
Hatay'da Deprem Sonrası Yapı Denetim Sorumluluğu ve Davalar
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde en ağır yıkımı yaşayan illerin başında gelen Hatay'da, binlerce binanın yıkılması yapı denetim sorumluluğunu ve açılan davaları yargının gündemine taşıdı. Peki depremde yıkılan binalardan kim, hangi hukuki temelde sorumlu? Müteahhit, yapı denetim firması, mimar, mühendis ve idarenin sorumluluğu nasıl belirleniyor? Tazminat davaları kime, ne kadar sürede açılmalı? Bu yazımızda 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun, Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ceza Kanunu hükümleri ile güncel Yargıtay ve Danıştay içtihatları ışığında deprem sonrası yapı denetim sorumluluğunu ve dava süreçlerini detaylıca ele alıyoruz.
Deprem Sonrası Sorumluluğun Hukuki Temelleri ve Sorumlu Kişiler
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrası ortaya çıkan can ve mal kayıplarında sorumluluk; tek bir kişiye değil, yapının üretim ve denetim sürecinde rol alan birden çok aktöre yüklenmektedir. Müteahhit, yapı denetim firması, denetçi mimar ve mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri ve idare, birbirinden farklı hukuki temellerde sorumlu tutulmaktadır. Sorumluluğun hukuki sebebi, zarar veren ile zarar gören arasındaki bağa göre farklılaşır: sözleşme ilişkisi bulunan hallerde eser sözleşmesi veya yapı denetimi hizmet sözleşmesi sorumluluğu, sözleşme bağı bulunmayan hallerde ise haksız fiil ve yapı malikinin kusursuz sorumluluğu gündeme gelir. Bu nedenle deprem zararlarında tazminat talebinden önce, zararın kimden hangi hukuki temelle istenebileceğinin doğru tespit edilmesi zorunludur.
Müteahhidin Eser Sözleşmesinden Doğan Sorumluluğu
Müteahhit firmaların sorumluluğu, eser sözleşmesine dayanır. Eser sözleşmesi, 818 sayılı eski Borçlar Kanunu'nda "istisna sözleşmesi" olarak yer almış, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda ise (TBK m.470-486) arasında düzenlenmiştir. Müteahhit firmalar, eser sözleşmesi kapsamında imal ettikleri bina ve bağımsız bölümler nedeniyle tazminat sorumluluğu taşır. Bu sorumluluk hem kusura dayalı sorumluluğu hem de adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğunu kapsar; müteahhit, yardım aldığı taşeron firmaların kusur ve ihmallerinden de müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Müteahhit, ayıplı eserden sorumludur (TBK m.474). Yapının yıkılması veya kullanılamaz hale gelmesi halinde sorumluluk 20 yıla kadar uzar (TBK m.478) ve ağır kusur halinde olağan zamanaşımı süreleri işlemez. Cezai ve hukuki sorumluluğun doğması için müteahhidin binayı fen ve sanat kurallarına uygun yapmaması, yani bir kusurunun bulunması gerekir. Uygun malzeme kullanılmaması, statiğin hesaplanmaması, plan ve projenin uygun çizilmemesi, kolon ve kirişlerin bağlantısındaki sorunlar, etriye demirinin eksik kullanılması, beton kalitesinin düşüklüğü, yıkanmamış deniz kumu kullanılması veya kolonların gereğinden kısa olması bu kapsamdadır.
Binanın üretiminde hizmet alınan mimar, mühendis ve proje müelliflerinin de kusurları oranında sorumluluğu bulunmaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki, her şey usulüne uygun yapılmasına rağmen deprem yıkıma yol açarsa, illiyet bağının kesilmesi nedeniyle müteahhide sorumluluk yüklenemez.
Yapı Denetim Kuruluşlarının Sorumluluğu
Yapı denetim sisteminin temelleri 1999 Gölcük depremi sonrası oluşturulmuş, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun'un 2001 yılında kabulüyle yasalaşmıştır. Bu Kanun kapsamına giren her türlü yapı, Bakanlıktan izin belgesi alan yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabidir.
