Yüksek Voltajdan Yanan Cihazların Tazminatı

Yüksek Voltajdan Yanan Cihazların Tazminatı

Yüksek voltaj ve ani elektrik kesintileri nedeniyle buzdolabı, kombi, televizyon gibi cihazları yanan vatandaşların yasal hakları nelerdir? Dağıtım şirketlerinin 'kusursuz sorumluluk' ilkesi çerçevesinde tazminat ödeme yükümlülükleri, başvuru süreleri ve görevli mahkemelere dair tüm detayları uzman perspektifiyle inceledik.

Hukuki Dayanaklar ve Dağıtım Şirketlerinin Kusursuz Sorumluluğu

Şehir şebekesinde meydana gelen ani voltaj dalgalanmaları, plansız kesintiler ve yüksek gerilim neticesinde ortaya çıkan cihaz hasarları ile ticari kayıplarda hukuki sorumluluğun sınırları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde çizilmektedir. Elektrik enerjisinin üretimi, iletimi ve dağıtımı süreçlerinde yer alan aktörlerin sorumluluk alanları kanun koyucu tarafından kesin sınırlarla ayrılmış olup, her bir aktör kendi faaliyet alanından doğan zararları tazmin etmekle yükümlüdür.

Tehlike İşletmesi ve Objektif Sorumluluk

Türk hukuk öğretisinde ve yargısal uygulamada, yüksek voltaj ve enerji nakil hatlarının işletilmesi "önemli ölçüde tehlike arz eden faaliyetler" kapsamında değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda, elektrik dağıtım faaliyetlerinden kaynaklanan zararlarda dağıtım şirketlerinin hukuki sorumluluğu kusur şartına bağlı olmayan, objektif bir kusursuz sorumluluk halidir.

Bu sorumluluğun en temel dayanağı (TBK m. 71) hükmüdür. İlgili madde uyarınca, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğması halinde, işletme sahibi ve varsa işleten, zarar görenin uğradığı maddi ve manevi zararları kusurlarından bağımsız olarak gidermekle yükümlüdür:

"Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğması hâlinde, işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur. Bir işletmenin, içerdiği maddeler, kullanılan araçlar veya faaliyetin niteliği göz önünde tutulduğunda, uzman bir kişiden beklenen tüm özen gösterilse bile, sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bu işletme önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme sayılır." (TBK m. 71)

Bu kapsamda, şebekedeki voltaj dalgalanması sebebiyle cihazı yanan veya üretimi duran bir tüketicinin ya da ticari işletmenin, dağıtım şirketinin kusurlu olduğunu ispat etme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Davacının yalnızca şebekedeki enerji dalgalanması ile meydana gelen hasar arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlaması yeterlidir.

Ayrıca, enerji nakil hatları, trafolar ve dağıtım şebekesini oluşturan tüm fiziki unsurlar birer "yapı eseri" niteliğindedir. Bu durum, dağıtım şirketlerinin sorumluluğuna (TBK m. 69) hükmünün de uygulanmasını beraberinde getirir. (TBK m. 69) uyarınca, bir bina veya diğer yapı eseri maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Şebekenin bakımsız kalması, koruma rölelerinin çalışmaması veya nötr hattının kopması gibi teknik eksiklikler, doğrudan yapı malikinin ve işletenin sorumluluğunu doğurur.

Kusursuz sorumluluğun niteliği ve sınırları hususunda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatları yol göstericidir. Dairenin 2014/4403 E. ve 2014/9751 K. sayılı ilamında bu durum şu şekilde analiz edilmiştir:

"Kusursuz sorumluluğun tarihsel gelişimi içinde, modern toplumda teknik süreçlerin karmaşıklığı nedeniyle kusurun tespitinin imkansızlaştığı ve tehlikeli faaliyetten yarar sağlayanların bu faaliyetin neden olduğu zararları gidermekle yükümlü olduğu kabul edilmektedir."

Aynı doğrultuda, işletmenin her türlü özeni gösterse dahi engellemekte zorlanacağı doğa olayları veya dış etkenler, işletmenin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/13829 E. ve 2018/12168 K. sayılı kararında bu ilke net bir şekilde vurgulanmıştır:

"Kuşların tellere teması sonucu çıkan yangınlarda dahi işletmenin her türlü özeni gösterse bile zararı önleyemeyeceği durumlarda kusursuz sorumluluk ilkesi uygulanır."

