Komşu Tarafından Rahatsız Edilen Kiracının Başvurabileceği Yollar

Komşu Tarafından Rahatsız Edilen Kiracının Başvurabileceği Yollar

Komşu gürültüsü veya huzursuzluk veren davranışlar, toplu yaşamın en büyük sorunlarından biridir. Peki, rahatsız edilen bir kiracı veya kat maliki olarak yasal haklarınız nelerdir? İdari para cezaları nasıl uygulanır, hangi durumlarda tahliye davası açılabilir ve Yargıtay'ın bu konudaki güncel görüşleri nelerdir? Bu makalede, gürültücü komşuya karşı başvurabileceğiniz tüm hukuki yolları, güncel kanun maddeleri ve yargı kararları ışığında detaylandırıyoruz.

Komşuluk Hukukunun Temel İlkeleri ve Kat Mülkiyeti Kanunu Kapsamındaki Yükümlülükler

Toplu yaşam alanlarında huzur ve düzenin sağlanması, bireylerin karşılıklı hak ve yükümlülüklerine riayet etmesiyle mümkündür. Türk hukuk sisteminde apartman, site ve benzeri çok meskenli yapılarda yaşamı düzenleyen temel normlar 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında şekillenmiştir. Mülkiyet hakkı, sahibine geniş yetkiler tanımakla birlikte, bu hakkın kullanımı komşuluk hukuku sınırları içerisinde diğer sakinlerin haklarıyla sınırlandırılmıştır.

Kat Maliklerinin ve Sakinlerin Karşılıklı Borçları

Apartman ve site gibi toplu yaşam alanlarında kat maliklerinin ve bağımsız bölümleri fiilen kullanan kişilerin uymakla yükümlü olduğu yasal çerçeve oldukça nettir. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 18. maddesi (KMK m.18), bağımsız bölüm sakinlerinin karşılıklı borçlarını düzenleyen en temel hükümdür. Bu madde uyarınca kat malikleri, gerek kendi bağımsız bölümlerini gerekse eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, birbirini rahatsız etmemek ve birbirinin haklarını çiğnememekle karşılıklı olarak yükümlüdürler.

Bu yükümlülük yalnızca tapuda malik olarak görünen kişileri değil; kiracıları, sükna (oturma) veya intifa hakkı sahiplerini ya da taşınmazı herhangi bir sebeple fiilen kullanan tüm sakinleri kapsamaktadır. Dolayısıyla, bağımsız bölümde ikamet eden herkes, komşuluk ilişkilerinin gerektirdiği asgari saygı ve özen borcu altındadır.

Ortak yaşamın sürdürülebilmesi için getirilen bir diğer önemli kısıtlama ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 737. maddesinde (TMK m.737) yer almaktadır. "Komşu hakkı" başlığı altında düzenlenen bu maddeye göre, her taşınmaz maliki, mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken komşularına zarar verecek taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlüdür. Kanun koyucu bu kapsamda özellikle;

  • Yerel adete göre hoş görülebilecek dereceyi aşan gürültü,
  • Sarsıntı,
  • Kurum, duman, toz veya koku çıkararak komşuları rahatsız etmeyi kesin bir surette yasaklamıştır.

Burada geçen "komşu" kavramı dar anlamda sadece bitişik daireleri değil, gürültü veya benzeri taşkınlıkların etki alanına giren, sesten olumsuz etkilenen tüm yakın çevre sakinlerini ifade eder.

Dürüstlük Kuralı ve Rahatsız Etmeme Yükümlülüğü

Dürüstlük kuralı (TMK m.2), komşuluk hukukunun ve kat mülkiyeti ilişkilerinin temel yapı taşını oluşturur. Bağımsız bölümlerin kullanımında objektif olarak normal ve makul bir insanın tahammül sınırlarını aşan her türlü eylem, dürüstlük kuralına ve rahatsız etmeme yükümlülüğüne aykırılık teşkil eder. Apartman hayatında yüksek sesle televizyon veya müzik dinlemek, uygunsuz saatlerde ev içi tadilat yapmak, mobilyaları zemine sürterek çekmek ya da evcil hayvan gürültüsüne göz yummak bu ihlallerin en sık karşılaşılan örnekleridir.