4708 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca; yapı denetim kuruluşu, denetçi mimar ve mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri ve yapı müteahhidi, yapının ruhsat ve eklerine, fen, sanat ve sağlık kurallarına aykırı, eksik, hatalı ve kusurlu yapılmış olması nedeniyle ortaya çıkan yapı hasarından dolayı yapı sahibi ve ilgili idareye karşı kusurları oranında sorumludur. Bu sorumluluğun süresi:
- Taşıyıcı sistem (temel, betonarme, ahşap, çelik karkas, duvar, döşeme ve çatı gibi yük taşıyan bölümler) için yapı kullanma izninin alındığı tarihten itibaren 15 yıl,
- Taşıyıcı olmayan diğer kısımlar için 2 yıldır.
Kusurun oranlandığı bu genel kurala önemli bir istisna, müteahhit ve şantiye şefi bakımından getirilmiştir. Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği m.9/5 uyarınca, yapı müteahhidi ve onu temsilen görevlendirilen şantiye şefi, yapım işlerindeki kusurlardan müteselsilen sorumludur. Yapı kullanma izni alındıktan sonra ilgili idareden izin alınmadan yapılan esaslı tadilattan doğan hasardan ise izinsiz tadilatı yapan kişi sorumlu olur.
Yapı denetim kuruluşları belirli yapıların denetiminden sorumlu değildir: ruhsata tabi olmayan yapılar, bodrum katı dışında en çok iki katlı ve toplam 200 metrekareyi geçmeyen müstakil yapılar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yaptırılan yapılar bu kapsamdadır. Bu nedenle köy yerleşik alanlarında veya belediye ile mücavir alan sınırları dışındaki yapılarda kuruluşun sorumluluğunun bulunup bulunmadığının ayrıca tespiti gerekir. Şiddetli deprem gibi doğa olaylarının yıkıcı etkisi, yapıda var olan denetim kusurundan doğan sorumluluğu ortadan kaldırmaz; fay hattı bilinen bir bölgede temel inşaat malzemelerinin eksik bırakılması durumunda sorumluluk deprem mücbir sebebine rağmen devam eder.
İdarenin Hizmet Kusuru Sorumluluğu
Deprem zararlarında sorumluluk yalnızca özel kişilerle sınırlı değildir. Yerel yönetimler, valilikler ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, koşulları varsa Anayasa'nın 125. maddesi ve İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) gereğince tazmin sorumluluğu altına girer. İdarenin sorumluluğu, ruhsat ve iskan işlemleri, imar planı ve zemin etüdü gibi alanlardaki hizmet kusuruna dayanır. İdarenin kuruluşunda, düzenlenmesinde ve işleyişinde ortaya çıkan bozukluk, aksaklık veya boşluk hizmet kusuru sayılır; hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi bu kapsamda değerlendirilir.
İdareye karşı tazminat talebi, idari yargıda tam yargı davası ile ileri sürülür. İdarenin sorumluluğunda hizmet kusuru ile kişisel kusur kriterleri ayrı ayrı uygulanır. Deprem nedeniyle zarara uğrayan kişi, binanın mevzuata aykırı yapıldığını veya idarenin denetim görevini yerine getirmediğini ispatladığında, idare oluşan zararı tazmin etmek zorundadır.
Yapı Denetim Kuruluşlarının Haksız Fiil ve Sözleşmesel Sorumluluğu
Yapı denetim kuruluşlarının deprem zararlarından doğan sorumluluğu, zarar gören ile kuruluş arasındaki hukuki bağa göre iki ayrı temele dayanır. Yapı sahibi ile kuruluş arasında 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun m.5 uyarınca akdedilmesi zorunlu olan yapı denetimi hizmet sözleşmesi bulunduğundan, yapı sahibinin zararları sözleşmesel sorumluluk kapsamında giderilir. Buna karşılık, kuruluş ile arasında sözleşme bağı bulunmayan kişiler (binada oturan aile üyeleri, kiracılar, misafirler, hatta yoldan geçenler) bakımından sorumluluğun temeli haksız fiildir (TBK m.49 vd.). Bu ayrım, ispat yükü ve uygulanacak zamanaşımı bakımından kritik sonuçlar doğurur.
Haksız fiil sorumluluğunun doğması için TBK m.50 uyarınca zarar gören, hem zararını hem de zarar verenin kusurunu ispat etmek zorundadır. Bu kapsamda zarar görenin; yapının imar kurallarına, mevzuata ve genel teknik standartlara uygun yapılmadığını, denetim kuruluşunun bu inşaya kasten müsamaha gösterdiğini veya gerekli dikkati göstermediğini ortaya koyması gerekir. Buna karşılık yapı sahibi sözleşmesel sorumluluğa dayandığında kusurun ispatı kendisine ait olmadığından, bu yol yapı sahibi açısından daha avantajlıdır.
