
Ev Sahibi Habersiz Eve Girebilir mi?
Ev sahibinin mülkiyet hakkı ile kiracının konut dokunulmazlığı arasındaki hassas dengeyi hukuki boyutlarıyla ele alıyoruz. Ev sahibi hangi şartlarda eve girebilir? Kiracı evi göstermeyi reddedebilir mi? İzinsiz girişlerin hapis cezası yaptırımı nedir? Türk Borçlar Kanunu ve güncel Yargıtay içtihatları ışığında tüm merak edilenleri bu rehberde bulabilirsiniz.
Kiracının Evi Gösterme Yükümlülüğü ve TBK m.319 Kapsamı
Kira sözleşmesi süresince kiralanan taşınmazın zilyetliği ve kullanım hakkı kiracıya ait olsa da mülkiyet hakkı sahibinin taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisi tamamen ortadan kalkmamaktadır. Bu kapsamda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, kiraya verenin mülkiyet hakkı ile kiracının kullanım hakkı ve konut dokunulmazlığı arasındaki hassas dengeyi korumak adına belirli kurallar öngörmüştür. Bu kuralların en önemlilerinden biri, kiracının kiralanan taşınmazı gösterme borcudur. Kiracının bu yasal sorumluluğu, mülkün satılması, yeniden kiralanması veya zorunlu bakım/onarım çalışmalarının yapılması süreçlerinde hayati bir önem taşımaktadır.
Satış ve Yeniden Kiralama Durumunda Evi İnceleme Hakkı
Kira sözleşmesinin devam ettiği süreçte ev sahibinin taşınmazı satma veya sözleşme sonunda yeniden kiraya verme hakkı saklıdır. Bu hakların fiilen kullanılabilmesi, taşınmazın potansiyel alıcılar veya yeni kiracı adayları tarafından incelenmesine bağlıdır. Yasa koyucu, bu ihtiyacı karşılamak amacıyla TBK m.319/2 hükmünü düzenlemiştir. İlgili madde uyarınca;
"Kiracı, bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişinin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür."
Bu hüküm gereğince kiracı, taşınmazın gösterilmesini keyfi olarak tamamen reddedemez. Ancak bu yükümlülük sınırsız değildir; sadece "zorunlu olduğu ölçüde" yerine getirilmelidir. Gösterim hakkının kullanımı sırasında kiracının özel hayatının gizliliği, mahremiyeti ve konut dokunulmazlığı sınırlarına azami ölçüde riayet edilmesi zorunludur.
Uygulamada sıkça karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, taşınmazın satışı veya kiralanması amacıyla ilan sitelerinde kullanılmak üzere evin iç mekan fotoğraflarının çekilmesidir. Mevzuatta bu konuda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, kiracının rızası olmaksızın evin iç kısımlarının fotoğraflanması veya video kaydına alınması, KVKK ve Kişilik Hakları kapsamında hukuka aykırı kabul edilmektedir. Mahkemeler, kiracının kişisel yaşam alanını ve eşyalarını içeren iç mekan görsellerinin rıza dışı paylaşılmasını veya arşivlenmesini kişilik haklarının ihlali olarak değerlendirmekte, yalnızca mülkün dış cephesinin veya kiracının özel hayatını ifşa etmeyecek genel alanlarının fotoğraflanmasına izin vermektedir.
Ayrıca, taşınmazın satılığa çıkarılması kiracı üzerinde doğrudan bir tahliye baskısı oluşturmamalıdır. TBK m.310 hükmü gereğince, taşınmaz sözleşme süresi içinde el değiştirse dahi, yeni malik kira sözleşmesinin doğrudan tarafı haline gelir ve mevcut sözleşme yeni malikle aynen devam eder. Dolayısıyla, kiracının sadece ev satılacağı için konutu tahliye etme zorunluluğu bulunmamaktadır.
Makul Süre ve Bildirim Şartı
Kiraya verenin mülkü gösterme hakkını kullanabilmesi, kiracıya yapılacak usulüne uygun ve zamanında bir bildirime bağlıdır. Bu durum TBK m.319/3 maddesinde açıkça hükme bağlanmıştır:
"Kiraya veren, çalışmaları ve kiralananın gezilip görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya bildirmek ve bunlar yapılırken kiracının yararlarını göz önünde tutmak zorundadır."