Bireysel tüketiciler bakımından ise sunulan hizmetin kalitesi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında ele alınmaktadır. Şebekedeki dalgalanmalar nedeniyle standart dışı enerji sunulması, (TKHK m. 13) kapsamında "ayıplı hizmet" olarak nitelendirilir. Tüketici, (TKHK m. 15) uyarınca ayıplı hizmetten kaynaklanan seçimlik haklarını kullanma ve bu ayıbın neden olduğu doğrudan ya da dolaylı her türlü maddi zararın tazminini talep etme hakkına sahiptir.

Müteselsil Sorumluluk Esasları

Elektrik piyasasındaki faaliyetlerin hukuki çerçevesi 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca düzenlenmiştir. Bu kanun kapsamında üretim, iletim, dağıtım ve tedarik faaliyetleri birbirinden ayrıştırılmıştır. Tüketicilerin muhatap olduğu fatura ödeme şirketleri (tedarik şirketleri) ile enerjinin fiziksel olarak taşınmasını sağlayan altyapıdan sorumlu şirketlerin (dağıtım şirketleri) sorumluluk alanları farklıdır.

İletim ve dağıtım hatlarının mülkiyeti ile işletme haklarının farklı kurumlarda bulunması, zararın tazmininde müteselsil sorumluluk esaslarının uygulanmasını gerektirir:

  • TEİAŞ'ın Sorumluluğu: (EPK m. 8 f. 1) uyarınca elektrik iletim faaliyeti Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tekelinde yürütülmektedir. Bu nedenle, yüksek gerilim seviyesindeki ana iletim hatlarından kaynaklanan sistem arızalarında ve bu arızaların yol açtığı yangın veya cihaz hasarlarında sorumluluk TEİAŞ'a aittir.
  • Dağıtım Şirketlerinin Sorumluluğu: (EPK m. 9) uyarınca dağıtım tesislerinin mülkiyeti TEİAŞ’a ait olmaya devam etse de, bu tesislerin işletme hakkı lisans sahibi özel dağıtım şirketlerine devredilmiştir. Bu yasal düzenleme sebebiyle, dağıtım şebekesinden ve yerel hatlardan kaynaklanan zararlarda TEİAŞ ile ilgili lisans sahibi elektrik dağıtım şirketi müteselsilen sorumlu kabul edilmektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2015/1979 E. ve 2016/192 K. sayılı kararında müteselsil sorumluluk ve illiyet bağına dair şu hukuki tespit yapılmıştır:

"Enerji hatlarının yapım ve bakım eksikliğinden kaynaklanan zararlarda illiyet bağının kesilmediği sürece sorumluluğun devam edeceği vurgulanmıştır."

Bu çerçevede, altyapı hatlarının bakımını, onarımını ve teknik kalitesini koruma yükümlülüğü altında olan dağıtım lisansı sahibi şirketler, meydana gelen zararlardan doğrudan doğruya ve altyapı maliki olan TEİAŞ ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaktadır. Zarar gören taraf, tazminat talebini bu sorumlulardan herhangi birine veya her ikisine birden yöneltme hakkına sahiptir.

Başvuru Prosedürü ve Hak Düşürücü Olmayan Süreler

Şehir şebekesinde meydana gelen ani voltaj dalgalanmaları ve plansız elektrik kesintileri sebebiyle cihazları zarar gören tüketicilerin ve ticari işletmelerin tazminat talep edebilmeleri için belirli bir idari ve hukuki prosedürü takip etmeleri zorunludur. Bu süreçte hak kayıplarının önlenmesi, mevzuatta öngörülen başvuru usullerine riayet edilmesine ve gerekli belgelerin eksiksiz şekilde zamanında sunulmasına bağlıdır. Sürecin hukuki zeminini Elektrik Piyasasında Dağıtım ve Perakende Satış Faaliyetlerine İlişkin Kalite Yönetmeliği oluşturmaktadır.