Kanun Kapsamı Dışında Tutulan Yapılar
Yapı denetim kuruluşlarının sorumluluğu, ancak denetime tabi yapılarda meydana gelen hasarlar bakımından söz konusu olur. 4708 sayılı Kanun m.1/2 uyarınca Kanun kapsamı dışında bırakılan yapılar şunlardır:
- 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 26'ncı maddesindeki kamuya ait yapı ve tesisler ile 27'nci maddesindeki ruhsata tabi olmayan yapılar
- Bodrum katı dışında en çok iki katlı ve yapı inşaat alanı toplam 200 metrekareyi geçmeyen müstakil yapılar
- Entegre tesis niteliğinde olmayan tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar
- Köy yerleşik alanları ile belediye ve mücavir alan sınırları dışındaki iskân dışı alanlarda, nüfusu 5000'in altındaki belediyelerde belirli ölçütleri aşmayan konut yapıları
Bu nedenle özellikle köy yerleşik alanlarında veya belediye sınırları dışındaki iskân dışı alanlarda depremden zarar görmüş yapılar için öncelikle kuruluşun sorumluluğunun bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Kuruluşun sorumluluğunda olmayan ancak ruhsata tabi yapıların denetiminden 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında mimar ve mühendisler sorumlu tutulur. Doktrinde, 6 Şubat 2023 depremlerinde başta Hatay olmak üzere kamu binalarının, hastanelerin ve fay hattı geçen köy konutlarının da büyük hasar görmesi karşısında, Kanun m.1'in istisnalarının daraltılması veya kaldırılması yönünde eleştiriler bulunmaktadır.
Sebeplerin Yarışması ve Sorumsuzluk Kayıtları
Yapı denetim kuruluşunun hukuka aykırı davranışı, aynı zamanda yapı sahibiyle akdedilen hizmet sözleşmesine de aykırılık teşkil ediyorsa sebeplerin yarışması ilkesi gündeme gelir. Bu durumda yapı maliki, sözleşmeden doğan sorumluluk ile haksız fiil sorumluluğundan hangisi lehineyse ona dayanabilir.
Hizmet sözleşmesinin geçerliliği denetlenirken, özellikle kuruluş lehine sorumsuzluk kaydı içeren maddeler TBK m.115 kapsamında incelenmelidir; ağır kusur veya kasta dayanan sorumluluğu önceden kaldıran anlaşmalar geçersizdir. Ayrıca denetçi mimar ve mühendisler dışında kalan yardımcı kontrol uzmanı ve diğer personelin sebep olduğu zararlardan da kuruluş, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluğu düzenleyen TBK m.116 kapsamında sorumlu tutulur.
Tazminat davalarında ispatı önem taşıyan kusurlu eylemler şunlardır:
- Denetimin yetkisiz kişilerce yapılması
- Denetim yapılmadığı halde yapılmış gibi gösterilmesi
- Gerekli uyarıların zamanında yapılmaması
- Yapının projesine aykırılığı
- Kötü veya ölçüsüz malzeme kullanımına izin verilmesi
Mevzuata aykırılığı tespit eden kuruluşun bunu idareye bildirmesi beklenir. Nitekim Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi, 2.7.2020 tarihli (1435/1705) kararında, imara aykırılığı belediyeye bildirerek işlem yapılmasını sağlayan firmanın sorumlu olmadığı sonucuna varmıştır. Ancak doktrinde, salt bildirimin yeterli görülmemesi; kuruluşun sorumluluktan kurtulabilmesi için bildirime rağmen durdurulmayan yapının denetim faaliyetlerinden tamamen el çekmesi gerektiği savunulmaktadır.
Manevi tazminat bakımından ise kuruluşun salt sözleşmeye aykırı davranışı tek başına yeterli değildir. TMK m.24 anlamında kişilik haklarının zedelenmesi, ağır bedensel zarar veya ölüm hali bulunması durumunda zarar görenin ya da ölenin yakınlarının manevi tazminat talep hakkı ayrıca değerlendirilir.
