakkında bilgi sahibi olmak, hak kaybını önlemenin en kritik adımıdır.
Elektrikli Araçlarda Değer Kaybı Nedir ve Neden Farklıdır?
Trafik kazası geçiren ve ardından onarılan her araç, teknik olarak kusursuz bir şekilde tamir edilmiş olsa dahi ikinci el piyasasında artık kaza öncesiyle aynı değeri taşımaz. Bu olgu, hukuk dilinde araç değer kaybı olarak adlandırılmakta; aracın kaza tarihindeki hasarsız ikinci el piyasa değeri ile onarım sonrasındaki ikinci el piyasa değeri arasındaki farkı ifade etmektedir. Klasik içten yanmalı motorlu araçlarda onlarca yıldır uygulanan bu kavram, elektrikli araçlar söz konusu olduğunda çok daha derin ve teknik bir boyut kazanmaktadır.
Elektrikli araçların otomotiv pazarındaki payı giderek büyürken, hasar sonrası değerlendirme mekanizmaları henüz bu yeni nesil araç teknolojisine tam anlamıyla adapte olabilmiş değildir. Bir içten yanmalı araçta değer kaybını belirleyen etkenler çoğunlukla kaporta hasarı, boya durumu ve değiştirilen mekanik parçalarla sınırlıyken, elektrikli araçlarda tablo köklü biçimde farklılaşmaktadır. Batarya sistemi, yüksek voltaj bileşenleri, motor kontrol üniteleri, ADAS (gelişmiş sürücü destek sistemleri) sensörleri ve aracın tüm işlevlerini düzenleyen yazılım katmanları; hasarın görünür olup olmadığından bağımsız olarak ikinci el piyasa değerini doğrudan etkileyen unsurlardır.
Hukuki Açıdan Değer Kaybının Temeli
Elektrikli araç değer kaybı tazminatı talepleri, birbirini tamamlayan birkaç temel yasal düzenlemeye dayanmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu'nun 1409. maddesi uyarınca, kazada kusurlu tarafın zorunlu mali sorumluluk sigortası yalnızca aracın fiziksel onarım masraflarını değil, bu hasarın yol açtığı ekonomik zararı ve değer kaybını da karşılamakla yükümlüdür. Diğer bir deyişle sigorta şirketinin sorumluluğu, tamir faturasıyla sınırlı tutulamaz.
Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesi ise motorlu aracın işleteni ile bağlı olduğu teşebbüs sahibini, kazadan doğan tüm zararlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu kılmaktadır. Bu hüküm, değer kaybı tazminatının yalnızca sigorta şirketine yöneltilemeyeceğini, gerektiğinde işleten ve araç sahibine karşı da talep hakkının doğduğunu ortaya koymaktadır.
Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi de bu çerçevenin temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Madde, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin o zararı gidermekle yükümlü olduğunu açıkça hükme bağlamaktadır. Değer kaybı tazminatı taleplerinde haksız fiile dayanan bu düzenleme, zararın salt fiziksel hasar boyutuyla değil, ekonomik bütünüyle ele alınması gerektiğinin yasal ifadesidir.
Anayasa Mahkemesi Kararı ile Gelen Dönüşüm
Değer kaybı hesaplama yöntemi açısından belirleyici bir kırılma noktası, Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarihli, 2019/40 Esas ve 2020/40 Karar sayılı kararıyla yaşanmıştır. Bu kararla Mahkeme, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesindeki genel şartlara atıf yapan ibareleri ile 92. maddesinin (i) bendini iptal etmiştir.
İptal öncesinde değer kaybı hesaplamaları, sigorta genel şartlarında öngörülen sabit formüllere göre yapılmakta ve bu durum araç sahiplerinin gerçek zararlarının çok altında tazminat almasına yol açmaktaydı. Anayasa Mahkemesi'nin söz konusu hükümleri iptal etmesiyle birlikte hesaplama yöntemi tamamen değişmiş; zarar kapsamı artık yalnızca KTK ve Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiil hükümleri ile Yargıtay uygulamaları çerçevesinde belirlenir hale gelmiştir.