İdari Başvuru Şartları

Elektrik şebekesinden kaynaklanan bir arıza nedeniyle maddi zarara uğrayan kullanıcıların öncelikle idari başvuru şartlarını yerine getirmesi gerekmektedir. Tazminat sürecinin başlatılabilmesi için ilk ve en temel şart, hasar gören aboneliğin bizzat başvuru sahibi adına kayıtlı olmasıdır. Aboneliği kendi adına olan kullanıcılar, arızanın meydana gelmesinin ardından vakit kaybetmeksizin 186 Çağrı Merkezi veya doğrudan ilgili elektrik dağıtım şirketinin Müşteri Hizmetleri Merkezi üzerinden arıza bildiriminde bulunmalı ve arıza kayıt numarasını not etmelidir.

Zararın tazmin edilebilmesi için izlenmesi gereken idari adımlar şu şekildedir:

  • Teknik Servis Raporu Alınması: Cihazlara hiçbir yetkisiz müdahalede bulunulmadan doğrudan yetkili servis çağrılmalı; servisten, arızanın voltaj düşüklüğü, voltaj yükselmesi veya şebeke kaynaklı elektrik dalgalanmasından kaynaklandığını açıkça belirten detaylı bir teknik servis raporu alınmalıdır.
  • Yazılı Başvuru Süresi: (Elektrik Dağıtımı ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliği m. 26) uyarınca, şebeke kaynaklı cihaz hasarlarında zarar gören tüketicinin, hasarın meydana geldiği tarihten itibaren 10 iş günü içinde ilgili dağıtım şirketine yazılı olarak başvurması gerekmektedir. Bazı özel hasar bildirimleri için ise (Elektrik Piyasası Kalite Yönetmeliği) uyarınca 30 günlük bir azami başvuru süresi öngörülmüştür.
  • Delillerin Muhafazası: Yanmış veya hasar görmüş parçalar bilirkişi incelemesine kadar kesinlikle çöpe atılmamalı, muhafaza edilmelidir. Ayrıca tamirat masrafları için proforma teklifler hukuken yeterli kabul edilmediğinden, yetkili servisten kalem kalem işçilik ve parça bedelini gösteren resmi fatura alınmalıdır.

Dağıtım şirketleri, uygulamada genellikle tüketicilerin bu 10 iş günlük süre içerisinde başvuru yapmadığını ileri sürerek tazminat taleplerini usulden reddetmektedir. Ancak yargı içtihatları, yönetmelikte yer alan bu sürenin hak düşürücü bir süre olmadığını net bir şekilde ortaya koymuştur.

"Elektrik Dağıtımı Ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliği m.26 uyarınca öngörülen 10 iş günlük başvuru süresinin emredici olmadığını ve hak düşürücü süre teşkil etmediğini…" (İstanbul BAM 17. HD 2021/2025 E.)

Yukarıda yer alan Bölge Adliye Mahkemesi kararı doğrultusunda, idari başvuru süresinin aşılmış olması tüketicinin dava açma veya Tüketici Hakem Heyetine başvurma hakkını ortadan kaldırmaz. Mahkemeler, sürenin aşılması durumunda başvuruyu usulden reddedemez; işin esasına girerek zarar ile şebeke arızası arasındaki illiyet bağını araştırmak zorundadır.

Öte yandan, ticari işletmeler ve fabrikalar açısından idari süreçte dikkat edilmesi gereken ek bir husus mevcuttur. (6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu) uyarınca işyerlerindeki elektrik tesisatlarının periyodik bakımlarının yaptırılması yasal bir zorunluluktur. Dağıtım şirketine karşı açılacak rücuen tazminat davalarında, davalı şirketin kusur durumunu etkileyen en önemli savunmalardan biri işyerinin periyodik bakım eksikliğidir. Bu nedenle ticari abonelerin, (6331 Sayılı Kanun) kapsamında zorunlu olan periyodik bakım raporlarını başvuru ve dava sürecinde hazır bulundurmaları hayati önem taşımaktadır.

Tazminat Ödeme Takvimi

Dağıtım şirketine usulüne uygun şekilde yapılan yazılı başvurunun ardından, şirketin hasar tespit ve değerlendirme süreci başlar. Dağıtım şirketi, başvurunun kendisine ulaştığı tarihten itibaren teknik ekipleri vasıtasıyla şebeke kayıtlarını ve log dosyalarını inceleyerek arızanın kendi dağıtım sisteminden kaynaklanıp kaynaklanmadığını denetler.

