
Yapay Zeka ile Oluşturulan Sahte Ses Kayıtlarının Delil Değeri
Yapay zekâ destekli ses klonlama teknolojileri, gerçek kişilerin ses özelliklerini kullanarak sahte konuşmalar üretebilmektedir. Bu durum, mahkemelere sunulan ses kayıtlarının güvenilirliğinin ve hukuka uygunluğunun yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılar. Makalede, deepfake ses kayıtlarının delil niteliği; Türk ceza ve özel hukukundaki delil kuralları, kişilik hakları, kişisel verilerin korunması, teknik inceleme yükümlülüğü ve ilgili Yargıtay kararları çerçevesinde ele alınmaktadır.
Yapay Zekâ Ürünü Ses Kayıtlarının Delil Niteliği
Delil Serbestisi ve Hukuka Uygunluk
Yapay zekâ ile oluşturulan veya yapay zekâ kullanılarak işlenen ses kayıtları, ceza muhakemesinde delil olarak mahkemeye sunulabilir. Ancak bir ses dosyasının dijital ortamda bulunması ya da yapay zekâ ürünü olması, onun kendiliğinden geçerli ve güvenilir delil niteliği kazanmasını sağlamaz. Delilin değerlendirilmesinde iki ayrı mesele birlikte ele alınmalıdır: Kaydın maddi gerçekliği ve kaydın hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği.
CMK m. 217/1 uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu düzenleme, ses kaydının dosyaya sunulmasını yeterli görmez; kaydın tarafların bilgisine sunulması ve savunma tarafından tartışılabilmesi gerekir. Yapay zekâ tarafından üretilen bir kaydın içeriği, kaynağı, oluşturulma süreci ve güvenilirliği hakkında taraflara etkili itiraz imkânı tanınmadan hükme esas alınamaz.
Delil serbestisi, hukuka aykırı delil kullanma serbestisi değildir. CMK m. 217/2 gereğince yüklenen suç, yalnızca hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispatlanabilir. CMK m. 206/2-a, hukuka aykırı elde edilen delillerin reddedilmesini öngörür. Aynı güvencenin anayasal dayanağı Anayasa m. 38 kapsamında yer alır. Buna göre hukuka aykırı elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.
Bu nedenle yapay zekâ ile üretilen ses kaydının teknik açıdan gerçeğe yakın olması, elde edilme yöntemindeki hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz. Kayıt, hukuka aykırı bir dinleme, yetkisiz erişim veya kişisel verilere hukuka aykırı müdahale sonucunda elde edilmişse, içeriğin doğru olduğu ileri sürülse dahi delil olarak kullanılamaz. Aynı şekilde kurgu, yönlendirme veya sonradan oluşturulan yapay bir içerik, yaşanmış bir konuşmanın doğrudan kanıtı olarak kabul edilemez.
Özel hukuk yargılamasında ses kayıtları ve elektronik veriler HMK m. 199 kapsamında belge niteliğinde değerlendirilebilir. Bununla birlikte belgenin varlığı, içeriğinin doğru olduğunu göstermez. Ses dosyasının belge olarak kabul edilmesi ile dosyada ileri sürülen vakıayı ispat etmesi farklı aşamalardır. Bu ayrım, yapay zekâ ürünü kayıtlar bakımından özellikle önem taşır.
Gerçeklik, Aidiyet ve Bütünlük İncelemesi
Yapay zekâ ürünü bir ses kaydının delil değeri, öncelikle kaydın gerçekten kime ait olduğunun ve içeriğin gerçek bir konuşmayı yansıtıp yansıtmadığının belirlenmesine bağlıdır. İnceleme yalnızca “ses kime benziyor?” sorusuyla sınırlı tutulamaz. Kayıtta yer alan konuşmanın gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği, konuşmacının sözleri söyleyip söylemediği ve dosyaya sunulan dosyanın ilk hâlini koruyup korumadığı ayrı ayrı araştırılmalıdır.
Gerçeklik incelemesinde şu unsurların birlikte değerlendirilmesi gerekir:
- Ses kaydının orijinal dosyası ve kaydı oluşturan kaynak cihaz,
- Dosyanın oluşturulma ve değiştirilme bilgileri,
- Metadata verileri,
- Kesme, birleştirme veya montaj izleri,
- Dosyanın hash değeri,
- Kaydın kimden, ne zaman ve hangi yöntemle temin edildiği,
- İletim ve paylaşım kayıtları,
- Kaydın diğer delillerle uyumu.
Bir dosyanın metadata bilgilerinin bulunması, tek başına kaydın gerçekliğini kesin biçimde kanıtlamaz. Benzer şekilde hash değerinin mevcut olması, yalnızca incelenen dosyanın belirli bir andan sonra değiştirilip değiştirilmediğinin değerlendirilmesine katkı sağlar; sesin başlangıçtan itibaren gerçek olduğunu göstermez. Bu sebeple inceleme, dosyanın bütün yaşam döngüsünü ve muhafaza sürecini kapsamalıdır.
Kaydın konuşmacıya aidiyeti de ayrıca belirlenmelidir. Bir kişinin ses özelliklerinin taklit edilmesi, o kişinin kayıtta geçen sözleri söylediğini kanıtlamaz. Sesin kişiye ait olduğu kabul edilse dahi, konuşmanın bağlamından koparılıp koparılmadığı, kaydın tamamının sunulup sunulmadığı ve içerikte sonradan değişiklik yapılıp yapılmadığı incelenmelidir.
