
Eşim İzin Vermeden Çocuğu Yurt Dışına Çıkarabilir mi?
Ebeveynlerin en çok merak ettiği konulardan biri olan 'Eşim izin vermeden çocuğu yurt dışına çıkarabilir mi?' sorusu, Türk Medeni Kanunu ve uluslararası sözleşmeler ışığında yanıtlanmaktadır. Seyahat, eğitim veya yerleşim amacıyla yapılacak yurt dışı çıkışlarında izlenmesi gereken noter prosedürleri, vize süreçleri ve olası ihtilaflarda mahkeme yoluna başvurma imkanlarını içeren kapsamlı rehberimizle hukuki haklarınızı keşfedin.
Muvafakatname Usulü ve Yasal Zorunluluklar
Müşterek çocuğun sınır ötesi seyahatlerinde, yasal prosedürlerin eksiksiz yerine getirilmesi hem çocuğun güvenliği hem de uluslararası hukuk normlarının korunması açısından hayati önem taşır. Türk hukuk sisteminde, ergin olmayan çocukların yurt dışına çıkış yapabilmesi için yasal temsilcilerinin (anne ve babanın) ortak iradesinin varlığı aranır. Bu iradenin resmi bir belgeyle somutlaştırılmış haline ise yurt dışı çıkış muvafakatnamesi denir. Muvafakatname, sadece bir izin belgesi değil, aynı zamanda çocuğun velayet haklarının korunması ve olası bir çocuk kaçırma vakasının önlenmesi için tesis edilmiş hukuki bir güvencedir.
Noter Onayı ve Belge Geçerliliği
18 yaş altı bireylerin, yanlarında her iki ebeveyni birden bulunmadığı durumlarda yurt dışına çıkış yapabilmeleri için noter huzurunda düzenlenmiş bir muvafakatnameye ihtiyaçları vardır. Eğer çocuk sadece annesiyle seyahat ediyorsa babanın, sadece babasıyla seyahat ediyorsa annenin, her ikisi de yanında değilse (örneğin bir okul kafilesi veya akraba ile gidiliyorsa) her iki ebeveynin de noter onaylı izni şarttır. Bu kural, evlilik birliği devam eden çiftler için mutlak bir zorunluluktur.
Muvafakatnamenin geçerliliği hususunda en kritik noktalardan biri belgenin güncelliğidir. Hukuki uygulamada ve sınır kapılarındaki kontrollerde, muvafakatnamenin genellikle son 6 ay içinde düzenlenmiş olması beklenir. Her ne kadar kanunda muvafakatnameler için kesin bir "son kullanma tarihi" belirlenmemiş olsa da, emniyet birimleri ve konsolosluklar, velayet durumundaki olası değişiklikleri (boşanma, velayetin değiştirilmesi vb.) göz önünde bulundurarak güncel tarihli belgeleri talep etmektedir. Taraflar, noter huzurunda bu belgenin geçerlilik süresini belirli bir seyahat dönemiyle sınırlandırabileceği gibi, çocuğun reşit olacağı tarihe kadar da genişletebilirler; ancak vize başvurularında "taze" bir belgenin ibrazı her zaman daha güvenli bir yoldur.
Belgenin uluslararası alanda hüküm doğurabilmesi için sadece noter onayı yeterli olmayabilir. Gidilecek ülkenin vize rejimi ve sınır kontrol politikalarına bağlı olarak, muvafakatnamenin o ülkenin resmi diline veya İngilizceye yeminli tercüman vasıtasıyla çevrilmesi gerekebilir. Bunun yanı sıra, belgenin yabancı makamlar önünde resmi bir evrak olarak tanınmasını sağlayan Apostil Şerhi alınması zorunludur. Apostil, belgenin doğruluğunun tasdik edilerek başka bir ülkede yasal olarak kullanılmasını sağlayan uluslararası bir onay mekanizmasıdır. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri ve Lahey Sözleşmesi'ne taraf olan devletler, bu şerhi taşıyan belgeleri doğrudan geçerli kabul etmektedir.
