
Velayet Davasında Sosyal İnceleme Raporu Nasıl Etkiler?
Velayet davalarında mahkemenin karar verirken en çok dikkate aldığı bilimsel delil olan Sosyal İnceleme Raporu (SİR) nedir, nasıl hazırlanır ve rapora nasıl itiraz edilir? Yargıtay kararları ve yasal mevzuat ışığında sosyal inceleme raporunun velayet davalarındaki kritik rolünü inceliyoruz.
Velayet Davalarında Sosyal İnceleme Raporunun (SİR) Yasal Dayanağı ve Niteliği
Velayet davaları, kamu düzenini ilgilendiren ve re'sen araştırma ilkesinin en katı şekilde uygulandığı yargılama türleridir. Bu yargılamalarda uyuşmazlığın merkezinde yer alan müşterek çocuğun geleceği, eğitimi, barınması ve psikososyal gelişimi gibi hayati unsurlar, aile mahkemesi hâkimi tarafından derinlemesine incelenmek zorundadır. Hâkimin bu hukuki ve sosyal değerlendirmeyi yaparken başvurduğu en temel bilimsel dayanak, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun bünyesinde düzenlenen Sosyal İnceleme Raporu (SİR) ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında koruma altına alınan çocuğun üstün yararı ilkesidir.
4787 Sayılı Kanun Kapsamında Uzmanların Rolü
Aile mahkemeleri, klasik hukuk mahkemelerinden farklı olarak bünyesinde uzman kadrolar barındıran ihtisas mahkemeleridir. Bu mahkemelerin işleyişinde uzmanların rolü, uyuşmazlıkların yalnızca hukuki boyutuyla değil, sosyal ve psikolojik arka planıyla da ele alınmasını sağlamaktır. (4787 sayılı Kanun m. 5) uyarınca, aile mahkemesi bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan bir uzmanlar heyeti görev yapar.
Velayet davalarında bu uzmanların temel görevleri şu şekilde somutlaşmaktadır:
- Müşterek çocuk ve ebeveynlerle birebir görüşmeler gerçekleştirerek tarafların psikolojik durumlarını analiz etmek,
- Tarafların yaşam alanlarını yerinde inceleyerek barınma, hijyen, güvenlik ve sosyo-ekonomik çevre koşullarını tespit etmek,
- Çocuğun okul ortamını, öğretmen gözlemlerini ve sosyal ilişkilerini inceleme kapsamına dahil etmek,
- Taraflar arasında velayet hakkının kullanılmasına engel teşkil edecek herhangi bir psikolojik, fiziksel veya sosyal engelin bulunup bulunmadığını objektif kriterlerle raporlaştırmak.
Uzmanlar tarafından gerçekleştirilen bu kapsamlı inceleme, (TMK m. 339 ve devamı) maddelerinde düzenlenen çocuğun üstün yararı ilkesinin somut olayda hayat bulmasını sağlar. Velayet hakkının kime verileceği hususunda karar verilirken, ebeveynlerin şahsi menfaatlerinden ziyade çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve ahlaki gelişiminin en iyi şekilde destekleneceği ortamın belirlenmesi zorunludur. Uzmanlar, bu doğrultuda hazırladıkları raporla mahkemenin vereceği nihai karara bilimsel bir alt yapı kazandırır.
SİR'in Hukuki Niteliği ve Bağlayıcılığı
Sosyal İnceleme Raporu (SİR), aile mahkemesi hâkimi açısından emredici bir bağlayıcılığa sahip olmayıp, usul hukuku bakımından bir takdiri delil niteliğindedir. Hâkim, dosyaya sunulan raporu serbestçe değerlendirme yetkisine sahiptir. Ancak, hukuki denetim mekanizmaları ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca, hâkimin bilimsel verilere dayanan bu raporun aksine bir karar vermesi durumunda, bu kararının somut ve hukuki gerekçelerini hükmünde açıkça göstermesi yasal bir zorunluluktur. Gerekçesiz şekilde rapordan sapılması, kararın istinaf ve temyiz aşamalarında bozulmasına yol açar.