Kanunda geçen "uygun bir süre önce" ifadesi, somut olayın özelliklerine ve kiracının yaşam düzenine göre değişkenlik gösterse de yerleşik yargı kararlarında bu sürenin genellikle 24-48 saat öncesinden yapılması gereken bir bildirim olduğu kabul edilmektedir. Kiracının iş hayatı, ailevi durumu ve sosyal yaşantısı göz önünde bulundurularak gösterim gün ve saatleri tarafların ortak rızasıyla belirlenmelidir.
Bildirimlerin yazılı veya sözlü yapılması hukuken geçerli olmakla birlikte, ileride doğabilecek olası uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlaması açısından yazılı olarak (SMS, e-posta, anlık mesajlaşma uygulamaları veya noter kanalıyla) yapılması tavsiye edilmektedir.
Kiracının haklı gerekçeleri (ağır sağlık sorunları, ameliyat sonrası iyileşme dönemi, doğum veya ailevi yas durumları gibi) mevcutsa, gösterim randevuları geçici olarak ertelenebilir. Ancak bu durum kalıcı bir ret gerekçesi olamaz. Evi göstermek kiracı için yasal bir yükümlülük olduğundan, kiracı bu işlem karşılığında ev sahibinden ek bir ücret, kira indirimi veya maddi menfaat talep edemez. Gösterimlerin kiracının dinlenme saatlerini, hafta sonu özel planlarını veya resmi tatillerini sistematik olarak ihlal edecek şekilde yapılması dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil eder.
Ev Sahibinin İzinsiz Girişi ve Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu
Kira sözleşmesi, kiracıya belirli bir bedel karşılığında taşınmazı kullanma ve ondan yararlanma hakkı tanırken; mülk sahibinin mülkiyet hakkını, kiracının ise "zilyetlik" ve "konut dokunulmazlığı" haklarını karşı karşıya getirir. Türk hukuk sisteminde, bir taşınmazın mülkiyetinin kişiye ait olması, o taşınmaza dilediği zaman ve dilde girme yetkisi vermez. Kira ilişkisi devam ettiği sürece konutun kullanım yetkisi münhasıran kiracıya aittir. Ev sahibinin kiracının rızası, bilgisi veya makul bir hukuki gerekçesi (veya mahkeme kararı) olmaksızın eve girmesi, doğrudan Türk Ceza Kanunu kapsamında cezai yaptırıma tabi bir suçtur.
TCK m.116 Kapsamında Cezai Yaptırımlar
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, bireyin özel yaşam alanındaki huzur ve güvenliğini koruma altına almaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesi (TCK m.116), bu suçun unsurlarını ve yaptırımlarını açıkça düzenlemiştir. Bir kimsenin konutuna, eklentilerine veya rıza dışı girilmesi mutat olmayan işyerlerine, hak sahibinin rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra çıkmayan kişi cezalandırılır.
Suçun oluşması için iki temel seçimlik hareket öngörülmüştür:
- Girmek: Failin, vücudunun tamamıyla konut sınırları içerisine dahil olmasıdır. Ev sahibinin yedek anahtarla kapıyı açıp içeri adım atması bu fiili tamamlar.
- Çıkmamak: Rıza ile girilen bir yerden (örneğin bir tamirat veya görüşme için), konut sahibinin veya kiracının "çık" ihtarına rağmen ayrılmamaktır.
TCK m.116/1 uyarınca, konut dokunulmazlığını ihlal suçunun temel şekli için 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Bu noktada "konut" kavramı geniş yorumlanmaktadır. Sadece kiracının sürekli ikamet ettiği ev değil; yazlıklar, kiralık daireler, hatta geçici olarak barınılan karavan veya çadırlar da bu koruma kapsamındadır. Ayrıca konutun eklentisi sayılan balkon, depo, garaj, avlu ve apartman merdivenleri gibi alanlara yapılan rıza dışı girişler de aynı suçun oluşmasına sebebiyet verir.