Vergi Muafiyeti
Çocuğun yurt dışına çıkışı için hazırlanan muvafakatnameler, mali yükümlülükler açısından vatandaşlara kolaylık sağlayan özel bir düzenlemeye tabidir. Türk hukukunda resmi işlemler genellikle damga vergisine tabi olsa da, küçüklerin korunması ve seyahat özgürlüğünün desteklenmesi amacıyla bu konuda bir istisna getirilmiştir.
İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan 1974/41 sayılı genelge, bu konudaki tereddütleri ortadan kaldıran temel dayanaktır. Söz konusu genelge uyarınca, küçüklerin yurt dışına çıkışı için velileri (anne ve babası) tarafından verilen muvafakatnameler damga vergisinden muaftır. Bu düzenleme, noterlerde yapılan işlemler sırasında vatandaşların sadece noterlik ücreti ve kağıt bedeli ödemesini, vergi yüküyle karşılaşmamasını sağlar.
Vergi muafiyetinin uygulanabilmesi için belgenin içeriğinin sadece "yurt dışına çıkış izni" ile sınırlı olması önem arz eder. Eğer belgenin içine velayet devri, mal paylaşımı gibi farklı hukuki beyanlar eklenirse, belgenin niteliği değişebileceğinden vergi dairesi veya noter farklı bir uygulama cihetine gidebilir. Bu nedenle, muvafakatnamenin sadece çocuğun seyahatine ve refakatçisine dair bilgileri içerecek şekilde, sade ve net bir dille hazırlanması hem işlem hızını artırır hem de mali avantajdan tam yararlanılmasını sağlar.
Sonuç olarak, muvafakatname süreci sadece bir form doldurma işlemi değil; çocuğun üstün yararının gözetildiği, devletin denetim mekanizmalarının işletildiği ve uluslararası standartların uygulandığı bir prosedürler bütünüdür. Ebeveynlerin seyahat planlaması yaparken, noter onayından apostil sürecine kadar olan bu adımları titizlikle takip etmesi, sınır kapılarında yaşanabilecek olası mağduriyetlerin önüne geçecektir. Bir sonraki bölümde, bu sürecin rıza dışı geliştiği durumlar ve uluslararası çocuk kaçırma vakalarındaki hukuki koruma mekanizmaları detaylandırılacaktır.
Uluslararası Çocuk Kaçırma ve Hukuki Koruma
Ebeveynlerden birinin, diğerinin rızası olmaksızın veya mahkeme kararına aykırı bir şekilde müşterek çocuğu yurt dışına çıkarması ya da yurt dışına yasal yollarla çıkardığı çocuğu süresi dolmasına rağmen geri getirmemesi, hukuk sistemimizde "uluslararası çocuk kaçırma" olarak nitelendirilir. Bu durum, hem Türk iç hukuku hem de taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler kapsamında ciddi hukuki yaptırımlara ve koruma mekanizmalarına tabidir. Müşterek çocuğun üstün yararının korunması ve ebeveynlik haklarının ihlal edilmemesi adına, bu süreçte izlenecek hukuki yol haritası büyük önem taşımaktadır.
Lahey Sözleşmesi Kapsamı
Uluslararası çocuk kaçırma vakalarında başvurulacak en temel ve kapsamlı hukuki dayanak, 25.10.1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi’dir. Türkiye’nin de taraf olduğu bu sözleşme, haksız bir şekilde yer değiştiren veya alıkonulan çocuğun, mutad meskeninin (sürekli ikamet ettiği yerin) bulunduğu ülkeye en kısa sürede iade edilmesini amaçlar.
Sözleşmenin uygulanabilmesi için bazı temel şartların varlığı aranmaktadır:
- Haksız Yer Değiştirme veya Alıkoyma: Çocuğun, velayet hakkını fiilen kullanan ebeveynin rızası dışında başka bir ülkeye götürülmesi veya izinli gidilen ülkeden geri getirilmemesi gerekir.
- 16 Yaş Sınırı: Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca çocuğun iadesinin talep edilebilmesi için, çocuğun henüz 16 yaşını doldurmamış olması şarttır. 16 yaşını bitiren bireyler sözleşme kapsamı dışına çıkar ve bu yaştan sonra iade süreci genel hükümlere tabi olur.