Gürültünün ve rahatsız edici eylemlerin yasal sınırları aşması durumunda, mağdur olan kat sakinlerinin başvurabileceği idari ve hukuki yollar mevcuttur. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 33. maddesi (KMK m.33) uyarınca, apartman yönetimi gürültü yapan sakini yazılı olarak uyarma yetkisine sahiptir. Yapılan uyarılara rağmen ihlalin devam etmesi durumunda, gürültüden rahatsız olan kat malikleri veya yönetim, taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak "hakimin müdahalesini" talep edebilirler. Hakim, somut durumu inceleyerek gürültünün önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması yönünde kesin emirler verir.

Yüksek yargı organı olan Yargıtay, komşuluk hukukuna aykırı gürültü eylemlerinde tahammül sınırlarının aşılıp aşılmadığını değerlendirirken günün belirli saatlerine ve eylemin sürekliliğine özel bir önem atfetmektedir.

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 2022/456 E., 2023/123 K. sayılı kararına göre: "Gece saat 23:00’ten sonra yüksek sesle müzik dinlemek Kat Mülkiyeti Kanunu’na aykırı bulunmuştur."

Bu emsal karar, toplu yaşam alanlarında gece saatlerinde uyulması gereken sessizlik standardını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Kararın hukuki analizi yapıldığında, saat 23:00'ten sonra bireylerin dinlenme ve uyku haklarının öncelikli olduğu, bu saatten sonra yapılacak yüksek sesli faaliyetlerin objektif olarak hoşgörü sınırını aşacağı ve doğrudan (KMK m.18) ihlali sayılacağı kabul edilmiştir.

Benzer şekilde, süreklilik arz eden rahatsızlıklara karşı yerel mahkemelerin verdiği müdahale kararları da Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmektedir.

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 2023/456 E., 2024/123 K. sayılı kararında: "Ev sahibinin gece saatlerinde sürekli yüksek sesle müzik çalması nedeniyle müdahalenin önlenmesi yönündeki yerel mahkeme kararı onanmıştır."

Bu karar, gürültü eyleminin süreklilik kazanması durumunda mahkemelerin müdahale ederek bu haksız el atmayı önlemekle yükümlü olduğunu teyit etmektedir. Kat malikleri veya sakinleri, haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uygun hareket etmek ve diğer sakinlerin ruh ve beden sağlığını koruyacak şekilde sessizliği muhafaza etmek zorundadır.

İdari ve Cezai Yaptırımlar: Şikayet Mercileri ve Para Cezaları

Apartman, site veya mahalle ölçeğindeki toplu yaşam alanlarında gürültü kirliliğiyle mücadele, idari kolluk ve belediye mekanizmalarıyla hızlıca çözüme kavuşturulabilecek bir alandır. Bu kapsamda en pratik ve hızlı sonuç veren yöntemlerin başında idari yaptırımların uygulanması gelmektedir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ve 2872 sayılı Çevre Kanunu, gürültü yapan komşulara, şantiyelere ve ticari işletmelere karşı uygulanacak idari para cezalarının yasal çerçevesini çizmektedir.

Kabahatler Kanunu Kapsamında İdari Para Cezası

Komşuların ev içi aktivitelerinden, yüksek sesle müzik dinlemesinden, uygunsuz saatlerde yapılan tadilatlardan veya evcil hayvanlardan kaynaklanan gürültüler, öncelikle idari kolluk kuvvetlerinin (polis veya jandarma) ya da belediye zabıtasının müdahale alanına girmektedir.

Kabahatler Kanunu’nun "Gürültü" başlıklı 36. maddesi (Kabahatler Kanunu m.36) uyarınca, başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişilere idari para cezası uygulanır. Bu kapsamda;

  • Gece veya gündüz saatlerinde makul sınırları aşan gürültüler için 155 Polis İmdat hattı aranarak kolluk müdahalesi talep edilebilir.
  • Kolluk kuvvetleri veya belediye zabıtası olay yerine gelerek gürültü durumunu tespit eder ve doğrudan idari yaptırım karar tutanağı düzenler.
  • 2026 yılı itibarıyla, başkalarının huzurunu bozacak şekilde gürültü yapan bireylere uygulanacak idari para cezası tutarı 13.847 TL olarak belirlenmiştir.