Kayıt üzerinde ciddi bir sahtecilik veya yapay üretim iddiası varsa, uzman incelemesine başvurulması gerekir. Teknik inceleme; ses sinyali, dosya yapısı, kayıt zinciri ve içerik bütünlüğü yönlerinden yürütülmelidir. İnceleme sonucunda ulaşılan teknik kanaat, tarafların itirazına açık olmalı ve mahkeme tarafından diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, yapay zekâ tespit aracının sonucunun tek başına kesin kabul edilmesini de engeller.
İspat Yükü ve Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Yapay zekâ ürünü ses kaydından sanık aleyhine sonuç çıkarmak isteyen taraf, kaydın gerçekliğini, aidiyetini, bütünlüğünü ve hukuka uygun elde edildiğini ortaya koymalıdır. Ceza yargılamasında mahkûmiyet, doğrulanmamış veya kaynağı açıklanamayan bir ses dosyasına dayandırılamaz. Kaydın güvenilirliğine ilişkin ciddi ve giderilemeyen şüphe bulunduğunda, bu şüphe sanık aleyhine yorumlanamaz.
Özellikle şu durumlar, kaydın ispat gücünü zayıflatır:
- Orijinal dosyanın veya kaynak cihazın bulunmaması,
- Kaydın kim tarafından ve nasıl oluşturulduğunun açıklanamaması,
- Konuşmacıya aidiyetin belirlenememesi,
- Montaj veya sentetik üretim ihtimalinin giderilememesi,
- Muhafaza zincirinin kesintili olması,
- Kaydın diğer delillerle desteklenmemesi,
- Savunmanın teknik incelemeye ve kaynağa etkili biçimde erişememesi.
CMK m. 217/1 kapsamında hâkimin değerlendirmesi, duruşmada tartışılmış delillerin tamamına dayanmalıdır. Ses kaydı, diğer delillerden bağımsız ve belirleyici nitelikteyse incelemenin kapsamı daha da geniş tutulmalıdır. Kayıt hakkında ileri sürülen sahtecilik iddiası teknik incelemeyle karşılanmadan yalnızca dosyanın mevcut biçimine veya sesin ilk dinleyişte gerçekçi bulunmasına dayanılarak hüküm kurulamaz.
Sonuç olarak yapay zekâ ürünü ses kaydı, mahkemeye sunulabilir bir veri olmakla birlikte, kendiliğinden kesin delil değildir. Delil niteliği; hukuka uygun elde edilme, gerçeklik, konuşmacıya aidiyet, dosya bütünlüğü, muhafaza zinciri ve etkili biçimde tartışılabilirlik koşullarının birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. Bu koşulların kanıtlanamadığı ve şüphenin giderilemediği durumda kayıt, sanık aleyhine mahkûmiyetin dayanağı yapılamaz.
Teknik İnceleme ve Dijital Muhafaza Zinciri
Orijinal Dosya ve Kaynak Cihaz İncelemesi
Yapay zekâ ile üretilmiş veya değiştirilmiş olduğu ileri sürülen ses kaydının incelenmesinde, mahkemeye sunulan kopya ile kaydın ilk kez oluşturulduğu kaynak arasındaki ilişki kurulmalıdır. Bu nedenle yalnızca mesajlaşma uygulamasından, e-posta ekinden veya sosyal medya paylaşımından indirilen dosya üzerinden değerlendirme yapılması yeterli değildir. İncelemenin kapsamına mümkünse orijinal ses dosyası, kaydı oluşturan kaynak cihaz, kaydın aktarıldığı cihazlar ve dosyanın mahkemeye sunulmasına kadar geçtiği dijital süreç dâhil edilmelidir.
Kaynağın tespiti bakımından cihazın kime ait olduğu, kaydın hangi uygulama veya donanımla oluşturulduğu, dosyanın ilk kez ne zaman kaydedildiği ve sonradan hangi ortamlarda saklandığı araştırılır. Kaynak cihaz mevcutsa cihazın imajı alınarak inceleme yapılması, orijinal verinin doğrudan değiştirilmesini önler. Cihazın teslim alınması, kopyalanması, incelenmesi ve yeniden muhafaza edilmesi aşamalarının kayıt altına alınması gerekir. Bu aşamalar açıklanamıyorsa, dosyanın sonradan değiştirilmiş olabileceğine ilişkin itiraz güç kazanır.
Özel hukuk yargılamasında asıl veya elektronik belgenin mahkemeye sunulması ve gerektiğinde incelenebilir durumda tutulması HMK m. 216/1-2 ve m. 219/1 kapsamında önem taşır. Elektronik dosyanın yalnızca yazıya dökülmüş çözümünün veya ekran görüntüsünün sunulması, sesin teknik özelliklerinin incelenmesini engelleyebilir. Bu nedenle çözüm metni, ses dosyasının yerine geçmez; teknik inceleme yapılmasına elverişli asıl elektronik materyalin de korunması gerekir.