Deprem Mücbir Sebebinin Sorumluluğa Etkisi
Yapı denetim kuruluşlarının en sık başvurduğu savunma, depremin mücbir sebep oluşturduğu ve illiyet bağını kestiği iddiasıdır. Ancak şiddetli deprem gibi doğa olaylarının yıkıcı etkisi, yapıda var olan denetim kusurundan doğan sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Fay hattı bulunduğu bilinen bir bölgede temel inşaat malzemelerinin eksik bırakılması, beton karışımının depreme dayanıklı olmaması ya da yanlış malzeme kullanımı gibi denetim kusurlarından kaynaklanan sorumluluk, deprem mücbir sebebi karşısında dahi devam eder.
Denetimlerin gerektiği gibi yapılsaydı bile yapının yine de yıkılacağı yönündeki savunma da tek başına kusuru ortadan kaldırmaya yetmez. Bu nedenle deprem zararlarında, yapının hangi kusurlar nedeniyle ve depremin etkisiyle ne ölçüde yıkıldığının uzman bilirkişi raporlarıyla her yapı bakımından ayrı ayrı tespiti zorunludur.
Tazminat Türleri, Davanın Tarafları ve Görevli Mahkeme
Deprem sonucu meydana gelen zararların tazmininde, talep edilebilecek tazminat kalemleri zararın niteliğine göre farklılaşır. Maddi tazminat, malvarlığında meydana gelen eksilmenin giderilmesini; manevi tazminat ise can kaybı, yaralanma veya travma nedeniyle ortaya çıkan elem ve üzüntünün karşılanmasını amaçlar. Yıkılan veya hasar gören binalarda maddi zarar (yapı değeri, eşyalar), manevi zarar (can kaybı, travma), destekten yoksun kalma tazminatı ve geçici iş göremezlik tazminatı birlikte veya ayrı ayrı talep edilebilir.
Maddi ve Manevi Tazminat Kalemleri
Maddi tazminat hesabında, onarılması mümkün yapılarda değer kaybı, yıkılan binalarda ise yapı sahibinin gerçek zararının tespiti önem taşır. Yıkılan bir konutta zarar görmeden kurtulan kiracı dahi, enkaz altında kalan ev eşyaları veya değerli malları bakımından tazminat talep edebilir; zira yapı denetim firmaları yalnızca yapı hasarından değil, kişinin malvarlığındaki azalmalardan da sorumludur.
Manevi tazminat bakımından kritik nokta, salt sözleşmeye aykırı davranışın tek başına manevi tazminat istemine yeterli olmamasıdır. Kişilik haklarının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.24 anlamında zedelenmesi ve/veya ağır bedensel zarar ya da ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarının manevi tazminat hakkı doğar. Manevi tazminat bölünerek talep edilemez; çekilen elem ve üzüntüye ilişkin talep bir defada ileri sürülmeli, zamana yayılarak parçalara ayrılmamalıdır. Bu nedenle "şimdilik" kaydıyla açılan davalar, yalnızca belirtilen miktar için açılmış sayılır.
Destekten Yoksun Kalma ve Bedensel Zarar Tazminatı
Ölüm halinde uğranılan zararlar TBK m.53'te sınırlama olmaksızın sayılmıştır:
- Ölüm derhal gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması veya kaybından kaynaklanan giderler
- Ölüm derhal gerçekleşmişse cenaze giderleri ve ölenin yakınlarının destekten yoksun kalma kayıpları
Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin sağlığında destekte bulunduğu yakınları tarafından talep edilebilir. Ölenin eşi, çocukları, anne-babası veya destek aldığını ispatlayan herkes bu tazminata hak kazanır. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyenler üçüncü kişi konumunda olduğundan, ölen kişi kusurlu dahi olsa yakınlarına kusur yansıtılarak hesaplama yapılamaz.
Yaralanma ve sakatlıklara neden olan zararlar ise TBK m.54'te "bedensel zarar" başlığı altında, yine sınır olmaksızın düzenlenmiştir:
- Tedavi giderleri
- Kazanç kaybı
- Çalışma gücünün kaybı veya azalmasından kaynaklanan giderler
- Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar
Bedensel zararların tamamında ve ölüm halinde tazmin borcu doğar. TBK m.56/2 uyarınca ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, ölenin veya zarar görenin yakınlarına manevi tazminat dahi hükmedilebilir. Sürekli iş göremezlik (maluliyet) oranı doktor raporuyla belirlenir ve maddi tazminat hesabında, zarar görenin bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönem kazançları dikkate alınır.