Gürültünün kaynağı ticari bir işletme, eğlence mekanı veya şantiye olduğunda ise 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 14. maddesi (Çevre Kanunu m.14) devreye girmektedir. Bu madde kapsamında, kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde standartların üzerinde gürültü çıkarılması kesin olarak yasaklanmıştır. Eğlence mekanları veya fabrikalar gibi ticari işletmelerin yarattığı gürültü kirliliğine karşı ALO 181 Çevre Hattı üzerinden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekiplerine ihbarda bulunulabilir. Yapılan denetimlerde desibel sınırlarının aşıldığı tespit edilirse, işletmelere çok daha yüksek miktarlarda idari para cezaları uygulanmakta ve hatta işletme ruhsatının iptaline kadar giden idari süreçler işletilebilmektedir.

Türk Ceza Kanunu'na Göre Huzur ve Sükunu Bozma Suçu

Gürültü eyleminin tek seferlik olmaktan çıkıp süreklilik kazanması, kasıtlı bir hal alması veya doğrudan insan sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaşması durumunda idari yaptırımlar yetersiz kalmakta ve ceza hukuku devreye girmektedir. Türk Ceza Kanunu kapsamında gürültücü komşuya karşı iki temel suç tipi üzerinden adli süreç başlatılabilmektedir.

İlk olarak, gürültü eyleminin mağduru doğrudan hedef alması ve sistematik olarak tekrarlanması durumunda (TCK m.123) hükümleri uygulanır. Yasaya göre, sırf huzur ve sükununu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla gürültü yapılması ya da hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikayeti üzerine faile 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçun oluşabilmesi için failde "sırf rahatsız etme kastı" ve eylemde "ısrar" unsurlarının bir arada bulunması gerekir.

İkinci olarak, gürültünün insan sağlığı üzerinde doğrudan olumsuz etki yaratması durumunda "Gürültüye Neden Olma Suçu" (TCK m.183) gündeme gelir. İlgili madde hükmüne göre, ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 27.3.2013 tarihli (E. 2012/21910, K. 2013/8802) kararında da vurgulandığı üzere, yönetmeliklerde belirlenen desibel sınırlarının aşılması ve bu durumun sağlığı olumsuz etkileyebilecek nitelikte olması suçun oluşumu için yeterli kabul edilmektedir.

Süreç içerisinde savcılığa suç duyurusunda bulunurken delillerin eksiksiz sunulması hayati önem taşır. Yargıtay, gürültü şikayetlerinde delillerin toplanmadan dosyanın kapatılmasını hukuka aykırı bulmaktadır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 06.12.2022 Tarihli Kararı: "Gece geç saatlerde sürekli gürültü yapılması ve yüksek sesle konuşulması nedeniyle komşular hakkında yapılan şikayette, şikayetçinin eylemin sürekli ve kasten yapıldığına dair CD kaydı bulunduğunu beyan etmesine rağmen, bu CD kayıtları incelenmeden ve gürültüden rahatsız olan diğer kişiler tanık olarak dinlenilmeden verilen 'kovuşturmaya yer olmadığına' dair karar eksik soruşturma niteliğindedir. CD kaydının incelenerek tutanağa bağlanması ve toplanacak diğer delillerin sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir."

Yargıtay'ın bu kararı, gürültü şikayetlerinde savcılık makamının sadece soyut iddialara dayanarak takipsizlik kararı veremeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Mağdurun sunduğu ses/video kayıtlarının (özel hayatın gizliliğini ihlal etmeyecek sınırlar içinde) incelenmesi ve gürültüye tanıklık eden diğer apartman sakinlerinin ifadelerinin alınması, ceza yargılamasının sağlıklı yürütülebilmesi için zorunlu birer usul işlemidir.

Gürültücü Kiracının Tahliyesi ve Maliklerin Mülkiyet Hakkının Devri

Apartman ve site gibi toplu yapı düzenlerinde, gürültü sorunu yalnızca komşuluk ilişkilerini zedeleyen sosyal bir problem değil, aynı zamanda mülkiyet ve kira hukukunun doğrudan müdahale ettiği yasal bir uyuşmazlıktır. Türk hukuk sistemi, gürültü yapan kiracıların tahliyesi ve ısrarcı şekilde huzuru bozan kat maliklerinin mülkiyet haklarının sona erdirilmesi hususunda Türk Borçlar Kanunu ve Kat Mülkiyeti Kanunu üzerinden sert yaptırımlar öngörmüştür.

