Hatay'da Deprem Sonrası Hasarlı Konutlarda Kiracı-Ev Sahibi Anlaşmazlıkları

Hatay'da Deprem Sonrası Hasarlı Konutlarda Kiracı-Ev Sahibi Anlaşmazlıkları

Deprem felaketi sonrası Hatay'da yaşanan konut krizinde kiracı ve ev sahiplerinin yasal haklarını, Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve güncel Yargıtay kararları ışığında inceleyen kapsamlı hukuki rehber.

Deprem Sonrası İfa İmkânsızlığı ve Sözleşmenin Sona Ermesi

Deprem gibi yıkıcı doğal afetler, mülkiyet hukuku kadar borçlar hukuku ve özellikle kira sözleşmeleri üzerinde de doğrudan ve radikal sonuçlar doğurmaktadır. Bu süreçte ortaya çıkan hukuki ihtilafların çözümü, Türk Borçlar Kanunu bünyesinde yer alan ifa imkânsızlığı ve kiraya verenin asli borçları çerçevesinde şekillenmektedir.

Taşınmazın Yok Olması veya Ağır Hasarlı Olması

Kira sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen ve süreklilik arz eden bir hukuki ilişkidir. Bu ilişkide kiraya verenin en temel ve asli borcu, kiralanan taşınmazı sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince de bu elverişli durumda bulundurmaktır (TBK m. 301). Ancak deprem felaketi neticesinde kiralanan konut veya işyerinin tamamen yıkılması ya da ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelmesi, bu borcun ifasını imkânsız kılar.

Hukuk tekniği açısından deprem, tarafların iradesi dışında gelişen, öngörülemeyen ve kaçınılamayan bir mücbir sebep (force majeure) olarak kabul edilir. Taşınmazın deprem nedeniyle yok olması veya oturulamayacak derecede ağır hasar görmesi durumunda, sözleşmenin konusu ortadan kalktığı için sonraki kusursuz ifa imkânsızlığı gündeme gelir. Bu durum (TBK m. 136) uyarınca borcun sona ermesi sonucunu doğurur. İlgili kanun maddesi gereğince, borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşması halinde borç kendiliğinden sona erer. Dolayısıyla, kiraya verenin taşınmazı kullanıma hazır bulundurma borcu imkânsızlaştığından, kiracının da karşı edim olan kira bedelini ödeme yükümlülüğü taşınmazın kullanılamaz hale geldiği andan itibaren hukuken ortadan kalkar.

Ağır hasarlı binalarda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerince yapılan hasar tespit çalışmaları neticesinde binanın "ağır hasarlı", "acil yıkılacak" veya "yıkık" olarak raporlanması kesin delil teşkil eder. Bu resmi raporların ardından, kamu düzeni ve can güvenliği gereği belediye veya valilik gibi idari makamlar tarafından tahliye süreci başlatılır. Bu kapsamda kiracıya taşınmazı boşaltması için genellikle 7 ila 30 gün arasında değişen resmi bir tahliye süresi tanınır. Bu süre sınırları içinde kiracının can güvenliği nedeniyle binayı tahliye etmesi hukuken zorunludur. Tahliye süreci mücbir sebebe dayandığı ve tarafların kusurundan kaynaklanmadığı için, kiraya veren erken tahliye gerekçesiyle herhangi bir tazminat veya ek bedel talep edemeyeceği gibi, kiracı da mülk sahibinden doğrudan bir ikame konut sağlama talebinde bulunamaz.

Peşin Ödenen Kiraların İadesi

Kira sözleşmesinin ifa imkânsızlığı nedeniyle kendiliğinden münfesih hale gelmesi, sözleşmenin geleceğe etkili olarak sona ermesi sonucunu doğurur. Bu sona erme anından itibaren tarafların sözleşmeden kaynaklanan karşılıklı edim yükümlülükleri nihayete erer. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan yıllık peşin ödenen kira bedelleri veya deprem tarihinden sonraki dönemi kapsayan ön ödemeler, sözleşmenin sona ermesiyle birlikte hukuki dayanaktan yoksun kalmaktadır.