- Mutad Mesken Kavramı: Sözleşme, velayet hakkının hangi ülke hukukuna göre belirleneceğini "mutad mesken" ilkesine dayandırır. Çocuğun kaçırılmadan hemen önce hayat merkezinin bulunduğu ülke, iade davasında yetkili hukuku belirler.
Sözleşme kapsamında iade talebi reddedilebilecek istisnai durumlar da mevcuttur. Eğer çocuğun iadesi, onu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacaksa ya da çocuk yeterli olgunluğa erişmiş ve iadeye açıkça karşı çıkıyorsa, mahkeme iade talebini reddedebilir. Ancak bu tür durumlarda ispat yükü oldukça ağırdır ve "çocuğun üstün yararı" her zaman önceliklidir.
Yasal Yaptırımlar
Uluslararası çocuk kaçırma eylemi gerçekleştikten sonra veya gerçekleşme şüphesi doğduğunda, Türk hukukunda uygulanan prosedürler ve yaptırımlar oldukça katıdır. Bu süreçte hem hukuk mahkemeleri hem de merkezi makamlar (Adalet Bakanlığı) koordineli bir şekilde çalışır.
5717 Sayılı Kanun ve Uygulama Süreci
Türkiye’de Lahey Sözleşmesi’nin uygulanmasına dair usul ve esaslar, 22/11/2007 tarihli ve 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun ile düzenlenmiştir. Bu kanun, çocuğun iadesi sürecindeki yargılama usullerini hızlandırmayı hedefler.
- Merkezi Makamın Rolü: Çocuğu kaçırılan ebeveyn, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’ne başvurarak iade sürecini başlatabilir. Bakanlık, çocuğun bulunduğu ülkedeki muhatap makamlarla iletişime geçerek iade işlemlerini yürütür.
- İhtiyati Tedbir Kararları: Çocuğun yurt dışına kaçırılma riski somut delillerle (örneğin uçak bileti alınması, pasaport yenileme girişimi, taşınma hazırlıkları) destekleniyorsa, Aile Mahkemesinden ihtiyati tedbir niteliğinde yurt dışı çıkış yasağı talep edilebilir. Bu tedbir kararı, sınır kapılarına ve Emniyet Genel Müdürlüğü sistemine anında işlenerek çocuğun ülkeden çıkışı engellenir.
- Velayetin Değiştirilmesi ve Tazminat: Çocuğu haksız yere yurt dışına çıkaran veya alıkoyan ebeveyn, velayet hakkını kötüye kullanmış sayılır. Bu durum, diğer ebeveyn için "velayetin değiştirilmesi davası" açma hakkı doğurur. Ayrıca, kişisel ilişki kurma hakkı zedelenen ebeveyn, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilir.
- Cezai Sorumluluk: Türk Ceza Kanunu kapsamında, velayet yetkisi elinden alınmış olan veya velayet hakkı bulunmayan bir ebeveynin çocuğu kaçırması, "çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" suçunu oluşturabilir. Bu durum hapis cezası ile sonuçlanabilecek bir süreci tetikler.
Özetle, uluslararası boyuttaki çocuk kaçırma vakaları sadece bir aile hukuku uyuşmazlığı değil, aynı zamanda uluslararası hukuku ve devletlerarası iş birliğini ilgilendiren ciddi bir meseledir. Ebeveynlerin, çocuklarının yerleşim yerini tek taraflı kararlarla değiştirmesi, hem çocuğun psikososyal gelişimi üzerinde travmatik etkiler yaratır hem de fail ebeveyn için ağır hukuki ve cezai yaptırımları beraberinde getirir.
Yargıtay Emsal Kararları ve Mahkeme İzni
Müşterek çocuğun yurt dışına çıkışı hususunda ebeveynler arasında uzlaşma sağlanamadığı durumlarda, Türk yargı sistemi devreye girerek düğümü "çocuğun üstün yararı" ilkesiyle çözmektedir. Velayet hakkı, ebeveynlere çocuk üzerinde sınırsız bir tahakküm yetkisi vermez; aksine bu hak, çocuğun bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimini en üst düzeyde tutma yükümlülüğünü de beraberinde getirir. Ebeveynlerden birinin haklı bir gerekçe sunmaksızın muvafakat vermekten kaçınması, çocuğun seyahat özgürlüğünü ve gelişimsel fırsatlarını kısıtladığı takdirde, Aile Mahkemeleri bu direnci yargı kararıyla aşabilmektedir.