Bu dönüşüm, elektrikli araç sahipleri için özellikle kritik bir anlam taşımaktadır. Genel şartlar formülleri zaten içten yanmalı araçlar düşünülerek tasarlanmıştı; dolayısıyla batarya sağlık oranı, yazılım kalibrasyonları veya yüksek voltaj sistemi hasarları gibi elektrikli araca özgü değer kayıplarını hiçbir şekilde kapsayamıyordu. Yargıtay içtihadına dayanan güncel sistemde ise bu teknik unsurların tamamının hesaba katılması, hem hukuki hem de teknik açıdan mümkün ve zorunludur.
Elektrikli Araçları Farklı Kılan Nedir?
Bir elektrikli araçta kaza sonrası değer kaybının geleneksel araçlara oranla çok daha kapsamlı değerlendirilmesi gerekmesinin temel nedeni, bu araçların kritik bileşenlerinin ikinci el piyasada yarattığı algı ve gerçek ekonomik etkidir.
- Batarya sistemi, aracın toplam değerinin en büyük bölümünü oluşturur. Çarpma, yangın veya su teması sonrasında bataryada meydana gelen en küçük hasar ya da gerçekleştirilen bir batarya değişimi, aracın orijinalliğini zedeler ve ikinci el değerini ciddi ölçüde aşağı çeker.
- Kaporta veya şasi üzerindeki hasarlar, doğrudan bataryaya dokunmasa bile bataryaya yakın bölgelerdeki yapısal deformasyonlar ikinci el alıcılarda güçlü bir değer düşürücü algı yaratır.
- ADAS bileşenleri, radar, kamera ve sensörler kaza anında zarar görmüş ya da kalibrasyonları bozulmuş olabilir. Yüzeysel bir onarım bu hasarları kapatmaz; ancak teknik inceleme yapılmadan fark edilmeyebilir.
- Yazılım ve batarya yönetim sistemi kayıtları bir kez olumsuz etkilendikten sonra ilerideki güncellemelerde ya da servislerde tekrar gündeme gelebilir ve aracın uzun vadeli güvenilirliğini sorgulatır.
Tüm bu nedenlerle elektrikli araçlardaki değer kaybı, klasik bir ekspertiz mantığıyla değil; teknik bilirkişi incelemesini, yazılım kayıtlarına erişimi ve ikinci el piyasa analizini bir arada gerektiren özelleşmiş bir süreçle tespit edilebilmektedir. Sigorta şirketlerinin bu araçlara sıklıkla geleneksel kaporta hasarı perspektifinden yaklaşarak eksik hesaplamalar sunması, hak kayıplarının en yaygın kaynağını oluşturmaktadır.
Elektrikli Araçlarda Değer Kaybı Hesaplama Kriterleri
Elektrikli araçlar, yapısal ve teknolojik açıdan geleneksel içten yanmalı motorlu araçlardan köklü biçimde ayrılmaktadır. Bu farklılık, yalnızca teknik bir ayrıntı değil; kaza sonrası değer kaybı hesaplamasında doğrudan belirleyici olan bir etkendir. Bir elektrikli araçta hasar değerlendirmesi yapılırken sadece kaporta veya mekanik parçalar değil, aracın tüm teknolojik altyapısı tek tek incelenmek zorundadır.
Yargıtay içtihatları, değer kaybının nasıl hesaplanması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin K.2016/5661 sayılı kararı, değer kaybı zararını; aracın olay tarihindeki hasarsız değeri ile tamir edildikten sonraki değeri arasındaki fark olarak tanımlamıştır. Bu temel tanım, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin E.2021/18000, K.2021/5904 sayılı ilamı ile de pekiştirilmiş; değer kaybının serbest piyasa koşullarında kaza tarihi itibarıyla hasarsız ikinci el değeri ile tamir sonrası ikinci el değeri arasındaki azalma miktarı olduğu bir kez daha hükme bağlanmıştır. Bu iki karar, elektrikli araçlar için de doğrudan uygulanmakta olup hesaplamanın sigortacının belirlediği formüllere değil, gerçek piyasa değerlerine dayanması gerektiğini teyit etmektedir.
Geleneksel Araçlardan Farklı Teknik Değerlendirme Unsurları
Klasik araçlarda değer kaybı hesaplanırken esas alınan kriterler genellikle kaporta hasarı, boya durumu, değiştirilen parçaların niteliği ve aracın genel mekanik durumu üzerinden şekillenir. Elektrikli araçlarda ise bu kriterlerin yanı sıra çok daha kapsamlı ve teknik bir inceleme zorunlu hâle gelir.
