
Servis Sonrası Araca Verilen Hasar: Sorumluluk Kime Ait?
Aracınızı tamir veya bakım için yetkili servise veya özel bir tamirhaneye bıraktığınızda, aracın güvenliği artık tamamen işletmecinin sorumluluğundadır. Ancak personelin test sürüşünde kaza yapması veya aracın serviste hasar görmesi durumunda 'sorumluluk kimde?' sorusu karmaşık bir hukuki süreci beraberinde getirir. Karayolları Trafik Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde, servis sahiplerinin 'farazi işleten' sıfatıyla sahip olduğu kusursuz sorumluluğu, Yargıtay'ın emsal kararları ışığında detaylandırıyoruz.
Araç Tamir İlişkisinin Hukuki Niteliği ve Görevli Mahkeme
Bir motorlu aracın bakım, onarım veya tamir amacıyla bir servise veya tamirhaneye bırakılması, hukuk tekniği açısından taraflar arasında çok yönlü bir borç ilişkisi kurar. Bu ilişkinin temelini, Türk Borçlar Kanunu bünyesinde düzenlenen ve doktrinde "istisna akdi" olarak da bilinen eser sözleşmesi oluşturur. Aracın tamiri sırasında meydana gelen hasarlar, hatalı işçilik veya personelin aracı kullanımı sırasında ortaya çıkan zararların tazmini noktasında, öncelikle bu ilişkinin hukuki niteliğinin doğru tayin edilmesi gerekmektedir. Zira uyuşmazlığın hangi mahkemede çözüleceği ve hangi zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı, bu hukuki nitelendirmeye doğrudan bağlıdır.
Eser Sözleşmesi Kapsamında Sorumluluk
Araç tamir ve bakım ilişkisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470. maddesinde (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.355) tanımlanan eser sözleşmesi hükümlerine tabidir. Kanun maddesine göre eser sözleşmesi; yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Araç tamiri özelinde, tamirhaneyi işleten kişi veya yetkili servis "yüklenici", aracını tamir ettiren kişi ise "iş sahibi" sıfatını haizdir.
Eser sözleşmelerinde yüklenicinin temel borcu, eseri (onarılmış aracı) sözleşmeye, fen ve sanat kurallarına ve iş sahibinin kullanım amacına uygun olarak tamamlayıp teslim etmektir. Bu sözleşme türünde, satış sözleşmesinden farklı olarak, sözleşme anında ortada hazır bir mal bulunmamaktadır. Yüklenici, mevcut olan bir nesne (araç) üzerinde emek sarf ederek onu eski haline getirme veya iyileştirme sonucunu taahhüt eder. Bu "sonuç taahhüdü", yüklenicinin sorumluluğunun sınırlarını çizer. Eğer yüklenici, aracın motorunu tamir ederken hatalı bir işlem yaparsa veya parça değişiminde gerekli özeni göstermezse, meydana gelen zarardan (örneğin motorun yanması) doğrudan sorumludur.
Bu kapsamda açılacak tazminat veya alacak davalarında zamanaşımı süreleri de kritik önem taşır. TBK m.147/6 uyarınca, eser sözleşmesinden doğan alacaklar —yüklenicinin ağır kusuru hariç olmak üzere— 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre, eserin teslim edildiği veya sözleşmenin feshedildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Tüketici Mahkemesi ve Genel Mahkeme Ayrımı
Araç tamirinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda en sık karşılaşılan usuli sorun, davanın hangi mahkemede açılacağıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatları, araç tamirine ilişkin her türlü uyuşmazlığın "tüketici işlemi" olarak değerlendirilemeyeceğine dikkat çekmektedir. Bu ayrım yapılırken, yürürlükteki mevzuatın tüketiciyi koruma amacı ve "eser sözleşmesi"nin özgün yapısı göz önünde bulundurulur.