Türk Borçlar Kanunu Uyarınca Sözleşmenin Feshi

Kiracının, kiraladığı taşınmazı kullanırken uyması gereken temel yükümlülükler kira bedelini ödemekle sınırlı değildir. Türk Borçlar Kanunu (TBK m.316), kiracıya "kiralananı özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcu" yüklemektedir. Bu madde uyarınca kiracı, taşınmazın bulunduğu binada oturan diğer kişilere ve komşulara karşı gerekli saygıyı göstermek, onları rahatsız edecek davranışlardan kaçınmak zorundadır.

Sürekli gürültü yapılması, gece geç saatlerde yüksek sesle müzik dinlenmesi veya bina huzurunu bozacak nitelikteki taşkınlıklar, komşulara saygı gösterme borcunun açık bir ihlalidir. Bu durumda ev sahibinin (kiraya veren) izleyebileceği hukuki süreç şu şekilde işlemektedir:

  • Yazılı İhtar Şartı: Kiracının komşuları rahatsız etmesi durumunda kiraya veren, en az 30 günlük bir süre tanıyarak bu durumun düzeltilmesini, aksi takdirde sözleşmenin feshedileceğini yazılı olarak (tercihen noter kanalıyla) bildirmelidir.
  • Sözleşmenin Feshi ve Tahliye: Verilen süreye rağmen kiracının gürültücü tutumunda bir değişiklik olmaması halinde, kiraya veren sözleşmeyi feshederek Sulh Hukuk Mahkemesi'nde tahliye davası açabilir.
  • İhtar Gerektirmeyen Durumlar: (TBK m.316/3) uyarınca, kiracının komşulara yönelik davranışlarının "çekilmez" bir hal alması veya ihtarın sonuçsuz kalacağının açıkça anlaşılması durumunda, kiraya veren herhangi bir süre tanımaksızın sözleşmeyi yazılı bir bildirimle hemen feshedebilir.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi tarafından verilen emsal kararlarda, kiracının komşuların huzur ve sükununu sürekli olarak bozması, yapılan uyarılara rağmen gürültüye devam etmesi, dürüstlük kuralına ve saygı borcuna aykırılık teşkil ettiği için tahliye sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu davalarda gürültünün ispatı için yönetim planı kayıtları, kolluk tutanakları ve komşu tanıklıkları kritik önem taşır.

Çekilmezlik Hali ve Taşınmazın Zorla Satışı

Gürültü sorunu yalnızca kiracılardan değil, taşınmazın bizzat malikinden kaynaklandığında hukuk düzeni çok daha ağır bir yaptırım olan "mülkiyetin devri" mekanizmasını devreye sokar. Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK m.25), bir kat malikinin kendi bağımsız bölümünü kullanırken diğer maliklerin haklarını "çekilmez hale gelecek derecede" ihlal etmesi durumunda, o malikin mülkiyet hakkının elinden alınmasına imkan tanır.

Bu sürecin işletilebilmesi için gürültü ve rahatsızlık eylemlerinin süreklilik arz etmesi ve diğer kat sakinleri için yaşamı katlanılamaz kılması gerekmektedir. (KMK m.25) uyarınca "çekilmezlik hali"nin var sayıldığı somut durumlar şunlardır:

  • Kat malikinin, gürültü veya benzeri bir ihlal nedeniyle mahkemece verilen (KMK m.33) kapsamındaki "müdahalenin önlenmesi" emrine rağmen, bu aykırılığı bir yıl boyunca sürdürmesi.
  • Kendi bağımsız bölümünü randevu evi veya kumarhane gibi ahlaka aykırı amaçlarla kullanarak gürültü ve huzursuzluğa sebebiyet vermesi.
  • Ortak gider borcu nedeniyle iki takvim yılı içinde üç defa icra takibine sebebiyet vermesi (KMK m.25/a).

Mülkiyetin Devri Davası Süreci: Gürültücü malikin dairesinin zorla satılması için öncelikle Kat Malikleri Kurulu'nun sayı ve arsa payı çoğunluğuyla karar alması zorunludur. Bu karar alındıktan sonra, diğer kat malikleri veya yetki verilen yönetici tarafından Sulh Hukuk Mahkemesi'nde dava açılır. Hakim, çekilmezlik halini sabit görürse, o bağımsız bölümün mülkiyetinin, dava tarihindeki değeri ödenmek koşuluyla, talep eden diğer maliklere arsa payları oranında devredilmesine karar verir.