Batarya sistemi, bu değerlendirmenin en kritik unsurudur. Bataryanın doğrudan hasar görmesi ya da batarya paketine yakın bölgelerde meydana gelen yapısal hasar, batarya sağlık oranını (State of Health – SoH) olumsuz etkileyebilir. Yanma, şiddetli çarpma veya su teması sonrasında düşen batarya kapasitesi, hem performansı hem de güvenilirliği zedeler; bu durum ikinci el değerini orantısız biçimde aşağıya çeker.
Bunun dışında değerlendirmeye alınması gereken teknik unsurlar şunlardır:
- Yüksek voltaj sistemleri: Şarj bağlantı noktaları, güç dönüştürücüler ve yüksek voltaj kablo tesisatı, görünür hasarın ötesinde gizli arızalara zemin hazırlayabilir.
- ADAS bileşenleri: Radar, lidar, kamera ve ultrasonik sensörler gibi gelişmiş sürüş destek sistemi bileşenleri, hafif bir çarpmada bile kalibrasyonunu yitirebilir; bu durum hem güvenlik hem de değer kaybı açısından ciddi bir etkendir.
- Yazılım ve elektronik kontrol üniteleri: Kazanın elektrikli sistemlere yansıması, sürücü destek algoritmalarını, batarya yönetim yazılımını (BMS) ve güç aktarım kontrolünü bozabilir. Bu tür arızalar, standart eksper raporlarında yer bulmayan ama ikinci el piyasasını doğrudan etkileyen hasarlardır.
- Güç aktarım bileşenleri: Elektrik motoru, redüktör ve invertör gibi parçalar, mekanik darbelerde zarar görebilir; değiştirilmeleri hem maliyetli hem de aracın orijinallik değerini düşürücü niteliktedir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin E.2021/2451, K.2021/4771 sayılı ilamı, değer kaybı hesaplanırken aracın geçmiş kaza ve hasar kayıtlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini hükme bağlamıştır. Elektrikli araçlar söz konusu olduğunda bu ilke daha da ağır bir anlam taşır; zira geçmişte maruz kalınan bir batarya hasarı veya yazılım arızası, her yeni kazada değer kaybını daha da derinleştirir.
İkinci El Piyasasına Etkisi
Elektrikli araç satın alan tüketiciler, ikinci el piyasada en çok batarya sağlığını sorgulamaktadır. Piyasa araştırmaları ve ikinci el platformlarındaki fiyat eğilimleri, batarya kapasitesi düşük araçların benzer model ve kilometredeki sağlıklı araçlara kıyasla belirgin biçimde daha az talep gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu nedenle kaza sonrasında onarım yapılmış olsa bile batarya veya batarya çevresindeki bölgelerde meydana gelen hasar, alıcı güvenini zedeleyerek ciddi bir değer erozyonuna neden olmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E.2017/2049, K.2021/771 sayılı kararı, hayatın olağan akışı gereği kazalı araçta değer kaybı oluşacağını ve bu kaybın ancak serbest piyasa rayiç değerleri arasındaki farkla tespit edilebileceğini vurgulamıştır. Ayrıca bu tespitin teknik bilirkişi incelemesi gerektirdiği de açıkça belirtilmiştir. Elektrikli araçlar özelinde bu ilke daha da anlam kazanır; çünkü batarya sağlık oranı, yazılım log kayıtları ve sensör kalibrasyon verileri gibi unsurların değerlendirilmesi, otomotiv elektroniği ve elektrikli araç teknolojisine hâkim uzman bir bilirkişi olmaksızın sağlıklı biçimde yapılamaz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin E.2021/21252, K.2022/5913, 25.03.2022 tarihli ilamı ise genel şartlar formülüne dayalı hesaplamaların hatalı olduğunu, HMK m.363 uyarınca kanun yararına bozma yoluna gidilmesi gerektiğini tescil etmiştir. Bu karar, sigorta şirketlerinin kendi iç formülleriyle yaptığı hesaplamalara itiraz ederken başvurulabilecek en güçlü Yargıtay dayanağı niteliğindedir. Özellikle elektrikli araç sahipleri, sigortacının standart kaporta-boyama mantığıyla belirlediği düşük teklif rakamlarına karşı bu içtihadı öne sürebilir.