Yargıtay, ev sahibinin "mülk benim" düşüncesiyle hareket etmesini hukuka uygunluk sebebi olarak kabul etmemektedir:
"Kiracının kira veya fatura borçlarını ödememesi gerekçesiyle ev sahibinin kiracı yokken eve girip kapıları sökmesi eylemi, mülk sahibi olunsa dahi zilyetlik kiracıda olduğu için konut dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarını oluşturmaktadır." (Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2013/2030 E., 2013/7360 K.)
Bu karar, ev sahiplerinin kendi haklarını ihkak-ı hak (kendi hakkını kendi gücüyle alma) yoluyla aramalarının ağır cezai sonuçları olacağını açıkça göstermektedir.
Nitelikli Haller ve Şikayet Süreleri
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, işleniş biçimine ve zamanına göre daha ağır yaptırımlara tabi tutulabilir. Suçun temel şekli şikayete tabi iken, belirli nitelikli hallerin varlığı durumunda ceza oranları artırılmaktadır.
TCK m.116/4 hükmüne göre; suçun cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi ya da gece vakti gerçekleştirilmesi halinde fail hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Burada "cebir", kapının zorlanması veya kiracının fiziki olarak engellenmesi; "tehdit" ise kiracının manevi iradesinin baskı altına alınmasıdır.
"Gece vakti" kavramı ise ceza hukuku uygulamasında teknik bir tanıma sahiptir. TCK m.6/1-e uyarınca gece vakti; güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve güneşin doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman dilimini ifade eder. Ev sahibinin bu saatler içerisinde izinsiz girişi, suçun nitelikli halini oluşturur ve uzlaşma kapsamında olsa dahi yaptırımı daha ağırdır.
Suçun diğer nitelikli halleri ise şunlardır:
- Fiilin silahla işlenmesi,
- Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi,
- Kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması yoluyla işlenmesi (TCK m.119). Bu durumlarda verilecek ceza bir kat artırılır.
Usul ve Zamanaşımı Kuralları:
- Şikayet Süresi: Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun temel şekli şikayete tabidir. Mağdur (kiracı), fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayet hakkını kullanmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür.
- Dava Zamanaşımı: Suçun temel şekli için öngörülen dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bu süre zarfında dava açılmazsa veya sonuçlanmazsa devletin cezalandırma yetkisi sona erer.
- Uzlaştırma: Bu suç tipi, CMK uyarınca uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında yer almaktadır. Ancak kamu görevinin kötüye kullanılması veya silahla işlenme gibi bazı nitelikli hallerde soruşturma usulü farklılık gösterebilir.
Sonuç olarak, ev sahibinin kiracıya haber vermeden, mülkün satılacak olması veya kira borcunun bulunması gibi gerekçelerle eve girmesi, hukuken "haklı neden" teşkil etmez. Kiracının rızası hilafına yapılan her giriş, anayasal bir hak olan konut dokunulmazlığının ihlali anlamına gelir ve hapis cezası yaptırımı ile sonuçlanır.
Kiralananı Göstermeye İzin Davası ve Yasal Süreç
Kira sözleşmesinin devam ettiği süreçte, kiralanan taşınmazın maliki tarafından satışa çıkarılması veya sözleşme süresinin sonunda yeniden kiraya verilmek istenmesi durumunda, mülkiyet hakkı ile kiracının konut dokunulmazlığı karşı karşıya gelebilmektedir. Türk Borçlar Kanunu kapsamında kiracının, taşınmazı satın almak veya kiralamak isteyen üçüncü kişilere gösterme yükümlülüğü bulunsa da bu hakkın kötüye kullanılması ya da kiracının rızası hilafına konuta girilmesi hukuken mümkün değildir. Kiracının haklı bir gerekçe olmaksızın taşınmazı göstermekten kaçınması durumunda, ev sahibinin yasal sınırlar dahilinde hareket etmesi ve yargı yoluna başvurması zorunludur.
