Komşu Arazi Sınırını İhlal Ediyor: El Atmanın Önlenmesi Davası

Komşu Arazi Sınırını İhlal Ediyor: El Atmanın Önlenmesi Davası

Komşunuzun yapısı veya kullanımı arazinizin sınırını mı aşıyor? El atmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkınıza yapılan haksız müdahaleyi sona erdirmenin en etkili hukuki yoludur. Bu rehberde davanın yasal dayanağı olan TMK m.683'ten taşkın yapı kurallarına, ecrimisil ve yıkım taleplerinden görevli mahkeme ve sürelere kadar tüm kritik konuları Yargıtay içtihatları ışığında bulacaksınız.

El Atmanın Önlenmesi Davasının Hukuki Niteliği ve Yasal Dayanağı

Komşu arazi sınır ihlallerinde mülkiyet hakkını koruyan en etkili hukuki yol, el atmanın önlenmesi (müdahalenin men'i) davasıdır. Bu dava, ayni veya şahsi hak sahibinin, hakkına yönelik haksız müdahaleyi ortadan kaldırmak ya da yakın gelecekte gerçekleşmesi muhakkak bir el atma tehlikesini önlemek amacıyla açtığı bir eda davasıdır. Davanın yasal dayanağını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesi oluşturur.

Davanın Tanımı ve Amacı

El atmanın önlenmesi davası, malikin mülkiyet hakkından doğan kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerinden birine ya da tümüne yönelik haksız bir davranışın sonlandırılmasını amaçlar. Davanın işlevi, hak sahibinin müdahale öncesindeki hukuki konumunu yeniden tesis etmek olup ileriye dönük koruma sağlar.

Yasal dayanak olan TMK m.683, mülkiyet hakkının içeriğini düzenler ve malike eşyası üzerinde hukuk düzeninin sınırları içinde dilediği gibi tasarruf yetkisi tanır. Hükmün ikinci fıkrası bu korumanın somut araçlarını ortaya koyar:

Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir. (TMK m.683/2)

Bu fıkra, mülkiyet hakkının korunmasında iki ayrı dava yolu öngörür: malın iadesini sağlayan istihkak davası ve devam eden haksız müdahalenin sona erdirilmesini sağlayan el atmanın önlenmesi davası. TMK m.683 hükmü, Eşya Hukuku kitabının Mülkiyet bölümünün genel hükümleri arasında yer aldığından hem taşınır hem taşınmaz mülkiyeti bakımından geçerli bir koruma ilkesi niteliğindedir. Sınırlı ayni hak sahiplerine tanınan dava yetkisi ise TMK m.865 ile desteklenir; bu madde intifa ve rehinli alacaklının negatif müdahale hakkını düzenler.

El atma, taşınmaza çöp veya moloz dökmek, izinsiz yapı inşa etmek, fiziksel işgal ya da izinsiz ekip biçmek gibi doğrudan olabileceği gibi; manzaranın kapatılması, duman, koku, gürültü emisyonu veya su akışının değiştirilmesi gibi dolaylı biçimde de gerçekleşebilir. Komşu arazi sınır ihlallerinde en sık karşılaşılan tür, yapının komşu parsele taşması ve arazinin bir kısmının fiilen kullanılmasıdır.

İstihkak Davasından Farkları

El atmanın önlenmesi davası ile istihkak davası, her ikisi de mülkiyetin korunmasına hizmet etse de farklı amaçlara yöneliktir:

  • İstihkak davası, malın kime ait olduğunun tartışmalı olduğu hallerde, zilyetliğini kaybeden malikin malın iadesini sağlamak için açtığı davadır. Bu davayı yalnızca malik açabilir.
  • El atmanın önlenmesi davası, mülkiyetin kime ait olduğu tartışmasızken, devam eden haksız müdahalenin sona erdirilmesi için açılır. Bu davayı malik dışında intifa hakkı sahibi ve kiracı gibi şahsi hak sahipleri dahil geniş bir çevre açabilir.

Taşınmazını tamamen işgal edilse dahi malik, tapuda hak sahibi olarak göründüğü sürece vasıtasız zilyetliğini kaybetmiş sayılmaz; bu nedenle fuzuli işgalleri sonlandırmak için istihkak değil, el atmanın önlenmesi davası açılır. İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 25.05.1938 tarihli 1937/29 E., 1938/10 K. sayılı kararında fuzuli işgalin tanımı yapılmıştır:

Fuzuli işgal, bir hakka veya akte dayanmaksızın başkasının malını izinsiz işgal etmektir.

Bu içtihat, haksız el atmanın hukuki niteliğini belirlemede temel ölçüt teşkil eder; bir hakka veya geçerli bir sözleşmeye dayanmayan her kullanım haksız müdahale sayılır ve dava konusu olur.

