Velayet Değişikliği Davası Açma Koşulları

Velayet Değişikliği Davası Açma Koşulları

Boşanma sonrasında çocukların geleceğini doğrudan etkileyen en önemli hususlardan biri velayettir. Ancak mahkemece verilen velayet kararı nihai değildir; şartların değişmesi durumunda velayetin değiştirilmesi her zaman talep edilebilir. Bu yazımızda, velayet değişikliği davasının yasal dayanaklarını, görevli ve yetkili mahkemeleri, Yargıtay'ın 'idrak yaşı' ve 'çocuğun üstün yararı' konusundaki güncel yaklaşımlarını hukuki detaylarıyla inceliyoruz.

Velayet Değişikliği Davasının Hukuki Niteliği ve Görevli Mahkeme

Velayet, ergin olmayan çocukların bakımı, eğitimi, korunması ve temsili konusunda ana ve babaya tanınan hak ve yükümlülüklerin bütününü ifade eder. Türk hukuk sisteminde velayet, sadece ebeveynlere tanınan bir hak değil, aynı zamanda çocuğun geleceğini inşa etme sorumluluğunu barındıran bir ödevdir. Bu hukuki kurumun temel çerçevesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ile 351. maddeleri arasında detaylı bir şekilde düzenlenmiştir. Velayet hakkı, kural olarak çocuk ergin olana kadar devam eder; ancak boşanma, ayrılık veya eşlerin birlikte yaşamaya ara vermesi gibi durumlarda bu hakkın kullanımı hakim tarafından yeniden düzenlenir. Velayet değişikliği davası ise, mahkemece daha önce tesis edilmiş olan velayet düzenlemesinin, değişen şartlar ve çocuğun üstün yararı gereği yeniden ele alınmasını sağlayan, dinamik bir hukuki süreçtir.

Görev ve Yetki Kuralları

Velayet değişikliği davalarında görevli mahkeme, uzmanlaşmış yargılama birimleri olan Aile Mahkemeleridir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4/1. maddesi uyarınca, Medeni Kanun’un ikinci kitabında yer alan aile hukukundan doğan tüm dava ve işler Aile Mahkemelerinde görülür. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise bu davalar, Asliye Hukuk Mahkemeleri tarafından "Aile Mahkemesi Sıfatıyla" karara bağlanır. Görev kuralı kamu düzenine ilişkin olup, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir.

Davanın hangi yerdeki mahkemede açılacağı, yani yetki kuralı ise velayet davalarının usul hukuku bakımından kazandığı nitelikle doğrudan bağlantılıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 382/2-b-13 uyarınca velayetin değiştirilmesi davaları "çekişmesiz yargı işi" olarak kabul edilmiştir. Çekişmesiz yargı işlerinde yetki kuralı, genel dava türlerine göre daha esnek tutulmuştur. HMK m. 384 uyarınca, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece çekişmesiz yargı işleri için talepte bulunanın veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir. Bu durum, velayet değişikliği talep eden ebeveynin, kendi yerleşim yerindeki Aile Mahkemesinde dava açabilmesine olanak tanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatları da (örneğin 2015/1474 E., 2015/8126 K.), bu davaların çekişmesiz yargı niteliği gereği davacının kendi oturduğu yer mahkemesinde dava açabileceğini teyit etmektedir.

Resen Araştırma İlkesi

Velayet davalarını diğer özel hukuk davalarından ayıran en temel özellik, mahkemenin uyguladığı yargılama usulüdür. Velayet, doğrudan kamu düzenine ilişkin bir kurumdur. Bu nedenle, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir alan değildir. Velayet davalarında "taraflarca getirilme ilkesi" yerine "resen (kendiliğinden) araştırma ilkesi" geçerlidir. Bu ilke uyarınca hakim, tarafların ileri sürdüğü vakıalar veya sunduğu delillerle bağlı değildir; çocuğun üstün yararını korumak adına gerekli gördüğü her türlü araştırmayı kendiliğinden yapar, delil toplar ve uzmanlardan görüş alır.