Sonuç olarak elektrikli araçlarda değer kaybı hesaplaması; aracın markası, modeli, üretim yılı ve kilometresi gibi klasik kriterlerle birlikte batarya sağlığı, yüksek voltaj sistemi bütünlüğü, ADAS bileşenlerinin durumu ve yazılım kalibrasyonları gibi elektrikli araca özgü teknik unsurları da kapsamaktadır. Bu bütüncül değerlendirme yapılmadan ulaşılan bir değer kaybı rakamı, gerçek zararı yansıtmaktan uzak kalacak ve araç sahibinin hak kaybına yol açacaktır.
Değer Kaybı Talebinin Koşulları, Başvuru Süreci ve Zamanaşımı
Elektrikli araçlarda değer kaybı tazminatı talep etmek, yalnızca teknik bir hesaplama meselesinden ibaret değildir; aynı zamanda belirli hukuki koşulların karşılanmasını, usule uygun başvuru adımlarının eksiksiz atılmasını ve zamanaşımı sürelerinin titizlikle takip edilmesini gerektiren çok aşamalı bir hukuki süreçtir. Bu koşullardan herhangi birinin göz ardı edilmesi, geçerli bir hak talebinin usul eksikliğinden reddedilmesine yol açabilmektedir.
Başvuru Koşulları
Değer kaybı tazminatına hak kazanabilmek için öncelikle bazı temel ön koşulların sağlanması gerekmektedir. Bu koşullar, hem klasik hem de elektrikli araçlar bakımından ortaktır; ancak elektrikli araçların özel teknik yapısı nedeniyle uygulamada bazı hususlar daha belirleyici bir rol oynayabilmektedir.
Kusur durumu: Tazminat talep eden araç sahibinin kazadaki kusur oranı, hakkın kullanılabilirliğini doğrudan etkiler. Kazada yüzde yüz (%100) kusurlu olan taraf değer kaybı tazminatı talep edemez; kısmi kusur hâlinde ise tazminat miktarı kusur oranına göre belirlenir.
Aracın yaşı: Değer kaybı tazminatına hak kazanabilmek için aracın, kaza tarihi itibarıyla 36 yaşından küçük olması gerekir. Bu uygulama koşulu, piyasada artık neredeyse sıfır değere yaklaşmış son derece eski araçların değer kaybı hesabına konu edilmesini önlemeye yönelik pratik bir sınırlamadır.
Pert durumu: Kaza sonucunda araç pert total işlemine tabi tutulmuşsa, ayrıca değer kaybı tazminatı talep edilemez; zira pert hesabı bu durumu zaten kapsar niteliktedir.
Hasarlı parçaların geçmişi: Hasar gören parçaların daha önce onarım görmemiş olması da koşullar arasında yer almaktadır. Elektrikli araçlarda bu kriter özellikle önem taşır; zira daha önceden müdahale görmüş bir batarya modülü veya yüksek voltaj bileşeni, yeni hasarın değer kaybına etkisini tartışmalı hâle getirebilir. Bu nedenle servis kayıtlarının ve orijinallik belgelerinin eksiksiz tutulması, ileri aşamalarda belirleyici olabilmektedir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin K.2002/4512 sayılı kararı da bu yaklaşımı destekler niteliktedir: söz konusu kararda, tamamen onarılmış olsa dahi kazaya uğrayan bir aracın rayiç değerinin, kaza önceki değerinin altında kalacağı hukuki bir ilke olarak kabul edilmiştir. Elektrikli araçlar söz konusu olduğunda, bu değer düşüşünün batarya ve yazılım sistemlerindeki hasarların ikinci el piyasasındaki algı etkisiyle birleşmesi, tazminat miktarını daha da yukarı taşıyabilmektedir.
Zorunlu Ön Başvuru ve Süreler
Türk hukukunda değer kaybı tazminatı için doğrudan dava açmak veya tahkime başvurmak mümkün değildir. KTK m.97 ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m.30 gereğince, hukuki süreç başlatılmadan önce kusurlu aracın zorunlu mali sorumluluk (ZMS) sigortasına yazılı başvuru yapılması zorunludur. Bu ön başvurunun yapılmadan açılan davalar usul eksikliği gerekçesiyle reddedilebilmektedir.
Yazılı başvurunun ardından sigorta şirketinin en geç 15 gün içinde yanıt vermesi gerekmektedir. Sigorta şirketinin bu süre içinde yanıt vermemesi, talebi reddetmesi ya da yapılan ödemenin yetersiz kalması hâlinde; Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru, arabuluculuk veya dava yolları açılmaktadır.