Davanın Açılma Şartları

El atmanın önlenmesi davasının kabul edilebilmesi için üç şartın bir arada bulunması zorunludur:

  1. Davacının ayni veya şahsi bir hakka sahip olması: Taşınmazlarda tapuda kayıtlı malik dava açabilir. Sınırlı ayni hak sahipleri (intifa, sükna, üst hakkı, geçit, kaynak ve mecra irtifakları) hakkın tescil edilmiş veya hukuken kurulmuş olması koşuluyla; kiracı gibi şahsi hak sahipleri ise geçerli kira sözleşmesini ispat etmek kaydıyla dava açabilir.

  2. Haksız bir müdahalenin mevcut olması veya müdahale tehlikesinin bulunması: El atmanın dava tarihinde devam ediyor olması gerekir. Yakın gelecekte gerçekleşmesi muhakkak veya kuvvetle muhtemel müdahaleler için de önceden dava açılabilir; ancak tamamen sona ermiş müdahalelerde el atmanın önlenmesi konusuz kalacağından karar verilmesine yer olmadığına hükmedilir ve bu durumda yalnızca ecrimisil davası gündeme gelir.

  3. Müdahalenin haksız nitelik taşıması: Kanun hükmüne veya geçerli bir sözleşmeye dayanan müdahale haksız sayılmaz. Örneğin süresi dolmasına rağmen usulüne uygun feshedilmemiş kira sözleşmesine dayanan oturma haksız el atma kapsamına girmez.

Dava, kusur sorumluluğuna değil mülkiyet hakkının korunmasına dayandığından, davalının kusurlu veya kötü niyetli olması aranmaz; sınırı yanlışlıkla aşan iyi niyetli kişi bile davayla karşılaşabilir. Kusur yalnızca tazminat ve ecrimisil taleplerinde önem taşır.

İspat yükü bakımından genel kural uygulanır. TMK m.6 ve HMK m.190/1 uyarınca herkes hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür. Buna göre davacı, hak sahipliğini (tapu kaydı, tescil belgesi veya kira sözleşmesi gibi belgelerle) ve müdahalenin haksızlığını ispatlamalı; davalı ise el atmayı gerçekleştirmediğini veya geçerli bir hakka dayandığını ispatlamalıdır.

Davanın Tarafları: Davacı ve Davalı Sıfatı

El atmanın önlenmesi davasında davacı ve davalı sıfatının doğru belirlenmesi, davanın esastan görülebilmesi bakımından belirleyicidir. Husumetin yanlış kişiye yöneltilmesi davanın reddine yol açtığından, kimin dava açabileceği ve kimin aleyhine dava açılabileceği titizlikle değerlendirilmelidir. Davanın temelini mülkiyet hakkının korunması oluşturduğundan, davacı sıfatı esas olarak hak sahipliğine, davalı sıfatı ise haksız müdahalenin failliğine bağlanır.

Malik, Mirasçı ve Zilyetlerin Dava Hakkı

Taşınmazlarda tapuda kayıtlı malik birincil davacıdır. Tapuda kaydı bulunmayan kişi mülkiyete dayanarak dava açamaz; ancak malik taşınmazı fiilen elinde bulundurmasa dahi dava hakkını yitirmez. Bu husus mülkiyet hakkının mutlak niteliğinin doğal sonucudur. Sınırlı ayni hak sahipleri de (intifa, sükna, üst hakkı, geçit, kaynak, mecra irtifakları) hakkın tescil edilmiş veya hukuken kurulmuş olması koşuluyla dava açma yetkisine sahiptir. İntifa ve rehinli alacaklının olumsuz müdahaleye karşı dava açma yetkisi (TMK m.865) bu çerçevede desteklenir.

Kira gibi şahsi hak sahipleri de geçerli kira sözleşmesini ispat etmek kaydıyla el atmanın önlenmesi davası açabilir. Komşuluk hukukundan kaynaklanan davalarda ise davacının malik sıfatını taşıması zorunlu değildir; taşınmaz üzerinde ayni veya şahsi hakkı nedeniyle fiili hakimiyeti bulunan feri zilyet de komşu sayıldığından bu davayı açabilir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2006/7914 E., 2007/201 K. sayılı kararında, davalılara komşu olarak babasına ait evde devamlılık arz eder şekilde oturan ve bağımsız bölümü fiili hakimiyeti altında bulunduran kişinin feri zilyet konumunda olduğu, komşu taşınmazda kira akdine dayalı oturmasının gerekli görülmediği belirtilmiştir.

