Ev Sahibi Habersiz Eve Girebilir mi?

Ev Sahibi Habersiz Eve Girebilir mi?

Ev sahibi ve kiracı arasındaki en büyük gerilim noktalarından biri olan mülke giriş haklarını yasal perspektiften inceliyoruz. Habersiz girişlerin cezai yaptırımlarından, kiracının evi gösterme zorunluluğunun sınırlarına ve Yargıtay'ın güncel içtihatlarına kadar tüm hukuki detaylar bu makalede.

Konut Dokunulmazlığı ve Habersiz Girişin Cezai Yaptırımları

Kira sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte, kiralanan taşınmazın kullanım ve yararlanma hakkı (zilyetlik) tamamen kiracıya devredilmiş olur. Bu hukuki durum, kiracının konutunda huzur ve güvenlik içinde yaşama hakkını anayasal ve cezai güvence altına alır. Ev sahibinin, mülkün tapu sahibi olması kendisine dilediği zaman konuta girme yetkisi vermez. Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında, kiracının rızası hilafına veya habersiz şekilde kiralanan konuta girilmesi, doğrudan mülkiyet hakkının ihlali değil, kişi hürriyetine karşı işlenen ciddi bir suç olarak kabul edilmektedir.

TCK Kapsamında Suç Teşkil Eden Eylemler

Kira sözleşmesi yürürlükte olduğu sürece, kiracının izni olmaksızın eve girilmesi veya rıza ile girildikten sonra kiracının haklı talebine rağmen konuttan çıkılmaması, Türk Ceza Kanunu kapsamında konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturur (TCK m.116). Kanun koyucu, bireyin mahremiyetini ve konutundaki sükuneti korumak amacıyla bu fiili cezai yaptırıma bağlamıştır.

  • Suçun Tanımı ve Temel Cezası: Bir kimsenin konutuna veya konutun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra burayı terk etmeyen kişi, mağdurun şikayeti üzerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (TCK m.116/1).
  • Şikayet Süresi: Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun temel şekli soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi bir suçtur. Mağdur olan kiracının, tecavüz teşkil eden fiili ve bu fiili gerçekleştiren faili (ev sahibini veya onun yetkilendirdiği kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayet hakkını kullanması zorunludur. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

Yargıtay, ev sahiplerinin "mülkiyet hakkı" arkasına sığınarak kiracının zilyetliğindeki konuta habersiz girmesini veya konutun kullanımını engellemesini kesin bir dille hukuka aykırı bulmaktadır.

"Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2013/7360 K. sayılı kararında; kiracı evde yokken mülke girip kapıları söken ev sahibinin eylemi, konut dokunulmazlığını ihlal suçu olarak değerlendirilmiştir."

Söz konusu Yargıtay kararı, mülk sahibinin kira alacağını tahsil edememesi veya kiracıyı tahliye etmek istemesi gibi gerekçelerin hiçbir şekilde ihkak-ı hak (kendi hakkını kendi gücüyle alma) yaratmayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ev sahibi zilyetliği devrettiği andan itibaren, kiracının rızası veya mahkeme kararı olmaksızın taşınmaza fiziki müdahalede bulunamaz. Aksi takdirde, mülk sahibi sıfatını taşısa dahi sanık kürsüsünde yargılanmaktan kaçınamaz.

Cezayı Artıran Nitelikli Haller

Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, işleniş biçimine ve kullanılan vasıtalara göre daha ağır cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir. Kanun koyucu, suçun işlenişindeki vahameti göz önüne alarak cezayı artıran nitelikli halleri özel olarak düzenlemiştir.

  • Cebir, Tehdit ve Gece Vakti İhlali: Suçun, kiracıya karşı cebir veya tehdit kullanılarak ya da gece vakti işlenmesi durumunda, suçun nitelikli hali oluşur. Bu durumda faile verilecek ceza 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası olarak uygulanır (TCK m.116/4). Burada dikkat edilmesi gereken husus, cebrin doğrudan kişiye yönelik olmasıdır; kapıyı kırarak içeri girmek gibi eşyaya yönelik fiziki müdahaleler mala zarar verme suçunu oluştururken, kişiye yönelik fiziki güç kullanımı bu nitelikli hali tetikler.
  • Ortak Ağırlaştırıcı Nedenler: Suçun işlenişinde belirli araçların kullanılması veya belirli sıfatların suistimal edilmesi durumunda ceza oranları bir kat artırılır (TCK m.119). Ev sahibinin veya onun yönlendirdiği kişilerin konut dokunulmazlığını şu şekillerde ihlal etmesi bu kapsamdadır:
  • Silahla işlenmesi,
  • Kişinin kendisini tanınmayacak hale koyması suretiyle işlenmesi,
  • Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi,
  • Kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi.