Yönetmelik uyarınca belirlenen tazminat ödeme ve değerlendirme takvimi şu şekilde işlemektedir:

  • Değerlendirme ve Bildirim Süresi: Dağıtım şirketi, başvurunun yapıldığı tarihten itibaren 10 iş günü içerisinde talebi değerlendirerek hasarın şebeke kaynaklı olup olmadığını ve tazminat talebinin kabul edilip edilmediğini kullanıcıya yazılı olarak veya kayıtlı iletişim kanalları üzerinden bildirmek zorundadır.
  • Ödeme Süresi: Yapılan inceleme neticesinde hasarın dağıtım şebekesinden kaynaklandığı tespit edilir ve başvuru haklı bulunursa, dağıtım şirketi tarafından belirlenen rayiç bedel veya fatura edilen onarım tutarı, değerlendirmenin tamamlanmasını takip eden 3 iş günü içinde hak sahibinin bildirdiği vadesiz banka hesabına (IBAN) ödenmelidir.

Eğer dağıtım şirketi şebekede herhangi bir dalgalanma veya arıza kaydı bulunmadığını iddia ederek başvuruyu reddederse, bu aşamadan sonra uyuşmazlığın çözümü için parasal sınırlara göre Tüketici Hakem Heyetlerine veya görevli mahkemelere başvurulması gerekmektedir.

Görevli Merciler ve Güncel Parasal Sınırlar

Elektrik şebekesinden kaynaklanan voltaj dalgalanmaları veya kesintiler neticesinde meydana gelen zararların tazmini sürecinde, uyuşmazlığın hangi mercide çözüleceği ve davanın hangi usul kurallarına tabi olacağı, zarar görenin hukuki sıfatı ile talep edilen tazminat miktarına göre değişkenlik göstermektedir. Yanlış mercide açılan davaların usulden reddedilmesi, hak arama hürriyetini kısıtladığı gibi ciddi zaman ve maliyet kayıplarına yol açmaktadır. Bu nedenle, Tüketici Hakem Heyetleri, Tüketici Mahkemeleri, Asliye Ticaret Mahkemeleri ve Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki görev ayrımının doğru yapılması hukuki sürecin temelini oluşturur.

Tüketici Hakem Heyeti Sınırları

Bireysel abonelerin (konut aboneleri) evlerindeki beyaz eşya, televizyon, kombi gibi cihazların zarar görmesi durumunda başvuracakları ilk merci, uyuşmazlık miktarının yasal sınırlar içinde kalması kaydıyla Tüketici Hakem Heyetleridir. 2026 yılı için Tüketici Hakem Heyetlerine yapılacak başvurularda üst parasal sınır 139.000 TL olarak belirlenmiştir. Bu tutarın altındaki tüm tüketici uyuşmazlıklarında hakem heyetine başvuru zorunludur ve bu sınırın altındaki talepler için doğrudan Tüketici Mahkemesi'nde dava açılamaz.

Tüketici Hakem Heyeti sürecinin en büyük avantajı, yargılama giderlerinin düşük olması ve kararların nispeten hızlı bir şekilde alınmasıdır. Tüketici Hakem Heyeti kararları ortalama 4-6 ay içinde sonuçlanmakta olup, bu kararlar 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu uyarınca mahkeme ilamı gibi icra edilebilir niteliktedir. Yani heyet kararı çıktıktan sonra, dağıtım şirketi ödeme yapmazsa doğrudan icra takibi başlatılması mümkündür. Ancak başvuruda bulunurken yetkili servisten alınan teknik raporun ve faturaların eksiksiz sunulması, bilirkişi incelemesi aşamasında hak kaybına uğramamak adına kritiktir.

Arabuluculuk Dava Şartı

Uyuşmazlık miktarının Tüketici Hakem Heyeti sınırını aşması veya zarar gören tarafın ticari bir işletme olması durumunda yargılama süreci mahkemeler nezdinde devam eder. Bu aşamada, davanın türüne göre "dava şartı arabuluculuk" müessesesi devreye girmektedir.

