
Aile Arabuluculuğunun Boşanma Sürecine Etkisi ve Uygulama Örnekleri
Boşanma süreçlerinde yaşanan çekişmeli davaların uzun sürmesi ve tarafları psikolojik/ekonomik olarak yıpratması, aile arabuluculuğunu güncel ve önemli bir alternatif çözüm yöntemi haline getirmiştir. Peki arabuluculuk boşanma davasının kendisini sonuçlandırabilir mi, hangi konularda etkili olabilir ve hangi durumlarda uygulanamaz? Bu yazıda, aile arabuluculuğunun hukuki dayanakları, işleyiş süreci, mal paylaşımı ve nafaka gibi mali konulardaki rolü, velayet ve şiddet vakalarındaki sınırları ile uygulamadan somut örnekler bir arada ele alınmaktadır.
Aile Arabuluculuğunun Hukuki Niteliği ve Kapsamı
Boşanma sürecinde arabuluculuğun hukuki konumunu doğru anlamak, tarafların ve vekillerinin sürece yönelik beklentilerini gerçekçi şekilde şekillendirmesi açısından belirleyicidir. Aile arabuluculuğu, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu çerçevesinde düzenlenmiş olup bu Kanun 22.06.2012 tarih ve 28331 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun getirdiği sistem, boşanma davalarına doğrudan uygulanan bir dava şartı değil; tarafların iradi olarak başvurabildiği bir uyuşmazlık çözüm mekanizmasıdır.
İhtiyari Nitelik ve Dava Şartı Olmaması
Türk hukuk sisteminde arabuluculuk, iş hukuku, ticaret hukuku ve tüketici hukuku kaynaklı belirli uyuşmazlıklarda dava şartı hâline getirilmiş olsa da, boşanma davaları bu kapsamın dışında tutulmuştur. Taraflar, arabulucuya başvurmadan doğrudan yetkili Aile Mahkemesine dava açabilir; arabuluculuğa başvurulmamış olması davanın usulden reddi sonucunu doğurmaz. Bu durumun temel nedeni, boşanma kararının kamu düzenini ve nüfus sicilini ilgilendirmesi, medeni hâlin değiştirilmesi yetkisinin münhasıran mahkemelere ait bulunmasıdır. Arabulucu, taraflar arasında anlaşma sağlanmış olsa dahi eşleri boşayamaz; TMK m.166 kapsamında evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayanan boşanma davasında nihai kararı yalnızca hâkim verebilir.
Bu ihtiyari nitelik, arabuluculuğun mahkeme yargılamasıyla rekabet eden bir yol olmadığını, aksine yargı yetkisinin yanında seçimlik olarak var olan tamamlayıcı bir mekanizma olduğunu göstermektedir. Taraflardan biri sürece katılmayı kabul etmezse arabuluculuk başlamaz; süreç tamamen gönüllülük esasına dayanır. Dava öncesinde veya dava devam ederken başvuru mümkündür ve arabuluculuk sürecinde varılan uzlaşma, davanın niteliğini kendiliğinden değiştirmez; çekişmeli boşanma davasında taraflar mali konularda anlaşırsa, bu anlaşma mahkeme önüne protokol olarak sunularak uyuşmazlığın kapsamı daraltılabilir, ancak boşanma kararı yine hâkimin takdir ve incelemesine bağlı kalır.
Arabuluculuğa Elverişli ve Elverişsiz Konular
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.1/2 hükmü, arabuluculuğun kapsamını tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarıyla sınırlandırmıştır. Bu temel ölçüt, boşanmanın fer'i niteliğindeki mali sonuçların arabuluculuğa elverişli olduğunu, ancak kamu düzenini ilgilendiren konuların bu kapsamın dışında kaldığını ortaya koymaktadır. Buna göre arabuluculuğa elverişli başlıca konular şunlardır:
- Mal rejiminin tasfiyesi ve mal paylaşımı
- TMK m.174 kapsamındaki maddi ve manevi tazminat talepleri
- Katkı payı ve değer artış payı alacakları
- Nafaka miktarı ve ödeme şekline ilişkin düzenlemeler
- Eşler arası sözleşmeden doğan alacaklar ve ziynet alacağı
Buna karşılık, boşanma kararının kendisi, evliliğin iptali, ayrılık kararı ve velayet gibi kamu düzenine ilişkin konular arabuluculuğa konu edilemez. Bu alanlarda taraflar taslak niteliğinde bir mutabakat hazırlayabilirse de, nihai değerlendirme ve onay yetkisi mahkemeye aittir; çocuğun üstün yararı ölçütü, hâkim denetimini bu konularda belirleyici kılmaktadır. Ayrıca 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında aile içi şiddet iddiası bulunan veya koruma kararı verilmiş uyuşmazlıklarda arabuluculuk süreci işletilemez; çünkü taraflar arasındaki güç dengesizliği, arabuluculuğun temel dayanağı olan eşitlik ve irade serbestisi ilkesini ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle şiddet, baskı veya istismar iddiası içeren dosyalarda arabuluculuğa başvurulması hukuken uygun görülmemektedir.