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3/e maddesi (ve güncel 6502 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri), tüketiciyi; hazır bir malı veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla satın alarak günlük yaşamında kullanan veya tüketen gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlar. Ancak eser sözleşmelerinde durum farklıdır. Eser sözleşmesi, bir "imal etme" veya "meydana getirme" sürecini içerdiğinden, her zaman tüketici mevzuatı kapsamında değerlendirilmez.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, araç tamirinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin tayini konusunda emsal niteliğinde bir karar vermiştir:
"Somut olayda, taraflar arasındaki ilişkinin ve dava konusu uyuşmazlığın eser (araç tamiri) sözleşmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesi, (818 sayılı BK.nun 355. maddesi) ve (6098 sayılı TBK.nun 470. maddesi) uyarınca, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Eser sözleşmelerinde sözleşme anında eserin ortada olmayıp sonradan imal edildiği vurgulanmıştır. Bu doğrultuda, eser sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda (4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun) hükümlerinin uygulanması hukuken olanaklı değildir. Uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemelerin görevli olması sebebiyle yerel mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, Tüketici Mahkemesi sıfatıyla davanın esası hakkında hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur." (Yargıtay 3. HD, E. 2013/16558, K. 2014/1210, T. 29.01.2014)
Bu kararın hukuki analizi yapıldığında şu sonuçlara ulaşılmaktadır:
- Araç tamiri, özü itibarıyla bir eser sözleşmesidir.
- Eser sözleşmelerinde, yüklenicinin bir sonucu meydana getirme yükümlülüğü baskındır ve bu ilişki tipi, tüketici kanununun "hazır mal/hizmet satışı" kapsamından ayrılır.
- Eğer uyuşmazlığın temeli bir eser sözleşmesine dayanıyorsa, davanın Tüketici Mahkemesi yerine, tarafların sıfatına göre Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret mahkemelerinde (Genel Mahkemeler) görülmesi zorunludur.
Sonuç olarak, aracını tamire bırakan bir kişi, personelin hatalı işlemleri nedeniyle maddi zarara uğradığında (örneğin motorun iki kez yanması durumu gibi), davasını genel görevli mahkemelerde açmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davalar, usulden reddedilerek yargılama sürecinin uzamasına sebebiyet verebilir. Bu nedenle, araç tamir ilişkisinin hukuki niteliği belirlenirken sözleşmenin "eser meydana getirme" unsuru mutlaka dikkate alınmalıdır.
Teşebbüs Sahibinin 'Farazi İşleten' Sıfatıyla Kusursuz Sorumluluğu
Bir motorlu aracın bakım, onarım veya tamir amacıyla bir servise veya tamirhaneye bırakılması, araç üzerindeki fiili hakimiyetin ve zilyetliğin yönünü tamamen değiştirmektedir. Türk ulaşım ve sorumluluk hukuku, bu süreçte meydana gelebilecek zararları teminat altına almak amacıyla araç sahibini koruyucu özel düzenlemeler sevk etmiştir. Bu kapsamda, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümleri uyarınca, aracı teslim alan mesleki teşebbüs sahipleri belirli şartlar altında doğrudan sorumlu konumuna gelmektedir.
2918 Sayılı KTK m.104 Uygulaması
Motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan teşebbüs sahiplerinin sorumluluğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 104. maddesinde (KTK m.104) özel olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu, gözetim, onarım, bakım veya benzeri amaçlarla kendilerine bırakılan araçların sebep olduğu zararlardan dolayı teşebbüs sahiplerini "farazi işleten" sıfatıyla kusursuz sorumlu tutmaktadır.
Bu kusursuz sorumluluk rejiminin temel özellikleri ve uygulama şartları şu şekildedir:
- Fiili Hakimiyetin Devri: Aracın tamirhaneye veya yetkili servise girdiği, iş emrinin düzenlendiği veya anahtarın teslim edildiği andan itibaren fiili hakimiyet teşebbüs sahibine geçer.