DASK Ödemelerinin Mahsubu
Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), 09.05.2012 tarihli ve 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu kapsamında Zorunlu Deprem Sigortası uygulama ve yönetim faaliyetlerinden sorumlu kamu tüzel kişiliğidir. DASK'ın sorumluluğu, binalarda deprem sonucu meydana gelebilecek maddi zararlar ile ve sigorta bedeliyle sınırlıdır. Dolayısıyla DASK, can kaybı veya yaralanmadan kaynaklanan zararları değil, yalnızca yapıda oluşan maddi zararları karşılar.
Müteahhit, yapı denetim firması veya idare aleyhine açılan tazminat davalarında, DASK tarafından yapılan ödemeler tazminattan mahsup edilir. Bu kural, zarar görenin aynı zarar için mükerrer tazminat almasını önler.
Davanın Tarafları ve Yapı Malikinin Kusursuz Sorumluluğu
Tazminat davasında zarar gören malikler; yapı denetim kuruluşları, proje müellifleri, denetçi mimar ve mühendisler, yapı müteahhidi ile laboratuvar görevlilerini birlikte davalı gösterebilir. Bu kişiler kusurları oranında müteselsilen sorumludur.
Bunun yanında TBK m.69, yapı malikinin kusursuz sorumluluğunu düzenler. Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, yapımındaki bozukluklardan ya da bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür; malikin kusurlu olması aranmaz. Binanın depreme dayanıklı yapılmaması yapım bozukluğu sayılır. Birden fazla bağımsız bölüm farklı kişilere aitse, tüm malikler yapı maliki kabul edilir ve müteselsilen sorumlu olurlar. Bozukluğa mimar, mühendis veya yüklenici sebep olmuş olsa dahi malik sorumlu tutulur; ancak TBK m.69/III gereği malikin, kendisine karşı sorumlu olan bu kişilere rücu hakkı saklıdır.
Yapı maliki bir kamu kuruluşu olduğunda sorumluluk kural olarak idare hukukuna tabi olup dava tam yargı davası şeklinde açılır. Ancak TBK m.55/II uyarınca zarar; idari eylem ve işlemlerle vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlıysa, dava idare aleyhine açılsa dahi Türk Borçlar Kanunu hükümleri ve dolayısıyla TBK m.69 uygulanır.
Görevli mahkeme, yapı sahibinin tüketici olup olmamasına göre belirlenir. Yargıtay, yükleniciden konut satın alınması halinde yapı denetim şirketi ile yükleniciyi ticari ve mesleki amaçla hareket eden sağlayıcı kabul ederek tüketici mahkemesini görevli saymaktadır.
Cezai Sorumluluk: Taksirle Öldürme, Yaralama ve Bilinçli Taksir
Deprem sonrası yıkılan binalarda ortaya çıkan can kayıpları, sorumlular bakımından yalnızca tazminat yükümlülüğü değil, aynı zamanda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır cezai sorumluluk doğurur. Yapı maliki, müteahhit, fenni mesul mimar ve mühendisler ile yapı denetim sorumluları; binanın yapımından itibaren mer'i mevzuat ve teknik şartlara uygun inşadan sorumlu olduklarından, sorumluluklarını yerine getirmemeleri ile yıkım arasında nedensellik bağı kurulduğunda taksirli suçlardan yargılanır. Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi (TCK m.2/1) ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi (TCK m.20) uyarınca her sorumlunun kişisel kusuru ayrı ayrı değerlendirilir.
Kast ve Taksir Ayrımı
Cezai sorumluluğun belirlenmesinde kast ve taksir ölçütleri belirleyicidir. Kast (TCK m.21), suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir; failin unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi halinde olası kast söz konusu olur. Taksir (TCK m.22) ise dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, suçun kanunî tanımındaki neticenin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
Suçun oluşumunda genel kural kast olup, taksir istisnai ve daha hafif bir kusur türüdür. Taksirle işlenen fiiller yalnızca kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır, ceza failin kusuruna göre belirlenir ve birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusurundan sorumlu olur. Deprem davalarında belirleyici olan bilinçli taksir ise TCK m.22/3'te düzenlenmiştir: kişinin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır ve bu durumda taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Deprem kaynaklı ölüm ve yaralanmalarda gündeme gelen başlıca suç tipleri şunlardır:
- TCK m.85 – Taksirle öldürme: Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiil birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte yaralanmasına neden olmuşsa ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapistir.