Ses kaydının elde edilme yöntemi ayrıca incelenmelidir. Kaynak cihazın hukuka aykırı biçimde ele geçirilmesi, yetkisiz erişimle alınması veya özel hayat ve haberleşme alanına hukuka aykırı müdahale sonucunda elde edilmesi hâlinde, kaydın teknik olarak gerçek olması delil niteliği sorununu ortadan kaldırmaz. Özel hukuk bakımından HMK m. 189/2, hukuka aykırı elde edilen delillerin dikkate alınmasını engeller. Bu nedenle teknik özgünlük incelemesi ile hukuka uygunluk incelemesi birbirinden ayrılmalı, ancak birlikte yürütülmelidir.
Metadata, Hash ve Montaj Bulguları
Metadata verileri; dosyanın oluşturulma, değiştirilme, dışa aktarılma ve kullanılan yazılım veya cihazla ilgili teknik bilgiler sağlayabilir. Bununla birlikte metadata, dosyanın gerçekliğini tek başına kanıtlayan kesin bir veri değildir. Bu bilgiler silinebilir, değiştirilebilir veya dosyanın farklı bir uygulamadan geçirilmesiyle yeniden oluşturulabilir. Bu nedenle metadata incelemesi, dosya yapısı ve muhafaza zincirine ilişkin diğer bulgularla karşılaştırılmalıdır.
Hash değeri, belirli bir dijital dosyanın inceleme anındaki bütünlüğünü kontrol etmeye yarar. Dosyanın hash değerinin alınması ve her teslim veya inceleme aşamasında karşılaştırılması, dosyanın sonradan değiştirilip değiştirilmediğinin tespitine katkı sağlar. Ancak hash değeri yalnızca karşılaştırılan dosyanın aynı kaldığını gösterir; dosyanın başlangıçtan itibaren gerçek bir konuşmayı içerdiğini veya yapay zekâ ile oluşturulmadığını kanıtlamaz. Bu nedenle hash kaydı, özgünlük incelemesinin tamamı değil, muhafaza zincirinin bir unsurudur.
Montaj veya sentetik üretim iddiasında ses dosyasının dalga biçimi, spektral özellikleri, kesinti noktaları, tekrar eden sinyal örüntüleri ve konuşmanın doğal akışı incelenebilir. Kayıtta farklı kaynaklardan alınmış parçaların birleştirilip birleştirilmediği, ses seviyesinde açıklanamayan değişiklikler bulunup bulunmadığı ve konuşma bölümleri arasında teknik uyumsuzluk olup olmadığı araştırılmalıdır. Yapay zekâ ürünü içeriklerde yalnızca geleneksel kesme ve birleştirme izlerine odaklanılması yeterli değildir; sesin sentetik olarak üretilmiş olma ihtimali de ayrıca değerlendirilmelidir.
İnceleme sonucunda metadata ile dosyanın içeriği, cihaz kayıtları ve iletim bilgileri arasında çelişki bulunması, kaydın güvenilirliğini zayıflatır. Buna karşılık teknik tutarlılık da tek başına konuşmanın gerçekleştiğini ispatlamaz. Bulguların, kaydı sunan kişinin açıklamaları ve dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Özellikle yalnızca dönüştürülmüş, sıkıştırılmış veya yeniden kaydedilmiş bir kopya üzerinde yapılan incelemenin sınırları raporda açıkça belirtilmelidir.
Bilirkişi Raporu ve Yapay Zekâ Tespit Araçları
Ses kaydının gerçekliği, sentetik üretim ihtimali ve dosya bütünlüğü teknik ve özel bilgi gerektiriyorsa CMK m. 63 uyarınca bilirkişiden yararlanılabilir. Bilirkişi raporu, yalnızca “kayıt sahtedir” veya “kayıt gerçektir” sonucunu içermemelidir. Kullanılan yöntem, incelenen materyalin niteliği, test koşulları, veri sınırlılıkları, hata ihtimali ve ulaşılan sonucun hangi teknik bulgulara dayandığı açıklanmalıdır.
Bilirkişi incelemesinde özellikle şu hususlar gösterilmelidir:
- İncelenen dosyanın orijinal olup olmadığı veya hangi kopyadan elde edildiği,
- Kaynak cihazın ve dijital imajın incelemeye sunulup sunulmadığı,
- Metadata ve hash verilerinin nasıl değerlendirildiği,
- Montaj, kesinti veya sentetik üretim bulgularının bulunup bulunmadığı,
- Konuşmacı aidiyeti incelemesinin hangi materyallerle yapıldığı,
- Kullanılan yapay zekâ tespit aracının yöntemi ve sınırlılıkları,
- Sonucun başka uzmanlarca yeniden denetlenebilir olup olmadığı.
Yapay zekâ tespit araçlarının verdiği skor veya sınıflandırma sonucu, tek başına kesin delil kabul edilmemelidir. Bir yazılımın kaydı “sentetik” ya da “gerçek” olarak işaretlemesi, kullanılan modelin eğitim verileri, hata oranı, farklı kayıt formatlarındaki performansı ve inceleme koşulları açıklanmadan hukuki sonuç doğurmaz. Araç çıktısı, bilirkişi tarafından teknik bağlamı içinde değerlendirilmelidir.
Bilirkişi görüşü hâkimi bağlamaz; nihai delil değerlendirmesi yargı merciine aittir. Bu ilke, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2017/5-564, K. 2019/295, T. 14.05.2019 tarihli kararına ilişkin verilen değerlendirmede de esas alınmaktadır. Hâkim, raporun yalnızca sonuç kısmına dayanamaz; raporda kullanılan yöntemi, verilerin yeterliliğini ve ulaşılan kanaatin bilimsel olarak denetlenebilirliğini incelemelidir.