Malikin ölümü halinde mirasçılar veraset ilamını sunarak dava açabilir. Salt zilyetliğe dayanan davalarda ise süre sınırlaması devreye girer: zilyetliğe dayanan davalarda dava hakkı, zilyedin fiili ve faili öğrenmesinden itibaren iki ay ve her halükarda fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle düşer (TMK m.984). Bu süreler kümülatif olmayıp hangisi önce dolarsa dava hakkı son bulur ve niteliği itibarıyla hak düşürücüdür. Buna karşılık mülkiyete dayanan el atmanın önlenmesi davası süreye tabi değildir.

Paylı ve Elbirliği Mülkiyetinde Dava Açma

Paylı mülkiyette her paydaş, diğer paydaşların onayını almaksızın tek başına dava açabilir ve verilen karar pay oranıyla sınırlı olmaksızın malın tümü hakkında hüküm doğurur. Paydaşlar üçüncü kişilere karşı olduğu gibi birbirlerine karşı da dava açabilir; ancak Yargıtay yerleşik içtihadına göre payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer bulunan paydaşın açacağı el atmanın önlenmesi davası dinlenmez. Bu durumda taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açılması gerekir. Paydaşlar arası uyuşmazlıklarda öncelikle harici taksim sözleşmesi, özel parselasyon planı veya fiili kullanma biçiminin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

Elbirliği mülkiyetinde (miras ortaklığı) kural birlikte hareket olmakla birlikte, el atmanın önlenmesi davası bu kuralın istisnasını oluşturur. Elbirliği mülkiyetini düzenleyen TMK m.701-703 kapsamında, m.702/4 her ortağın topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceğini öngörür; bu nedenle ortaklardan herhangi biri tek başına dava açabilir ve verilen karar tüm ortakları kapsar. Buna karşılık m.702/2 uyarınca yönetim ve tasarruf işlemleri için oybirliği gerekir. Bu ayrım önemli sonuçlar doğurur: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2019/1899 E., 2020/4186 K. sayılı kararında, "fıstık bahçesi" niteliğindeki ortak taşınmaza bir ortağın bina inşa etmesinin taşınmazın vasfını değiştirdiğini, oybirliği şartı gerçekleşmediğinden davanın kabulü gerektiğini hükme bağlamıştır. Ayrıca elbirliği mülkiyetinde ortaklardan birinin verdiği muvafakat diğer ortakları bağlamaz.

Davalı tarafı ise davacının hakkını haksız biçimde engelleyen herkes oluşturur. Davalının gerçek veya tüzel kişi olması, iyi ya da kötü niyetli bulunması veya müdahaleye bizzat katılıp katılmaması davalı sıfatını etkilemez; belirleyici olan müdahalenin haksızlığıdır. En yaygın davalı grubu hukuki bağı olmaksızın işgal eden üçüncü kişilerdir (tahliye etmeyen eski malik, bedelsiz kullananı terk etmeyen kişi gibi).

İdareye Karşı Dava ve Kamulaştırmasız El Atma

Mülkiyet hakkına yönelik müdahale yalnızca özel kişilerden değil, idareden de gelebilir. Anayasa m.35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı, devlete karşı da dava açılmasına imkan tanır. İdarenin Kamulaştırma Kanunu'ndaki usullere uymaksızın ve bedel ödemeksizin özel mülke fiilen veya hukuken el koyması kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirilir.

Bu konunun temel dayanağı 16.05.1956 tarihli ve 1956/1 E., 1956/6 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'dır. Bu karara göre usulüne uygun kamulaştırma kararı olmadan ve bedeli ödenmeden taşınmazına el konulan kişi, kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi değer karşılığını da isteyebilir. Kamulaştırmasız el atma halinde açılacak bedel davaları zamanaşımına bağlı değildir.

Kamulaştırmasız el atma iki biçimde ortaya çıkar:

  • Fiili el atma: İdarenin taşınmaza fiziksel olarak el koyması, yapı inşası, yol açması veya kamu hizmetine tahsisidir. Haksız fiil niteliğinde olup adli yargıda, taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açılır.
  • Hukuki el atma: Fiziksel müdahale olmaksızın imar planıyla taşınmazın yeşil alan, yol, park gibi fonksiyonlara tahsisi ve uzun süre kamulaştırma veya takas yapılmaması sonucu malikin taşınmazını kullanamamasıdır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu Ek 1. maddesine 26.11.2022 tarihli değişiklikle eklenen düzenleme uyarınca, hukuki el atmadan doğan bedel uyuşmazlıklarında da görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. Ancak imar planının iptali gibi idari işleme yönelik taleplerde idari yargı görevlidir. Değer tespitinde 4650 sayılı Kanun ile değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11. maddesindeki esaslar uygulanır.