Boşanmanın Mali Sonuçlarında Arabuluculuk Uygulaması
Boşanmanın fer'i sonuçları arasında en fazla ihtilaf yaratan ve arabuluculuğa en elverişli alan, eşler arasındaki mali ilişkilerin tasfiyesidir. Taraflar bu konularda serbestçe tasarruf yetkisine sahip olduğundan, mahkeme sürecine girmeden önce veya dava devam ederken arabulucu eşliğinde yürütülen müzakereler, uzun yıllar sürebilecek çekişmeli mal paylaşımı davalarının önüne geçebilmektedir.
Mal Rejiminin Tasfiyesi
Eşler arasında TMK m.202-232 hükümleriyle düzenlenen edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi, arabuluculuk müzakerelerinin en yoğun çalışıldığı başlıktır. Evlilik süresince edinilen malların hangi eşe ait olduğu, katkı oranlarının nasıl hesaplanacağı ve tasfiye bedelinin ne şekilde ödeneceği gibi hususlar, taraflarca doğrudan pazarlık konusu yapılabilir. Bu kapsamda TMK m.227'de düzenlenen katkı payı alacağı ile TMK m.229-231 hükümlerindeki değer artış payı talepleri, arabuluculuk masasında somut rakamlara dönüştürülebilecek kalemlerdir. Taraflar, taşınır ve taşınmaz malların paylaşımı, ortak borçların üstlenilmesi ve ziynet alacağı gibi konularda anlaşarak, mahkemenin resen araştırma ve bilirkişi incelemesi gerektiren uzun sürecine ihtiyaç bırakmadan sonuca ulaşabilir.
Ancak mal rejimi tasfiyesine ilişkin bir arabuluculuk anlaşmasının fiilen hayata geçirilebilmesi, tutanağın icra edilebilirlik kabiliyeti kazanmasına bağlıdır. Taraflar ve varsa vekilleri tarafından imzalanan anlaşma belgesi kendiliğinden ilam niteliği taşımıyorsa, arabulucunun görev yaptığı yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi (aile uyuşmazlıklarında Aile Mahkemesi) aracılığıyla icra edilebilirlik şerhi alınması gerekir. Mahkeme bu incelemeyi yaparken anlaşmanın cebri icraya uygunluğunu ve arabuluculuğa elverişliliğini denetler; taşınmaza ilişkin düzenlemelerde şerh sonrasında tapu müdürlüğü nezdinde ayrıca işlem tesis edilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Şerh alınmadan sadece imza ile yetinilen tutanaklar, taraflardan biri taahhüdüne uymadığında icra takibine konu edilemeyeceğinden, borcun konusu, miktarı, ödeme zamanı ve yöntemi tutanakta tereddüde yer bırakmayacak açıklıkla yazılmalıdır.
Nafaka boyutunda arabuluculuk, miktarın ve ödeme şeklinin belirlenmesiyle sınırlı kalabilir; yoksulluk ve iştirak nafakasında kamu düzeni ve çocuğun yararı gözetildiğinden düzenleme yine hâkim denetimine tabi olabilir. TMK m.175-176 kapsamındaki nafaka yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi hâlinde İİK m.344 hükmü gereğince tazyik hapsi uygulanabileceğinden, arabuluculukla varılan nafaka anlaşmalarının da icra edilebilirlik şerhiyle güvenceye kavuşturulması önem taşımaktadır. Benzer şekilde TMK m.174 çerçevesindeki maddi ve manevi tazminat kalemleri de mal rejimi tasfiyesiyle birlikte tek bir müzakere sürecinde ele alınarak, tarafların toplam mali yükümlülüklerini bir bütün olarak görmesine imkân sağlanabilir. Yetkili aile mahkemesinin belirlenmesinde HMK m.168 hükmü esas alınır ve şerh talebiyle icra edilebilirlik başvurusu genellikle bu mahkemeye yöneltilir.
Uygulamada ücretlendirme saatlik tarife esasına göre şekillendiğinden, mal rejimi tasfiyesi gibi çok kalemli ve karmaşık dosyalarda önceden planlama yapılmadan yürütülen görüşmeler oturum sayısını ve maliyeti öngörülemeyen biçimde artırabilir. Bu nedenle taraflar, sürece başlamadan önce ücret paylaşımını, görüşme sayısını ve müzakere yöntemini netleştirmelidir. Sık rastlanan hatalar arasında, zorunlu arabuluculuk alanlarında kullanılan standart tutanak metinlerinin aile dosyalarına doğrudan uygulanması ve tek oturumda mal paylaşımı, nafaka ve tazminatın birlikte çözüleceğine dair gerçekçi olmayan beklentiler sayılabilir; bu yaklaşım, tutanağın icra kabiliyetini zayıflatan eksik veya çelişkili düzenlemelere yol açabilmektedir.
Sonuç olarak aile arabuluculuğu, boşanmanın bizzat kendisini sonuçlandıran bir mekanizma olmamakla birlikte, mal rejiminin tasfiyesi, nafaka, tazminat ve katkı payı gibi mali sonuçların hızlı, düşük maliyetli ve gizlilik içinde çözülmesine hizmet eden etkin bir araçtır. Bu alandaki uzlaşma, anlaşmalı boşanma protokolüne dönüşerek mahkeme önünde uyuşmazlığın kapsamını daraltabilir; ancak nihai boşanma kararı ile velayet ve şiddet iddiası içeren hususlarda hâkim denetimi her koşulda belirleyici kalmaktadır. Tarafların bu sınırları doğru kavraması, arabuluculuktan beklenen faydanın gerçekçi biçimde elde edilmesini sağlayacaktır.