- TCK m.89 – Taksirle yaralama: Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
Bilinçli taksir artırımı ile çok sayıda ölümün gerçekleştiği depremlerde verilebilecek hapis cezaları önemli ölçüde yükselmektedir; nitekim Hatay Koray Apartmanı soruşturmasında olduğu gibi "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma" suçundan 22 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle iddianameler düzenlenmiştir.
Bilinçli Taksir Koşulları ve Yargıtay İçtihatları
Deprem davalarında failin bilinçli taksir derecesinde kusurlu sayılması, somut teknik eksikliklerin tespitine dayanır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2011 Van depremine ilişkin önemli bir kararında yapım kusurlarını bilinçli taksir bağlamında değerlendirmiştir:
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca fenni mesul mimar ve mühendislerin yapının kanuna, mevzuata, imar planına, ruhsata ve projelere uygun inşa edilmesini denetlemekle görevli olduğu, denetim görevini yerine getirmeyen fenni mesulün imalat hatalarından sorumlu olduğu; karot numuneleri incelemesinde 1997 tarihli Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelikte birinci ve ikinci derece deprem bölgelerinde C20 veya daha yüksek dayanımlı beton zorunlu olmasına rağmen kullanılan betonun minimum C16 sınıfını dahi sağlayamadığı, etriye aralığı, donatı detaylandırması ve kolon boyutlarında yetersizlikler bulunduğu, bu eksikliklerin yıkılmada etkili olduğu, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranan sanıklar hakkında bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2020/12133, K. 2022/10714, T. 27.12.2022).
Bu karar, deprem yargılamalarında bilinçli taksirin ölçütünü somutlaştırmaktadır. Fay hattının yoğun olduğu deprem bölgelerinde standart altı beton kullanımı, etriye kanca açılarının hatalı imalatı, donatı yetersizliği ve kolon boyutlarındaki eksiklikler, fail bakımından neticeyi öngörebilir kılan unsurlar olarak değerlendirilmekte ve cezanın artırılmasını gerektirmektedir. Fenni mesulün 3194 sayılı İmar Kanunu m.28 kapsamındaki denetim yükümlülüğünü ihmal etmesi de imalat hatalarından doğrudan cezai sorumluluğunu doğurur.
Buna karşılık, bilinçli taksirin her olayda otomatik olarak oluştuğu kabul edilmez. Yargıtay, binanın yapımında sorumluluğu bulunmayan ve ikinci bir depremin binayı yıkabileceğini öngördüğüne dair delil bulunmayan sanıklar bakımından bilinçli taksir koşullarının oluşmadığını da içtihatlarında ortaya koymuştur. Kusur derecesinin yüksekliğine göre, failin sonucun kuvvetle muhtemel gerçekleşeceğini bilmesine rağmen "olursa olsun" düşüncesiyle hareket ettiği hallerde olası kastla öldürme suçundan sorumluluk dahi gündeme gelebilir.
İlliyet Bağı Değerlendirmesi
Cezai sorumluluğun doğması için failin kusuru ile binanın yıkılması arasında uygun illiyet (nedensellik) bağının bulunması zorunludur. İlliyet bağı yoksa cezai sorumluluk doğmaz. Bina kural ve kaidesine uygun inşa edilmiş, uygun malzeme kullanılmış, statik hesaplanmış ve plan-proje düzgün çizilmiş olmasına rağmen depremin büyüklüğü yıkıma yol açmışsa, illiyet bağının kesilmesi nedeniyle müteahhide veya diğer sorumlulara ceza yüklenemez.
Önemli bir usuli ayrıntı zamanaşımının başlangıcına ilişkindir: Bina yıkıldığında ceza zamanaşımı, yapının tamamlanıp yapı kullanma izninin alındığı tarihten değil yıkılma tarihinden itibaren işlemeye başlar. Zira neticesi hareketten ayrılabilen suçlarda zamanaşımı, fiilin değil neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar; bu sayede uzun yıllar önce inşa edilmiş binalara ilişkin soruşturmalar zamanaşımına takılmaz.
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrası açılan ceza yargılamalarında, yapının yıkılması ile deprem arasındaki illiyet bağının ve sorumluların yükümlülüklerine aykırı hareketlerinin her yapı bakımından ayrı ayrı bilirkişi raporlarıyla değerlendirilerek cezai sorumluluğun belirlenmesi esastır.