Savunmanın kaynağa, analiz yöntemine ve kullanılan teknik verilere erişebilmesi AİHS m. 6 kapsamındaki adil yargılanma güvencesinin gereğidir. Sanık veya müdafii, rapora itiraz edebilmeli, karşı uzman görüşü sunabilmeli ve gerektiğinde ek inceleme talep edebilmelidir. Kapalı çalışan veya sonuç üretme süreci açıklanmayan bir aracın çıktısı, savunmanın etkili biçimde tartışamayacağı bir delil hâline getirilemez. Bu nedenle teknik rapor, insan denetimi ve tarafların etkili itiraz imkânı ile tamamlanmadıkça sahte ses iddiasını kesin biçimde çözen tek kaynak olarak kullanılamaz.
Gizli Kayıtların Hukuka Uygunluk Sınırları
Ani Gelişen Olaylarda Kayıt Alınması
Gizli ses veya görüntü kaydının hukuka uygunluğu, yalnızca kaydın içeriğine göre belirlenmez. Olayın ani gelişip gelişmediği, saldırının devam edip etmediği, başka türlü delil elde etme imkânının bulunup bulunmadığı, delilin kaybolma tehlikesi taşıyıp taşımadığı ve kaydın hangi amaçla kullanıldığı birlikte değerlendirilir. Ani gelişen ve tekrar elde edilmesi mümkün olmayan bir saldırı karşısında, kişinin kendisine yönelen eylemi belgelemek için kayıt alması, somut olayın koşullarına göre hukuka uygun kabul edilebilir.
Bu değerlendirmede kaydın amacı belirleyicidir. Kayıt, yalnızca delilin korunması ve yetkili makamlara veya ilgili mahkemeye sunulması amacıyla alınmış olmalıdır. Kaydın sosyal çevreye, basına, internet ortamına veya üçüncü kişilere yayılması, delil koruma amacını aşan ayrı bir müdahale oluşturur. Aynı şekilde kayıt, karşı tarafı küçük düşürmek, baskı altına almak veya kamuoyu oluşturmak için kullanılamaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2010/187, K. 2011/131, T. 21.06.2011 tarihli kararına ilişkin verilen hukuki değerlendirmede; başka şekilde ispatlanamayan, ani gelişen ve kaybolma ihtimali bulunan bir saldırının, yalnızca yetkili makamlara sunulmak amacıyla kayda alınması esas alınmıştır. Bu yaklaşım, gizli kaydı genel ve sınırsız bir delil elde etme yöntemine dönüştürmez. İstisnanın uygulanabilmesi için olayın niteliği, zamanlaması ve kayıt sonrasında izlenen yol ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.
Benzer şekilde, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin K. 2014/10205 sayılı kararında şu değerlendirmeye yer verilmiştir:
Sanığın, performans değerlendirme toplantısında kendisine yöneltilen ve başka türlü ispatlanması mümkün olmayan hakaret içerikli konuşmayı cep telefonuyla gizlice kaydetmesi, başkaca ispat imkanı bulunmayan bir durumda delili muhafaza amacı taşıdığından hukuka aykırı değildir ve kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması suçu oluşmaz.
Bu değerlendirme, ani ve ispatı başka türlü mümkün olmayan saldırı ile önceden hazırlanmış kayıt arasındaki farkı gösterir. Kayıt alan kişinin olayın tarafı olması, tek başına hukuka uygunluk sağlamaz; ancak saldırının doğrudan kişiye yönelmesi, delilin kaybolma ihtimali ve kaydın sınırlı kullanım amacı birlikte bulunduğunda önem kazanır.
Planlı ve Yönlendirilmiş Delil Oluşturma
Önceden hazırlık yapılması, karşı tarafın belirli sözleri söylemesi için yönlendirilmesi veya olayın kayıt alınabilmesi amacıyla kurgulanması, ani gelişen olay istisnasını ortadan kaldırır. Bir kişinin bir gün sonra buluşmaya çağrılması, özel sorularla belirli cevaplara yönlendirilmesi ve konuşmanın gizlice kaydedilmesi, gerçekleşmiş bir saldırının muhafazası değil, yeni bir delil oluşturma faaliyetidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2018/39, K. 2020/485 sayılı kararına ilişkin kritik veride de, bir gün sonra buluşma ayarlanarak konuşmanın yönlendirilmesi ve gizlice kaydedilmesinin ani gelişen olay istisnası kapsamında kabul edilmediği belirtilmiştir. Bu tür bir kayıt, olayın doğal akışını belgelemek yerine, delil elde etmek amacıyla oluşturulduğu için hukuka uygunluk bakımından korunmaz.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin K. 2015/20 sayılı kararında da şu sonuca varılmıştır:
Sanığın, boşanma davasında tanıklık yapan bacanağıyla yaptığı telefon görüşmesinde özel sorular sorarak cevapları gizlice kaydetmesi ve kayıtları savcılığa ile boşanma davasına delil olarak sunması, önceden hazırlıklı ve planlı şekilde delil oluşturma amacı taşıdığından hukuka uygun değildir; bu eylem özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturur.