Resen araştırma ilkesinin bir sonucu olarak, tarafların delil bildirme sürelerini kaçırmış olmaları veya usuli eksiklikleri, çocuğun menfaatinin önüne geçemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu hususu çok net bir biçimde karara bağlamıştır:

"…velayetin değiştirilmesine konu davada cevap dilekçesinde tanık deliline dayanan davalının tanık isimlerini tahkikat duruşmasında bildirmesi üzerine tanık dinletme talebinin reddedilmesi hukuka aykırıdır."

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1887 sayılı kararı, velayet davalarının kamu düzeniyle olan sıkı bağını ve hakimin gerçeği araştırma yükümlülüğünü vurgulamaktadır. Karar uyarınca, velayet davasında taraflar tanık isimlerini geç bildirmiş olsalar dahi, eğer bu tanıkların beyanları çocuğun yaşam koşullarının tespiti ve üstün yararının belirlenmesi için önem arz ediyorsa, mahkemece dinlenmeleri zorunludur. Usul ekonomisi veya süre geçmesi gibi gerekçelerle bu talebin reddedilmesi, çocuğun korunması ilkesine aykırılık teşkil eder.

Resen araştırma ilkesi kapsamında mahkeme, sadece tarafları ve tanıkları dinlemekle yetinmez; aynı zamanda 4787 sayılı Kanun m. 5 uyarınca bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan oluşan uzmanlar aracılığıyla sosyal inceleme raporu (SİR) aldırmak zorundadır. Bu raporlar, çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimine hangi ebeveynin yanında daha iyi devam edebileceğini bilimsel verilerle ortaya koyar. Hakimin, tarafların iddialarından ziyade, bu uzman raporları ve çocuğun idrak gücü varsa bizzat beyanına dayanarak hüküm kurması, velayet değişikliği davalarının temel karakteristiğini oluşturur. Sonuç olarak, bu davalarda asıl olan tarafların "haklılığı" değil, çocuğun "en iyi şekilde korunması" prensibidir.

Velayetin Değiştirilmesini Gerektiren Esaslı Nedenler

Boşanma davası neticesinde verilen velayet kararları, kesin hüküm teşkil etmez ve değişmez nitelikte değildir. Velayet, doğası gereği çocuğun erginliğine kadar devam eden dinamik bir süreçtir. Bu süreçte çocuğun bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimini etkileyen her türlü yeni gelişme, mahkemece verilmiş olan velayet kararının yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılabilir. Hukuk sistemimizde velayetin değiştirilmesi, tarafların isteklerinden ziyade çocuğun üstün yararı ilkesine dayanır. Bu bağlamda, velayet sahibi ebeveynin yaşamındaki köklü değişiklikler veya velayet görevini yerine getirmekteki yetersizlikleri, velayetin el değiştirmesi için yasal zemin hazırlar.

Durumun Değişmesi

Velayetin değiştirilmesi davalarının en temel yasal dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 183. maddesidir. İlgili madde hükmüne göre;

"Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, resen veya ana babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır."

Bu madde, velayetin verilmesinden sonra ortaya çıkan ve çocuğun mevcut durumunu doğrudan etkileyen "yeni olgulara" odaklanmaktadır. Ancak her durum değişikliği, velayetin otomatik olarak el değiştirmesi sonucunu doğurmaz. Yargıtay içtihatları, bu değişikliklerin belirli bir ağırlıkta ve süreklilikte olması gerektiğini vurgular.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/2085 Esas ve 2014/30 Karar sayılı ilamı bu konuda yol göstericidir:

"Velayetin değiştirilmesi için boşanma sonrası esaslı, önemli ve sürekli değişikliklerin olması gerekir. Münferit olaylar veya sadece ebeveynlerin maddi durum farkı velayetin değiştirilmesi için yeterli değildir."