Özellikle ev sahibinin yanına emlakçı, çilingir veya üçüncü şahısları alarak toplu bir şekilde kiracının rızası dışında eve girmeye çalışması, "birden fazla kişiyle birlikte işlenme" nitelikli halini oluşturarak cezanın doğrudan katlanmasına sebebiyet verir. Kiracının konut dokunulmazlığı yasalarla mutlak surette korunmakta olup, ev sahibinin meşru sınırlar dışındaki her türlü habersiz ve zoraki ziyareti ağır hapis cezası yaptırımları ile sonuçlanmaktadır.

Kiracının Evi Gösterme Yükümlülüğü ve Bildirim Şartları

Kira sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte, kiralanan taşınmazın kullanım ve yararlanma hakkı (zilyetliği) tamamen kiracıya geçmektedir. Ancak mülkiyet hakkı sahibinin de taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisi ve ekonomik menfaatleri hukuken korunmaya devam eder. Bu iki hak arasındaki hassas denge, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında belirli kurallara bağlanmıştır. Özellikle taşınmazın satılığa çıkarılması veya kira süresinin sonuna gelinmesiyle yeniden kiralanmak istenmesi süreçlerinde, kiracının mülkü gösterme zorunluluğu yasal bir zemin kazanmaktadır.

Türk Borçlar Kanunu m.319 Çerçevesi

Türk Borçlar Kanunu’nun 319. maddesi, kiracının kiralananı gösterme borcunu net bir şekilde düzenlemektedir. İlgili hüküm uyarınca kiracı; bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü bir kişinin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür (TBK m.319/2). Bu yükümlülük, kiracının sözleşmeden doğan asli borçlarından biri olmasa da kanundan kaynaklanan ve katlanmak zorunda olduğu yasal bir ödev niteliğindedir.

Uygulamada kiracılar, taşınmazın satılması durumunda doğrudan tahliye edilecekleri endişesiyle mülkü göstermekten imtina edebilmektedir. Ancak kanun koyucu, kiracıyı korumak adına mülkün el değiştirmesi halinde kira sözleşmesinin akıbetini güvence altına almıştır. Kanunun ilgili maddesine göre, sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin doğrudan tarafı olur (TBK m.310). Dolayısıyla, taşınmazın satılması kiracının mevcut sözleşmesini kendiliğinden sona erdirmez; kira ilişkisi yeni malikle aynen devam eder. Bu hukuki güvence sebebiyle, kiracının sırf satış ihtimalini gerekçe göstererek mülkü gösterme borcunu tamamen reddetmesi hukuka aykırılık teşkil eder.

Makul Süre ve Randevu Esasları

Kiracının mülkü gösterme borcu mutlak ve sınırsız bir hak doğurmaz. Kiraya veren, bu hakkını dürüstlük kurallarına uygun olarak ve kiracının kişisel haklarını zedelemeyecek şekilde kullanmak zorundadır. Nitekim kanun, kiraya verene bu çalışmaları ve gezilip görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya bildirme ve gösterim sırasında kiracının yararlarını göz önünde tutma borcu yüklemektedir (TBK m.319/3).

Gösterimlerin yapılabilmesi için uyulması gereken temel randevu esasları şunlardır:

  • Ön Bildirim Süresi (Makul Süre): Ev sahibinin veya yetkilendirdiği emlakçının, mülkü göstermeden önce kiracıya haber vermesi zorunludur. Mahkeme kararlarında ve yerleşik uygulamada, gösterimden en az 24-48 saat önce kiracıya bildirim yapılması makul kabul edilmektedir. Bu bildirim sözlü yapılabileceği gibi, ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlaması açısından yazılı (örneğin mesaj, e-posta veya ihtarname) olarak yapılması tavsiye edilir.
  • Çalışan Kiracılar İçin Randevu Esası: Kiracının aktif olarak bir işte çalışması durumunda, günlük yaşam ve iş düzeninin aksamaması için daha hassas davranılmalıdır. Aktif çalışan kiracılar söz konusu olduğunda, gösterim gününden en az 4 gün önce randevu alınması ve ortak bir zaman dilimi belirlenmesi önerilmektedir.
  • Hafta Sonu ve Tatil Günleri: Kiracının hafta sonu ve resmi tatil günlerinde dinlenme, ailevi ve özel yaşamını sürdürme hakkı esastır. Bu doğrultuda kiracı, haklı gerekçelerle hafta sonu ve resmi tatillerde ev sahibini ve potansiyel alıcıları kabul etmeme hakkına sahiptir.
  • Geçici Erteleme Hakkı: Kiracı; ağır sağlık sorunları, ameliyat sonrası iyileşme süreci, doğum veya yakın bir aile bireyinin yası gibi haklı ve olağanüstü gerekçelerin varlığı halinde gösterimi geçici olarak erteleyebilir. Ancak bu durum hakkın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez; engel ortadan kalktıktan sonra gösterim takvimi yeniden belirlenmelidir.

Sonuç olarak, kiracının mülkü gösterme yükümlülüğü (TBK m.319) ile konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği hakları arasında adil bir denge kurulmalıdır. Kiraya veren, önceden haber vermeksizin veya kiracının rızasını almaksızın konuta giremeyeceği gibi, gösterimlerin sıklığı ve zamanı da kiracının yaşam düzenini çekilmez hale getirmemelidir.

Uyuşmazlık Halinde İzlenecek Hukuki Yollar ve İzin Davası

Kira ilişkisinde kiracının taşınmazı gösterme borcu ile ev sahibinin mülkiyet hakkını kullanma yetkisi karşı karşıya geldiğinde, taraflar arasında ciddi uyuşmazlıklar yaşanabilmektedir. Kiracının haklı bir gerekçe olmaksızın mülkü göstermekten imtina etmesi durumunda, ev sahibinin kendi imkanlarıyla (örneğin çilingir vasıtasıyla veya habersiz şekilde) eve girmesi hukuken kesinlikle yasaktır. Bu gibi durumlarda izlenmesi gereken yasal prosedür, öncelikle durumun tespiti ve ardından yargısal yollara başvurulmasıdır.

Uyuşmazlığın çözümü için ilk aşamada kiracıya yazılı bir bildirim yapılması ispat kolaylığı açısından büyük önem arz eder. Ev sahibi, haklarını korumak ve kiracının temerrüdünü belgelemek amacıyla noter kanalıyla bir ihtarname gönderebilir. Gönderilecek bu ihtarnamenin sayfa sayısı ve düzenlendiği döneme göre değişen ortalama maliyet aralığı 1000 - 3500 TL civarındadır. İhtarnameye rağmen kiracının evi göstermeme yönündeki haksız direncinin devam etmesi halinde, doğrudan dava açılması mümkün olmayıp kanunun öngördüğü zorunlu çözüm mekanizmalarının işletilmesi gerekmektedir.

Zorunlu Arabuluculuk Süreci

Türk hukukunda kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu bir dava şartı haline getirilmiştir. Kiralananın gösterilmesine izin verilmesi talebi de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Ev sahibi, sulh hukuk mahkemesinde dava açmadan önce adliyelerde bulunan arabuluculuk bürolarına başvurarak süreci başlatmakla yükümlüdür.

Zorunlu arabuluculuk süreci, tarafların bir araya gelerek ortak bir paydada uzlaşmasını ve mahkeme yoğunluğuna girmeden sorunun hızlıca çözülmesini amaçlar. Kanunen bu sürecin tamamlanması için öngörülen maksimum süre 4 Hafta olarak sınırlandırılmıştır. Arabuluculuk görüşmelerinde kiracının müsait olduğu gün ve saatler, iş durumu ve aile yaşantısı göz önünde bulundurularak taraflar arasında bir anlaşma sağlanabilir. Bu görüşmeler sonucunda bir anlaşmaya varılması halinde düzenlenen arabuluculuk anlaşma belgesi ilam niteliğindedir. Ancak, 4 Hafta içinde tarafların uzlaşamaması durumunda anlaşmazlık tutanağı (son tutanak) düzenlenir ve ev sahibi için dava açma hakkı doğar.