Bu nedenle kaydın mahkemeye sunulması, onu geriye dönük olarak hukuka uygun hâle getirmez. Hukuka aykırı biçimde veya kurgu yoluyla oluşturulan kayıt, hem delil niteliğini kaybedebilir hem de kaydı alan kişi bakımından cezai ve hukuki sorumluluk doğurabilir. Özellikle yapay zekâ ile sesin sonradan değiştirilmesi veya gerçek bir konuşma izlenimi verecek biçimde yeni içerik üretilmesi, planlı delil oluşturma iddiasının teknik inceleme yoluyla araştırılmasını zorunlu kılar.
Haberleşme ve Özel Hayatın Gizliliği
Gizli kayıtların hukuki sınırları, kaydın haberleşme içeriğine mi, aleni olmayan bir konuşmaya mı yoksa özel hayat alanına mı ilişkin olduğuna göre değişir. TCK m. 132/1-2 ve m. 132/3, haberleşmenin gizliliğine yönelik ihlalleri ve tarafı olunan görüşme içeriğinin rıza olmadan açıklanmasını düzenler. Bir telefon görüşmesinin tarafı olan kişinin kayıt alması, içeriği sınırsız biçimde açıklayabileceği anlamına gelmez.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin K. 2014/18859 sayılı kararında şu ifade kullanılmıştır:
Sanığın, tarafı olduğu özel telefon görüşmesini kaydederek diğer tarafın rızası olmaksızın eşine göndermesi, haberleşme içeriğinin açıklanması niteliğinde olduğundan TCK'nın 132/3. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu oluşturur.
Aleni olmayan konuşmalar bakımından TCK m. 133/1, özel hayat alanına ilişkin kayıt ve açıklamalar bakımından ise TCK m. 134 gündeme gelir. Kamuya açık bir yerde bulunmak, kişinin her türlü görüntüsünün veya konuşmasının kaydedilmesine ve paylaşılmasına sınırsız rıza verdiği anlamına gelmez. Nitekim özel dedektif aracılığıyla kamuya açık kafede fotoğraf çekilmesi dahi özel hayatın gizliliğini ihlal kapsamında değerlendirilmiştir:
Eşi olan şikayetçinin kendisini aldattığını ispatlamak için özel dedektiflik hizmeti veren diğer sanık ile anlaşarak, mağdur hakkında delil toplamasını istemesi üzerine, sanığın şikayetçinin kamuya açık bir kafede oturduğu sıradaki fotoğrafını çekmesi şeklindeki eylem, özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturur.
Bu nedenle gizli kaydın hukuka uygunluğu değerlendirilirken yalnızca kaydın nerede alındığına değil, hangi amaçla, ne şekilde, ne kadar süreyle ve kimlerle paylaşılmak üzere alındığına bakılır. Ani saldırıyı belgelemek amacıyla yetkili makama sunulan sınırlı kayıt ile planlı biçimde oluşturulup yayılan kayıt aynı hukuki sonuca tabi değildir.
Sahte Ses Kayıtlarının Hukuki ve Cezai Sonuçları
Kişilik Haklarının Korunması
Yapay zekâ ile oluşturulan sahte ses kaydı, kişinin hiç söylemediği sözleri söylemiş gibi göstererek sesini, kimliğini, şeref ve saygınlığını, mesleki itibarını veya sosyal ilişkilerini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sahte kayıt, yalnızca delil güvenilirliği bakımından değil, aynı zamanda kişilik hakkına yönelen bağımsız bir saldırı olarak da değerlendirilir. Kayıtta kullanılan sesin kişiye ait olduğu izleniminin oluşturulması, kişinin iradesi dışında belirli bir davranışın veya açıklamanın ona atfedilmesine yol açar.
TMK m. 24-25, kişilik hakkına yönelik saldırılara karşı hukuki korumanın temel dayanağıdır. Saldırının gerçekleşmesi için kaydın mutlaka gerçek bir konuşmadan alınmış olması gerekmez. Yapay zekâ ile tamamen yeni bir konuşma üretilmesi ve bunun ilgili kişiye aitmiş gibi sunulması da kişilik değerlerine müdahale niteliği taşıyabilir. Özellikle kaydın üçüncü kişilere gönderilmesi, internet ortamında yayımlanması veya kişinin tanınmışlığından ya da mesleki konumundan yararlanacak biçimde kullanılması, saldırının etkisini ağırlaştıran bir kullanım biçimidir.
Kişi, sahte ses kaydına yönelik olarak saldırının önlenmesini, devam eden saldırının durdurulmasını ve gerçekleşen müdahalenin hukuka aykırılığının tespitini talep edebilir. İçeriğin yeniden paylaşılmasının engellenmesi, kaydın kullanımının sona erdirilmesi ve somut olayın koşullarına göre ilgili içeriğin ortadan kaldırılması da bu koruma çerçevesinde ileri sürülebilecek talepler arasındadır. Talebin kapsamı, kaydın niteliği, yayılma biçimi ve kişilik değerleri üzerindeki etkisi dikkate alınarak belirlenir.