Deprem neticesinde konutun yıkılması veya ağır hasar alarak oturulamaz hale gelmesi durumunda, kiracının fiilen taşınmazdan yararlanamadığı ileriye dönük günlere ait peşin ödemiş olduğu kira bedellerinin iadesi zorunludur. Kiraya veren, ifası imkânsızlaşan edime karşılık peşin olarak tahsil ettiği bu bedelleri sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca kiracıya iade etmekle yükümlüdür. Aynı kural, deprem nedeniyle sözleşmenin sona erdiği durumlarda depozito (güvence bedeli) için de geçerlidir; ev sahibi deprem hasarlarını gerekçe göstererek depozitodan herhangi bir kesinti yapamaz ve bu bedeli eksiksiz olarak iade etmek zorundadır.

Yargıtay, deprem nedeniyle taşınmazın kullanılamaz hale gelmesi durumunda peşin ödenen kira bedellerinin iade edilmesi gerektiğine yönelik yerleşik içtihatlara sahiptir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2005/354, K. 2005/11431 sayılı ilamında belirtildiği üzere; 17.08.1999 depreminde taşınmazın oturulamaz hale gelmesiyle kira akdinin sona erdiği ve hasar tarihinden sonraki döneme ait peşin ödenen kiranın iade edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Yukarıda yer alan yüksek mahkeme kararı, deprem felaketinin kira ilişkisini sona erdiren objektif bir imkânsızlık sebebi olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar analizi yapıldığında; taşınmazın deprem sonucu oturulamaz hale gelmesiyle sözleşmenin sona erdiği an milat kabul edilerek, bu tarihten sonraki döneme tekabül eden ve kiraya verenin malvarlığına peşin olarak giren kira bedellerinin iadesinin hakkaniyet ve borçlar hukuku ilkeleri gereği zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Bu doğrultuda, depremzede kiracıların hasar tarihinden sonraki döneme ait peşin ödedikleri tüm kira ve güvence bedellerini geri isteme hakları yasal koruma altındadır.

Kira Bedelinde İndirim ve Sözleşmenin Yeni Koşullara Uyarlanması

Deprem gibi yıkıcı doğal afetler, kira sözleşmesinin tarafları arasındaki dengeleri kökten sarsmaktadır. Sözleşmenin kurulduğu esnada mevcut olan koşulların olağanüstü şekilde değişmesi, taraflardan biri için edimin ifasını katlanılamaz hale getirebilir. Bu gibi durumlarda Türk Borçlar Kanunu kapsamında kiracının ve kiraya verenin haklarının korunması amacıyla kira bedelinin indirilmesi veya sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması mekanizmaları öngörülmüştür.

Aşırı İfa Güçlüğü ve Uyarlama Davaları

Depremin yarattığı sosyo-ekonomik tahribat, ticaretin durma noktasına gelmesi, bölgedeki nüfusun azalması veya taşınmazın kullanım değerinin ciddi ölçüde düşmesi, borcun ifasını imkansız kılmasa bile aşırı derecede güçleştirebilir. Bu hukuki durum, Türk Borçlar Kanunu bünyesinde "Aşırı İfa Güçlüğü" başlığı altında düzenlenmiştir (TBK m. 138).

Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanabilmesi için kanunun aradığı belirli kümülatif şartların gerçekleşmiş olması zorunludur:

  • Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun (deprem gibi bir mücbir sebebin) ortaya çıkmış olması,
  • Bu durumun, borçludan kaynaklanmayan bir sebepten ileri gelmesi,
  • Sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olan dengenin, borçludan ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşürecek derecede borçlu aleyhine değişmiş olması,
  • Borçlunun edimini henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak (ihtirazi kayıtla) ifa etmiş olması gerekmektedir.