Başvuru dosyasının eksiksiz ve güçlü hazırlanması, sigorta şirketinin düşük tekliflerine karşı durmak açısından belirleyicidir. Kaza tespit tutanağı, araç ruhsatı fotokopisi, hasar fotoğrafları, eksper raporu, yetkili servis onarım kayıtları ve —elektrikli araçlara özgü olarak— batarya sağlık raporları ile sensör/yazılım teknik kayıtları bu dosyanın temel bileşenlerini oluşturur.
2025 yılı itibarıyla geçerli ZMS sigortası tazminat limiti 300.000 TL olarak belirlenmiştir. Değer kaybı talebi bu limiti aşmıyorsa Sigorta Tahkim Komisyonu veya Asliye Ticaret Mahkemesi devreye girebilir. Talebin bu limiti aşması hâlinde ise aşan kısım için sürücü ve ruhsat sahibine karşı Asliye Hukuk Mahkemesi'nde haksız fiil davası açılabilmektedir.
Zamanaşımı
Değer kaybı tazminatı taleplerinde zamanaşımı sürelerinin doğru bilinmesi ve takip edilmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi (bazı kaynaklarda 79/2 olarak da anılmakla birlikte uygulamada m.72 esas alınmaktadır) uyarınca:
- Zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl,
- Her hâlükârda kaza tarihinden itibaren 10 yıl
içinde talepte bulunulması gerekmektedir. İki yıllık süre, zararın öğrenildiği andan itibaren işlemeye başladığından, kaza anında fark edilemeyen gizli batarya hasarları veya yazılım arızaları gibi elektrikli araca özgü durumlarda bu tarihin tespiti özellikle dikkat gerektirmektedir.
Öte yandan, trafik kazasının ölüm veya yaralanma içermesi durumunda —yalnızca maddi hasar talep edilse dahi— KTK m.109/2 kapsamında uzamış ceza zamanaşımı süreleri devreye girmekte ve talepler için daha uzun bir hak kullanım penceresi doğmaktadır. Bu durum, özellikle birden fazla zarar kaleminin aynı kazadan kaynaklandığı dosyalarda göz önünde bulundurulmalıdır.
Zamanaşımının dolmaya yaklaştığı dönemlerde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talepleri ya da arabuluculuk başvurusu gibi süreyi durdurucu ya da kesen adımların atılması, hukuki güvenceyi koruma altına alır. Elektrikli araç hasarlarının teknik karmaşıklığı düşünüldüğünde, tüm bu sürecin bir araç değer kaybı avukatı eşliğinde yürütülmesi, özellikle batarya ve yazılım hasarlarına ilişkin belge toplanması aşamasında ciddi fark yaratabilmektedir.
Uyuşmazlık Hâlinde Başvuru Yolları: Tahkim, Arabuluculuk ve Mahkeme
Zorunlu trafik sigortasına yazılı başvuru yapılmasına karşın sigorta şirketi 15 gün içinde yanıt vermez, yetersiz bir teklifte bulunur ya da talebi tamamen reddederse araç sahibinin önünde birden fazla hukuki yol açılmaktadır. Bu noktada doğru yolu seçmek, hem zaman hem de maliyet açısından kritik önem taşır.
Sigorta Tahkim Komisyonu
Sigorta şirketiyle uyuşmazlık yaşandığında ilk tercih edilmesi gereken yol çoğunlukla Sigorta Tahkim Komisyonu'dur. Bu yol, mahkeme süreçlerine kıyasla daha hızlı ve düşük maliyetlidir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesinin 12. fıkrası, Komisyon kararlarının kesinlik sınırlarını açıkça belirlemiştir:
- 5.000 TL'ye kadar olan Komisyon kararları kesindir; bu kararlara karşı herhangi bir itiraz yoluna başvurulamaz.
- 5.000 TL ve üzerindeki uyuşmazlıklarda taraflar, kararın kendilerine bildirilmesinden itibaren 10 gün içinde itiraz hakkını kullanabilir.
- İtiraz üzerine verilen kararlardan 40.000 TL'ye kadar olanlar da kesin nitelik taşır.
- 40.000 TL'yi aşan uyuşmazlıklarda ise tarafların temyiz yoluna gitme hakkı saklıdır.