Taşkın Yapı, Ecrimisil ve Kal (Yıkım) Talepleri

El atmanın önlenmesi davası, çoğu zaman tek başına açılmaz. Komşu arazi sınır ihlallerinde malik, müdahalenin sona erdirilmesinin yanında taşınmaza taşan yapının yıkılmasını, işgal süresince mahrum kaldığı kullanım bedelini ve mevcut zararın giderilmesini de talep eder. Türk Medeni Kanunu m.683 ve genel haksız fiil hükümleri bu ek taleplerin dayanağını oluşturur. Ancak mahkeme, taleple bağlılık ilkesi gereği davacının açıkça ileri sürmediği hususlarda kendiliğinden karar veremez; bu nedenle taşkın yapı, ecrimisil ve kal talepleri dava dilekçesinde ayrı ayrı ve açıkça belirtilmelidir.

Taşkın Yapı ve İyiniyet Koşulu

Taşkın yapı, bir malikin kendi arazisine inşa ettiği yapının bir kısmının komşu taşınmaza taşması halidir ve komşu arazi sınır ihlallerinin en sık görülen biçimlerinden biridir. TMK m.683/2 uyarınca hiçbir malik komşu yapının arazisine taşırılmasına katlanmak zorunda değildir; ancak kanun, iyiniyetli yapı sahibini koruyan istisnai çözümler de getirmiştir.

TMK m.725/2 uyarınca arazi maliki, taşmayı öğrendiği tarihten itibaren on beş gün içinde itiraz etmemiş ise, durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse uygun bedel karşılığında irtifak hakkı kurulmasını veya o kısmın mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir. TMK m.724 ise yapının değerinin arazi değerini açıkça aşması halinde, iyiniyetli tarafın uygun bedel ödeyerek yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir bölümünün mülkiyetinin malzeme sahibine devrini talep edebileceğini düzenler.

Bu korumalardan yararlanmanın belirleyici şartı iyiniyettir. İyiniyet, sübjektif iyiniyet, yani kusursuz bilgisizlik anlamına gelir; taşkın yapı sahibinin tecavüz ettiği taşınmazın başkasına ait olduğunu bilmemesi veya kendinden beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine rağmen bilecek durumda olmaması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, sınır tespiti yaptırması kendisine açıkça söylendiği halde bunu yapmayan yapı sahibinin iyiniyetli sayılamayacağına, dolayısıyla arsa maliki itiraz etmemiş olsa dahi TMK m.683'e dayanılarak taşkın yapının kaldırılmasının her zaman istenebileceğine hükmetmiştir.

Bu noktada kritik olan husus, iyiniyetin yalnızca varlığı yetmez; yapı sahibinin TMK m.725/2'deki hakları açıkça talep etmesi de gerekir. Hukuk Genel Kurulu 2017/1245 E., 2021/1241 K. sayılı ve 14.10.2021 tarihli kararında bu ilkeyi net biçimde ortaya koymuştur:

Somut olayda davalıların komşu 2 parsel üzerinde irtifak hakkı bulunmadığı, mahkemece keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda 3 parsel üzerindeki binanın 2 parsele 12,11 m² tecavüzlü olduğunun tespit edildiği, iyi niyet koşulunun TMK m.725/2'deki hakların kullanılabilmesi için öngörülen bir koşul olduğu, ancak davalıların diğer koşulların varlığını ileri sürerek irtifak hakkı kurulması veya mülkiyet devri talep etmedikleri, bu nedenle taşkın yapı suretiyle davacıların tapulu taşınmazına yapılan el atmanın haksız olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu karara göre yapı sahibi, irtifak hakkı kurulmasını veya mülkiyetin devrini talep etmediği sürece, taşkın yapı vasıtasıyla tapulu taşınmaza yapılan müdahale haksız sayılır ve el atmanın önlenmesi davası kabul edilir. Bu nedenle iyiniyetli taşkın yapı sahibinin, savunmasını yalnızca iyiniyetle sınırlamayıp aktif biçimde devir veya irtifak talebini de ileri sürmesi zorunludur.

Ecrimisil (Haksız İşgal Tazminatı) Talebi

Ecrimisil, taşınmazın hak sahibinin rızası dışında ve hukuki bir dayanaktan yoksun şekilde kullanılması nedeniyle doğan haksız işgal tazminatıdır. Ecrimisil talebi için işgalcinin kötüniyetli olması ve hak sahibinin zarara uğraması koşulları aranır.

Ecrimisilin hukuki niteliği, 08.03.1950 tarihli ve 1945/22 E., 1950/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile açıklığa kavuşturulmuştur. Bu karara göre:

Fuzuli işgal kira sözleşmesine benzetilemez, haksız eylemdir; ecrimisilin en azı kira bedeli, en fazlası mahrum kalınan gelir kaybıdır.