Bu şartların varlığı halinde borçlu, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme veya fesih hakkını kullanma yetkisine sahiptir (TBK m. 138). Deprem sonrasında açılacak uyarlama davalarında mahkemeler, depremin ticari ve sosyal hayata olan somut etkilerini her olayın özelinde titizlikle incelemektedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 05.11.2014 tarihli, E. 8505 / K. 11919 sayılı kararı: "Depremin ticari hayata ve davacının işlerine etkisinin bilirkişiyle tespiti gerektiği belirterek; bölge nüfusunun azalıp azalmadığı, işlem temelinin çöküp çökmediği ve ticaretin durma noktasına gelip gelmediği incelenerek karar verilmesini, uyarlama koşulları yoksa davanın reddedilerek kira bedelinin ÜFE artış oranından az olmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir."

Yargıtay'ın bu emsal kararı, deprem sonrasında sözleşme temelinin çöküp çökmediğinin tespiti için mahalli piyasa koşullarının, nüfus hareketlerinin ve ticari faaliyetlerin bilirkişi marifetiyle derinlemesine analiz edilmesi gerektiğini kesin bir dille ortaya koymaktadır.

Az Hasarlı Binalarda Ayıptan Sorumluluk

Deprem neticesinde taşınmaz tamamen yıkılmamış veya ağır hasar almamış olsa dahi, binada meydana gelen çatlaklar, sıva dökülmeleri, tesisat arızaları veya asansörün çalışmaması gibi durumlar kiralananın kullanım elverişliliğini zedelemektedir. Bu tür fiziksel eksiklikler, hukuk tekniği açısından "sonraki ayıp" niteliğindedir.

Kiraya verenin, kiralananı sözleşme süresince kullanıma elverişli bir durumda bulundurma borcu deprem sonrasında da devam etmektedir (TBK m. 301). Taşınmazın az hasarlı olması halinde kiracının hakları şu şekilde şekillenmektedir:

  • Kira Bedelinde İndirim Talebi: Kiracı, deprem nedeniyle taşınmazda ortaya çıkan ayıpların giderilmesine kadar geçen süre için, ayıpla orantılı bir biçimde kira bedelinden indirim yapılmasını talep edebilir (TBK m. 307).
  • Ayıbın Giderilmesini İsteme Hakkı: Kiracı, sonradan ortaya çıkan bu ayıpların giderilmesini kiraya verenden talep edebilir (TBK m. 305). Kiraya verene ayıbın giderilmesi için uygun bir süre verilmeli, bu sürede onarım yapılmazsa kiracı ayıbı kiraya veren hesabına giderterek oluşan masrafı kira bedelinden mahsup edebilir.
  • Sözleşmenin Feshi: Eğer deprem kaynaklı hasar taşınmazdan beklenen faydayı önemli ölçüde azaltıyorsa ve bu ayıp makul sürede giderilmiyorsa, kiracı sözleşmeyi haklı nedenle feshetme hakkına sahip olur.

Deprem sonrasında az hasarlı binalarda oturmaya devam eden ancak konutun konforu ve güvenliği azalan kiracılar, (TBK m. 305) ve (TBK m. 307) hükümlerine dayanarak mülk sahibinden kira bedelinde hakkaniyete uygun bir indirim yapılmasını yasal olarak talep edebilmektedir.

Olağanüstü Fesih ve Deprem Riski Nedeniyle Tahliye

Deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerde, kiralanan taşınmazın can ve mal güvenliği açısından tehlike arz etmesi, kira ilişkisinin tarafları arasındaki en hassas hukuki uyuşmazlıklardan biridir. Kiracıların barınma güvenliği ile kiraya verenin mülkü kullanıma elverişli bulundurma borcu arasındaki denge, olağanüstü fesih ve tahliye mekanizmalarıyla korunmaktadır. Bu kapsamda, deprem riski altındaki taşınmazlar için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) özel sona erme ve fesih imkânları öngörmüştür.