Kişilik hakkı ihlali nedeniyle TBK m. 58 kapsamında manevi tazminat talep edilebilir. Kişinin uğradığı somut zarar ve uygun illiyet bağı kanıtlandığında maddi tazminat da gündeme gelir. Tazminat değerlendirmesinde kaydın içeriği, hedef kişinin toplumdaki veya mesleki konumu, kaydın ulaştığı kişiler, kullanım amacı ve doğurduğu sonuçlar birlikte dikkate alınır. Sahte kaydın gerçek olmadığı sonradan anlaşılmış olsa dahi, yayılma sürecinde kişinin itibarında veya özel yaşamında meydana gelen zarar ortadan kalkmaz.
Kişisel Veri ve Biyometrik Veri Boyutu
Kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait ses, kişisel veri niteliği taşıyabilir. Sesin kaydedilmesi, saklanması, değiştirilmesi, yapay zekâ modeliyle işlenmesi, başka kişilere aktarılması veya erişilebilir hâle getirilmesi, KVKK m. 3 kapsamında kişisel verilerin işlenmesi olarak değerlendirilebilecek faaliyetlerdir. Bu nedenle sahte ses üretiminde yalnızca ortaya çıkan kayıt değil, modelin oluşturulmasında kullanılan ses örnekleri ve kişiye bağlanabilen ses profilleri de incelenmelidir.
Ses verisinin kamuya açık bir ortamda bulunması veya kişinin sesini daha önce alenileştirmiş olması, verinin her amaçla kullanılabileceği anlamına gelmez. KVKK m. 5/2-d kapsamındaki alenileştirme istisnası, sesin yapay zekâ modeliyle sınırsız biçimde çoğaltılmasına veya kişinin hiç söylemediği sözlerin ona atfedilmesine otomatik olarak hukuki dayanak oluşturmaz. İşlemenin amacı, kapsamı ve kullanılan teknik yöntem ayrıca değerlendirilmelidir.
Ses verisi, benzersiz tanımlama veya kimlik doğrulama amacıyla özel teknik işlemden geçirildiğinde KVKK m. 6 kapsamında biyometrik veri niteliği bakımından ele alınır. Buna karşılık her ses kaydı kendiliğinden biyometrik veri sayılmaz. Belirleyici ölçüt, verinin kişiyi benzersiz biçimde tanımlamaya veya doğrulamaya elverişli özel bir teknik işlemle kullanılıp kullanılmadığıdır. Bu ayrım, sesin yalnızca bir iletişim içeriği olarak işlenmesi ile kimlik tespitine yarayan bir ses modelinin oluşturulması arasındaki farkı ortaya koyar.
Sahte ses üretiminde kullanılan örneklerin kaynağı, işleme amacı, modelin kullanım biçimi ve verinin aktarıldığı kişiler belirlenmelidir. Kişinin sesi üzerinde gerçekleştirilen işlemin hukuki dayanağı bulunmuyorsa, kişilik hakkı korumasına ek olarak kişisel verilerin korunmasına ilişkin sorumluluk da gündeme gelir. Sahte kaydın paylaşılması, kişiye ait ses verisinin hukuki dayanak olmaksızın üçüncü kişilerin erişimine açılması sonucunu doğurabilir.
Ceza Sorumluluğu ve İçerik Kaldırma Talepleri
Sahte ses kaydının ceza hukuku bakımından sonucu, kaydın nasıl üretildiğinden çok hangi amaçla kullanıldığı, kime yöneltildiği ve hangi hukuki değeri ihlal ettiği belirlenerek ortaya konulur. Aynı kayıt, somut olayın özelliklerine göre birden fazla suç tipinin değerlendirilmesini gerektirebilir. Ancak cezai sorumluluk için kaydın içeriği, kullanım amacı, hedef kişi ve yayılma biçimi birlikte belirlenmelidir.
Sahte kayıt belirli bir kişiye işlemediği bir suçu işlemiş izlenimi verecek şekilde kullanılırsa TCK m. 267 kapsamında iftira gündeme gelebilir. Kaydın, bir kişiye karşı soruşturma veya kovuşturma başlatılmasını sağlamak ya da yaptırım uygulanmasına yol açmak amacıyla delil gibi sunulması ve bu sürecin sahte delil üretimiyle gerçekleştirilmesi hâlinde TCK m. 267/2 bakımından delil uydurmak suretiyle nitelikli iftira değerlendirmesi yapılır.
Kayıtta yer alan ifadeler kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikteyse TCK m. 125 kapsamında hakaret sorumluluğu doğabilir. Ses kaydının kişinin özel veya kişisel verilerini hukuka aykırı biçimde elde etme, kaydetme ya da yayma amacıyla kullanılması hâlinde TCK m. 135 ve m. 136 hükümleri de olayın koşullarına göre incelenir. Kayıt, hiç işlenmemiş bir suçun işlenmiş gibi bildirilmesi veya yetkili makamların suç işlendiği yönünde harekete geçirilmesi amacıyla kullanılırsa TCK m. 271 kapsamında suç uydurma değerlendirmesi yapılabilir.
Sahte ses kaydının kamu düzeni, genel sağlık veya ülkenin güvenliğiyle ilgili yanlış bir bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli biçimde alenen yayması hâlinde TCK m. 217/A bakımından değerlendirme yapılır. Bu hükmün uygulanması için kaydın yalnızca yanlış veya sahte olması yeterli değildir; kanunda belirtilen konu ve aleni yayma koşullarının da gerçekleşmesi gerekir.