Buna göre ecrimisil hesaplamasında rayiç kira geliri esas alınır; hor kullanım ve kaçırılan olağan kazanç da kapsama dahil edilebilir. Hesaplamada bilirkişi raporu denetime açık ve bilimsel verilere uygun olmalı, kira esasına göre talep varsa emsal kira sözleşmeleri araştırılmalı, sonraki dönemler için ilk dönem miktarına ÜFE artış oranı yansıtılmalıdır.

Ecrimisil bakımından dikkat edilmesi gereken iki önemli husus vardır:

  • Zamanaşımı: El atmanın önlenmesi davası mülkiyete dayandığından zamanaşımına tabi değilken, ecrimisil talebi tabidir ve yargısal uygulamada dava tarihinden geriye doğru en fazla 5 yıllık dönem için tazminata hükmedilir.
  • İntifadan men şartı: Paylı veya elbirliği mülkiyetinde, bir paydaşın diğer paydaşa karşı ecrimisil talep edebilmesi için kural olarak intifadan men şartının gerçekleşmesi gerekir. Ancak taşınmazın doğal ürün vermesi, kiraya verilmesi, paydaşın hakkın tümünü reddetmesi veya üçüncü kişilerin işgali hallerinde bu şart aranmaz.

Müdahale dava açılmadan önce tamamen sona ermişse el atmanın önlenmesi konusuz kalacağından yalnızca ecrimisil davası açılması gerekir.

Kal Davası ve Temliken Tescil

Kal (yıkım) davası, başkasına ait taşınmaz üzerinde izinsiz inşa edilen veya taşırılan yapının yıkılmasını amaçlayan taleptir ve TMK m.722 kapsamında düzenlenir. Kal, bağımsız bir dava türü olmayıp el atmanın önlenmesi davasına ek olarak ileri sürülen bir taleptir.

TMK m.722, malike, rızası olmadan yapılan ve yıkımı aşırı zarar doğurmayan yapının yıkımını isteme hakkı tanır. Aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamazsa, TMK m.723 uyarınca iyiniyete göre muhik tazminat veya en az levazım bedeli ödenerek yapının malike aidiyetine karar verilir. Kötüniyetli yapı sahibi ise bu güvencelerden yararlanamaz ve aşırı zarara bakılmaksızın taşan kısmın yıkımına hükmedilir.

Temliken tescil, kal davasının istisnasını oluşturur: TMK m.724 uyarınca yapının değeri arazi değerinden açıkça fazlaysa ve inşaatı yapan iyiniyetliyse, hâkim uygun bedel karşılığında arazi mülkiyetinin malzeme sahibine devrine karar verebilir. Elbirliği mülkiyetinde ortaklardan birinin verdiği muvafakat diğer ortakları bağlamaz; bu durumda davalının iyiniyetli sayılması için yeterli olmadığından temliken tescil isteyen karşı dava reddedilir.

Kal kararının infazı İcra ve İflas Kanunu m.30 kapsamında gerçekleştirilir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2018/5117 E., 2021/3510 K. sayılı kararında, infazın işleyişini şöyle açıklamıştır: davalı yıkmaz ise İİK m.30/2 gereğince bilirkişilere yıkım gideri hesaplattırılır ve alacaklının onayıyla işlem yürütülür. Aynı kararda mahkemenin eski hale getirme için davalılara süre vermesinin ve yıkım masraflarının davalılardan tahsiline hükmetmesinin yerinde olmadığı, bu hususların infaz sırasında dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Uygulamada el atmanın önlenmesi, ecrimisil ve kal talepleri çoğunlukla tek dilekçede birlikte ileri sürülür. Bu sayede malik, hem müdahaleyi sona erdirir, hem işgal süresince mahrum kaldığı bedeli tahsil eder, hem de taşan yapının kaldırılmasını sağlayarak mülkiyet hakkını eksiksiz biçimde yeniden tesis eder.

Görev, Yetki, Yargılama Usulü ve Süreler

El atmanın önlenmesi davasının başarısı, doğru mahkemede, doğru usulle ve süresinde açılmasına bağlıdır. Komşu arazi sınır ihlallerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görev ve yetki kuralları kesin nitelik taşıdığından, yanlış mahkemede açılan dava görevsizlik veya yetkisizlik kararıyla sonuçlanır ve hak kaybına yol açar. Bu bölümde davanın usuli çerçevesi, geçici hukuki koruma imkânları ve mali yükümlülükler ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Mülkiyet hakkına dayanan el atmanın önlenmesi davalarında görevli mahkeme, dava konusunun değerinden bağımsız olarak Asliye Hukuk Mahkemesi'dir (HMK m.2/1). Mülkiyete dayalı uyuşmazlıklarda taşınmazın değeri ne olursa olsun görev Asliye Hukuk Mahkemesi'ne aittir; bu kural, sınır ihlali, taşkın yapı veya arazi işgali içeren komşuluk uyuşmazlıklarının tamamını kapsar.