Çekilmezlik Hali ve Haklı Nedenle Fesih

Kira ilişkisinin devamını taraflardan biri için çekilmez hale getiren olağanüstü durumlar, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında özel bir fesih nedeni olarak düzenlenmiştir. Kanunun "Olağanüstü fesih" başlıklı maddesi (TBK m. 331) uyarınca, taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hale getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir.

Deprem gibi yıkıcı doğal afetler veya taşınmazın deprem riski altında bulunması, bu "önemli sebep" ve "çekilmezlik" olgusunun en somut örneklerindendir. Özellikle büyük depremler sonrasında kiracının yaşadığı ağır travma, panik atak veya uyku bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle hasarsız dahi olsa mevcut konutta kalmasının kendisinden beklenemediği hallerde, TBK m. 331 uyarınca olağanüstü fesih mekanizması işletilebilir.

Bu fesihte dikkat edilmesi gereken en kritik husus yasal süreler ve mali yükümlülüklerdir:

  • TBK m. 331 uyarınca yapılacak olağanüstü fesihlerde kiracı, 3 aylık bildirim süresi hükümlerine uymak zorundadır.
  • Kiracı, bu 3 aylık bildirim süresi boyunca kira bedelini ödemekle yükümlüdür.
  • Bildirim süresine uyulmadan taşınmazın ani şekilde tahliye edilmesi durumunda, kiraya veren tarafından tazminat davası açılabilir. Bu durumda mahkemece hükmedilecek tazminat miktarı, kiracı aleyhine maksimum 3 aylık kira bedeli sınırını aşamaz.

Güvenlik Gerekçesiyle Sözleşmenin Sona Erdirilmesi

Kiraya verenin en asli borcu, kiralanan taşınmazı sözleşme süresince kullanıma elverişli bir durumda bulundurmaktır (TBK m. 301). Taşınmazın depreme karşı dayanıksız olması, kolonlarının hasar görmüş olması veya teknik olarak göçme riski taşıması, kiraya verenin ayıba karşı tekeffül sorumluluğunu (TBK m. 304) doğrudan devreye sokar. Binanın içinde oturulmayacak derecede yüksek deprem riski taşıdığının resmi raporlarla tespit edilmesi, sözleşmenin güvenlik gerekçesiyle haklı nedenle feshine zemin hazırlar.

Bu hususta yargı mercilerinin yaklaşımı net ve kararlıdır. Nitekim Yargıtay, can güvenliğini tehdit eden deprem riskini sözleşmenin devamını imkânsız kılan haklı bir fesih nedeni olarak kabul etmektedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Esas: 2015/7564, Karar: 2015/11172, Karar Tarihi: 17.12.2015: "Kural olarak kiralayan, taşınmazı sözleşme ile amaçlanan kullanıma uygun bir halde teslim etmek ve sözleşme süresince bu halde bulundurmakla yükümlüdür; bu sorumluluk ayıba karşı tekeffül borcunu da kapsar. (…) Kiralananın içinde oturulmayacak şekilde deprem riski altında olduğunun tespiti halinde haklı nedenle fesihten söz edilebileceği, aksi takdirde ayıbın derecesine göre tarafların haklarının değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu doğrultuda, kiralananın içinde bulunduğu binanın deprem riskinin hangi boyutta olduğu, yıkılması gerekip gerekmediği veya depreme karşı güçlendirme yapılması ile yetinilmesi konularında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden konusunda uzman bir bilirkişi heyetinden rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir…"

Yukarıda yer alan emsal Yargıtay kararı analiz edildiğinde, binanın deprem yönetmeliğine aykırılığı ve ana taşıyıcı kolonlarının yüksek risk taşıması durumunda, taraflara sözleşmeyi haklı nedenle derhal feshetme yetkisi tanındığı görülmektedir. Mahkemeler, bu tür uyuşmazlıklarda soyut iddialarla yetinmeyip, binanın deprem dayanım sınır değerlerini sağlayıp sağlamadığına ilişkin uzman bilirkişi heyetlerinden teknik raporlar alarak karar tesis etmek zorundadır. Eğer yapı can güvenliği açısından yüksek risk teşkil ediyorsa, kiraya verenin ayıbı giderme borcu fiilen imkânsızlaşacağından sözleşmenin devamı taraflardan beklenemez ve tahliye kaçınılmaz hale gelir.