Bu karardan anlaşılacağı üzere, velayeti alan ebeveynin ekonomik durumunun kötüleşmesi veya diğer ebeveynin daha zengin hale gelmesi tek başına bir değişiklik sebebi sayılamaz. Velayet, bir "maddi imkan yarışı" değil, çocuğun sevgi, şefkat ve güven ortamında büyümesini sağlama görevidir. Değişikliğin "esaslı" olması, çocuğun mevcut huzurunun bozulmuş olması veya bozulma tehlikesiyle karşı karşıya kalması anlamına gelir. Örneğin, velayet sahibi ebeveynin çocuğun eğitimini aksatacak şekilde sürekli şehir değiştirmesi veya çocuğun bakımını tamamen başkalarına (akraba, bakıcı vb.) devrederek çocukla bağını koparması esaslı bir değişim olarak değerlendirilebilir.

Velayet Görevinin İhmali

Velayet sadece bir hak değil, aynı zamanda çocuk üzerinde titizlikle yerine getirilmesi gereken bir sorumluluklar bütünüdür. Ebeveynin bu yükümlülüklerini ağır biçimde ihmal etmesi veya kötüye kullanması, velayetin değiştirilmesi veya daha ağır durumlarda TMK m. 348 uyarınca velayetin kaldırılması (nez'i) sonucunu doğurur. Ebeveynin deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya çocuk üzerindeki yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması bu kapsamda değerlendirilir.

Güncel yargı pratiğinde velayet görevinin ihmali bağlamında en sık karşılaşılan durumlardan biri, velayet sahibi ebeveynin çocuk ile diğer ebeveyn arasındaki kişisel ilişkiyi engellemesidir. Çocuğun, velayet kendisinde olmayan anne veya babasıyla sağlıklı bir ilişki kurması, onun psikolojik gelişimi için hayati önem taşır. Bu ilişkinin kasten ve sürekli olarak engellenmesi, Yargıtay tarafından "velayet hakkının kötüye kullanılması" olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/1926 Esas ve 2015/1139 Karar sayılı ilamı bu durumu net bir şekilde ortaya koyar:

"Velayet hakkı kendisine verilen ebeveynin, diğer ebeveynle çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi sürekli ve kasten engellemesi velayet hakkının kötüye kullanılması sayılır ve bu durum velayetin değiştirilmesi için yeterli bir sebeptir."

Aynı doğrultuda, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2017/1217 sayılı kararı da kişisel ilişkinin engellenmesinin velayetin değiştirilmesi için haklı bir sebep teşkil ettiğini onamıştır. Eğer velayet sahibi anne veya baba; çocuğu diğer tarafa göstermemek için sürekli adres değiştiriyor, telefonları engelliyor veya çocuğu diğer ebeveyne karşı kışkırtarak yabancılaştırıyorsa (Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu), mahkeme çocuğun üstün yararını gözeterek velayeti diğer tarafa verebilir. Çünkü kendi kişisel hırslarını çocuğun menfaatinin önüne koyan bir ebeveynin, çocuğun sağlıklı bir ruhsal gelişim sürdürmesine engel olduğu kabul edilir.

Özetle, velayetin değiştirilmesi davasında mahkeme şu kriterleri sorgular:

  • Mevcut durumun devamı mı yoksa değişikliği mi çocuk için daha yararlıdır?
  • Ortaya çıkan yeni durum (evlilik, taşınma vb.) çocuğun yaşam kalitesini ve güvenliğini nasıl etkilemektedir?
  • Velayet sahibi ebeveyn, diğer ebeveynle çocuk arasındaki bağın korunmasına özen gösteriyor mu?
  • Çocuğun fiziksel ve ruhsal ihtiyaçları mevcut velayet düzeninde eksiksiz karşılanıyor mu?

Bu soruların cevapları, somut olayın özelliklerine göre uzman raporları ve deliller ışığında değerlendirilerek velayetin kaderini belirler.