Bunun yanı sıra, tarafların iddialarını desteklemek amacıyla dışarıdan bilimsel destek alma hakları da saklıdır. (HMK m. 293) uyarınca, hukuk yargılamasında tarafların uzman görüşü (uzman mütalaası) alarak mahkemeye sunması mümkündür. Taraflarca sunulan bu uzman mütalaaları ile mahkemece re'sen aldırılan resmi Sosyal İnceleme Raporu arasında bir çelişki bulunması halinde, hâkimin bu çelişkiyi gidermesi ve hangi rapora neden üstünlük tanıdığını kararında gerekçelendirmesi gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, velayet düzenlemelerinde Sosyal İnceleme Raporu alınmasının ve çocuğun üstün yararının gözetilmesinin zorunlu olduğunu emsal kararında şu şekilde hüküm altına almıştır:
Velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince aile mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve childla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması, mahkemece çocuk ya da çocukların bizzat dinlenerek, görüşü alınıp ve diğer deliller de göz önüne alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuk ya da çocukların menfaatine olacağı tespit edilerek velayet konusunda bir karar verilmesi gerekir. Velayet düzenlemesinde; childla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; child yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, child için karar verme makamındaki kişinin de aynı yönde karar verilmesi gerekir. Yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesiyle Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri, iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir. Dosya kapsamından ortak çocuğun velayetine yönelik rapor alınmadığı yeterli araştırmaların yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle ortak çocuğun velayetine yönelik psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşturulacak heyete inceleme yaptırılarak (4787 Sayılı Kanun m. 5), ortak çocuğun fiilen bulunduğu yerin barınma ve yaşama koşullarını da değerlendirir içerikte sosyal inceleme raporu alınması, idrak çağında olan çocuğun beyanı da alınmak sureti ile toplanılan tüm deliller birlikte değerlendirilerek ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilip, sonucuna göre karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
Yukarıda yer alan Yargıtay kararından da açıkça anlaşılacağı üzere, velayet davalarında uzman heyetten usulüne uygun bir Sosyal İnceleme Raporu alınması davanın esası yönünden bir geçerlilik şartı olarak kabul edilmektedir. Mahkeme, tarafların sosyal, ekonomik ve psikolojik koşullarını yerinde inceleyen bu raporu dosyaya kazandırmadan ve idrak çağındaki çocuğun bizzat görüşüne başvurmadan velayet hakkında hüküm kuramaz. Bu doğrultuda hazırlanan uzman raporları, yargılamanın seyrini doğrudan etkileyen en temel takdiri delil niteliğindedir.
Sosyal İnceleme Raporunun Hazırlanma Süreci ve Değerlendirme Kriterleri
Velayet davalarında çocuğun üstün yararı ilkesinin somutlaştırılması amacıyla hazırlanan sosyal inceleme raporları, Türk Medeni Kanunu ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun kapsamında yargılamanın seyrini belirleyen en temel bilimsel ve teknik deliller arasında yer almaktadır. Aile mahkemesi bünyesinde görev yapan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan oluşan uzman heyet, hazırlayacakları raporda tarafların ve çocukların durumunu çok yönlü olarak analiz etmekle yükümlüdür. Bu analiz sürecinde çocuğun yaşına uygun bilimsel metotların kullanılması ve çevresel koşulların objektif kriterlerle değerlendirilmesi esastır.