Yetki bakımından ise taşınmazlarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir (HMK m.12). Bu kesin yetki kuralı sebebiyle taraflar yetki sözleşmesiyle başka bir mahkemeyi yetkili kılamaz. Birden fazla taşınmazı etkileyen müdahalelerde, taşınmazlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Taşınır mallara karşı açılan davalarda kesin yetki uygulanmaz; bu hâlde genel kurallar çerçevesinde davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Görev kuralının iki önemli istisnası bulunmaktadır:

  • Salt zilyetliğe dayanan davalarda (TMK m.982 ve devamı) basit yargılama usulü uygulanır ve görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi'dir.
  • Kat Mülkiyeti Kanunu uygulamasından doğan uyuşmazlıklarda, dava değerine bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir (634 sayılı KMK Ek Madde 1). Merdiven boşluğu, çatı, sığınak, bahçe gibi ortak alanlara müdahale halinde bu istisna devreye girer.

İdarenin taraf olduğu davalarda fiili el atmada (16.05.1956 tarihli ve 1956/1 E., 1956/6 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca) ve 26.11.2022 tarihli düzenleme sonrası hukuki el atma kaynaklı bedel davalarında yine Asliye Hukuk Mahkemesi görevliyken, imar planının iptali gibi idari işleme yönelik taleplerde idari yargı görevlidir.

İhtiyati Tedbir ve Arabuluculuk

Devam eden bir müdahalenin yargılama süresince genişlemesini önlemek için ihtiyati tedbir, davanın en kritik hukuki araçlarından biridir. İhtiyati tedbir, dava dilekçesiyle eş zamanlı veya sonradan ayrı talep olarak istenebilir ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. ve devamı maddeleri kapsamında düzenlenir. Mahkeme, HMK m.391 çerçevesinde müdahalenin durdurulmasına, inşaatın askıya alınmasına veya mevcut durumun korunmasına karar verebilir.

İhtiyati tedbir talebinde tam ispat aranmaz; korunmaya değer bir hakkın bulunduğu ve geçici koruma sağlanmazsa zarar görüleceğinin yaklaşık olarak ispatı yeterlidir. Kural olarak tedbir teminat karşılığında verilir; ancak talep resmi belgeye veya kesin delile dayanıyorsa ya da aciliyet varsa teminatsız karar verilebilir. Özellikle taşkın yapı uyuşmazlıklarında inşaatın ihtiyati tedbirle durdurulması, ileride yıkım maliyetlerinin ve zararın büyümesini önlediğinden hayati önem taşır.

Arabuluculuk bakımından genel kural, el atmanın önlenmesi davasının zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olmamasıdır; malik doğrudan yetkili Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açabilir. Bu dava taşınmazın aynına ilişkin olduğundan, ecrimisil talebiyle birlikte açılması halinde de arabuluculuk şartı aranmaz. Ancak 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'ndan kaynaklanan komşuluk hukuku kaynaklı el atma ve eski hale getirme uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuğa başvurulması gerekir.

Zamanaşımı, Harç ve Yargılama Giderleri

El atmanın önlenmesi davası mülkiyet hakkına, yani mutlak bir hakka dayandığından herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Müdahale ne kadar eski olursa olsun, dava tarihinde haksız fiil devam ettiği sürece dava açılabilir; malikin uzun süre sessiz kalması dava hakkını ortadan kaldırmaz. El atma bir haksız fiil niteliğinde olduğundan, devam ettiği müddetçe zamanaşımı işlemeye başlamaz.

Buna karşılık, dava ile birlikte talep edilen ecrimisil (haksız işgal tazminatı) geriye dönük en fazla 5 yıllık dönem için zamanaşımına tabidir. Salt zilyetliğe dayanan davalarda ise TMK m.984 uyarınca dava hakkı, zilyedin fiili ve faili öğrenmesinden itibaren iki ay ve her halükarda fiilden itibaren bir yıl geçmekle düşer.

Harç bakımından dava nispi harca tabidir (492 sayılı Harçlar Kanunu). Dava değeri, el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil toplamı üzerinden belirlenir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, dava değerinin belirlenmesindeki bütünlüğü şu şekilde ortaya koymuştur:

492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca dava değerinin el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil toplamından ibaret olduğu, davanın bir bütün olduğu ve ecrimisil talebinin el atmanın önlenmesinden ayrı değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir (Yargıtay 8. HD 2021/2054 E., 2021/5168 K.).