Çocuğun Üstün Yararı İlkesi
Yargılama süreçlerinde mahkemelerin en temel dayanağı, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile uluslararası bir standart haline gelen ve iç hukukumuzun da temel taşı olan "çocuğun üstün yararı" ilkesidir. Bu ilke uyarınca, anne veya babanın kişisel hırsları, aralarındaki husumet veya somut bir tehlikeye dayanmayan endişeleri, çocuğun menfaatlerinin önüne geçemez. Mahkemeler karar verirken; çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık gereksinimleri ve sosyal çevresi gibi unsurları titizlikle inceler. Uzman pedagog ve psikologlardan alınan bilirkişi raporları, çocuğun yurt dışına çıkışının onun ruhsal dünyasında ve geleceğinde yaratacağı etkileri somutlaştırır.
Yargıtay, son yıllarda verdiği kararlarla, velayet hakkı sahibi olmayan veya ortak velayete sahip ebeveynin rızasının, mutlak bir engel teşkil etmeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Eğer muvafakat vermeyen taraf, bu tutumunu çocuğun güvenliğini veya sağlığını tehdit eden somut delillere dayandıramıyorsa, mahkeme "muvafakat eksikliğinin giderilmesine" karar verebilir.
Bu duruma ilişkin en güncel ve açıklayıcı kararlardan biri aşağıda yer almaktadır:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/3491, K. 2024/5336, T. 04.07.2024 kararında annenin ve çocuğun yurt dışına çıkışının, babanın sırf muvafakat vermemesi nedeniyle engellenemeyeceği, zira babanın rıza göstermemesinin haklı bir nedene dayanmadığı ve çocuğun menfaatine açıkça aykırı olduğu vurgulanmıştır.
Bu karar, yargının "keyfi reddetme" tutumuna karşı koruyucu bir kalkan olduğunu göstermektedir. Mahkeme, babanın itirazının altını dolduracak hukuki ve fiili bir gerekçe bulamadığında, çocuğun seyahat ve yaşam hakkını öncelikli tutarak muvafakat engelini kaldırmıştır. Bu tür davalarda davacı tarafın, seyahatin amacını ve çocuğun geri döneceğine dair güvenceleri (okul kaydı, dönüş bileti vb.) sunması, sürecin hızlanmasına katkı sağlar.
Eğitim ve Sağlık Sebebiyle İzin
Çocuğun yurt dışına çıkış talebi eğitim veya sağlık gibi temel bir hakka dayanıyorsa, mahkemelerin izin verme eğilimi çok daha güçlüdür. Özellikle velayet sahibi ebeveynin yurt dışında bir iş teklifi alması, akademik bir çalışmaya katılması veya çocuğun yurt dışında daha iyi bir eğitim/tedavi imkanına sahip olması durumlarında, diğer ebeveynin rızası aranmaksızın izin verilebilmektedir. Burada kritik olan nokta, yurt dışına çıkışın çocuk için "geçici bir macera" değil, geleceğine yapılan "stratejik bir yatırım" olduğunun ispatlanmasıdır.
Yargıtay, ebeveynin kariyer gelişiminin dolaylı olarak çocuğun yaşam kalitesini de artıracağını kabul etmektedir. Velayet sahibi ebeveynin yurt dışındaki yaşam standartlarının yükselmesi, çocuğun daha iyi bir sosyal ve ekonomik çevrede büyümesi anlamına gelir. Bu bağlamda, ebeveynin eğitimi için yurt dışına gitmesi gereken durumlarda çocuğun da yanında götürülmesi, aile birliğinin korunması ve çocuğun bakıma muhtaç yaşı gözetilerek hukuka uygun bulunmaktadır.
Konuya dair emsal niteliğindeki bir diğer önemli karar şu şekildedir:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/1718, K. 2023/1736, T. 11.04.2023 kararında velayet hakkı annede bulunan küçük çocuğun Kanada’ya gitmesi hususunda babanın rızası olmadığı halde, mahkemece annenin doktora eğitimi ve çocuğun gelişimi gözetilerek yurt dışı iznine onay verilmesinin hukuka uygun olduğu vurgulanmıştır. Kararda, çocuğun üstün yararı gereğince babanın muvafakatına gerek olmaksızın annenin çocuğu geçici süreyle yurt dışına götürebilmesine izin verilmiştir.