Yaş Gruplarına Göre İnceleme Metotları
Uzmanlar, velayet değerlendirmesi yaparken çocukların yaş gruplarına göre farklı mülakat ve gözlem teknikleri uygulamak zorundadır. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem, onun kendisini ifade etme yeteneğini ve ebeveynleriyle olan bağının niteliğini doğrudan etkilediğinden, inceleme metotları şu şekilde özelleştirilmektedir:
- 0-6 Yaş Grubu (Okul Öncesi Dönem): Bu yaş aralığındaki çocukların güvenli bağlanma durumunun ve temel bakım veren kişinin saptanması amacıyla dolaylı ve projektif yöntemler kullanılır. Çocukların sözel ifade yetenekleri henüz tam gelişmediği için uzmanlar, oyun terapisi seansları ve Kinetik Aile Çizimi Testi gibi klinik araçlardan yararlanarak çocuğun ebeveynlerine karşı geliştirdiği duygusal bağı ve bilinçaltı eğilimlerini analiz eder. Bu süreçte çocuğun fiziksel bakımı, beslenme ve hijyen ihtiyaçlarının hangi ebeveyn tarafından daha sağlıklı karşılandığı gözlemlenir.
- 8 Yaş ve Üzeri (İdrak Çağı): Uluslararası sözleşmeler ve Yargıtay içtihatları uyarınca 8 yaş ve üzeri çocuklar idrak çağında kabul edilmektedir. Bu yaş grubundaki çocukların velayet sürecinde uzmanlar eşliğinde doğrudan görüşü alınmalı ve bu görüşün özgür iradeye dayanıp dayanmadığı saptanmalıdır. Özellikle 12 yaş ve üstü çocukların doğrudan beyanları velayet kararında son derece belirleyici bir rol oynamaktadır.
Velayet davalarında idrak çağındaki çocukların bizzat dinlenmesi ve re'sen araştırma ilkesinin uygulanmasına ilişkin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin emsal niteliğindeki kararı şu şekildedir:
2-Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, çocuk için karar veren makamındaki kişinin de aynı yönde karar vermesi gerekir; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır. Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle, yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 3 ve 6. maddeleri, iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir. (Yargıtay 2. HD. Esas: 2020/6360 Karar: 2021/431)
Yargıtay’ın yukarıda yer alan kararı, velayet yargılamasında çocuğun görüşünün alınmasının kamu düzeninden olduğunu ve re'sen araştırma ilkesinin bir gereği olarak kabul edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Karar uyarınca, çocuğun farazi düşüncesi dahi analiz edilerek bedensel, fikri ve ahlaki gelişimini en iyi sağlayacak ebeveynin tespiti için uzman incelemesinin eksiksiz yapılması zorunludur.
Ebeveyn İlişkileri ve Çevresel Koşulların Analizi
Sosyal inceleme raporunun en kritik bölümlerinden birini, ebeveynlerin çocukla olan ilişkileri ile çocuk için sunulan yaşam alanlarının ve sosyal çevre koşullarının yerinde incelenmesi oluşturur. Uzmanlar, adliye ortamındaki mülakatların yanı sıra tarafların ikametgahlarına ev ziyaretleri gerçekleştirerek şu hususları denetler:
- Fiziksel ve Çevresel Koşulların İncelenmesi: Ev ziyaretlerinde çocuğun kendine ait bir odasının veya özel alanının bulunup bulunmadığı, evin hijyen ve güvenlik standartları, sosyal olanakları ve çocuğun alışkın olduğu çevrenin istikrarı analiz edilir. Sık taşınma veya okul değişikliği gibi istikrarsız yaşam koşulları çocuk üzerinde olumsuz etki yaratabileceğinden raporda titizlikle değerlendirilir.
- Ebeveynlik Kapasitesi ve Sağlık Durumu: Ebeveynlerin çalışma saatleri, gelir durumları, sosyal destek sistemleri (örneğin çocuğun bakımına yardımcı olabilecek aile büyükleri veya bakıcı desteği) ve psikososyal yeterlilikleri araştırılır. Ebeveynlerin kullandığı güçlü psikolojik ilaçlar, kronik veya mental rahatsızlıklar bulunması halinde bu durumların çocuğun beden ve ruh bütünlüğüne etkileri uzmanlarca irdelenir.
- Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu (PAS): İnceleme sürecinde en çok dikkat edilen hususlardan biri, velayeti geçici olarak elinde bulunduran ebeveynin, çocuğu diğer ebeveyne karşı kışkırtıp kışkırtmadığıdır. Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu (PAS) olarak adlandırılan bu durum; çocuğun diğer ebeveyne karşı somut bir gerekçe sunmaksızın yetişkin kelimeleriyle düşmanlık beslemesi ve kişisel ilişki kurulmasının engellenmesi gibi belirtilerle kendisini gösterir. Uzmanlarca ebeveyn kışkırtması veya manipülasyonunun tespit edilmesi, çocuğun üstün yararına açıkça aykırılık teşkil ettiği için velayet kaybına yol açabilecek ağır bir kusur olarak kabul edilir.
Sosyal İnceleme Raporuna İtiraz Usulü ve Süresi
Velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin davalarda, mahkeme tarafından aldırılan Sosyal İnceleme Raporu (SİR) davanın kaderini belirleyen en temel teknik delillerden biridir. Bu raporun hazırlanma sürecinde veya içeriğinde yer alan eksiklikler, hatalar ve çelişkiler karşısında tarafların yasal çerçevede itiraz etme hakkı bulunmaktadır. İtiraz süreci, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), Türk Medeni Kanunu (TMK) ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu hükümlerine göre şekillenmektedir.
Hak Düşürücü Süreler ve İtiraz Dilekçesi
Aile mahkemesi bünyesinde görev yapan adli destek uzmanları (psikolog, pedagog veya sosyal çalışmacı) tarafından hazırlanan sosyal inceleme raporu mahkemeye sunulduktan sonra taraflara tebliğ edilir. Tebliğ işlemiyle birlikte, rapora karşı beyanda bulunma ve itiraz etme süreci başlar.
- 2 haftalık hak düşürücü süre: Mahkemece taraflara tebliğ edilen sosyal inceleme raporuna karşı beyan ve itirazların sunulması gereken yasal süre tebliğ tarihinden itibaren 2 haftadır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, süresi içinde itiraz edilmeyen raporlar yönünden tarafların sonradan itiraz etme hakkı kural olarak düşer.
- İtiraz dilekçesinin içeriği: Raporda eksiklik, hata veya taraflılık olduğunu düşünen taraf, itiraz sebeplerini somut delillerle açıklayan bir dilekçeyi bizzat veya vekili aracılığıyla mahkemeye sunmalıdır. Dilekçede, uzmanın değerlendirme yaparken hangi mesleki ilkeleri ihlal ettiği, tarafların sosyo-ekonomik ve psikolojik durumlarının neden eksik analiz edildiği ve çocuğun üstün yararı ilkesinin raporda nasıl göz ardı edildiği ayrıntılı olarak açıklanmalıdır.
- Somut iddiaların çürütülmesi: Örneğin, raporda taraflardan birinin konut durumunun veya gelir düzeyinin gerçeğe aykırı yansıtılması, çocuğun ebeveynleriyle olan ilişkisinin yüzeysel gözlemlenmesi ya da ebeveynlerden birinin ağır psikolojik rahatsızlıklarının ve kullandığı ilaçların raporda değerlendirme dışı bırakılması gibi hususlar somut belgelerle (gelir belgeleri, tapu kayıtları, sağlık raporları vb.) desteklenerek itiraz konusu yapılmalıdır.
Yetersiz veya Çelişkili Raporların Hukuki Sonuçları
Sosyal inceleme raporları mahkeme hâkimini doğrudan bağlayıcı nitelikte olmasa da, bilimsel ve teknik nitelikleri nedeniyle hâkimin takdir yetkisini somutlaştıran en önemli unsurlardır. Ancak, raporun bilimsel standartlardan uzak olması, çelişkili değerlendirmeler barındırması veya tarafların iddialarını tam olarak karşılamaması durumunda bu rapora dayanılarak hüküm kurulması hukuka aykırılık teşkil eder.