Bu hak arama yolunda dikkat edilmesi gereken en kritik husus hak düşürücü sürelerdir. (KMK m.25) uyarınca mülkiyetin devri davasının, dava hakkının doğumunun öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halde dava hakkının doğumundan itibaren 5 yıl içinde açılması gerekmektedir. Bu sürelerin geçirilmesi durumunda, aynı olay silsilesine dayanarak devir talebinde bulunulması mümkün olmayacaktır. Gürültünün önlenmesi için mahkeme kararına rağmen ısrar edilmesi, mülkiyet hakkının kutsallığının toplum yararı ve komşuluk hukuku karşısında sınırlandığı en uç noktayı teşkil eder.

Hukuk Mahkemelerinde Açılacak Davalar ve Tazminat Hakları

Apartman, site veya müstakil konut yaşamında komşulardan kaynaklanan ve tahammül sınırını aşan gürültü sorunları, idari ve cezai başvuruların yanı sıra özel hukuk alanında da dava konusu yapılabilmektedir. Kolluk kuvvetlerinin müdahalesi ya da idari para cezalarının yetersiz kaldığı durumlarda, gürültüden zarar gören kişilerin haklarını korumak amacıyla hukuk mahkemelerine başvurması yasal bir zorunluluk haline gelmektedir. Bu kapsamda açılacak davalar, gürültünün tespiti ve durdurulması ile bu süreçte uğranılan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini amaçlar. Sürecin yürütülmesinde Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri esas alınmaktadır.

Müdahalenin Önlenmesi ve Tedbir Kararları

Gürültü yapan komşuya karşı hukuk mahkemelerinde açılacak en temel dava, gürültünün (el atmanın) önlenmesi davasıdır. Bu dava ile davacı, maruz kaldığı hukuka aykırı gürültü eyleminin sonlandırılmasını ve gelecekte tekrarlanmamasını mahkemeden talep eder. Mahkeme, yargılama sürecinde mahallinde keşif yaparak, uzman bilirkişiler vasıtasıyla gürültünün desibel seviyesini ve sürekliliğini tespit eder. Gürültünün objektif olarak normal bir insanın tahammül sınırını aştığının saptanması halinde, gürültünün önlenmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilir.

Hukuk davalarının doğası gereği yargılama süreci belirli bir zaman almaktadır. Ancak gürültü kirliliği, kişinin yaşam kalitesini ve sağlığını anlık ve sürekli olarak tehdit eden bir unsurdur. Bu nedenle, davanın sonuçlanması beklenmeden gürültünün acilen durdurulması hayati önem taşır. Bu noktada, (HMK m.389) uyarınca mahkemeden ihtiyati tedbir kararı talep edilmesi mümkündür.

  • Geçici Koruma Sağlanması: (HMK m.389) ve devamı maddeleri uyarınca, gecikmesinde sakınca bulunan veya ciddi bir zararın doğacağından endişe edilen hallerde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Davacı, gürültünün kendisi ve ailesi üzerinde yarattığı telafisi güç zararları yaklaşık ispat kuralları çerçevesinde ortaya koyarak, mahkemenin gürültülü eylemleri dava sonuna kadar geçici olarak durdurmasını isteyebilir.
  • Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücreti: Gürültünün önlenmesi davalarında profesyonel hukuki destek almak, hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından kritik önem taşır. Bu davalarda temsil edilecek taraflar için belirlenmiş asgari ücret sınırları mevcuttur. 2025 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) uyarınca, gürültünün önlenmesi davaları için belirlenen asgari avukatlık ücreti en az 18.000,00 TL'dir. Bu tutar, davanın görüleceği mahkemeye, uyuşmazlığın niteliğine ve taraflar arasındaki anlaşmaya bağlı olarak artış gösterebilir. Davanın kaybedilmesi durumunda ise davacının mahkeme masraflarını ve karşı vekalet ücretini ödemekle yükümlü olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri

Sürekli ve tahammül sınırlarını aşan gürültüye maruz kalmak, bireylerin sadece huzurunu bozmakla kalmaz; aynı zamanda hem ekonomik kayıplara hem de ciddi psikolojik ve bedensel sağlık sorunlarına yol açabilir. Hukuk sistemimiz, bu zararların giderilmesi amacıyla maddi ve manevi tazminat davalarının açılmasına olanak tanımıştır.