Yargılama Sürecinde Uzman İncelemesi ve Çocuğun Dinlenmesi

Velayetin değiştirilmesi davalarında mahkemenin temel hareket noktası, anne veya babanın isteklerinden ziyade çocuğun üstün yararı (superior interest of the child) ilkesidir. Bu ilke, çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin en iyi şekilde sağlanacağı koşulların tesis edilmesini zorunlu kılar. Velayet düzenlemesi kamu düzenine ilişkin olduğundan, hakim tarafların sunduğu delillerle bağlı kalmaksızın resen (kendiliğinden) araştırma yapmakla yükümlüdür. Bu araştırma sürecinin en kritik iki ayağını; idrak çağındaki çocuğun bizzat dinlenmesi ve alanında uzman kişilerden oluşan heyetin hazırlayacağı sosyal inceleme raporları oluşturur.

İdrak Yaşı Kriteri

Modern aile hukukunda çocuk, yargılamanın bir nesnesi değil, bir öznesi olarak kabul edilir. Bu bağlamda, kendisini ilgilendiren kararlarda çocuğun görüşünün alınması hem uluslararası sözleşmelerin hem de ulusal mevzuatımızın bir gereğidir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip her çocuğun, kendisini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkına sahip olduğunu ve bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine göre gereken ilginin gösterilmesi gerektiğini açıkça düzenlemiştir. Aynı doğrultuda, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi de çocuğun adli merciler önünde dinlenilmesini temel bir hak olarak tanır.

Yargıtay yerleşik içtihatlarında, çocuğun mahkeme huzurunda dinlenilmesi için gerekli olan "olgunluk" düzeyini ifade eden idrak yaşı genel olarak 8 yaş ve üzeri olarak kabul edilmektedir. Bu yaşa ulaşmış bir çocuğun, velayetinin kimde kalmasını istediği konusundaki beyanı, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Hakim, idrak çağındaki çocuğu bizzat veya uzmanlar aracılığıyla dinleyerek, onun tercihlerini ve bu tercihlerin altında yatan nedenleri titizlikle değerlendirmelidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 8 yaşındaki bir çocuğun görüşünün alınmamasını bozma sebebi sayarak bu kuralın emredici niteliğini şu şekilde vurgulamıştır:

"Somut olayda, velayeti babaya verilen müşterek çocuk … 12.08.2009 doğumlu olup, karar tarihinde 8 yaşındadır. Çocuk idrak çağında olup, kendisini ilgilendiren velayet konusunda görüşünün alınması Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 3. ve 6. maddeleri uyarınca zorunludur. Mahkemece idrak çağındaki çocuğun bizzat ya da uzmanlar aracılığıyla görüşünün alınması, bu görüşün çocuğun üstün yararına aykırı olması durumunda bunun nedenlerinin kararda tartışılması gerekirken, çocuğun görüşüne başvurulmadan eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır." (Yargıtay HGK, E. 2017/2-3117, K. 2018/1278)

Bu karardan anlaşılacağı üzere, idrak çağındaki çocuğun görüşü alınmadan verilen velayet kararları usul yönünden eksik kabul edilmektedir. Çocuğun tercihi mutlak suretle bağlayıcı olmasa da, eğer hakim bu tercihin aksine bir karar verecekse, bunun çocuğun üstün yararıyla nasıl çeliştiğini gerekçelendirmek zorundadır.

Sosyal İnceleme Raporu

Velayet davalarında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için sadece tanık beyanları veya tarafların iddiaları yeterli değildir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 5. maddesi uyarınca, aile mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlar aracılığıyla inceleme yapılması zorunludur.