Uyuşmazlığın yargı aşamasına taşınmasından önce, taraflar arasındaki iletişimin resmiyet kazanması ve ileride açılacak davada ispat kolaylığı sağlanması amacıyla kiracıya noter kanalıyla bir ihtarname gönderilmesi tavsiye edilmektedir. Bu ihtarnamede, taşınmazın hangi amaçla (satış veya yeniden kiralama) gösterilmek istendiği belirtilmeli ve kiracıya uygun gün ve saatleri bildirmesi için makul bir süre tanınmalıdır. 2026 yılı öngörüleriyle birlikte değerlendirildiğinde, kiracıya gönderilecek bir noter ihtarnamesinin yaklaşık maliyetinin 2.000 TL ile 3.500 TL arasında değişeceği tahmin edilmektedir. Gönderilen ihtara rağmen kiracının olumsuz tutumunu sürdürmesi veya evi göstermeyi tamamen reddetmesi durumunda, resmi yasal prosedürlerin işletilmesi gerekir.
Zorunlu Arabuluculuk Süreci
Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda doğrudan dava açılması kanunen engellenmiş olup, dava açılmadan önce arabuluculuk dairesine başvurulması bir dava şartı olarak düzenlenmiştir. Kiralananın gösterilmesine izin talepli uyuşmazlıklar da bu kapsamda yer almaktadır. Dolayısıyla, ev sahibi mahkemeye gitmeden önce mutlaka arabulucuya başvurmakla yükümlüdür.
- Başvuru ve Süreç: Arabuluculuk süreci, tarafların bir araya gelerek ortak bir noktada buluşmasını amaçlar. Bu süreçte taraflar, taşınmazın gösterileceği gün ve saatler üzerinde serbestçe müzakere yürütebilirler.
- Süre Sınırı: Yasa gereği, arabuluculuk görüşmelerinin ve sürecinin tamamlanması için öngörülen maksimum süre 4 hafta olarak belirlenmiştir. Bu süre içinde taraflar arasında bir uzlaşma sağlanması durumunda, üzerinde anlaşılan gün ve saatler bir tutanakla imza altına alınır ve bu tutanak mahkeme ilamı niteliği kazanır.
- Uzlaşmazlık Durumu: Eğer 4 hafta sonunda taraflar arasında herhangi bir mutabakat sağlanamazsa, arabulucu tarafından "anlaşmazlık tutanağı" düzenlenir. Bu tutanağın düzenlenmesiyle birlikte ev sahibinin dava açma hakkı doğar.
Sulh Hukuk Mahkemesi Görev ve Yetki
Arabuluculuk sürecinde tarafların anlaşamaması halinde, kiraya veren tarafından "kiralananı göstermeye izin davası" açılması gerekmektedir. Bu davada görevli ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi, davanın usulden reddedilmemesi açısından kritik önem taşır.
- Görevli Mahkeme: Kiralananın gösterilmesine izin davalarında görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi'dir.
- Yetkili Mahkeme: Yetkili mahkeme ise, kira sözleşmesinde aksine bir yetki şartı bulunmadığı sürece, kiralanan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yargılama Usulü ve Süresi: Bu dava türü, hızlı sonuçlanması amacıyla basit yargılama usulüne tabidir. Basit yargılama usulünde dilekçelerin teatisi aşaması daha kısa tutulur ve duruşmalar hızlıca gerçekleştirilir. Mahkemelerin iş yoğunluğuna ve delillerin toplanma sürecine bağlı olarak, davanın ortalama sonuçlanma süresi 3 ila 9 ay arasında değişmektedir.
Mahkeme, davanın görülmesi sırasında taşınmazın niteliğini, konumunu ve mevcut piyasa koşullarına göre ne kadar sürede satılabileceğini veya kiralanabileceğini belirlemek amacıyla bilirkişi incelemesi ve keşif yapılmasına karar verebilir. Yapılan incelemeler neticesinde hakim, kiracının haklarını ve konut dokunulmazlığını da gözeterek hakkaniyete uygun bir karar verir.