Zamanaşımı, İdarenin Sorumluluğu ve Güncel Dava Örnekleri
Deprem nedeniyle açılacak tazminat davalarında en kritik usul sorunlarından biri zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağı meselesidir. Bu sorun, 1999 Marmara depreminden bu yana yargının önüne gelmiş, içtihatla şekillenmiş ve nihayetinde deprem mağdurlarının hak arama özgürlüğünü koruyacak biçimde çözülmüştür. Bu son bölümde zamanaşımının başlangıcı, idarenin hizmet kusuru ile mücbir sebep değerlendirmesi ve Hatay Koray Apartmanı davası gibi güncel yargılama örnekleri üzerinden konuyu bütünleştiriyoruz.
Zamanaşımının Deprem Tarihinden Başlaması
Haksız fiile dayalı tazminat davalarında zamanaşımı, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıl olarak düzenlenmiştir (TBK m.72/1). İlk bakışta, inşaatın tamamlandığı tarihten 10 yıl geçmiş binalarda zamanaşımının dolduğu izlenimi doğmaktadır. Ancak Yargıtay, deprem zararlarında zamanaşımının binanın inşa edildiği tarihten değil, depremin meydana geldiği tarihten başlayacağını istikrarlı biçimde kabul etmektedir.
Bu yaklaşımın temelini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1999 depremine ilişkin kararı oluşturur:
Bir fiilin haksız fiil niteliği kazanması için hukuka aykırılık ve kusur yanında zararın doğması ve nedensellik bağının bulunması gerekir; haksız fiil ancak zarar doğduğu anda tüm unsurlarıyla tamamlanır. Binanın yapımı yönetmeliğe aykırı olsa da o tarihte zarar doğmadığından bir talep hakkı bulunmadığı, hukuka aykırı eylemin depremin oluşumuyla zararı doğurduğu… Somut olayda davacıya ait mesken Yapı Kullanma İzin Kâğıdına göre 06.11.1975 tarihinde tamamlanıp teslim edilmişse de, davalıların haksız fiili zararın meydana geldiği 17.08.1999 tarihinde gerçekleşmiş sayılmalıdır (Yargıtay HGK, 22.10.2003, 2003/603 E., 2003/594 K.).
Bu karar, haksız fiilin ancak zarar doğduğu anda tamamlanacağı ilkesini ortaya koymaktadır. Binanın 1975'te tamamlanmış olması zamanaşımını başlatmaz; çünkü o tarihte henüz bir zarar bulunmamaktadır. Dava, deprem tarihinden bir yıllık süre geçmeden açıldığı için zamanaşımı gerçekleşmemiş sayılmıştır.
Bedensel zararların uzun süreye yayıldığı durumlarda ise Yargıtay, zamanaşımının zararın kesin miktarının öğrenildiği tarihten başlayacağını benimsemektedir:
Zararın mevcut zamanaşımı süreleri dahilinde belirlenemeyeceği durumlarda fiilin başlangıç veya son bulduğu tarihin değil, zararın vuku bulduğu tarihin esas alınması gerektiği… henüz tedavi tamamlanmadan zarar göreni dava açmaya zorlamanın hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkına zarar vereceği (Yargıtay HGK, 20.12.2017, 2017/2786 E., 2017/2016 K.).
Bu içtihat, adil yargılanma hakkının zamanaşımı kurallarının yorumunda belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu nedenle deprem davalarında müteahhit ve yapı denetim firmalarının zamanaşımı savunmalarının reddedileceği öngörülmektedir.
İdarenin Hizmet Kusuru ve Mücbir Sebep Değerlendirmesi
İdarenin deprem zararlarındaki sorumluluğu hizmet kusuru kavramına dayanır. İdarenin kuruluşunda, düzenlenmesinde ve işleyişinde ortaya çıkan bozukluk, aksaklık veya boşluk hizmet kusuru sayılır; hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi bu kapsamda değerlendirilir.
İdarenin sıklıkla başvurduğu savunma, depremin mücbir sebep olduğu ve illiyet bağını kestiği yönündedir. Ancak Danıştay, bu savunmayı kategorik olarak kabul etmemektedir:
Deprem kuşağındaki yerleşim, yapılaşma ve denetimle ilgili idari faaliyetlerdeki olumsuzluklardan oluşan idarenin olumsuz eyleminin bulunması durumunda depremin mücbir sebep sayılarak illiyet bağını kestiğinin kabul edilemeyeceği (Danıştay 11. Dairesi, 20.06.2007, 2005/1353 E., 2007/6248 K.).