Uzmanlar, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, yaşam koşullarını, çocukla olan ilişkilerini ve ebeveynlik kapasitelerini yerinde inceleyerek bir Sosyal İnceleme Raporu (SİR) hazırlar. Bu rapor, hakimin karar verirken dayanacağı en önemli bilimsel veridir. Raporun hazırlanma sürecinde uzmanlar; hem anneyle hem babayla hem de çocukla ayrı ayrı görüşmeli, çocuğun yaşadığı ortamı gözlemlemeli ve tarafların beyanlarının doğruluğunu denetlemelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, velayet incelemesinin eksiksiz yapılması gerektiğini, sadece bir taraf üzerinden yapılan değerlendirmenin hükme esas alınamayacağını şu kararıyla tescillemiştir:

"Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba arasında kurulacak kişisel ilişki tesisinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi uyarınca aile mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlar aracılığıyla inceleme yaptırılarak; ana ve babanın barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarının çocuğun sağlıklı gelişimi için uygun olup olmadığı araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Somut olayda, sadece anne hakkında sosyal inceleme raporu alınmış, baba hakkında herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Eksik inceleme ile velayetin değiştirilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır." (Yargıtay 2. HD, E. 2017/5299)

Bu karar, velayet davalarında silahların eşitliği ve kapsamlı inceleme ilkesinin bir yansımasıdır. Mahkeme, her iki ebeveynin de mevcut durumunu ve çocuğun her iki taraftaki olası geleceğini kıyaslamalıdır. Uzman raporlarında ayrıca; çocuğun mevcut düzeninin korunması (statüko ilkesi), kardeşlerin birbirinden ayrılmaması gerekliliği ve ebeveynlerin çocukla kişisel ilişki kurulmasını engelleme potansiyeli gibi kritik hususlar da değerlendirilir. Sonuç olarak, uzman raporu ve idrak çağındaki çocuğun beyanı, mahkemenin vereceği nihai kararın meşruiyet zeminini oluşturur.

Velayet Değişikliğinin Mali Sonuçları ve Koruyucu Önlemler

Velayet davası sonucunda velayet hakkının bir ebeveynden alınarak diğerine verilmesi, sadece çocuğun kiminle yaşayacağını belirleyen bir karar değildir. Bu değişim, hem taraflar hem de çocuk açısından bir dizi mali yükümlülüğü ve hukuki koruma mekanizmasını da beraberinde getirir. Velayetin el değiştirmesiyle birlikte, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılım borcu olan iştirak nafakası yeniden düzenlenirken; yargılama sürecinde çocuğun haklarını güvence altına almak adına temsil kayyımı atanması gibi koruyucu tedbirler de gündeme gelmektedir.

İştirak Nafakası

Velayetin değiştirilmesi davasının en somut mali sonucu iştirak nafakasının yeniden belirlenmesidir. Türk Medeni Kanunu uyarınca, velayet hakkı kendisine verilmeyen ebeveyn, çocuğun bakım, eğitim ve sağlık giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, çocuğun erginleşmesine kadar devam eder. Ancak velayetin el değiştirdiği durumlarda, iştirak nafakasının hangi tarihten itibaren başlayacağı ve miktarının nasıl belirleneceği hususu kritik önem arz eder.

Yargıtay içtihatları, velayet değişikliğinin kesinleşmesi ile nafaka yükümlülüğü arasındaki bağı net bir şekilde kurmuştur. Bu konuda emsal teşkil eden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/1148 sayılı kararı şu şekildedir:

"Velayetin değiştirilmesi durumunda iştirak nafakasına kararın kesinleşme tarihinden itibaren hükmedilir."

Bu karar, velayet değişikliği davalarında nafakanın başlangıç tarihine ilişkin oluşabilecek tereddütleri gidermiştir. Velayeti alan ebeveyn, kararın kesinleştiği tarihten itibaren çocuk adına diğer ebeveynden nafaka talep etme hakkına sahip olur. Nafaka miktarının belirlenmesinde ise mahkeme, sınırsız bir takdir yetkisine sahip olmayıp belirli kriterleri gözetmek zorundadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/662 sayılı kararı uyarınca; iştirak nafakası belirlenirken TMK m. 4 kapsamında yer alan hakkaniyet ilkesi göz önünde bulundurulmalıdır. Mahkeme, nafaka miktarını tayin ederken tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, çocuğun yaşını, eğitim seviyesini ve güncel ihtiyaçlarını dengeli bir şekilde değerlendirmelidir.