Bu doğrultuda, kiracının günlük yaşamını, iş düzenini, ailevi durumunu ve sosyal yaşantısını en az etkileyecek şekilde belirli gün ve saat aralıkları tayin edilir. Ayrıca mahkemece yapılacak değerlendirmelerde, kiracının taşınmazı özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcunu düzenleyen TBK m.316 hükmü ile kiracının evi gösterme yükümlülüğünün sınırları dengelenerek karar tesis edilir. Mahkemenin belirlediği bu gün ve saatlere kiracının uymaması durumunda, kararın cebri icra yoluyla infaz edilmesi ve oluşan zararlar için tazminat davası açılması gündeme gelebilecektir.
Yargıtay İçtihatları ve Özel Durumlar
Mülkiyet hakkı ile konut dokunulmazlığı arasındaki hassas dengenin yargısal boyutu, yüksek mahkeme kararlarıyla şekillenmektedir. Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ceza Kanunu hükümlerinin somut olaylara nasıl uygulanacağı, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları çerçevesinde netlik kazanmıştır. Özellikle kiracının evi gösterme yükümlülüğünün sınırları ve ev sahibinin rıza dışı girişlerinin cezai sorumluluğu, yargı kararlarında titizlikle ele alınmaktadır.
Rızanın Geçersiz Sayıldığı Haller
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun (TCK m.116) oluşmasında en kritik unsur "rızanın varlığı"dır. Ancak ceza hukuku bakımından her rıza açıklaması hukuken geçerli kabul edilmemektedir. Konutun birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, paydaşlardan birinin rızası kural olarak suçun oluşmasını engellese de bu rızanın mutlaka meşru bir amaca yönelik olması gerekmektedir. Meşru bir amaca dayanmayan, diğer hak sahiplerinin haklarını açıkça ihlal eden veya aile birliğinin temellerine aykırı olan rıza açıklamaları geçersiz sayılır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.07.2020 tarihli, 2018/578 E. ve 2020/363 K. sayılı kararı: "Konutun birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa suç oluşmaz; ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması şarttır. Rıza açıklama yetkisine sahip olan eşin gösterdiği rızanın meşru bir amaca yönelik olmaması, diğer hak sahibi eş tarafından zımnen veya açıkça kabul edilmeyecek bir nitelik taşıması durumunda geçerli bir rızadan söz edilemez."
Yüksek mahkemenin bu kararı, aile konutuna eşlerden birinin sadakatsizlik veya gayri meşru ilişkide bulunmak amacıyla üçüncü bir kişiyi kabul etmesi durumunda, diğer eşin rızasının varsayılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Meşru amaca yönelik olmayan bu tür girişler, rıza gösteren eş dışındaki diğer eşe karşı konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, kira sözleşmesi devam ettiği sürece mülkün zilyetliği tamamen kiracıya aittir. Ev sahibinin "mülk sahibi" sıfatı, ona kiracının rızası hilafına konuta girme hakkı tanımaz. Kiracının rızası olmadan ya da yokluğunda eve girilmesi, mülkiyet hakkının kötüye kullanılması niteliğindedir.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2013/2030 E. ve 2013/7360 K. sayılı kararı: "Sanığın, kiracısı olan katılanın evde bulunmadığı sırada rızası hilafına içeri girerek kapıları sökmesi eyleminin konut dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarını oluşturduğu…"
Bu içtihat uyarınca, kiracının borçlarını ödememesi veya evde bulunmaması gibi gerekçelerle dahi olsa, ev sahibinin anahtarla veya çilingir vasıtasıyla konuta girmesi ya da kapıları sökerek taşınmazı kullanılamaz hale getirmesi açıkça hukuka aykırıdır. Bu tür eylemler hem konut dokunulmazlığının ihlali hem de mala zarar verme suçunun cezai yaptırımlarını gündeme getirir. Ayrıca, bu suçların silahla, birden fazla kişiyle birlikte veya kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesi halinde, cezanın bir kat artırılacağını düzenleyen TCK m.119 hükümleri uygulama alanı bulacaktır.