Söz konusu karar, özellikle akademik kariyer yapan ebeveynler için büyük önem taşımaktadır. Mahkeme, annenin doktora eğitimini çocuğun gelişimi için olumlu bir dışsal faktör olarak değerlendirmiş ve babanın rızasını aramadan geçici çıkış izni vermiştir. Analiz edildiğinde görülmektedir ki; yargı, çocuğun ebeveyniyle olan kişisel ilişkisinin zedelenmemesi ile çocuğun gelişimsel fırsatları arasında hassas bir denge kurmaktadır. Bu tür izinlerde genellikle çocuğun belirli aralıklarla Türkiye’ye getirilmesi veya diğer ebeveynle dijital ortamda düzenli iletişim kurması gibi şartlar da karara eklenebilmektedir.
Sonuç olarak, yurt dışına çıkış izni davalarında mahkemeler, statik bir hukuk kuralından ziyade, her olayın özel şartlarını, çocuğun sesini ve gelecekteki menfaatlerini esas alan dinamik bir yaklaşım sergilemektedir. Yargıtay emsal kararları, haklı bir nedeni olmaksızın engel çıkaran tarafa karşı, çocuğun önündeki kapıların yargı yoluyla açılabileceğini tescillemektedir.
Özel Durumlarda Velayet ve Pasaport İşlemleri
Müşterek çocuğun yurt dışına çıkış süreci, sadece ebeveynlerin rızasına bağlı bir prosedür değil, aynı zamanda velayet türüne ve talep edilen pasaportun niteliğine göre değişkenlik gösteren karmaşık bir hukuki süreçtir. Özellikle Türk hukuk sisteminde son yıllarda uygulama alanı genişleyen ortak velayet ve devlet memuru olan ebeveynlerin çocuklarına sağladığı yeşil pasaport hakları, bu sürecin en hassas noktalarını oluşturmaktadır. Bu prosedürlerin her biri, çocuğun üstün yararı ilkesi ile ebeveynlerin hakları arasındaki dengeyi korumayı amaçlar.
Ortak Velayet ve Seyahat Engelleri
Türk hukukunda boşanma sonrası velayetin tek bir tarafa verilmesi asıl olsa da, uluslararası sözleşmelerin etkisiyle ortak velayet kararları da sıklıkla verilmektedir. Ortak velayet durumunda, çocuğun bakımı, eğitimi ve yerleşimi konusundaki tüm kararlar her iki ebeveyn tarafından birlikte alınır. Bu durum, yurt dışı seyahatlerini de doğrudan etkilemektedir.
Ortak velayet söz konusu olduğunda, ebeveynlerin her ikisinin de onayı olmadan çocuğun yurt dışına çıkarılması hukuken mümkün değildir. Ebeveynlerden birinin dahi rıza göstermemesi, çocuğun sınır kapılarından geçişine engel teşkil eder. Ancak bazı durumlarda, ebeveynlerden biri haklı bir sebep olmaksızın bu rızayı vermekten kaçınabilir. Bu tür bir uyuşmazlıkta, rıza vermeyen tarafın bu tutumu çocuğun eğitim, sağlık veya sosyal gelişim haklarını kısıtlıyorsa, yargı yoluna başvurulması zorunluluğu doğar.
Yargı yoluna başvururken dikkat edilmesi gereken en kritik hususlardan biri vize reddi durumudur. Aile Mahkemesine başvurarak yurt dışı çıkış izni veya muvafakat eksikliğinin giderilmesi talebinde bulunabilmek için, mahkemenin önünde çözülmesi gereken somut bir uyuşmazlığın bulunması gerekir. Çoğu durumda mahkemeler, sadece "ileride gitme ihtimali" üzerinden karar vermezler. Somut bir seyahat planının olması, gidilecek ülkenin vize prosedürlerinin başlatılmış olması ve diğer ebeveynin rızasızlığı nedeniyle bir vize reddi veya işlem durdurma kararının oluşması, davada "hukuki yarar" şartının gerçekleştiğini gösterir.