  • Maddi Tazminat Talepleri: Gürültü sebebiyle doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik bir kayba uğrayan mağdurlar, (TBK m.49) kapsamında haksız fiil sorumluluğuna dayanarak maddi tazminat davası açabilirler. Örneğin; gürültü nedeniyle konutunu kullanamayan ve bu süreçte başka bir yerde konaklamak zorunda kalan kişilerin yaptığı harcamalar, gürültüyü engellemek adına daireye yapılan zorunlu ses yalıtımı masrafları veya gürültü kaynaklı sağlık sorunlarının tedavisi için yapılan tıbbi harcamalar bu kapsamda talep edilebilir. (TBK m.49) uyarınca, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
  • Manevi Tazminat Talepleri: Gürültünün süreklilik arz etmesi ve mağdurun psikolojik sağlığını, uyku düzenini, çalışma verimini ve genel ruhsal bütünlüğünü bozması durumunda manevi tazminat hakkı doğar. (TBK m.56) uyarınca, kişilik hakkının zedelenmesi nedeniyle bedensel veya ruhsal bütünlüğü zarar gören mağdur, hakimden manevi tazminat adı altında bir miktar paranın ödenmesini talep edebilir. Gürültüden kaynaklı olarak panik atak, anksiyete, uyku bozukluğu gibi klinik teşhis konulmuş sağlık sorunlarının varlığı halinde, bu durum manevi tazminat talebinin en güçlü dayanağını oluşturur.

Tazminat davalarında ispat yükü davacı taraftadır. Bu nedenle, gürültünün varlığını ispatlayacak nitelikteki kolluk tutanakları, belediye zabıtası raporları, apartman yönetim kurulu kararları, tanık beyanları ve gürültünün sağlığa etkilerini gösteren doktor raporlarının mahkemeye sunulması davanın seyri açısından büyük önem taşımaktadır.

Komşuluk Hukukunda Özel Durumlar ve Sınır İhtilafları

Toplu yaşam alanlarında ve birbirine komşu taşınmazlarda huzurun sağlanması, yalnızca gürültü gibi soyut rahatsızlıkların önlenmesiyle sınırlı değildir. Taşınmaz mülkiyetinin sınırlarında meydana gelen fiziki aşırılıklar, geçit ve su gibi temel ihtiyaçların karşılanamaması gibi durumlar da komşuluk hukukunun en dinamik uyuşmazlık alanlarını oluşturur. Türk Medeni Kanunu, mülkiyet hakkını mutlak bir yetki olarak tanımakla birlikte, toplumsal barışın korunması amacıyla bu hakka komşular lehine belirli kısıtlamalar getirmektedir. Malik, mülkiyet hakkından doğan yetkilerini kullanırken komşularına haksız bir şekilde zarar veren her türlü el atmanın önlenmesini (müdahalenin men'i) talep etme yetkisine sahiptir (TMK m.683).

Zorunlu Geçit ve Su Hakları

Taşınmazların coğrafi konumları veya imar durumları nedeniyle bazen genel yola erişimleri bulunmayabilir ya da mevcut imkanlarla su ihtiyacını karşılamak imkansız hale gelebilir. Kanun koyucu, bu tür durumlarda mülkiyet hakkının kamu yararı ve dürüstlük kuralı çerçevesinde sınırlandırılmasını öngörerek zorunlu geçit ve su haklarını düzenlemiştir.

Genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan bir taşınmazın maliki, komşularından tam bir bedel karşılığında kendisine uygun bir geçit yeri bırakılmasını talep edebilir (TMK m.747). Bu hak talep edilirken her iki tarafın menfaat dengesi gözetilmek zorundadır. Yükümlü kılınacak komşu taşınmazın en az zarar göreceği güzergahın seçilmesi ve taşınmazın niteliğine göre kesintisiz bir yolun kurulması esastır.

"Geçit hakkı kurulurken yükümlü kılınacak taşınmazların ekonomik bütünlüklerinin, kullanma kolaylıklarının bozulup bozulmayacağı ve arta kalan kısmın ne ölçüde değer kaybedeceği saptanarak komşu taşınmazlar arasında mukayese yapılması gerekir." (Yargıtay 14. HD, E: 2002/1046, K:2002/1756, T: 11.03.2002)

Yargıtay’ın bu kararı, geçit hakkı tesis edilirken taraflar arasındaki fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin önemini vurgulamaktadır. Mahkeme, sadece geçit talep eden tarafın kolaylığını değil, yükümlü taşınmazın uğrayacağı değer kaybını ve ekonomik bütünlüğünü de objektif ölçütlerle değerlendirmekle yükümlüdür.