Elektrikli araçlarda batarya, yüksek voltaj sistemi veya ADAS bileşenlerine ilişkin değer kaybı talepleri teknik açıdan oldukça karmaşık olabileceğinden, Sigorta Tahkim Komisyonu sürecinde teknik bilirkişi incelemesi talep etmek büyük önem taşır. Sigorta şirketlerinin klasik kaporta mantığıyla yaptığı düşük değerlendirmelere karşı, uzman bilirkişi görüşü belirleyici bir işlev üstlenir.
Arabuluculuk
Sigorta şirketine karşı açılacak davalarda, dava öncesinde arabuluculuğa başvurma zorunluluğu bulunup bulunmadığı somut uyuşmazlığın niteliğine göre değişebilmektedir. Arabuluculuk süreci, tarafların müzakere yoluyla anlaşmasına zemin hazırlarken zaman ve yargılama giderlerinden de tasarruf sağlar. Ancak elektrikli araç değer kaybı gibi teknik bilgi gerektiren ve ilerleyen aşamada Yargıtay içtihatlarına dayanılması olası olan uyuşmazlıklarda, arabuluculuk sürecine de teknik belgelerle ve uzman desteğiyle hazırlıklı girilmesi önerilir.
Mahkeme Yolu ve Görevli Mahkeme
Sigorta şirketiyle uzlaşı sağlanamaması veya tahkim sürecinin sonuçsuz kalması hâlinde dava yoluna gidilmesi kaçınılmaz olabilir. Bu aşamada görevli mahkemenin doğru belirlenmesi, davanın usulden reddedilmemesi bakımından hayati önem taşır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, dava sigorta şirketine karşı açılacaksa görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. Buna karşın zorunlu mali sorumluluk sigortası limitinin 2025 yılı itibarıyla geçerli olan 300.000 TL tutarındaki tavanı aşması durumunda, aşan kısım için sürücü ve ruhsat sahibine karşı Asliye Hukuk Mahkemesi'nde haksız fiil davası açılması gerekmektedir.
Mahkeme sürecinde değer kaybı hesaplamasının genel şartlar formülüne göre değil, Yargıtay içtihatlarına uygun biçimde yapılması gerektiği özellikle vurgulanmalıdır. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E.2021/21252 – K.2022/5913 sayılı kararında genel şartlara göre hesaplama yapılmasını hatalı bularak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363. maddesi uyarınca kanun yararına bozma yoluna gitmiştir. Bu karar, mahkeme aşamasında doğru argümanların öne sürülmesinin ne denli belirleyici olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Ölüm veya Yaralanma İçeren Kazalarda Özel Durum
Trafik kazasında yalnızca maddi hasar değil, ölüm veya yaralanma da söz konusuysa zamanaşımı hesaplaması farklı bir boyut kazanır. Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesinin 2. fıkrası gereğince, bu tür kazalarda yalnızca maddi hasar tazminatı talep edilse bile uzamış ceza zamanaşımı süreleri uygulanır. Başka bir deyişle, kazada ceza hukukunu ilgilendiren bir fiil gerçekleşmişse bu fiil için öngörülen daha uzun zamanaşımı süresi, tazminat talepleri bakımından da geçerli olmaktadır. Elektrikli araç sahiplerinin bu durumu göz ardı etmemesi, özellikle geç farkına varılan değer kayıplarında hak kaybını önlemek açısından son derece önemlidir.
Elektrikli araç kazalarında değer kaybı tazminatı süreci; teknik bilgi, doğru belgeleme ve hukuki süreçlerin titizlikle takibini bir arada gerektirmektedir. Batarya sağlığından ADAS kalibrasyonuna, yazılım kayıtlarından ikinci el piyasa analizine uzanan bu çok katmanlı değerlendirme, geleneksel araç hasarlarıyla kıyaslanamayacak ölçüde uzmanlık gerektirmektedir. Sigorta şirketine yazılı ön başvurudan tahkime, arabuluculuktan mahkeme sürecine kadar her aşamada doğru adımlar atılması, alınabilecek tazminatın tam ve eksiksiz olmasını doğrudan belirler. Bu nedenle, sürecin başından itibaren bir araç değer kaybı avukatı ile çalışmak; hem hak kaybını önlemek hem de teknik ve hukuki süreçleri sağlıklı yönetmek açısından en isabetli tercih olmaktadır.