Yeniden İnşa ve İmar Sebebiyle Tahliye Süreci

Deprem gibi yıkıcı doğal afetlerin ardından binaların yapısal güvenliğinin sağlanması, can ve mal güvenliği açısından hayati bir zorunluluktur. Bu kapsamda, hasar gören veya deprem riski taşıyan binaların yıkılıp yeniden inşa edilmesi ya da esaslı bir onarım ve güçlendirme sürecine tabi tutulması gerekmektedir. Türk kira hukukunda, kiracının korunması ilkesi esas olmakla birlikte, taşınmazın güvenli hale getirilmesi amacıyla mülk sahibine belirli koşullar altında tahliye talep etme yetkisi tanınmıştır. Bu yetkinin yasal dayanağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu oluşturmaktadır.

TBK m. 350/2 hükmü uyarınca; kiralananın yeniden inşası veya imar amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli olup da bu işler sırasında kiralananın kullanımının imkânsız olduğu durumlarda, kiraya veren kira sözleşmesini dava yoluyla sona erdirebilir. Deprem sonrasında orta hasarlı olduğu tespit edilen veya kentsel dönüşüm kapsamına alınan binalar için bu madde hükmü doğrudan uygulama alanı bulmaktadır.

Yeniden inşa veya imar amacıyla açılacak tahliye davalarında kanun koyucu belirli hak düşürücü süreler öngörmüştür. Belirli süreli sözleşmelerde, sözleşme süresinin bitiminden itibaren 1 aylık süre içinde davanın açılması zorunludur. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, sürenin kaçırılması halinde davanın usulden reddi gündeme gelecektir. Belirsiz süreli sözleşmelerde ise fesih dönemi ve fesih bildirimi için öngörülen yasal sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak yine 1 aylık süre içinde tahliye davasının ikame edilmesi gerekmektedir. Davanın açılabilmesi için imar amaçlı projenin veya güçlendirme projesinin hazır olması ve yapılacak esaslı tadilat sırasında taşınmazda ikametin fiilen imkânsız olduğunun bilirkişi raporuyla somutlaştırılması şarttır.

Güçlendirme Çalışmaları ve Geçici Tahliye

Deprem sonrasında binaların tamamen yıkılması gerekmiyorsa, taşıyıcı sistemlerin güçlendirilmesi yoluna gidilebilir. Güçlendirme çalışmaları, binanın depreme karşı dayanıklılığını artırmak amacıyla yapılan ve imar amaçlı esaslı onarım kapsamında değerlendirilen faaliyetlerdir. Bu süreçte kiralananın tahliye edilmesi gerekebilir ancak bu tahliye her zaman sözleşmenin tamamen sona ermesi sonucunu doğurmaz.

TBK m. 350/2 kapsamında yapılacak güçlendirme ve esaslı onarım çalışmalarında, eğer yapılacak tadilat geçici bir tahliyeyi gerektiriyorsa ve onarım sonrasında taşınmaz tekrar kullanılabilir duruma gelecekse, mahkemece "geçici tahliye" kararı verilebilir. Geçici tahliye durumunda kira sözleşmesi sona ermez, onarım süresince askıda kalır. Kiracı, taşınmazı kullanamadığı bu geçici süre boyunca kiraya verene kira bedeli ödemekle yükümlü değildir.