- Kusursuz Sorumluluk Esası: Teşebbüs sahibi, kazanın meydana gelmesinde kendi kusuru olmasa dahi, gözetimi altındaki aracın üçüncü kişilere veya çevreye verdiği zararlardan işleten gibi sorumludur. Bu sorumluluktan kurtulabilmesi ancak mücbir sebep veya zarar görenin ağır kusuru gibi illiyet bağını kesen olağanüstü durumların varlığı halinde mümkündür.
- Çalışanların Eylemlerinden Sorumluluk: Servis sahipleri, sadece kendi şahsi fiillerinden değil, istihdam ettikleri personelin eylemlerinden de sorumludur. Türk Borçlar Kanunu kapsamında adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m.66) ve yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk (TBK m.116) hükümleri uyarınca, personelin işlerini gördüğü sırada verdiği tüm zararlardan teşebbüs sahibi müteselsilen sorumlu tutulur.
- İzinsiz Kullanım (Joyride) Hali: Aracın, servis çalışanları tarafından işyeri sahibinin bilgisi dışında veya mesai saatleri haricinde izinsiz olarak kullanılması durumunda dahi KTK m.104 uyarınca teşebbüs sahibinin farazi işleten sıfatı ve sorumluluğu devam eder.
İşleten Sıfatının Askıya Alınması
Aracın tamir veya bakım amacıyla servise bırakılmasıyla birlikte, araç malikinin araç üzerindeki fiili kontrolü tamamen sona ermektedir. Hukuken fiili hakimiyetin bulunmadığı bir evrede malike sorumluluk yüklenemeyeceği ilkesinden hareketle, teslim anından itibaren araç malikinin "işletenlik sıfatı" askıya alınır. Bu durumun en önemli hukuki sonucu, meydana gelen kazalardan araç malikinin ve aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının (ZMSS) sorumlu tutulamamasıdır.
Yargıtay, tamir sürecinde meydana gelen kazalarda araç sahibinin sorumluluğunun bulunmadığını tutarlı bir şekilde hüküm altına almaktadır.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin onama kararına konu olan Ereğli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararında; arıza yapan aracını tamirciye bırakan araç sahibinin, tamircinin alkollü şekilde araçla kaza yapması üzerine sigorta şirketi tarafından başlatılan rücuen tazminat talebine karşı açtığı davada; davalının aracını tamir için bıraktığı, kazanın tamirci tarafından gerçekleştirildiği, bu durumda davalının araç üzerinde hakimiyetinin bulunmadığı bir sırada kazanın meydana geldiği, dolayısıyla davalının işleten sıfatının ortadan kalktığı ve kaza sonucu oluşan zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş ve bu karar Yargıtay tarafından oy birliğiyle onanmıştır.
Yukarıda yer alan yüksek mahkeme kararı, araç sahibinin fiili hakimiyeti yitirdiği andan itibaren işleten sıfatının kesintiye uğradığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, tamirdeki aracın üçüncü kişilere verdiği zararlarda asıl muhatap, aracı teslim alan ve işletmesini organize eden teşebbüs sahibidir.
Ancak bu kuralın uygulanabilmesi için işletmenin belirli bir kurumsal veya organize yapıya sahip olması aranmaktadır. Nitekim yargı pratiklerinde bu durumun istisnalarına da yer verilmektedir:
- Küçük ve Kayıtsız İşletmelerde Durum: Ekonomik gücü zayıf olan, kayıt tutmayan, profesyonel standartlardan uzak ve amatör nitelikteki küçük tamirhanelerde fiili hakimiyetin tam anlamıyla devredilmediği kabul edilebilmektedir. Bu tür durumlarda araç malikinin işletenlik sıfatının son bulmadığına hükmedilebilir (Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2022/558; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2006/13010).