Bu karar, harç ve özellikle istinaf/temyiz kesinlik sınırının hesabında el atmanın önlenmesi ve ecrimisil taleplerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kesin biçimde ortaya koymaktadır. Kararda davacı payının değeri 193.974,86 TL, ecrimisil bedeli 12.155,76 TL olarak belirlenmiş ve toplam tutarın istinaf kesinlik sınırının üzerinde kaldığı tespit edilmiştir.

Yargılama giderleri yönünden dikkat edilmesi gereken kalemler şunlardır:

  • Gider avansı yatırılması HMK m.120 uyarınca dava şartıdır; eksikliği davanın usulden reddine yol açar.
  • Keşif ve bilirkişi masrafları gider avansından karşılanır ve yargılama sonunda HMK m.326 uyarınca haksız çıkan taraftan tahsil edilir.
  • Avukatlık ücreti nispi tarife üzerinden hesaplanır; haksız bulunan taraf, karşı yanın vekalet ücreti dahil tüm masraflarını ödemekle yükümlüdür.

Bu mali yükümlülükler dikkate alındığında, dava değerinin doğru bildirilmesi hem harç hesabı hem de kanun yollarına başvuru imkânı bakımından belirleyici niteliktedir.

Sınır İhlalinde Cezai Boyut: Hakkı Olmayan Yere Tecavüz Suçu

Komşu arazi sınır ihlalleri yalnızca hukuk mahkemesinde açılan el atmanın önlenmesi davasıyla değil, aynı zamanda ceza yargılamasıyla da karşılık bulur. Tapulu bir taşınmaza haksız müdahale, malvarlığına karşı işlenen bir suç olarak değerlendirilir ve fail hakkında hakkı olmayan yere tecavüz suçu (TCK m.154) kapsamında cezai süreç başlatılabilir. Hak sahibi, hem mülkiyetini koruyan hukuk davasını hem de ceza şikayetini birlikte yürütebilir; bu iki yol birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır.

TCK m.154 Kapsamı ve Cezası

Hakkı olmayan yere tecavüz suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Malvarlığına Karşı Suçlar" bölümünde yer alan TCK m.154'te düzenlenmiştir. Madde, üç temel işleniş şeklini bir arada içerir:

  • Başkasına ait taşınmaz veya eklentisine tecavüz (TCK m.154/1): Bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz malı veya eklentilerini malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal etmek, sınırlarını değiştirmek, bozmak ya da hak sahibinin yararlanmasına engel olmak. Komşu sınır ihlallerinde en sık karşılaşılan fıkra budur.
  • Köy merası, yayla ve sulak yerlere tecavüz (TCK m.154/2): Köy tüzel kişiliğine ait olduğu veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edildiği bilinen mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmazları zapt etmek, üzerinde tasarrufta bulunmak ya da sürüp ekmek.
  • Suların mecrasını değiştirme (TCK m.154/3): Özel veya kamuya ait suların mecrasını değiştirmek. Bu fıkra hem yeraltı hem yerüstü sularını kapsar ve suyun kime ait olduğu önem taşımaz.

Her üç fıkrada da öngörülen ceza altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezasıdır. Suçta adlî para cezası hapis cezası ile birlikte hükmedildiğinden, hapis cezası adlî para cezasına çevrilemez; ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ve cezanın ertelenmesi mümkündür.

Soruşturma usulü bakımından fıkralar arasında belirgin bir fark vardır: TCK m.154/1'deki temel hal şikayete bağlıdır; diğer iki fıkra savcılıkça resen soruşturulur. Müdahalenin meni davası katılan lehine kesinleşmesine rağmen taşınmazı işgale devam eden ve hakka dayanmayan sanığın eylemi suç oluşturur. Yargıtay bu noktayı açıkça ortaya koymuştur:

Müdahalenin meni davası katılan lehine kesinleşmesine rağmen taşınmazı işgale devam eden ve hakka dayanmayan sanığın eylemi suç oluşturur; taraflar arasında hukuki ilişki bulunmadığından beraat hukuka aykırıdır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/4228 E., 2023/162 K.).

Bu karar, hukuk mahkemesinden alınan el atmanın önlenmesi ilamının kesinleşmiş olmasına rağmen işgalini sürdüren kişinin artık hiçbir hakka dayanamayacağını ve ceza sorumluluğundan kurtulamayacağını net biçimde göstermektedir. Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.