Eklenti Kavramı ve Koruma Kapsamı
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun konusu sadece yaşanılan dairenin içi ile sınırlı değildir. Ceza hukuku anlamında konut, kişinin geçici de olsa barınma amacıyla sığındığı her türlü mekanı kapsarken; bu mekanın ayrılmaz parçası olan "eklentiler" de aynı koruma altındadır. Bahçe, balkon, garaj, depo, apartman merdivenleri, sahanlık ve kömürlük gibi alanlar konutun eklentisi (müştemilatı) olarak kabul edilir. Dolayısıyla, kiracının rızası olmaksızın bu alanlara girilmesi de konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturur.
Kiracının evi gösterme yükümlülüğü (TBK m.319) kapsamında yapılacak incelemelerde de bu eklentilerin durumu gözetilmelidir. Kiraya veren, taşınmazı satmak veya yeniden kiraya vermek istediğinde dürüstlük kurallarına uygun hareket etmek zorundadır. Kiracının hakları ile kiraya verenin mülkiyet hakkı arasındaki denge, mahkeme kararlarıyla kurulmaktadır.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E. 2005/3892 - K. 2005/9620 sayılı kararı: "Kiracının çıkarları ile tarafların yararlarının hakkaniyete uygun olarak dengelenmesi gerektiği, mahkemece uzman bilirkişi eşliğinde keşif yapılarak taşınmazın niteliği, mevkisi, satılabilme süresi gibi faktörler doğrultusunda makul bir süre ile gösterim gün ve saatlerinin belirlenmesi gerektiği…"
Yargıtay, gösterim izinlerinde toptancı bir yaklaşımdan kaçınarak somut olayın özelliklerine göre karar verilmesini aramaktadır. Taşınmazın ne kadar sürede satılabileceği bilirkişi marifetiyle belirlenmeli, kiracının iş, aile ve sosyal yaşantısını sekteye uğratmayacak gün ve saat aralıkları tayin edilmelidir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2015/9795 E. ve 2016/4611 K. sayılı kararı: "Kiracının evi göstermemesi durumunda mahkemenin izin kararı vermesi gerektiğini ancak herkesin hakkını objektif iyi niyet kuralları içinde kullanması icap ettiğini…"
Yüksek mahkeme, kiracının haklı bir sebep olmaksızın mülkün gösterilmesini tamamen engellemesini dürüstlük kuralına aykırı bulmaktadır. Kiracı, taşınmazın gösterilmesine tamamen engel olamaz; ancak bu hakkın kullanımı sırasında özel hayatının gizliliği ve konut mahremiyeti korunmalıdır.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
Kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkı ile konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği hakları karşı karşıya gelebilmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nun 319. maddesi uyarınca kiracının, taşınmazın satışı veya yeniden kiralanması amacıyla makul ölçülerde gösterilmesine izin verme borcu bulunmaktadır. Ancak bu yasal yükümlülük, ev sahibine konuta dilediği zaman, habersiz veya izinsiz girme hakkı tanımaz. Kiracının rızası veya kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmaksızın konuta ya da eklentilerine girilmesi, Türk Ceza Kanunu'nun 116. maddesi kapsamında konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturur ve hapis cezası yaptırımı ile karşı karşıya kalma riskini doğurur.
Taraflar arasında uyuşmazlık çıkması halinde, hukuki yolların dışına çıkılarak "ihkak-ı hak" (kendi hakkını kendisi alma) yoluna başvurulmamalıdır. Kiracının evi göstermemekte direnmesi durumunda ev sahibi; noter kanalıyla ihtarname gönderme, zorunlu arabuluculuk sürecini işletme ve sonuç alınamaması halinde Sulh Hukuk Mahkemesi'nde "kiralananı göstermeye izin davası" açma haklarına sahiptir. Yargıtay içtihatlarının da açıkça ortaya koyduğu üzere, Türk hukuku mülkiyet hakkının korunmasını sağlarken, bireyin konutundaki huzur, sükun ve güvenlik duygusunun zedelenmesine asla müsaade etmemektedir. Hukuki sınırların gözetilmesi, hem cezai yaptırımların önlenmesi hem de taraflar arasındaki kira ilişkisinin sağlıklı bir zeminde yürütülmesi açısından elzemdir.