Rapordaki çelişki, hata veya eksiklikler nedeniyle ek rapor alınması veya yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirilmesi talepleri HMK m. 266 vd. hükümlerine dayandırılmaktadır. Eğer sunulan raporda giderilemeyen çelişkiler mevcutsa veya uzmanın mesleki yeterliliği konusunda şüpheler uyanmışsa, mahkeme yeni bir uzman görevlendirmek zorundadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ilk raporda eksiklik bulunması halinde mahkemenin izlemesi gereken usulü net bir şekilde ortaya koymuştur:
"İlk raporda eksiklik bulunması halinde mahkemenin yeniden uzmanlardan rapor alması mümkündür." (HGK 17.10.2012 tarih, 2012/2-401 E., K. 2012/723)
Bu emsal karar doğrultusunda; sosyal inceleme raporunun yetersiz bulunması, tarafların iddialarını karşılamaması veya uzmanlar arasında çelişkili görüşlerin ortaya çıkması durumunda, mahkemece farklı uzmanlardan oluşan yeni bir heyet görevlendirilerek yeniden inceleme yapılması gerekmektedir.
Ayrıca, sosyal inceleme süreci yalnızca velayetin hangi ebeveynde kalacağını belirlemekle sınırlı değildir. Yapılan incelemeler sonucunda, her iki ebeveynin de çocuğa bakabilecek psikososyal ve ekonomik yeterlilikte olmadığının, çocuğun mevcut aile ortamında kalmasının bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimini tehlikeye düşüreceğinin saptanması halinde daha ağır hukuki tedbirlere başvurulur. Bu tür ekstrem durumlarda, çocuğun acilen korunması amacıyla 5395 sayılı Kanun m. 5/1-c uyarınca çocuk hakkında bakım tedbiri alınması yoluna gidilebilir. Bu tedbir kararı, çocuğun resmi bakım ve rehabilitasyon merkezlerine yerleştirilmesi gibi devlet koruması süreçlerini başlatmaktadır.
Sonuç olarak; sosyal inceleme raporuna karşı yapılacak itirazların yasal 2 haftalık süre içinde, HMK m. 266 vd. hükümlerine uygun olarak, somut ve bilimsel gerekçelerle yapılması, hatalı velayet kararlarının önüne geçilmesi ve çocuğun üstün yararının tam olarak korunması açısından hayati önem taşımaktadır.
Yargıtay İçtihatları Işığında Eksik İnceleme ve Bozma Sebepleri
Türk aile hukuku uygulamasında, boşanma ve velayet davalarında karar verilirken Türk Medeni Kanunu (TMK) ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun hükümleri uyarınca çocuğun üstün yararının tespiti zorunludur. Yargıtay, ilk derece mahkemelerinin bu tespiti yaparken bilimsel veri ve uzman görüşlerine dayanmasını emredici bir usul kuralı olarak kabul etmektedir.
Uzman Raporu Alınmaksızın Verilen Kararların Hukuki Durumu
Aile mahkemesi hâkimi, velayet hususunda karar verirken takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkiyi sınırsız veya soyut gerekçelerle kullanamaz. (4787 sayılı Kanun m. 5) uyarınca adliye bünyesinde görev yapan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzman heyetinden sosyal inceleme raporu (SİR) alınması yasal bir zorunluluktur. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, davanın taraflarının barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumları ile ortak çocuğun fiilen yaşadığı ortam yerinde incelenmeden velayet kararı verilmesi "eksik inceleme" teşkil eder ve bozma sebebidir.