Benzer şekilde, evinin, arazisinin veya işletmesinin ihtiyacı olan suyu kendi imkanlarıyla, aşırı zahmet ve gidere katlanmaksızın başka bir yerden sağlayamayan taşınmaz maliki, komşusundan onun ihtiyacından fazla olan suyu bedeli karşılığında alabilmek için bir zorunlu su irtifakı kurulmasını isteyebilir (TMK m.761).

"Zorunlu su hakkının uygulanabilmesi için davacının su ihtiyacının varlığı, bu ihtiyacın kendi imkanlarıyla karşılanıp karşılanamayacağı, aşırı zahmet ve gidere katlanarak başka yoldan sağlanıp sağlanamayacağı araştırılmalı; ayrıca suyun niteliğinin yeraltı suyu mu yoksa kaynak suyu mu olduğu belirlenerek şartlar çerçevesinde karar verilmelidir." (Yargıtay 14. HD, E: 2013/5715, K:2013/7588, T: 17.05.2013)

Bu karar doğrultusunda, zorunlu su hakkı davasında mahkemece öncelikle davacının su ihtiyacının gerçekliği ve bu ihtiyacın alternatif yollarla karşılanıp karşılanamayacağı titizlikle incelenmelidir. Kaynak sahibinin kendi ihtiyacından fazla suyunun bulunması ve belirlenecek tam bedelin peşin ödenmesi davanın kabulü için zorunlu şartlardır.

Ağaç Dalı ve Köklerinin Taşkınlığı

Sınır ihtilaflarının en sık karşılaşılan fiziki görünümlerinden biri de komşu taşınmazdan sarkan ağaç dalları ve toprağın altından sızan köklerdir. Türk Medeni Kanunu, bu tür taşkınlıklara karşı mülkiyet sahibine doğrudan müdahale hakkı tanımıştır.

Komşu araziye taşarak zarar veren dal ve köklerin, zarar gören malikin istemi üzerine uygun bir süre içinde kaldırılmaması halinde, zarar gören komşunun bu dal ve kökleri kesip kendi mülkiyetine geçirme hakkı mevcuttur (TMK m.740). Bu hakkın kullanılması belirli şartlara bağlanmıştır:

  • Taşan dal veya köklerin komşu taşınmaza somut olarak zarar vermesi ya da zarar verme tehlikesi yaratması gerekir.
  • Zarar gören malik, ağaç sahibine bu durumu bildirerek dal veya köklerin kaldırılması için uygun bir süre (ihtar) vermelidir.
  • Tanınan süreye rağmen önlem alınmaması halinde, komşu bu kısımları bizzat kesebilir. Ancak bu kural, komşu ormanlar hakkında uygulanmaz.

Eğer taşan dallar veya kökler mülkiyet hakkının kullanımını tamamen engelliyor ya da yapıların temeline zarar veriyorsa, malik doğrudan (TMK m.683) uyarınca müdahalenin men'i ve eski hale getirme davası açarak mahkeme kanalıyla da bu haksız el atmanın önlenmesini talep edebilir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Apartman dairelerindeki gürültü uyuşmazlıklarından, müstakil taşınmazlar arasındaki sınır ve geçit ihtilaflarına kadar uzanan geniş yelpazede komşuluk hukuku; tarafların hak ve yükümlülüklerini dürüstlük kuralı (TMK m.2) ve karşılıklı hoşgörü sınırları çerçevesinde dengeler. Gürültü yapan komşuya karşı Kabahatler Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında uygulanan cezai yaptırımlar ile Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca açılan davalar toplu yaşamın huzurunu korurken; zorunlu geçit, su hakları ve sınır taşkınlıklarına karşı Türk Medeni Kanunu'nun sunduğu ayni haklar ve el atmanın önlenmesi davaları mülkiyetin sınırlarını adil bir biçimde çizer. Komşular arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde her somut olayın niteliği, yerel adetler ve tarafların yarar-zarar dengesi gözetilerek hukuki yollara başvurulması, hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.