Kayıt internet ortamında yayımlanmışsa içerik sahibi veya platform nezdinde kaldırma ve erişimin engellenmesine yönelik başvurular değerlendirilebilir. Özel hayatın gizliliği bakımından 5651 sayılı Kanun’un 9/A maddesi uygulanabilir. Kişilik hakkına dayalı talepler ise TMK m. 24-25 ve HMK’nın ihtiyati tedbir hükümleri çerçevesinde ileri sürülebilir. Anayasa Mahkemesinin E. 2020/76, K. 2023/172 sayılı kararıyla 5651 sayılı Kanun’un kişilik haklarına ilişkin 9. maddesi iptal edildiğinden, başvurunun hukuki dayanağı içeriğin niteliğine göre belirlenmelidir.
Ses Klonlama, Görevli Mahkeme ve Karşılaştırmalı Yaklaşım
Ses Kimliği ve Fikrî Mülkiyet Ayrımı
Yapay zekâ ile ses klonlama uyuşmazlıklarında hukuki nitelendirme, yalnızca “sesin izinsiz kullanılması” iddiasına göre yapılamaz. Uyuşmazlığın belirli bir ses kaydına, icraya, ses kimliğine veya ticari tanınırlığa dayanıp dayanmadığı belirlenmelidir. Bu ayrım, hem uygulanacak hukuk kurallarını hem de görevli mahkemeyi etkiler.
Belirli bir seslendirme kaydı veya icra, izin verilen kullanım alanı dışında çoğaltılmış, aktarılmış ya da başka bir ortamda kullanılmışsa FSEK m. 80 kapsamında bağlantılı haklar gündeme gelebilir. FSEK m. 84 bakımından koruma, sesin kayda alınması ve bu kaydın kullanılmasıyla bağlantılı koşullara göre değerlendirilir. Buna karşılık FSEK m. 86, ses bakımından değil, resim ve portreler bakımından düzenlenmiştir. Bu nedenle kişinin yalnızca tanınabilir ses özelliklerinin yapay zekâ ile taklit edilmesi, kendiliğinden FSEK m. 86 kapsamında değerlendirilemez.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2014/18169, K. 2015/3337, T. 11.03.2015 tarihli kararında belirli bir seslendirme kaydının izin kapsamı dışında kullanılmasının FSEK m. 80 çerçevesinde ele alındığı belirtilmiştir:
Bir seslendirme sanatçısının televizyon dizisi için kaydettiği repliğin, verilen iznin kapsamı dışında müzik albümünde kullanılması halinde, sanatçı FSEK m. 80 anlamında icracı sanatçı kabul edilerek maddi ve manevi tazminata hükmedilebilir.
Bu karar, belirli bir kayıt veya icranın izinsiz kullanımının, yalnızca genel kişilik hakkı iddiası olarak değil, fikrî mülkiyet ve bağlantılı haklar bakımından da incelenebileceğini gösterir. Ancak yapay zekâ ile üretilen sesin mevcut bir kaydın kullanılması suretiyle mi, yoksa yalnızca kişinin tanınabilir ses kimliğinin taklit edilmesiyle mi oluşturulduğu ayrıca ortaya konulmalıdır.
Tanınmış kişinin sesinden ticari menfaat sağlanması veya tüketicide ses sahibiyle bağlantı bulunduğu izlenimi yaratılması hâlinde TTK m. 54-56 kapsamında haksız rekabet hükümleri de gündeme gelebilir. Özellikle ücretli bir uygulamada, sesin tanınmışlığından yararlanılarak ticari değer oluşturulması ve kullanıcıların gerçek kişiyle bağlantı bulunduğu yönünde yanıltılması, uyuşmazlığın haksız rekabet boyutunu ortaya çıkarabilir.
Görevli mahkemenin belirlenmesinde davacının dilekçesinde kullandığı kanun adı değil, ileri sürülen vakıalar ve talep sonucunun hukuki niteliği esas alınır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin E. 2026/1078, K. 2026/1119, T. 22.05.2026 tarihli kararında bu ayrım şu şekilde ifade edilmiştir:
Yapay zekâ ile ses klonlanmasına dayalı saldırının durdurulması, önlenmesi ve tazminat taleplerinde, dava dilekçesine yansıyan vakıa ve talepler kişilik hakkı ile kişisel verilerin korunmasına dayanıyorsa görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesinin görevli olabilmesi için somut bir eser, icra veya ses kaydına dayalı FSEK ilişkisinin ileri sürülmesi gerekir.
Bu yaklaşım uyarınca, uyuşmazlık belirli bir eser, icra veya ses kaydına değil, doğrudan ses kimliğinin klonlanmasına ve kişilik değerlerine yöneliyorsa asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Somut bir icranın veya korunan ses kaydının izinsiz kullanıldığı ileri sürülüyorsa fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesinin görev alanı ayrıca değerlendirilir.
Kişisel Veri İşleme ve Model Kullanımı
Ses klonlama sürecinde hukuki inceleme yalnızca nihai ses dosyasına yönelmez. Modelin eğitilmesi veya kişiye özgü üretim yapabilmesi için kullanılan ses örneklerinin kaynağı, işlenme amacı, saklanma biçimi ve üçüncü kişilere aktarımı da değerlendirilmelidir. Bu süreçte ses kaydının kendisi ile sesten türetilen ve kişiye bağlanabilen model verileri birbirinden ayrılmalıdır.