- İspat Yükü: Sorumluluğun tamirhane sahibine geçtiğinin kabul edilebilmesi için aracın tamir amacıyla teslim edildiğinin iş emri, servis kabul formu veya benzeri yazılı evraklarla ispatlanması şarttır. Aksi takdirde, resmi bir teslim kanıtlanamadığı durumlarda sorumluluk sadece aracı fiilen kullanan şahısta kalabilir.
Test Sürüşü ve İzinsiz Kullanım (Joyride) Durumları
Araçların bakım, onarım veya tamir amacıyla servise teslim edilmesinden sonra, arızanın giderilip giderilmediğinin tespiti ya da yapılan işlemin kontrolü amacıyla test sürüşüne (deneme sürüşü) çıkarılması mesleki bir gerekliliktir. Ancak bu süreçte araçların servis personeli tarafından kazaya karıştırılması veya personelin aracı kendi şahsi işleri için izinsiz şekilde kullanması (joyride) durumlarında ciddi hukuki uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu tür uyuşmazlıklarda sorumluluğun sınırları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) hükümleri çerçevesinde belirlenmektedir.
Personelin Tam Kusurlu Olduğu Haller
Tamir veya bakım için teslim edilen aracın test sürüşü esnasında kazaya uğraması, yüklenicinin özen borcuna doğrudan aykırılık teşkil eder. Eser sözleşmelerinde yüklenicinin (servis sahibinin) sorumluluk derecesi belirlenirken (TBK m.471/2) uyarınca, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışlar esas alınır. Dolayısıyla, servis çalışanının test sürüşü yaparken trafik kurallarını ihlal etmesi, hava ve yol şartlarına uygun davranmaması doğrudan teşebbüs sahibinin özen borcunun ihlali anlamına gelir.
Sürücünün hız sınırlarına uymaması veya yolun durumuna göre hızını ayarlamaması durumunda (KTK m.52/1-b) ihlali gündeme gelir ve bu durum servis çalışanının kazanın oluşumunda tam kusurlu kabul edilmesine yol açar. Yargı kararları da bu doğrultuda şekillenmekte olup, somut olayda personelin kusurlu davranışları nedeniyle oluşan zararlardan servis işleticisi birinci derecede sorumlu tutulmaktadır.
İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/464 Esas, 2023/155 Karar sayılı ilamında; "Davacı sigorta şirketi tarafından Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalanan aracın onarım amacıyla davalı servise bırakıldığı, ancak servis çalışanının test sürüşü sırasında yaptığı tek taraflı kaza sonucunda aracın ağır hasar alarak pert olduğu, kaza tespit tutanağına göre sürücünün aracın hızını yol, görüş, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak (2918 sayılı KTK m.52/1-b) kuralını ihlal ederek tam kusurlu olduğu saptanmıştır. Davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir."
Yukarıda yer alan mahkeme kararından da anlaşılacağı üzere, servis çalışanının test sürüşü esnasında genel trafik kurallarına aykırı hareket etmesi ve hızını yol şartlarına uydurmaması, işletmenin özen yükümlülüğünü (TBK m.471/2) ihlal ettiğinin en açık kanıtıdır. Mahkeme, bu ihlal neticesinde meydana gelen pert hasarından dolayı servis işleticisini tam kusurlu bularak tazminata hükmetmiştir.
Sigorta Rücu İlişkileri
Test sürüşü sırasında veya aracın izinsiz kullanımı esnasında meydana gelen kazalarda, araç kasko sigortası kapsamında ise kasko şirketi sigortalısına ödeme yaparak halefiyet hakkını kazanır. Hasarı ödeyen sigorta şirketi, ödediği miktar oranında kusurlu olan servis işletmesine ve aracı kullanan personele rücu etme hakkına sahiptir.