Yeşil Pasaport (Hususi Damgalı Pasaport) Şartları
Ebeveynlerden birinin kıdemli devlet memuru olması durumunda, çocukların Yeşil Pasaport (Hususi Damgalı Pasaport) alma hakkı bulunmaktadır. Ancak bu pasaport türü, sağladığı vize muafiyeti avantajları nedeniyle çok daha sıkı denetimlere tabidir.
Yeşil pasaport başvurusu sırasında, eğer ebeveynlerin evlilik birliği devam ediyorsa, her iki ebeveynin de başvuru sırasında bizzat hazır bulunması veya noter onaylı muvafakatname sunması şart koşulmaktadır. Nüfus müdürlükleri, müşterek çocuğun pasaport işlemlerinde her iki tarafın imzasını veya resmi rızasını aramaktadır. Ebeveynlerden biri cezaevinde, yurt dışında veya ulaşılamaz durumda ise bu durumun mahkeme kararı ile belgelenmesi gerekir.
Velayetin tek bir tarafta olduğu boşanma durumlarında dahi, yeşil pasaportun hak sahibi olmayan ebeveynin (örneğin velayet annede ancak yeşil pasaport hakkı babada ise) rızası veya ilgili kurumdan alacağı onay belgesi gerekebilmektedir. Uygulamada, yeşil pasaport işlemleri için her iki ebeveynin de onayı, suistimalleri önlemek ve çocuğun güvenliğini sağlamak adına idari bir zorunluluk olarak uygulanmaktadır.
Yargıtay Emsal Kararları
Yargıtay, ebeveynlerin rızasının bulunmadığı durumlarda çocuğun üstün yararını her türlü prosedürün üzerinde tutmaktadır. Aşağıdaki kararlar, mahkemelerin bu konudaki yaklaşımını net bir şekilde ortaya koymaktadır:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/1718, K. 2023/1736, T. 11.04.2023 kararında velayet hakkı annede bulunan küçük çocuğun Kanada’ya gitmesi hususunda babanın rızası olmadığı halde, mahkemece annenin doktora eğitimi ve çocuğun gelişimi gözetilerek yurt dışı iznine onay verilmesinin hukuka uygun olduğu vurgulanmıştır. Kararda, çocuğun üstün yararı gereğince babanın muvafakatına gerek olmaksızın annenin çocuğu geçici süreyle yurt dışına götürebilmesine izin verilmiştir.
Bu karar, ebeveynin eğitim gibi haklı bir gerekçesinin olması durumunda, diğer tarafın rızasının mahkemece ikame edilebileceğini göstermektedir. Benzer şekilde, babanın rızasını kötü niyetli olarak esirgediği durumlarda da yargı müdahalesi kaçınılmazdır:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/3491, K. 2024/5336, T. 04.07.2024 kararında annenin ve çocuğun yurt dışına çıkışının, babanın sırf muvafakat vermemesi nedeniyle engellenemeyeceği, zira babanın rıza göstermemesinin haklı bir nedene dayanmadığı ve çocuğun menfaatine açıkça aykırı olduğu vurgulanmıştır.
Bu kararlar ışığında, ebeveynlerin keyfi tutumlarının çocuğun geleceğini ve gelişimini engellemesine izin verilmediği görülmektedir. Mahkemeler, somut olayın özelliklerine göre (seyahat süresi, amacı, geri dönüş teminatı vb.) karar vererek muvafakat eksikliğini gidermektedir.
Özetle; müşterek çocuğun yurt dışına çıkışı, ister tatil ister eğitim amaçlı olsun, yasal vasilerin ortak iradesini gerektiren bir süreçtir. Ortak velayet veya yeşil pasaport gibi özel durumlar, bu süreci daha titiz bir hukuki hazırlık yapmayı zorunlu kılar. Ebeveynler arasında uzlaşma sağlanamadığı durumlarda, çocuğun menfaatlerini koruyan ve seyahat özgürlüğünü kısıtlamayan yargı kararları devreye girmektedir. Çocuğun yurt dışına çıkış sürecinde yaşanabilecek hak kayıplarını önlemek adına, noter süreçlerinden mahkeme aşamasına kadar tüm adımların uzman bir hukukçu desteğiyle yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.