Temsil Kayyımı Atanması

Velayet davaları, doğası gereği ebeveynler arasındaki bir çekişme gibi görünse de davanın merkezinde çocuk yer almaktadır. Bazı durumlarda, çocuk ile anne veya baba arasında menfaat çatışması doğabilir. Özellikle velayetin değiştirilmesi sürecinde, çocuğun beyanlarının yönlendirilmiş olması ihtimali veya hukuki işlemlerin çocuğun aleyhine sonuç doğurma riski varsa, çocuğun haklarının bağımsız bir kişi tarafından savunulması gerekir.

Türk Medeni Kanunu m. 426/2 hükmü, bu durumu açıkça düzenlemiştir:

"Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, ilgili makamın isteği üzerine veya resen küçüğe bir temsil kayyımı atanır."

Yargıtay, özellikle idrak çağındaki çocukların velayetinin değiştirilmesi davalarında, çocuk ile ebeveynler arasında bir menfaat çatışması olup olmadığının titizlikle incelenmesini şart koşmaktadır. Eğer böyle bir çatışma tespit edilirse, mahkeme davayı durdurarak çocuğa bir temsil kayyımı atanması için sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunmalıdır. Bu durum, çocuğun "üstün yararının" korunması ilkesinin bir gereğidir.

Çocuğun Güvenliği ve Kardeşlik Bağına İlişkin Önlemler

Velayet değişikliği sürecinde mahkeme, sadece mali sonuçları değil, çocuğun psikolojik ve fiziksel güvenliğini de en üst düzeyde korumakla yükümlüdür. Eğer çocuğun mevcut velayet sahibinin yanında kalması, çocuğun bedensel veya ruhsal gelişimi için ciddi bir tehlike oluşturuyorsa (örneğin istismar riski), mahkeme ivedilikle velayetin değiştirilmesine ve kişisel ilişkinin kısıtlanmasına karar verebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/1179 sayılı kararı, çocuğun cinsel istismar riski altında bulunduğu durumlarda velayetin değiştirilmesi gerektiğini ve kişisel ilişkinin çocuğun güvenliği için yatılı olmayacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini vurgulayarak bu korumacı yaklaşımı desteklemiştir.

Ayrıca, velayet düzenlemeleri yapılırken aile bağlarının korunması da esas alınır. Birden fazla çocuk söz konusu olduğunda, kardeşlerin birbirinden koparılmaması ilkesi gözetilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2017/948 sayılı kararı uyarınca, velayet düzenlemelerinde kardeşlerin birbirini görmesini engelleyecek veya bağlarını koparacak kararlardan kaçınılmalıdır. Mahkeme, kardeşlerin velayetini farklı ebeveynlere verse dahi, onların bir araya gelmesini sağlayacak geniş kapsamlı kişisel ilişki takvimleri oluşturmak zorundadır.

Özetle; velayetin değiştirilmesi davası, çocuğun yaşam düzenini temelden değiştiren dinamik bir süreçtir. Bu süreçte mahkemeler, TMK m. 183 ve m. 348 çerçevesinde değişen şartları analiz ederken, iştirak nafakası gibi mali sonuçları hakkaniyetle belirlemeli ve TMK m. 426/2 uyarınca gerekirse temsil kayyımı atayarak çocuğun haklarını ebeveynlere karşı da korumalıdır. Velayet davalarında asıl olan, ebeveynlerin istekleri değil, çocuğun güvenli, sağlıklı ve huzurlu bir ortamda büyümesini sağlayacak olan "üstün yararı"dır. Bu bağlamda, uzman raporları, idrak çağındaki çocuğun bizzat dinlenmesi ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, adil bir karara ulaşılmasındaki en önemli rehberlerdir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.