Bu aşamada servislerin kendi faaliyetlerini güvence altına almak amacıyla yaptırdıkları "İşyeri Paket Sigorta Poliçeleri" bünyesindeki deneme sürüşü teminatları büyük önem taşır. Ancak sigorta şirketleri, bu teminatların kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla poliçelere belirli coğrafi sınırlar koymaktadır. Sektör uygulamalarında sıklıkla karşılaşılan 25 Kilometre Sınırı, test sürüşünün iş yeri merkezli olmak üzere yalnızca bu yarıçap dahilinde yapılması durumunda teminatın geçerli olacağını öngörür.
Eğer servis personeli, test sürüşü adı altında veya izinsiz kullanım (joyride) yoluyla bu sınırın dışına çıkarak kaza yaparsa, iş yeri sigorta poliçesi devreye girmeyecektir. Nitekim İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yukarıda anılan kararında da deneme sürüşü teminatının iş yeri çevresindeki 25 kilometrelik alanla sınırlı olduğu, kazanın ise bu sınırın dışında 61. kilometrede gerçekleştiği tespit edilerek, davacı kasko sigortacısı ile davalı iş yeri sigortacısı arasında "alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmesi" durumunun gerçekleşmediğine ve rücu talebinin kabul edilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
Sonuç olarak; personelin aracı iş yeri sahibinin bilgisi dışında veya mesai saatleri haricinde izinsiz kullanması durumunda dahi, araç üzerindeki fiili hakimiyet tamirhaneye geçtiği için teşebbüs sahibinin kusursuz sorumluluğu devam eder. Zararı karşılayan kasko sigortacısı, poliçe limitleri ve coğrafi sınır ihlallerini dikkate alarak doğrudan tamirhane işletmecisine rücu davası açma hakkını haizdir.
Ayıplı İfa ve Zamanaşımı Süreleri
Araç tamir ve bakım süreçlerinde, servisin sorumluluğu yalnızca aracın fiziksel güvenliğini sağlamakla sınırlı değildir; aynı zamanda üstlenilen işin fen ve sanat kurallarına uygun olarak eksiksiz teslim edilmesi de eser sözleşmesi kapsamında asli bir yükümlülüktür. Tamir edilen aracın tesliminden sonra ortaya çıkan teknik arızalar, yanlış parça kullanımı veya işçilik hataları, hukukumuzda "ayıplı ifa" veya "eksik iş" kavramları çerçevesinde değerlendirilir. Bu iki kavram arasındaki ayrım, hak sahibinin tabi olduğu ihbar yükümlülükleri ve zamanaşımı süreleri bakımından hayati önem taşır.
Eksik İş ve Ayıplı İş Ayrımı
Eser sözleşmelerinde yüklenicinin (servis/tamirhane) borcu, eseri (onarılmış aracı) sözleşmeye ve iş sahibinin amacına uygun şekilde meydana getirip teslim etmektir. Ancak uygulamada, yapılan işin niteliğine göre ayıplı ifa ve eksik iş kavramları sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır.
Ayıplı iş, eserin tamamlanmış olmasına rağmen, sözleşmede kararlaştırılan veya dürüstlük kuralı gereği olması gereken vasıfları taşımamasıdır. Örneğin, aracın motorunun tamir edilmesi ancak motorun kısa süre sonra aynı arızayı tekrar vermesi veya kullanılan parçanın standartlara uygun olmaması bir ayıptır. Buna karşılık eksik iş, sözleşmede yapılması kararlaştırılan bir işin hiç yapılmamış olmasıdır. Örneğin, periyodik bakım kapsamında değiştirileceği taahhüt edilen bir filtrenin hiç değiştirilmemesi eksik iş niteliğindedir.
Bu ayrımın hukuki sonuçları şu şekildedir:
- İhbar Yükümlülüğü: Ayıplı ifa durumunda iş sahibinin, eseri teslim aldıktan sonra makul süre içinde (açık ayıplarda derhal) muayene edip bildirimde bulunması gerekir. Ancak eksik iş iddialarında, (TBK m.112) uyarınca borcun gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklı bir durum söz konusu olduğu için, özel bir ayıp ihbarında bulunma zorunluluğu yoktur.