Belirli bir kişiye ilişkilendirilebilen ses verisinin kaydedilmesi, saklanması, değiştirilmesi, sınıflandırılması, aktarılması veya erişilebilir hâle getirilmesi KVKK m. 3 kapsamında kişisel veri işleme faaliyeti olarak ele alınabilir. Kişinin sesini daha önce kamuya açık biçimde kullanmış olması, bu verinin her amaçla ve sınırsız biçimde yapay zekâ modeli oluşturmak için kullanılmasına tek başına dayanak oluşturmaz. KVKK m. 5/2-d kapsamındaki alenileştirme istisnasının uygulanıp uygulanmayacağı; verinin hangi amaçla alenileştirildiği, model kullanımının bu amaçla bağlantısı ve işleme faaliyetinin kapsamı dikkate alınarak belirlenmelidir.
Ses örneğinin benzersiz tanımlama veya kimlik doğrulama amacıyla özel teknik işlemden geçirilmesi hâlinde KVKK m. 6 kapsamında biyometrik veri boyutu ortaya çıkabilir. Bununla birlikte her ses kaydı kendiliğinden biyometrik veri niteliğinde değildir. Belirleyici mesele, ses verisinin kişiyi benzersiz biçimde tanımlamaya veya doğrulamaya elverişli özel bir teknik işlemde kullanılıp kullanılmadığıdır.
Model kullanımında şu unsurların somutlaştırılması gerekir:
- Modelin hangi ses kayıtları kullanılarak oluşturulduğu,
- Ses örneklerinin hangi kaynaktan elde edildiği,
- İşleme faaliyetinin hangi amaçla gerçekleştirildiği,
- Modelin kişiye özgü ses üretme kapasitesinin bulunup bulunmadığı,
- Üretilen seslerin kimlere ve hangi ticari hizmet kapsamında sunulduğu,
- Ses verilerinin saklanıp saklanmadığı veya üçüncü kişilere aktarılıp aktarılmadığı.
Ses klonlama, belirli bir kaydın basitçe yeniden oynatılmasından farklıdır. Model, kişinin tınısını, tonlamasını veya söyleyiş özelliklerini kullanarak yeni cümleler üretebilir. Bu nedenle inceleme, yalnızca ortaya çıkan kaydın içeriğine değil, modelin kişiye özgü üretim kabiliyetine ve bu kabiliyeti sağlayan veri işleme sürecine de yönelmelidir. Kişisel verinin işlenmesi hukuki bir dayanağa sahip değilse, ses klonlama faaliyeti kişilik hakkı ve kişisel verilerin korunması bakımından ayrı sorumluluklar doğurabilir.
Algoritmik Delillerde Şeffaflık
Yapay zekâ destekli ses analizlerinin veya sahtecilik tespit araçlarının yargılamada kullanılması, teknik sonuçların doğrudan hukuki gerçek kabul edilmesini gerektirmez. Algoritmanın hangi verilerle çalıştığı, hangi yöntemi kullandığı, hata ihtimali ve sonucun farklı uzmanlar tarafından denetlenip denetlenemediği açıklanmalıdır. Özellikle sesin gerçek kişiye ait olup olmadığı veya kaydın sentetik nitelik taşıyıp taşımadığı konusunda algoritmik çıktı, insan değerlendirmesinin yerine geçemez.
Karşılaştırmalı hukukta ABD’deki State v. Loomis, 881 N.W.2d 749 (Wis. 2016) kararında, algoritmik risk skorlarının algoritmanın işleyişine erişim sınırlı olmasına rağmen kullanılmasına izin verilmiştir. Karar, algoritmik sonuçların kullanılabilmesi ile savunmanın algoritmanın dayanaklarını etkili biçimde sorgulayabilmesi arasındaki gerilim bakımından eleştirilmiştir. Bu yaklaşım, algoritmik bir sonucun mahkemeye sunulmasının, sanığa yöntemi ve dayanakları tartışma imkânı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmadığını gösterir.
Ses klonlama ve deepfake tespiti bakımından şeffaflık özellikle önemlidir. Savunma, kullanılan inceleme aracının hangi veri setiyle geliştirildiğini, benzer kayıt formatlarında nasıl sonuç verdiğini ve somut dosyada hangi teknik bulgulara dayandığını bilmeden sonucu etkili biçimde tartışamaz. Bu nedenle algoritmik analiz raporu, yalnızca bir güven skoru veya “sahte-gerçek” sınıflandırması içermemeli; kullanılan yöntem ile sonucun sınırlarını da açıklamalıdır.
Sonuç olarak ses klonlama uyuşmazlıklarında üç ayrı hukuki alan birlikte fakat birbirine karıştırılmadan incelenmelidir: belirli bir eser, icra veya ses kaydına ilişkin fikrî mülkiyet hakları; ses kimliği ve kişisel veri işleme faaliyetlerinden doğan koruma; yapay zekâ analizlerinin delil olarak kullanılmasında şeffaflık ve savunma güvenceleri. Görevli mahkeme, ses klonlama teknolojisinin adından değil, ileri sürülen vakıaların ve taleplerin hukuki niteliğinden belirlenir. Algoritmik çıktı ise teknik incelemeyi destekleyen bir araçtır; açıklanabilirliği, denetlenebilirliği ve insan tarafından değerlendirilmesi sağlanmadan yargısal kararın tek ve nihai dayanağı hâline getirilemez.