Geleneksel yargılama eğilimlerinin aksine, sadece çocuğun yaşının küçük olması ya da anne şefkatine ihtiyaç duyması gibi genel geçer karinelere dayanılarak, uzman incelemesi yaptırılmaksızın velayetin doğrudan anneye veya babaya verilmesi hukuka aykırıdır. Mahkemenin re'sen araştırma ilkesi kapsamında, idrak çağındaki (8 yaş ve üzeri) çocukları bizzat dinlemesi ve uzman heyet vasıtasıyla ebeveynlerin bakım kapasitelerini objektif olarak raporlaştırması gerekmektedir.
Velayet davalarındaki bu eksik incelemeler, davanın diğer fer'i nitelikteki taleplerini de doğrudan etkilemektedir. Hatalı kusur tespiti nedeniyle tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi, (TMK m. 174/1-2) kapsamında talep edilen maddi ve manevi tazminat haklarının reddedilmesine yol açabilmektedir. Benzer şekilde, boşanma davası ile birlikte görülen ziynet eşyalarının iadesi taleplerinde de ispat yükünün (TMK m. 6) genel kuralı çerçevesinde doğru dağıtılması ve delillerin eksiksiz toplanması gerekmektedir.
Emsal Yargıtay Kararları
Yargıtay, uzman raporu alınmaksızın veya yetersiz incelemeyle kurulan velayet hükümlerini istikrarlı bir şekilde bozmaktadır. Aşağıda bu doğrultuda verilmiş emsal kararlar ve hukuki analizleri yer almaktadır:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19.06.2018 tarihli, 2018/3662 E. ve 2018/7547 K. sayılı kararı:
"Mahkemece, 2009 doğumlu ortak çocuk…'in velayeti davacı anneye verilmiştir. Velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince Aile Mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve çocukla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlık gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması, mahkemece idrak çağında ise, çocuğun bizzat dinlenerek, görüşü alınıp ve diğer deliller de gözönüne alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilerek velayet konusunda bir karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, mahkemece sosyal inceleme raporu alınmadan, çocuğun anne yanında kaldığı, yaşının küçük olması ve anne sevgisine ihtiyacı bulunduğu dikkate alınarak velayeti anneye verilmiştir. O halde yukarıda belirtilen kıstaslar dikkate alınarak anne ve babanın bulunduğu ortamları da içerecek şekilde ve ayrıca çocukla da görüşme yapılarak rapor düzenlenmesi akabinde idrak çağma gelen çocuğun bizzat mahkemece dinlenilmesi ve diğer delillerle birlikte değerlendirildikten sonra, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla velayet yönünden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
Davacı kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı erkeğin evdeki bir kısım eşyaları kırdığı, eşine fiziksel şiddet uyguladığı buna karşın davacı kadının herhangi bir kusurunun ispatlanmadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı erkeğin tam kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, hatalı kusur belirlemesi sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. Boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davalı erkek tam kusurludur. Erkeğin kusurlu davranışları kadının kişilik haklarına saldırı teşkil edecek nitelikte olup, kadın evliliğin sona ermesiyle eşin maddi desteğinden yoksun kalmıştır. Öyleyse, davacı-karşı davalı kadın yararına Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddesi koşulları oluşmuş olup, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, fiilin ağırlığı ve hakkaniyet kuralları gözetilerek davacı kadın yararına uygun miktardar maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru olmamıştır."
Hukuki Analiz: Yukarıdaki kararda Yargıtay, çocuğun yaşının küçük olması ve anne şefkatine ihtiyaç duyması gerekçesiyle sosyal inceleme raporu alınmadan velayet kararı verilmesini açık bir bozma nedeni saymıştır. Ayrıca kararda, usulüne uygun yapılmayan kusur tespitinin, tarafların (TMK m. 174/1-2) kapsamındaki maddi ve manevi tazminat haklarını doğrudan zedelediği açıkça ortaya konulmuştur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2021/10606 E. ve 2022/1746 K. sayılı kararı:
"Velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince aile mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve childla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması, mahkemece çocuk ya da çocukların bizzat dinlenerek, görüşü alınıp ve diğer deliller de göz önüne alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuk ya da çocukların menfaatine olacağı tespit edilerek velayet konusunda bir karar verilmesi gerekir.