Kiralananın Göstermeye İzin Davası

Arabuluculuk sürecinde uzlaşı sağlanamaması durumunda ev sahibinin başvuracağı yegane hukuki yol, Türk Borçlar Kanunu (TBK m.319) hükümlerine dayanarak açacağı "kiralananın gösterilmesine izin davası" olacaktır. Bu davada görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi olup, yetkili mahkeme ise kira sözleşmesinde aksine bir yetki şartı bulunmadığı sürece taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

Kiralananı göstermeye izin davası, yargılama usulü bakımından basit yargılama usulüne tabidir. Duruşmalı olarak yürütülen bu davada mahkeme, tarafların delillerini toplar ve uyuşmazlığın çözümü için taşınmaz başında keşif yapılmasına karar verir. Davanın basit yargılama usulüne tabi olması sebebiyle ortalama sonuçlanma süresi 3 ila 6 Ay arasında değişmektedir. Mahkeme, taşınmazın niteliğini, mevkisini ve bölgedeki piyasa koşullarını inceleyerek mülkün ne kadar sürede satılabileceğini veya yeniden kiralanabileceğini tespit eder. Bu tespitler doğrultusunda, kiracının sosyal ve mesleki hayatını en az etkileyecek şekilde belirli gün ve saat aralıklarını içeren bir gösterim takvimi belirler.

Yargıtay, bu davalarda tarafların menfaat dengesinin hakkaniyete uygun olarak kurulması gerektiğini kararlarında açıkça vurgulamaktadır:

"Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2005/3892 sayılı kararına göre; kiracının çıkarları ile tarafların yararlarının hakkaniyete uygun olarak dengelenmesi gerekmekte olup, mahkemece uzman bilirkişi eşliğinde keşif yapılarak taşınmazın niteliği, mevkisi, satılabilme süresi gibi faktörler doğrultusunda makul bir süre ile gösterim gün ve saatlerinin belirlenmesi gerekmektedir."

Bu yüksek mahkeme kararı, mülkiyet hakkı ile konut dokunulmazlığı arasındaki hassas dengenin yargı eliyle nasıl kurulması gerektiğini somutlaştırmaktadır. Mahkemeler, ev sahibine sınırsız ve belirsiz bir gezdirmeyle hakkın kötüye kullanılmasına yol açacak şekilde izin veremez; aksine, uzman bilirkişi raporu doğrultusunda kiracının dinlenme saatlerini ve özel yaşam alanını koruyacak hakkaniyetli bir sınır çizmek zorundadır. Alınan bu mahkeme kararına rağmen kiracının evi göstermemekte direnmesi halinde, karar icra dairesi aracılığıyla cebri icra yoluyla infaz edilir ve bu süreçte ev sahibinin uğradığı maddi zararlar kiracıdan tazmin edilebilir.

Özel Hayatın Gizliliği ve Meşru Rıza Esasları

Kira sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte, kiralanan taşınmaz üzerindeki kullanım ve zilyetlik hakkı kiracıya geçer. Bu süreçte malikin mülkiyet hakkı ile kiracının özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakları karşı karşıya gelebilmektedir. Türk hukuk sistemi, bu iki hakkı dengelerken kiracının kişisel alanını ve mahremiyetini öncelikli olarak koruma altına almıştır. Türk Ceza Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde, kiracının rızası hilafına gerçekleştirilen her türlü müdahale sert cezai yaptırımlara bağlanmıştır.

Fotoğraf Çekme Yasağı

Gerek taşınmazın satışı gerekse yeniden kiralanması süreçlerinde, taşınmazın pazarlanması amacıyla fotoğraflanması sıkça gündeme gelmektedir. Ancak bu süreçte kiracının rızası olmaksızın konutun iç mekanının fotoğraflanması veya videoya alınması hukuken mümkün değildir.

Mevzuatta ev sahibinin veya emlakçının evin içinden görsel veri toplamasını zorunlu kılan açık bir hüküm bulunmamaktadır. Mahkemeler, kiracının rızası dışındaki iç mekan fotoğrafı çekme taleplerini, anayasal bir hak olan özel hayatın gizliliği, kişilik hakları ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ihlali gerekçesiyle kesin olarak reddetmektedir. Kiracının izni olmadan yaşam alanının, kişisel eşyalarının ve özel hayatına dair detayların görsel olarak kayıt altına alınması hukuka aykırıdır.