Bu kararda, yapının üzerindeki zeminin özelliği, depreme dayanıklılığın kontrolü, yapı kullanma izni, imar planları ve inşaat ruhsatları, yapıların imar açısından denetlenmesi, afet bölgelerinin tespit ve ilanı gibi hususlarda idarelerin görev ve yetkilerini yerine getirip getirmediğinin ayrı ayrı irdelenmesi gerektiği vurgulanmıştır. İdarenin hareketsizliği "olumsuz eylem" sayılmaktadır. Bu durumda zarar gören, binanın mevzuata aykırı yapıldığını ve idarenin denetim görevini yerine getirmediğini ispatladığında idare oluşan zararı tazmin etmek zorundadır.
İdareye karşı dava, kural olarak idari yargıda tam yargı davası şeklinde açılır (Anayasa m.125). Ancak idari eylem ve işlemden kaynaklanan, vücut bütünlüğünün yitirilmesine veya ölüme bağlı zararlarda dava idare aleyhine açılsa bile Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır (TBK m.55/II).
Hatay Koray Apartmanı Davası
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrası açılan davalardan biri, Hatay'ın merkez Antakya ilçesi Aksaray Mahallesi'ndeki 9 katlı Koray Apartmanı'nın yıkılması sonucu 30 kişinin hayatını kaybetmesine ilişkindir. Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame, "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma" suçundan 22 yıl 6'şar aya kadar hapis istemiyle Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmiştir.
İddianamede yer alan bilirkişi raporu, sorumluluğun teknik dayanağını ortaya koymaktadır:
- Etriye kanca açılarının 135 derece yerine 90 derece imal edildiği,
- Binanın projesinde belirtilen basınç dayanım değerinin asgari değeri dahi sağlamadığı,
- Donatı detaylandırması ve malzeme kalitesi yetersizlikleri ile proje-uygulama arasında farklılıklar bulunduğu
tespit edilmiştir. Müştekiler, apartmanın ilk depremde yıkıldığını, çevresindeki binaların ise ayakta kaldığını belirtmiştir. Bu husus, yıkımın depremin kaçınılmaz sonucu olmadığını, yapım kusurlarının yıkımda doğrudan etkili olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Tutuklu sanıklar arasında şantiye şefi, kontrol elemanı, müteahhit ile statik proje ve uygulama denetçisi; tutuksuz sanıklar arasında ise yapı denetim firması yetkilileri yer almaktadır. Bu tablo, sorumluluğun müteahhit, yapı denetim firması ve teknik personel arasında müteselsil biçimde dağıldığını somut olarak ortaya koymaktadır.
Genel Değerlendirme
Deprem zararlarından doğan sorumluluk; eser sözleşmesi (TBK m.470 vd.), 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun çerçevesindeki müteselsil sorumluluk, haksız fiil (TBK m.49 vd.) ve yapı malikinin kusursuz sorumluluğu (TBK m.69) olmak üzere çok katmanlı bir yapı arz etmektedir. Müteahhit, yapı denetim firması, mimar, mühendis, fenni mesul ve idare; her biri kendi yükümlülükleri çerçevesinde, kusurları oranında ve çoğu zaman müteselsilen sorumludur. Cezai boyutta ise yapım kusurları ile yıkım arasında illiyet bağı kurulduğunda taksirle öldürme (TCK m.85) ve taksirle yaralama (TCK m.89) hükümleri, hatta bilinçli taksir koşullarının oluşması halinde ağırlaştırılmış cezalar gündeme gelmektedir.
Yargı içtihatları, zamanaşımının deprem tarihinden başlatılması ve depremin tek başına mücbir sebep sayılmaması yönündeki yaklaşımıyla deprem mağdurlarının hak arama özgürlüğünü korumaktadır. Hatay Koray Apartmanı davası örneğinde görüldüğü üzere, her yapı bakımından yıkım ile deprem arasındaki illiyet bağının ve sorumluların yükümlülüklerine aykırı hareketlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede deprem mağdurlarının; maddi ve manevi tazminat, destekten yoksun kalma tazminatı ve bedensel zarar tazminatı taleplerini, doğru sorumlulara karşı ve süresinde yöneltmeleri hayati önem taşımaktadır.