Velayet düzenlemesinde; childla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, child için karar verme makamındaki kişinin de aynı yönde karar verilmesi gerekir. Yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesiyle Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri, iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir.
Dosya kapsamından ortak çocuğun velayetine yönelik rapor alınmadığı yeterli araştırmaların yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle ortak çocuğun velayetine yönelik psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşturulacak heyete inceleme yaptırılarak (4787 Sayılı Kanun m. 5), ortak çocuğun fiilen bulunduğu yerin barınma ve yaşama koşullarını da değerlendirir içerikte sosyal inceleme raporu alınması, idrak çağında olan çocuğun beyanı da alınmak sureti ile toplanılan tüm deliller birlikte değerlendirilerek ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilip, sonucuna göre karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir."
Hukuki Analiz: Bu kararda Yargıtay, çocuğun üstün yararının tespit edilmesinde "farazi düşünce" metodolojisini benimsemiştir. Mahkemenin, çocuğun yetişkin olması halinde kendi geleceği için vereceği kararı öngörerek hareket etmesi gerektiği belirtilmiştir. Karar, çocuğun fiilen bulunduğu yerin fiziki, sosyal ve ekonomik koşullarını değerlendirmeyen ve uzman heyet (psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı) tarafından hazırlanmayan raporlara dayanılarak velayet kararı verilemeyeceğini kesin bir dille hükme bağlamıştır.
Boşanma davalarında velayet ve kusur durumunun yanı sıra tarafların ziynet eşyası talepleri de sıklıkla uyuşmazlık konusu olmaktadır. Bu husustaki ispat kuralları ve hak sahipliği Yargıtay tarafından şu şekilde sınırlandırılmıştır:
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2017/12640 E. ve 2017/11971 K. sayılı kararı:
"Kural olarak düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca bu eşyaları iadeden kurtulur."
Hukuki Analiz: Velayet davalarında ekonomik yeterlilik analiz edilirken tarafların kişisel mal varlıkları ve ziynet alacakları da göz önünde bulundurulmaktadır. (TMK m. 6) uyarınca iddia edilen bir vakıanın ispat yükü, ondan kendi lehine haklar çıkaran tarafa aittir. Yargıtay bu kararında, düğünde takılan ziynetlerin kadının kişisel malı olduğu karinesini kabul etmiş; bu eşyaların rıza ile bozdurulduğu iddiasının ispat yükünü ise doğrudan kocaya yüklemiştir.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
Velayet davaları, yalnızca usul kurallarının katı bir şekilde uygulandığı bir yargılama alanı olmayıp, çocuğun gelecekteki maddi, manevi ve psikolojik gelişimini doğrudan şekillendiren dinamik bir sürece sahiptir. Türk aile hukuku uygulamasında, velayetin belirlenmesi veya değiştirilmesi davalarında çocuğun üstün yararı ilkesi her türlü ebeveyn talebinin üzerinde yer alır.
Bu üstün yararın tespiti ise ancak uzman psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıların katılımıyla hazırlanan, tarafların sosyal ve ekonomik yaşam alanlarını yerinde inceleyen Sosyal İnceleme Raporları (SİR) ile mümkündür. Yargıtay’ın yerleşik kararları, uzman raporu alınmadan veya raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden verilen kararları kamu düzenine aykırılık ve eksik inceleme gerekçesiyle bozmaktadır. Rapora karşı taraflara tanınan 2 haftalık yasal itiraz süresi, sürecin bilimsel ve hukuki doğruluğunu denetlemek adına hayati öneme sahiptir. Velayet davalarının bu çok boyutlu ve teknik yapısı, hak kayıplarının önlenmesi ve çocuğun geleceğinin en doğru şekilde inşa edilmesi için profesyonel bir hukuki takibi zorunlu kılmaktadır.