Bu doğrultuda, uyuşmazlık halinde mahkemelerce yalnızca taşınmazın dış cephe fotoğraflarının çekilmesine izin verilebilmektedir. Kiracı, evin satılması veya kiralanması için üçüncü kişilere gösterilmesine katlanmakla yükümlü olsa da (TBK m.319), bu yükümlülük hiçbir şekilde konutun içinin rızasız fotoğraflanması yetkisini içermez.

Aile Bireylerinin Rızası ve Geçerliliği

Konut dokunulmazlığının ihlali suçu bakımından rıza olgusu, suçun oluşumunu doğrudan etkileyen en temel unsurdur. Konutun birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, rıza açıklama yetkisinin sınırları kanunla çizilmiştir (TCK m.116/3). İlgili fıkra uyarınca, ortak kullanılan konutlarda paydaşlardan birinin rızası varsa kural olarak suç oluşmaz. Ancak bu kuralın uygulanabilmesi için gösterilen rızanın mutlaka meşru bir amaca yönelik olması zorunludur.

Rıza açıklayan aile bireyinin veya eşin gösterdiği rıza, hukuka ya da ahlaka aykırı bir amaca hizmet ediyorsa veya diğer hak sahibinin haklarını açıkça ihlal ediyorsa geçersiz kabul edilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu konudaki sınırları net bir şekilde çizmiştir:

"Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2020/363 K. sayılı kararında; evli olan sevgilisinin evine giden kişinin konut dokunulmazlığının ihlali suçunu işlediği, evine girmesine izin veren eşin rızasının, hukuken meşru bir amaca yönelik olmadığından geçerli bir rıza teşkil etmeyeceği vurgulanmıştır. Konutun birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, paydaşlardan birinin rızası suçun oluşmasını engellese de bu rızanın meşru bir amaca yönelik olması zorunludur."

Bu analiz doğrultusunda, eşlerden birinin sadakatsizlik veya gayrimeşru bir münasebette bulunmak amacıyla üçüncü bir kişiyi ortak konuta kabul etmesi durumunda, diğer eşin zımni veya açık rızasının bulunmayacağı aklen ve adeten sabittir. Dolayısıyla, meşru amaca dayanmayan bu davet üzerine konuta giren fail, rıza gösteren eşin beyanına sığınamaz ve diğer eşe karşı konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işlemiş sayılır.

Eğer bu ihlal, kanunun tanımladığı gece vaktinde gerçekleşirse suçun nitelikli hali oluşur. Ceza kanunumuza göre gece vakti; güneşin batmasından bir saat sonra başlayıp doğmasından bir saat evvele kadar süren zaman dilimidir (TCK m.6/1-e). Gece vakti işlenen ihlallerde ceza oranları artırılmaktadır. Konut dokunulmazlığını ihlal suçunun temel şekli için geçerli olan dava zamanaşımı süresi ise 8 yıl olarak belirlenmiştir.

Hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı halinde ise konuta giriş suç teşkil etmez. Örneğin, meşru müdafaa kapsamında (TCK m.25/1) bir tehlikeyi veya saldırıyı bertaraf etmek amacıyla konuta girilmesi durumunda, eylem hukuka uygunluk süzgecinden geçerek cezalandırılabilirliği ortadan kaldırır.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Kira ilişkilerinde mülkiyet hakkı ile zilyetlikten doğan konut dokunulmazlığı hakkı arasındaki hassas denge, yasalar ve yargı içtihatlarıyla korunmaktadır. Ev sahibi, her ne kadar mülkün maliki olsa da, kira sözleşmesi devam ettiği sürece kiracının izni veya mahkeme kararı olmaksızın konuta adım atamaz. Aksi yöndeki her türlü habersiz giriş, çilingir vasıtasıyla kapıyı açma veya kiracının yokluğunda eve girme eylemleri Türk Ceza Kanunu kapsamında doğrudan suç teşkil eder.

Buna karşın kiracı da dürüstlük kuralları çerçevesinde, taşınmazın satışı veya yeniden kiralanması için makul zaman dilimlerinde gösterime izin vermekle yükümlüdür (TBK m.319). Tarafların bu süreçte uzlaşamaması durumunda, ev sahibinin kendi imkanlarıyla fiili müdahalede bulunmak yerine Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak "kiralananı göstermeye izin davası" açması yegane hukuki yoldur. Hukukun çizdiği bu sınırlar, hem kiracının özel hayatının gizliliğini güvence altına almakta hem de mülk sahibinin yasal haklarını meşru bir zeminde aramasını zorunlu kılmaktadır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.