  • Tüketici Mahkemeleri: 139.000 TL üzerindeki konut aboneliği zararlarında görevli merci Tüketici Mahkemesidir. Bu mahkemelerde dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması bir dava şartıdır. Arabuluculuk aşamasında anlaşma sağlanamazsa, arabuluculuk son tutanağı ile birlikte mahkemeye müracaat edilir.
  • Asliye Ticaret Mahkemeleri: Fabrikalar, ticari işletmeler, oteller veya gıda depoları gibi ticari aboneliklerde meydana gelen cihaz hasarları, üretim durması veya kâr mahrumiyeti gibi zararlarda görevli merci Asliye Ticaret Mahkemesidir. Ticari işletme ve fabrikalardaki zararlarda arabuluculuğun dava şartı olduğu unutulmamalıdır. Özellikle büyük ölçekli sanayi tesislerinde voltaj dalgalanması nedeniyle yaşanan makine arızaları ve buna bağlı operasyonel kayıplar bu mahkemelerin uzmanlık alanına girmektedir.
  • Asliye Hukuk Mahkemeleri: Elektrik arızası veya enerji nakil hatlarındaki teknik yetersizlikler nedeniyle meydana gelen ölümlü kazalar, yaralanmalar ve yangın durumlarında görevli merci Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu tür haksız fiil temelli uyuşmazlıklarda arabuluculuğun isteğe bağlı olduğu ve doğrudan dava açılabileceği kabul edilmektedir. Özellikle yangın sonucu tüm malvarlığını yitiren veya bedensel zarara uğrayan vatandaşlar için bu merci, genel hükümler çerçevesinde tazminat tayini yapmaktadır.

Ayrıca, sigorta şirketlerinin sürece dahil olduğu rücu davalarında da görevli mahkeme ayrımı önem arz eder. Sigorta şirketleri, sigortalısına ödedikleri hasar tazminatını, (TTK m. 1472) uyarınca halefiyet hakkına dayanarak dağıtım şirketinden talep edebilirler. (TTK m. 1472) uyarınca halefiyet hakkına dayanan bu rücu davaları, tarafların sıfatına bakılmaksızın genellikle ticari dava niteliği taşıdığından Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmektedir.

Sonuç olarak; 139.000 TL altındaki tüketici zararları için hakem heyetine, bu sınırın üstündeki tüketici zararları için arabuluculuk şartıyla Tüketici Mahkemesine, ticari zararlar için ise yine arabuluculuk şartıyla Asliye Ticaret Mahkemesine başvurulması yasal bir zorunluluktur. Sürecin her aşamasında, özellikle arabuluculuk görüşmelerinde dağıtım şirketleri tarafından sunulan düşük bedelli tekliflerin değerlendirilmesi ve teknik ispat araçlarının (servis raporu, fatura, log kaydı) doğru tasnif edilmesi, tam tazminatın elde edilmesi bakımından hayati önem taşır.

Yargıtay Kararları ve İspat Sürecinde Kritik Deliller

Elektrik şebekesindeki dalgalanmalar nedeniyle açılan tazminat davalarında, ispat yükü ve delillerin niteliği davanın kaderini belirleyen en temel unsurlardır. Yüksek yargı organlarının yerleşik içtihatları, bu tür uyuşmazlıklarda hem davacı tüketicilerin hem de davalı dağıtım şirketlerinin sorumluluk sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. İspat sürecinde sadece cihazın yanmış olması yeterli görülmemekte, hasarın doğrudan şebeke kaynaklı bir anomaliden (voltaj yükselmesi veya düşmesi) kaynaklandığının teknik verilerle desteklenmesi gerekmektedir.

Husumet İtirazları

Elektrik piyasasındaki çok aktörlü yapı, tüketicilerin tazminat taleplerini kime yönelteceği konusunda sıklıkla hataya düşmesine neden olmaktadır. Elektrik enerjisinin üretimi, iletimi, dağıtımı ve perakende satışı farklı tüzel kişilikler eliyle yürütülmektedir. Uygulamada tüketiciler, faturayı ödedikleri perakende satış (tedarik) şirketine karşı dava açma eğilimindedir. Ancak, şebeke kalitesinden ve voltaj stabilitesinden sorumlu olan merci, ilgili bölgedeki lisans sahibi dağıtım şirketidir.

Yargıtay, bu konudaki hatalı yönlendirmeleri "husumet yokluğu" nedeniyle bozma sebebi saymaktadır:

"Elektrik enerjisinin dağıtımı ve bu süreçte meydana gelen teknik arızalardan kaynaklanan zararların tazmini talebiyle açılan davalarda, husumetin perakende satış şirketine değil, dağıtım hizmetini sunan ve şebeke işletiminden sorumlu olan dağıtım şirketine yöneltilmesi zorunludur. Yanlış şirkete karşı açılan davaların husumet nedeniyle reddi gerekir." (Yargıtay 3. HD 2025/1509 E.)