- Tazminat Talebi: Sakarya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/508 Esas sayılı dosyasında da vurgulandığı üzere; davacı, (TBK m.475) kapsamındaki seçimlik haklarını değil de doğrudan (TBK m.112) uyarınca tazminat talep etmişse, ayıp ihbarı şartı aranmaksızın genel hükümlere göre zararının giderilmesini isteyebilir.
- Bildirim Borcu: Yüklenici, (TBK m.472/3) uyarınca işin zamanında bitmesini veya gereği gibi ifasını tehlikeye düşürecek her türlü durumu iş sahibine derhal bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirim yükümlülüğünün ihmal edilmesi, yüklenicinin sorumluluğunu ağırlaştıran bir unsurdur.
Ağır Kusur Halinde Uzayan Süreler
Eser sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda genel zamanaşımı süresi, (TBK m.147/6) uyarınca beş yıldır. Bu süre, aracın teslim edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak kanun koyucu, yüklenicinin ağır kusurlu olduğu hallerde iş sahibini korumak amacıyla daha uzun bir süre öngörmüştür.
Türk Borçlar Kanunu’nun 478. maddesi (TBK m.478), ayıplı bir eser meydana getirilmesinden doğan davalar için özel bir düzenleme içerir:
- Taşınır eserlerde (araç tamiri gibi) zamanaşımı süresi kural olarak teslim tarihinden itibaren iki yıldır.
- Ancak, eğer yüklenicinin (servis işletmecisinin) ağır kusuru varsa, eserin niteliğine bakılmaksızın (taşınır veya taşınmaz fark etmeksizin) bu süre teslim tarihinden itibaren yirmi yılın geçmesiyle dolar.
Ağır kusur, basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken en temel teknik kuralların bile ihlal edilmesi, kasti hatalar veya sonucun öngörülebilir olmasına rağmen gerekli önlemlerin alınmaması durumunda söz konusu olur. Örneğin, bir servis çalışanının motor onarımı sırasında hayati bir parçayı bilerek takmaması veya standart dışı olduğunu bildiği bir parçayı kullanması ağır kusur kapsamında değerlendirilebilir.
Eksik ifa (eksik iş) iddialarında ise durum farklıdır. Yargıtay içtihatları ve (TBK m.125) uyarınca, borcun hiç ifa edilmemesi veya eksik ifa edilmesi durumunda, herhangi bir ihbar koşuluna bağlı olmaksızın on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Bu süre, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlar.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
Aracın servise veya tamirhaneye teslim edilmesiyle başlayan hukuki süreç, yalnızca bir onarım ilişkisi değil, mülkiyetin korunması ve güvenliğin tesisi üzerine kurulu çok yönlü bir eser sözleşmesidir. Makalemiz boyunca incelediğimiz üzere, aracın serviste bulunduğu süre zarfında meydana gelen kazalarda servis işletmecisi (2918 sayılı KTK m.104) uyarınca "farazi işleten" sıfatıyla kusursuz sorumludur. Bu sorumluluk, çalışanların izinsiz kullanımlarını (joyride) ve test sürüşü kazalarını da kapsayacak şekilde geniştir.
Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde; ilişkinin bir "eser sözleşmesi" niteliğinde olması sebebiyle genel mahkemelerin görevli olduğu (Yargıtay 3. HD, 2013/16558 E.), ancak davanın temelinde yatan maddi vakıanın (ayıp mı yoksa eksik iş mi olduğu) zamanaşımı ve ihbar sürelerini doğrudan etkilediği unutulmamalıdır. Araç sahiplerinin, teslimden sonra fark ettikleri aksaklıkları vakit kaybetmeksizin yazılı olarak bildirmeleri ve gerektiğinde (TBK m.112) ile (TBK m.478) arasındaki dengeyi gözeterek yasal yollara başvurmaları, hak kayıplarının önlenmesi açısından kritiktir.