Afet riski altındaki yapıların dönüştürülmesi ve güçlendirilmesi süreçlerinde kamusal destekler de devreye girmektedir. 6306 Sayılı Kanun (Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun) kapsamında riskli yapı olarak tescil edilen binalarda yaşayan kiracılara, tahliye süreçlerinde mağduriyet yaşamamaları adına devlet tarafından çeşitli imkânlar sunulmaktadır. Bu kapsamda, şartları taşıyan kiracılara 6306 Sayılı Kanun uyarınca:

  • Geçici barınma desteği,
  • Taşınma yardımı,
  • Belirli dönemleri kapsayan kira yardımı sağlanmaktadır.

Bu yardımlar, depremzede kiracıların barınma hakkının anayasal güvence altında korunmasına hizmet etmektedir.

Eski Kiracının Yeniden Kiralama Önceliği

Yeniden inşa veya esaslı onarım amacıyla taşınmazı tahliye eden kiracının hakları, tahliye sonrasında da kanun tarafından korunmaya devam eder. Kiraya verenin, tahliye hakkını kötüye kullanmasını engellemek amacıyla yasa koyucu ciddi sınırlamalar ve yaptırımlar öngörmüştür.

Yeniden inşa ve imar amacıyla tahliye edilen taşınmaz, haklı bir sebep olmaksızın 3 yıl boyunca eski kiracısından başkasına kiralanamaz. Bu 3 yıllık süre, taşınmazın yeni haliyle kullanıma hazır hale geldiği tarihten itibaren başlar. Kiraya veren, yeniden inşa veya esaslı onarımı tamamlanan taşınmazı öncelikle eski kiracısına teklif etmekle yükümlüdür.

Eski kiracının yeniden kiralama hakkına ilişkin süreç şu şekilde işler:

  • Kiraya veren, taşınmazın yeni haliyle kullanıma hazır olduğunu eski kiracıya yazılı olarak bildirmelidir.
  • Eski kiracı, bu bildirimin kendisine tebliğ edilmesinden itibaren bir ay içinde yeni kira bedeli üzerinden öncelik hakkını kullanmalıdır.
  • Eski kiracının bu hakkı kullanması durumunda, yeni kira bedeli taraflarca hakkaniyete uygun olarak belirlenir; anlaşmazlık halinde hakim müdahalesi talep edilebilir.

Kiraya verenin, bu yasal yükümlülüğe aykırı davranarak taşınmazı eski kiracısına teklif etmeden 3 yıl içinde üçüncü bir kişiye kiralaması halinde, eski kiracıya tazminat ödeme yükümlülüğü doğar. Bu tazminatın miktarı, eski kiracının son kira yılında ödemiş olduğu bir yıllık kira bedelinden az olamaz.


Genel Değerlendirme ve Sonuç

6 Şubat depremi sonrasında Hatay ve çevre iller başta olmak üzere afet bölgelerinde yaşanan konut krizleri, kira hukukunun dinamiklerini derinden etkilemiştir. Deprem sonrasında ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıklar; taşınmazın tamamen yok olması durumunda ifa imkânsızlığı (TBK m. 136), kısmen hasarlı veya riskli olması durumunda ise ayıptan sorumluluk (TBK m. 305) ve aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) çerçevesinde çözümlenmektedir. Yapılan hasar tespit raporları, taraflar arasındaki hak ve yükümlülük dengesinin belirlenmesinde kesin delil niteliği taşımaktadır.

Yapıların yeniden inşası veya güçlendirilmesi süreçlerinde ise TBK m. 350/2 uyarınca açılacak tahliye davalarında 1 aylık hak düşürücü süreye dikkat edilmesi, tahliye sonrasındaki 3 yıllık yeniden kiralama yasağına riayet edilmesi tarafların hukuki güvenliği açısından elzemdir. Sürecin her aşamasında, depremzede kiracıların barınma hakkı ile mülk sahiplerinin mülkiyet hakları arasındaki adil dengenin korunması, gerek yargı kararları gerekse 6306 Sayılı Kanun gibi özel mevzuat hükümleriyle teminat altına alınmıştır. Tarafların hak kayıplarına uğramaması adına yasal sürelere ve bildirim şartlarına tam bir uyum göstermesi büyük önem arz etmektedir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.