Bu karar, davanın doğru tarafa yöneltilmesinin hukuki bir zorunluluk olduğunu ve mahkemelerin bu durumu re'sen (kendiliğinden) gözetmesi gerektiğini teyit etmektedir. Yanlış şirkete açılan davalar, haklılık payı ne olursa olsun usulden reddedilme riskiyle karşı karşıyadır.

Teknik İnceleme ve Bilirkişi Raporu

İspat sürecinin kalbi, elektrik mühendisi bilirkişiler tarafından hazırlanan teknik raporlardır. Bu raporlarda iki temel husus incelenir: Hasarın kaynağı ve tesisatın uygunluğu. Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği m. 19 uyarınca, bir abonenin tesisatına enerji verilmiş olması, o iç tesisatın fen ve sanat kurallarına uygun olduğuna dair bir karine teşkil eder. Dolayısıyla, dağıtım şirketlerinin "hasar iç tesisattan kaynaklanmıştır" savunması, somut bir delille desteklenmediği sürece bu madde uyarınca zayıf kalmaktadır.

İspat aşamasında en kritik dijital delil ise şebeke log kayıtlarıdır. Tüketici Hakem Heyeti veya mahkeme dilekçelerinde, olayın yaşandığı zaman dilimine ait enerji akış verilerinin (logların) celbedilmesi mutlaka talep edilmelidir. Dağıtım şirketleri tarafından tutulan bu kayıtlar, o gün ve saatte şebekede bir dalgalanma olup olmadığını objektif olarak ortaya koyar.

Yargıtay, dağıtım şirketlerinin sorumluluğunu "tehlike sorumluluğu" kapsamında değerlendirerek, kusur şartı aramaksızın zararın tazminine hükmetmektedir. Hatta dışsal faktörlerin varlığı dahi bu sorumluluğu her zaman ortadan kaldırmaz:

"Enerji nakil hatlarının işletilmesi başlı başına bir tehlike arz ettiğinden, işletmecinin kusursuz sorumluluğu esastır. Kuşların tellere teması gibi öngörülebilir doğa olayları sonucu meydana gelen arızalarda dahi, işletmenin gerekli koruma önlemlerini alma yükümlülüğü bulunduğundan, illiyet bağı kesilmediği sürece tazminat sorumluluğu devam eder." (Yargıtay 3. HD 2017/13829 E.)

Ancak tazminat miktarı belirlenirken, zarar gören cihazın durumu da titizlikle incelenmektedir. İstanbul BAM 43. HD 2021/402 E. sayılı ilamında vurgulandığı üzere; cihazların kullanım ömrü, periyodik bakımlarının yapılıp yapılmadığı ve amortisman payı hesaplamada dikkate alınmalıdır. Tamamen eskimiş bir cihazın yanması durumunda, cihazın sıfır bedeli üzerinden değil, yıpranma payı düşülmüş rayiç bedeli üzerinden tazminata hükmedilmesi hakkaniyet gereğidir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Yüksek voltaj ve elektrik kesintileri nedeniyle uğranılan zararların tazmini, teknik ve hukuki sürecin titizlikle yönetilmesini gerektirir. Elektrik dağıtım şirketlerinin kusursuz sorumluluğu (TBK m. 71), tüketiciler için güçlü bir koruma kalkanı oluştursa da; doğru şirkete husumet yöneltilmesi, yetkili servisten teknik servis raporu alınması ve 10 iş günü (Kalite Yönetmeliği m. 26) içinde başvuru yapılması hak kaybını önlemek adına hayatidir. 2026 yılı için belirlenen 139.000 TL sınırına dikkat edilerek Tüketici Hakem Heyeti veya mahkeme yoluna başvurulmalı, süreçte mutlaka şebeke log kayıtlarının incelenmesi talep edilmelidir. Nihayetinde, enerji arzının sürekliliği ve kalitesi bir kamu hizmeti olup, bu hizmetin kusurlu sunulmasından doğan her türlü maddi zararın —gıda bozulmasından sanayi makinesi arızasına kadar— giderilmesi yasal bir haktır.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.