Akrabalar Arası İşlenmesi ve Şikayet

Sınır ihlali ve taşınmaza tecavüz çoğu zaman akrabalar veya aynı aileden gelen mirasçılar arasında yaşanır. Bu durumlarda TCK m.167'deki şahsi cezasızlık ve indirim hükümleri devreye girer.

Suçun aşağıdaki kişiler aleyhine işlenmesi halinde ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz:

  • Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden biri,
  • Üstsoy veya altsoyu ya da bu derecede kayın hısımlarından biri,
  • Evlat edinen veya evlatlık,
  • Aynı konutta yaşayan kardeşlerden biri.

Buna karşılık suç, aşağıdaki kişiler aleyhine işlenirse şikayet üzerine verilecek ceza yarı oranında indirilir:

  • Haklarında ayrılık kararı verilmiş eşlerden biri,
  • Aynı konutta yaşamayan kardeşlerden biri,
  • Aynı konutta yaşayan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarından biri.

Bu düzenleme, aile içi malvarlığı uyuşmazlıklarında ceza hukukunun ölçülü biçimde uygulanmasını sağlar; ancak şahsi cezasızlık sebebi yalnızca ilgili akraba bakımından geçerli olup, suça iştirak eden üçüncü kişileri kapsamaz.

Uzlaşma yönünden de fıkralar arasında ayrım vardır: Yalnızca TCK m.154/1'deki temel hal uzlaşmaya tabidir; köy merasına tecavüz ve suların mecrasını değiştirme suçları uzlaşma kapsamı dışındadır. Ayrıca seri muhakeme usulü yalnızca ikinci ve üçüncü fıkralarda uygulanabilir, birinci fıkrada uygulanamaz.

Şikayet Süresi ve Zamanaşımı

Temel halin şikayete tabi olması, hak sahibinin süreyi dikkatle takip etmesini zorunlu kılar. TCK m.154/1'deki suçun şikayet süresi, fail ve fiilin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır (TCK m.73). Şikayet hakkı olan kişinin fiili ve faili öğrendiği günden başlayan bu süre içinde şikayette bulunulmazsa ceza soruşturması başlatılamaz; ancak hak sahibi müdahalenin meni ve ecrimisil davalarıyla hukuki yoldan hakkını aramaya devam edebilir. Şikayetten vazgeçme davanın düşmesine yol açar. TCK m.154/2 ve m.154/3'teki haller ise şikayete tabi değildir.

Burada kritik bir nokta, suçun temadi eden (kesintisiz) bir suç olmasıdır. Tecavüz devam ettiği sürece suç işlenmeye devam eder ve şikayet süresi de bu süreklilik gözetilerek değerlendirilir. Yargıtay bu hususu şu şekilde ifade etmiştir:

Hakkı olmayan yere tecavüz suçu temadi eden suçlardan olduğundan, tecavüzün şikayet tarihine kadar sürmesi halinde şikayetin 6 aylık süre içinde yapıldığı kabul edilmeli ve yargılamaya devam edilmelidir; bu durumda davanın düşürülmesine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/15600 E., 2023/6594 K.).

Bu karar, tecavüzün sürdüğü her gün şikayet süresinin yeniden başladığı anlamına gelir; dolayısıyla işgal devam ettiği müddetçe hak sahibi şikayetinin süresinde olduğunu ileri sürebilir. Suçun olağan dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.

Sonuç

Komşu arazi sınır ihlalleri, Türk hukukunda çift katmanlı bir koruma sistemiyle karşılanır. Bir yanda mülkiyet hakkının özünü koruyan ve TMK m.683/2'ye dayanan el atmanın önlenmesi (müdahalenin men'i) davası, müdahaleyi sona erdirip hak sahibinin malı üzerindeki hakimiyetini yeniden tesis eder; ecrimisil ve kal talepleriyle de doğan zarar giderilir. Diğer yanda TCK m.154 hakkı olmayan yere tecavüz suçu, haksız müdahaleyi cezai yaptırıma bağlayarak caydırıcı bir işlev görür. Hak sahibi, taşkın yapı veya sınır ihlaliyle karşılaştığında öncelikle tapu kaydı, kadastro paftası ve aplikasyon verileriyle teknik tespit yaptırmalı; ardından uzlaşma sağlanamazsa hem hukuk hem ceza yollarına eş zamanlı başvurabilir. Hukuk davasında zamanaşımı bulunmaması müdahale sürdükçe her zaman dava açma imkanı tanırken, ceza şikayetinde 6 aylık sürenin kaçırılmaması ve müdahalenin temadi özelliğinin dikkate alınması büyük önem taşır. Doğru delillerle ve süreleri gözeterek yürütülen bir süreç, mülkiyet hakkının hem etkin hem de kalıcı biçimde korunmasını sağlar.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.